Köşe Yazıları
Yaşlılık Geliyorum Demeden…
Sevdiğim yazarlardan olan Ellen Berg’ in ‘’Zur Hölle Mit Seniorentellern!’’ kitabını okuduktan sonra bu yazıyı yazma fikri doğdu. Aslında Ellen Berg, oldukça esprili kitaplar yazar. Bu kitap da öyle idi ancak okuru oldukça düşündürecek bir konu ‘’yaşlılık’’ olduğu için beni çok etkiledi.
Kitabın kahramanı Lissy, 70 yaşında, hayatını oldukça aktif yaşayan trekking’ e giden, dans eden, bağımsızlığına düşkün bir kadın. Bir gece düşüp kalçasını kırınca, 3 kızı aniden onun hayatını temelden değiştirecek bir karar verirler. Hastanedeyken evini boşaltıp daha önceden onun için rezerve ettikleri huzurevine taşırlar. Lissy yürüyemediği ve bakıma muhtaç olduğu için istemese de gitmek zorunda kalır. Kitabın geri kalan kısmı oldukça esprili devam ediyor.
Kitabı bitirdikten sonra kendi kendime düşüncelere daldım. Ben yaşlılığımı nasıl geçirmek istiyordum? Birden Lissy gibi ani bir sürprizle karşılaşmak mı, önceden belirlenmiş bir yaşlılık mı daha uygun olurdu? Şaka bir yana ben de üç çocuk annesiyim ve bu tarz sürprizleri hiç sevmemJ Peki yaşlılık dönemimi nasıl geçireceğime kendim karar verebilir miyim? Ya aklım başımda olmazsa ne yaparım?
Zaman zaman sohbetler arasında şaka yollu, kimseye yük olmak istemediğimi huzurevine gidebileceğimi söylesem de acaba gerçekten isteyeceğim hayat bu mu? Bu konuda derin derin düşününce, bana çok da uygun olmayacağını görebiliyorum. Bağımsızlığına, özel yaşam alanına çok düşkün bir insanım. Kalabalıklar beni rahatsız ediyor kendimi iyi hissetmiyorum. Tabii artık daha özel yaşam alanı sunan daireler de oluyor huzurevi kapsamında. Ev temizliği, yemek, sağlık hizmeti alabiliyorsunuz ancak yine de kendi dört duvarınızda yaşayabiliyorsunuz.
Çocuklarımın evine gitmek ise şu anda gerçekten düşünmek istemediğim bir olasılık. Hem herkesin kendine göre bir yaşam tarzı var, hem de hayat şartları buna her zaman uygun olmayabiliyor.
Peki bu istekleri planlayıp, önceden çocuklarla konuşmak doğru olur mu? Bence çok da güzel olur. Böylece çocuklarımız ani bir kaza veya hastalık durumlarında ne yapacaklarını bilirler ve panik yaşamazlar. Tabii çocuk yazdığıma bakmayın, bu tarz planları konuşmak için çocuklarınızın da belirli bir yaşa gelmiş olması gerekirJ
Kafamda kendim için planladıklarımı genelleştirip madde madde yazdım. Belki benim gibi planlamayı sevenlere bir yardımı dokunabilir:
Önceden Düşünmek ve Karar Vermek:
Nasıl bir yaşlılık istiyorsunuz? Evde mi kalmak, bir bakım evine mi gitmek, yalnız mı yaşamak yoksa çocuklarınızla mı? Nelerden vazgeçebilir, nelerden vazgeçemezsiniz? Sağlık, bağımsızlık ve sosyal çevre gibi konuları netleştirmek önemli. Tabii bu seçimlerin maddi yönünü de önceden planlamak, o an geldiğinde sıkıntı yaşanmasını engeller.
Açık ve Erken İletişim:
Çocuklarınızla erken yaşta bu konuyu açık açık konuşmalısınız. Beklentilerinizi, korkularınızı ve tercihlerinizi anlatmalısınız. Böylece onlar da zamanı geldiğinde şaşırmazlar ve sizin ne istediğinizi bilirler. Hatta tüm seçimi onlara bırakmadığınız için mutlu bile olabilirler. Zira en zor karar, bir insanın hayatı hakkında alınan karardır.
Resmi Belgeler Hazırlamak:
Vasiyet, vekâletname (özellikle sağlık ve finansal konularda), bakım planı gibi belgeler düzenleyebilirsiniz. Bu belgeler, çocuklarınızın da elini kolaylaştırır. Belge olunca, uygulama şansı artar. Hatta arzu edilen cenaze bile önceden planlanabilir.
Onların da Fikirlerini Almak:
Çocuklarınızın hayat şartlarını da göz önünde bulundurmak önemli. Onlar da kendi hayatlarına göre bir denge kurmaya çalışacaklar. Empati kurarak ortak bir plan geliştirmek uzun vadede daha sağlıklı olur.
Alternatif Planlar Yapmak:
Hayat her zaman planlandığı gibi gitmeyebilir. Bunu kabul edip esnek birkaç alternatif plan oluşturmak lazım. Beklenmeyen durumlarda ne yapılacağı ailece konuşulup karara varılabilir.
Çocuklarla Nasıl Konuşmalı?
Doğru zamanı seçin
Konuşmak için sakin bir zaman ayarlayın. Bir bayram günü kalabalığında değil, mesela bir pazar kahvaltısından sonra ya da özel bir buluşmada. Herkesin rahat olduğu bir anda konuşmak hem konsantre olmayı, hem de fikir alışverişini kolaylaştırır.
Konuya sevgi ile, yumuşak bir giriş yapın
Direkt “Ben yaşlanınca ne olacak?” demek yerine şöyle bir giriş yapabilirsiniz:
„Ben sizinle gelecekteki hayatımla ilgili birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bunu şimdiden konuşursak, herkesin içi rahat eder diye düşünüyorum.“
İstekleri açıkça ifade edin
Net ama yumuşak bir dille:
„Yaşlandığımda mümkün olduğunca kendi evimde yaşamak isterim.“
veya
„Eğer sağlığım kötüleşirse, profesyonel bir bakım evinde olmaktan rahatsızlık duymam.“
Önceliklerinizi anlatın
Size en önemli gelen şeyleri vurgulayın:
- Bağımsızlık mı önemli?
- Aile ile birlikte olmak mı?
- Sağlık ve güvenlik mi?
Örnek:
„Benim için bağımsızlık önemli. Ancak güvende hissetmediğim bir durumda yardım istemekten çekinmem.“
Düşüncelere saygı duyun
Sadece kendi isteklerinizi belirtmekle kalmayın, onların da fikirlerini alın:
„Siz de bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bana destek olabileceğiniz bir planı birlikte oluşturmak isterim.“
Bu şekilde yapılacak konuşmalar hem çocuklarınızı bir şeye zorlamadığınızı, hem de kararlarınıza onları da ortak ettiğinizi hissettirir.
İsterseniz ilerleyen zamanda bir sağlık vekâletnamesi, bakım isteklerini içeren bir yazı veya vasiyet gibi şeyleri resmi hale getirebilirsiniziz.
Konuşmada bunu da yumuşak bir dille söyleyebilirsiniz:
„Belki ileride bazı belgeleri de hazırlayabiliriz ki işler kolaylaşsın.“
Teşekkür ve güven
Konuşmayı şöyle bitirmek güzel olur:
„Bunu sizinle konuşabildiğim için çok mutluyum. Sizi zor durumda bırakmak istemem. Sadece birbirimize güvenebileceğimizi bilmek bana yetiyor.“
Aile bireyleri ve çocuklarımız bu konuda karmaşık hisler içinde olabilir; ki bu da çok normaldir. Hiç bir çocuk ebeveyninin ölüm veya yaşlılık zamanını düşünmek istemez. Ama yaşlılık ve ölüm de hayat kadar gerçek şeyler ve bu hayatı nasıl planlıyorsak, bu dönemleri de planlamamız kadar doğal bir şey olamaz.
Peki yaşlılığı planladık ama bu iki ayağımızın üzerinde durabildiğimiz, günlük yaşamımızı olabildiğince sürdürebildiğimiz durumlar için geçerli. Peki ya halk arasında bunama olarak tabir edilen bir durumda olursak? Artık kendimizi ve çevremizi tanıyamayacak hale gelirsek? Bu durumda da yaşamak ister miyiz?
Çok sevdiğim, hayatı severek yaşayan, neşeli bir komşumuz 90 yaşlarının üzerinde Alzheimer oldu. Son yıllarını kim olduğunu, çevresindekilerin kim olduğunu bilmeden geçirdi. Ve bu durum gerçekten 5-6 yıl gibi uzun bir süre bu şekilde devam etti. Şu andan düşününce, böyle bir duruma gelirsem yaşamak istemem gibi geliyor. O halde hayatta olup olmamamın da ne kendime, ne aileme bir faydası olur diye düşünüyorum.
Peki bu durumda özgürce ölümü seçebilir miyim? Yanıtı: Evet!!! Henüz aklınız başınızdayken buna karar verdiyseniz, iyileşme şansı olmayan hastalık veya bunama gibi bir durumda kendi iradenizle erken ölümü seçebilirsiniz. Yıllarca eziyet çekmek ve başkalarına muhtaç olarak yaşamak mı, bir iğne olup veya bir ilaç alıp saniyeler içinde huzurla ölmek mi derseniz ikincisini seçerim kendi adıma.
İsviçre’ de bu işlemi gerçekleştiren pek çok yasal kuruluş var. Sizlerle birkaçının linklerini ve şartlarını özetle paylaşmak isterim:
Dignitas – To live with dignity – To die with dignity
Web sitesi: www.dignitas.ch
Merkez: Zürih, İsviçre
Özellikleri: Uluslararası üyelik kabul eder; hem İsviçre vatandaşlarına hem de yabancılara hizmet sunar. Tıbbi belgeler, psikolojik değerlendirme ve etik onay süreçleri içerir.
EXIT – Schweizerische Gesellschaft für Humanes Sterben
Web sitesi: www.exit.ch
Merkez: Zürih ve Romandie (Fransızca konuşulan bölge)
Özellikleri: Sadece İsviçre vatandaşlarına ve uzun süreli ikamet edenlere hizmet verir. Üyelik sistemiyle çalışır; etik ve tıbbi kriterler arar.
Lifecircle
Web sitesi: www.lifecircle.ch
Merkez: Basel, İsviçre
Özellikleri: Hem İsviçre vatandaşlarına hem de yabancılara hizmet sunar. Tıbbi belgeler, psikolojik değerlendirme ve etik onay süreçleri içerir.
Pegasos Swiss Association
Web sitesi: www.pegasos-association.com
Merkez: Basel, İsviçre
Özellikleri: Uluslararası başvuruları kabul eder. Daha hızlı ve sade bir süreç sunmayı amaçlar. Tıbbi belgeler ve etik onay süreçleri içerir.
Başvuru Süreci Hakkında Genel Bilgiler
Bu kuruluşlara başvururken genellikle aşağıdaki adımlar izlenir:
İlk İletişim: Kuruluşun web sitesinden veya e-posta yoluyla başvuru yapılır.
Tıbbi Belgeler: Başvuru sahibinin sağlık durumu ile ilgili belgeler talep edilir.
Değerlendirme: Tıbbi ve psikolojik değerlendirmeler yapılır.
Onay Süreci: Etik komite veya ilgili kurul tarafından başvuru değerlendirilir.
Planlama: Onay sonrası, süreçle ilgili detaylar planlanır.
Önemli Notlar
Yasal Durum: İsviçre’de yardımlı ötenazi belirli yasal çerçeveler içinde mümkündür. Ancak, her başvuru bireysel olarak değerlendirilir ve kabul edilip edilmeyeceği kuruluşun kriterlerine bağlıdır.
Psikolojik Destek: Bu tür kararlar ciddi psikolojik etkiler yaratabilir. Profesyonel destek almak önemlidir.
Aile ve Yakınlar: Sürece aile bireylerinin veya yakınların dahil edilmesi, duygusal destek açısından faydalı olabilir.
Eğer bu kuruluşlardan birine başvurmayı düşünüyorsanız, doğrudan resmi web siteleri üzerinden iletişime geçmeniz en doğru adım olacaktır. Her kuruluşun başvuru kriterleri ve süreçleri farklılık gösterebilir.
Önemli not: Bu linkler sadece bilgi verme amaçlı olup, reklam niteliği taşımamaktadır.
Hayatı planladığımız gibi, hayatın sonunu planlamak da hakkımız. Umarım yazım hayatının kontrolünü son ana kadar elinde tutmayı sevenlere bir rehber niteliğinde olmuştur.
Bu arada Ellen Berg’ in kitabını okumak isterseniz aşağıya linkini bırakıyorum:

- Bu yazıda bir adet Amazon affiliate linki bulunmaktadır.
Köşe Yazıları
Ayrı Ev, Ortak Hayat: Bugünün Nafakasını Korurken Yarının Emekliliği Kaybedilir mi?
http://instagram.com/cemil_baysal
E-Mail: info@isvicreninsesi.ch
Ayrı Ev, Ortak Hayat: Bugünün Nafakasını Korurken Yarının Emekliliği Kaybedilir mi?
Yazan: Cemil Baysal
Geçen gün, evli çiftlerin AHV emekliliğinde iki ayrı maaşın neden “1+1” değil de en fazla “1,5” ettiğini yazmıştım. Yazının ardından çok sayıda kadın ve erkek okurum mesaj gönderdi.
Resmen evli olduğu hâlde ayrı yaşayanlar, boşananlar, dul kalanlar ve halk arasında “sevgili” ya da “dost hayatı” denilen nikâhsız birliktelik yaşayanlar aynı soruyu sordu:
“Bizim durumumuz ne olacak? Bunu da araştırıp yazarsanız seviniriz.”
Ben de konuyu araştırdım; hukukçular ve sosyal güvenlik uzmanlarıyla görüştüm, AHV ve Pensionskasse kurallarını, İsviçre Medeni Kanunu’nu ve Federal Mahkeme kararlarını inceledim.
Baştan söyleyeyim: Halk arasında “Anayasa maddesi” deniliyor ancak bu konuların büyük bölümü İsviçre Anayasası’ndan çok Medeni Kanun, AHV Kanunu ve emeklilik mevzuatıyla düzenleniyor.
Araştırmanın sonunda gördüm ki insanın özel hayatında kendisini nasıl tanımladığından çok, resmî medeni durumu ve fiilen nasıl yaşadığı önem taşıyor. Fakat kâğıt üzerindeki durumla gerçek hayat her zaman aynı olmayınca, hukuk açısından gri alanlar da ortaya çıkıyor.
“Getrennt yaşıyoruz” demek boşanmış olmak değildir
Eşler farklı evlerde yaşıyor ancak boşanma kararı bulunmuyorsa hukuken evlilik devam eder. Günlük hayatta “getrennt” denilse de bu kişiler hâlâ evlidir.
Bu ayrım yalnızca nüfus kaydıyla ilgili değildir. AHV, Pensionskasse, mal paylaşımı ve miras açısından ciddi sonuçları vardır.
İsviçre Medeni Kanunu’nun 122. maddesine göre evlilik döneminde edinilen ikinci sütun emeklilik hakları, kural olarak boşanma sırasında paylaşılır. Hesaplama açısından yalnız fiilî ayrılık tarihi değil, boşanma sürecinin resmen ne zaman başlatıldığı da önem taşır.
Dolayısıyla “On yıldır ayrı yaşıyoruz, artık birbirimizin emeklilik birikimiyle ilgimiz yok” düşüncesi her zaman doğru değildir. Boşanma gerçekleşmediği sürece bazı hukuki bağlar işlemeye devam eder.
AHV’de ise evlilik yıllarında elde edilen gelirler, boşanmadan sonra “splitting” yoluyla iki eş arasında yarı yarıya paylaştırılır. Federal Sosyal Sigortalar Dairesi de boşanmanın birinci ve ikinci sütuna etkisini açıkça anlatıyor.
“Neden yeniden evleneyim, nafakam kesilir”
Araştırma sırasında en fazla karşılaştığım cümlelerden biri şuydu:
“Neden yeniden evleneyim? Evlenirsem eski eşimden aldığım nafaka kesilecek.”
Bu sözün hayatın içinde bir karşılığı var. Çok sayıda kadından benzer ifadeler duydum. Bazılarının yeni bir erkekle ciddi ilişkisi bulunuyor. Partnerinin evine düzenli olarak gidiyor, orada geceliyor, birlikte tatile çıkıyor ve hayatın masraflarına katkıda bulunuyor. Ancak adresini taşımıyor, ortak hesap açmıyor ve ilişkiyi resmîleştirmiyor.
Bunu kimseyi suçlamak veya yargılamak için yazmıyorum. Duyduğum, gördüğüm ve toplum içinde konuşulan bir gerçeği aktarıyorum.
Fakat burada çocuk nafakasıyla eski eşe ödenen şahsi nafakayı birbirinden ayırmamız gerekiyor.
Çocuk nafakası çocuğun hakkıdır. Annenin veya babanın yeni bir ilişkiye başlaması ya da yeniden evlenmesi, çocuk nafakasını kendiliğinden sona erdirmez.
Eski eşe ödenen şahsi nafaka ise farklıdır.
Kanun ne diyor?
İsviçre Medeni Kanunu’nun 130. maddesinin ikinci fıkrasına göre taraflar başka bir düzenleme yapmamışsa şahsi nafaka hakkı yeniden evlenmeyle sona erer.
“Evlenmezsem nafaka kesinlikle devam eder” düşüncesi ise tam olarak doğru değildir.
Medeni Kanun’un 129. maddesi, koşullarda önemli ve kalıcı bir değişiklik meydana gelirse mahkemenin nafakayı azaltmasına, kaldırmasına veya belirli bir süre askıya almasına imkân tanıyor.
Yeni ilişki istikrarlı, kapsamlı ve evlilik benzeri bir hayat ortaklığına dönüşmüşse mahkeme bunu “nitelikli konkubinat” olarak değerlendirebilir.
Federal Mahkemeye göre yalnız cinsel veya duygusal ilişkinin bulunması yeterli değildir. İlişkinin duygusal, fiziksel ve ekonomik yönleriyle kapsamlı bir hayat ortaklığı oluşturup oluşturmadığına bakılır. Mahkeme değerlendirmeyi tek bir fotoğraf veya ödeme üzerinden değil, koşulların tamamına göre yapar. Bu yaklaşım BGE 138 III 97 ve 5A_760/2012 sayılı kararlarda görülüyor.
Eski eş ilişkiyi duyarsa nafakayı durdurabilir mi?
Eski eş, kadının başka bir erkekle ciddi ilişki yaşadığını görür veya duyarsa mahkemeye başvurabilir. Nafakanın kaldırılmasını, azaltılmasını veya askıya alınmasını isteyebilir.
Ancak “Onu başka bir erkekle gördüm” diyerek ödemeyi kendiliğinden durduramaz. Mahkeme kararı olmadan nafakayı keserse birikmiş borç, faiz ve icra takibiyle karşılaşabilir.
İspat yükü de kural olarak nafaka ödeyen taraftadır. Son dönemdeki 5A_813/2025 sayılı Federal Mahkeme kararında da nitelikli bir birliktelik iddiasının yeterli biçimde ortaya konulması gerektiği görülüyor.
Birlikte yenilen birkaç yemek, ortak tatil, sosyal medyadaki fotoğraflar veya zaman zaman aynı evde kalmak tek başına kesin kanıt sayılmaz.
Mahkeme ilişkinin ne kadar süredir devam ettiğine, tarafların günlük hayatı ne ölçüde paylaştığına, zamanlarının çoğunu nerede geçirdiğine, ekonomik dayanışmaya, hastalık ve zor günlerde birbirlerine destek olup olmadıklarına ve çevrelerinde bir çift olarak nasıl yaşadıklarına bakabilir.
Herkesin bildiği ancak kanıtlanması zor olan durumlar
Burada normal vatandaşın gördüğü hayatla mahkemenin önündeki dosya bazen birbirinden ayrılıyor.
Çevremizde şunu duyuyoruz: Kişi resmî adresini kendi evinde veya başka bir yerde tutuyor ama zamanının büyük bölümünü partnerinin yanında geçiriyor. Masraflar paylaşılmasına rağmen ödemeler nakit yapılıyor. Ortak hayat sürülüyor fakat bunun yazılı bir sözleşmesi, ortak hesabı veya resmî kaydı bulunmuyor.
Bunların kullanılan yöntemler olduğu biliniyor. Fakat hukuk açısından “biliniyor olması” yetmiyor; ispatlanması gerekiyor.
Hukuk insanların zihnini okuyamaz. Mahkeme söylentiyle değil, hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle karar verir. Ayrı adres, belgesiz nakit katkı ve resmî kaydın bulunmaması delil zincirini zayıflatabilir. Bu nedenle hayatın gerçeği mahkeme dosyasına aynı açıklıkla yansımayabilir.
Bu durum yasaların tamamen habersiz olduğu anlamına da gelmez. Mahkeme yalnız ikamet belgesine veya banka hesabına bakmak zorunda değildir. Tanık anlatımları, düzenli yaşam biçimi, kişisel eşyaların bulunduğu yer, uzun süreli karşılıklı bakım, açıklanamayan gider değişiklikleri ve başka hukuka uygun emareler birlikte değerlendirilebilir.
Buna karşılık yalnız şüphe, kıskançlık, komşudan duyulan söz veya birkaç fotoğraf da yeterli olmamalıdır.
Kısacası:
Kanıt bırakmamak hukuki güvence değildir. Ancak kanıtlanamayan iddia da nafakayı otomatik olarak sona erdirmez.
Bu bir “açık” mı, hile mi?
İsviçre Medeni Kanunu’nun 2. maddesi, hakların dürüstlük kurallarına uygun kullanılmasını ister ve açıkça kötüye kullanılan bir hakkın hukuk düzeni tarafından korunmayacağını belirtir.
Bir kişinin sırf nafakayı kaybetmemek amacıyla gerçek hayat ortaklığını sistemli biçimde farklı göstermesi ispatlanabilirse “hakkın kötüye kullanılması” tartışması doğabilir.
Fakat her ayrı adres, her nakit ödeme ve her nikâhsız ilişki otomatik olarak hile değildir. İnsanların ekonomik, ailevi veya kişisel sebeplerle ayrı evlerde yaşaması mümkündür. Bu nedenle mahkeme yalnız “neden evlenmediler?” sorusuna değil, gerçekte nasıl bir hayat sürdüklerine bakar.
Ayrıca yeni partner masrafların tamamını karşılamıyor, kadın da her gidere yarı yarıya katılıyor olabilir. Bu durum ilişkinin ekonomik dayanışma taşımadığı anlamına gelmez. Nitelikli birliktelik için mutlaka erkeğin kadını tamamen geçindirmesi gerekmez. Önemli olan tarafların birbirlerine karşı kapsamlı ve kalıcı bir hayat dayanışması kurup kurmadığıdır.
Elden para vermek kadının kendisi için de risk
Konunun genellikle konuşulmayan tarafı budur.
Kadın partnerinin evinde kalıyor; kiraya, markete, tatile, mobilyaya ve hatta mortgage ödemelerine elden katkı sağlıyor olabilir. Ancak kendi adına hiçbir belge düzenlenmiyorsa ilişki bittiğinde bu paraları verdiğini kanıtlamakta zorlanabilir.
Bugün “Banka kaydı olmasın” düşüncesiyle elden verilen para, yarın “Ben bu eve yıllarca katkıda bulundum” denildiğinde sahibini korumayabilir.
Tapuda adı yoksa, ortak mülkiyet kurulmamışsa, borç kabulü veya yazılı katkı anlaşması bulunmuyorsa yıllarca ödenen para kira ya da günlük gider kabul edilebilir. Partner öldüğünde mirasçılar “Böyle bir ödeme yapılmadı” diyebilir. İlişki sona erdiğinde de paranın geri alınması güçleşebilir.
Yani görünmezliğin iki tarafı bulunuyor: İlişki nafaka dosyasında görünmeyebilir ancak kadının yeni ilişkideki emeği ve parası da hukuk önünde görünmez hâle gelebilir.
AHV’de eşin ödediği prim ne zaman geçerli?
AHV Kanunu’nun 3. maddesinin üçüncü fıkrasına göre çalışmayan evli kişinin primi, çalışan eş en az iki asgari prim tutarında AHV ödemişse ödenmiş kabul edilebilir.
Ancak bu kural yalnızca evlilik bağı nedeniyle uygulanır. Yeni bir partnerin ödediği AHV primi, nikâhsız yaşadığı kadının veya erkeğin primini karşılamaz.
Boşanmadan sonra çalışmayan kişi, eski eşinin prim ödemesinden yararlanamaz. Emeklilik yaşından önce dul kalan ve çalışmayan kişi de kendi prim durumunu AHV kasasıyla kontrol etmelidir.
AHV’de bir yıllık prim boşluğu, emeklilik aylığında genel olarak en az yüzde 2,3 oranında kalıcı kesintiye yol açabilir. Bu nedenle herkesin ücretsiz IK hesap dökümü istemesi önemlidir. AHV/IV Bilgi Merkezi, emekli aylığının prim yılları ve ortalama gelir üzerinden hesaplandığını açıklıyor.
“1+1 neden 1,5 ediyor?”
Evli çiftlerin iki bireysel AHV aylığının toplamı, AHV Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca azami bireysel aylığın yüzde 150’sini geçemiyor. Buna “plafonlama” deniyor.
Ancak yalnız farklı adreslerde yaşamak, kişiyi otomatik olarak boşanmış saydırmaz. Mahkeme tarafından düzenlenmiş ayrı yaşama kararı ve ortak hanenin hukuken kaldırılıp kaldırılmadığı önem kazanabilir. Bu nedenle yıllardır ayrı yaşayan evli çiftlerin AHV kasasından kendi dosyalarına ilişkin yazılı değerlendirme istemeleri gerekir.
Boşanma gerçekleştiğinde ise iki kişinin aylığı ayrı ayrı hesaplanır ve evli çiftler için uygulanan ortak yüzde 150 sınırı artık aynı şekilde uygulanmaz.
Dul kalanla boşanan kadının durumu aynı değil
Eşi vefat eden kadın, şartları karşılıyorsa AHV dul aylığı alabilir. Evlilik resmen sürdüğü için ayrı yaşanmış olması tek başına eş sıfatını ortadan kaldırmaz.
Boşanmış kadının eski eşi vefat ettiğinde ise çocukların bulunması, evliliğin en az on yıl sürmesi, boşanma yaşı ve en küçük çocuğun yaşı gibi şartlar aranır.
Kişi hem kendi yaşlılık aylığına hem de dul aylığına hak kazanıyorsa iki aylık birlikte ödenmez; karşılaştırma yapılarak yüksek olan esas alınır. Güncel şartlar AHV’nin dul ve yetim aylıkları açıklamasında yer alıyor.
Nikâhsız partner ise birlikte kaç yıl yaşamış olursa olsun AHV’den otomatik dul aylığı alamaz.
Pensionskasse ve 3a’da görünmeyen ilişkinin bedeli
İkinci sütunda nikâhsız partnere ölüm aylığı verilip verilmeyeceği ilgili Pensionskasse’nin yönetmeliğine bağlıdır. Bazı kasalar en az beş yıllık birliktelik veya ortak çocuğun bakımını şart koşar. Partnerin önceden yazılı olarak bildirilmesi de istenebilir. Federal Sosyal Sigortalar Dairesinin açıklaması, nikâhsız partner hakkının emeklilik kasası yönetmeliğinde bulunması gerektiğini belirtiyor.
İlişki nafakanın kaybedilmemesi amacıyla tamamen kayıtsız tutulmuşsa, partner öldüğünde “Beş yıldır hayat arkadaşıydım” iddiasını Pensionskasse’ye kanıtlamak da zorlaşabilir.
3a’da ise hayatta kalan yasal eş öncelikli hak sahibidir. Boşanma tamamlanmamışsa ayrı yaşanan eş hâlâ ilk sırada bulunabilir. Nikâhsız partner ancak belirli koşullarla sonraki grupta yer alabilir. Yararlanıcı sırası BVV 3 düzenlemesi ve BSV açıklamasında gösteriliyor.
Miras konusunda duygular değil, belgeler konuşur
Nikâhsız partner yasal mirasçı değildir. Yirmi yıllık birliktelik bile tek başına otomatik miras hakkı doğurmaz.
Buna karşılık boşanma kesinleşmemişse ayrı yaşanan eş hâlâ hukuki eş konumunda olabilir. Yeni partnerle hayat paylaşılmış olsa da vasiyetname, miras sözleşmesi ve gerekli yararlanıcı düzenlemeleri yapılmadıysa mallar beklenmeyen kişilere gidebilir.
Bu nedenle birlikte yaşayan çiftlerin en azından ortak gider ve mülkiyet sözleşmesi, vasiyetname, hasta talimatı, temsil yetkisi ve Pensionskasse partner bildirimi hazırlaması gerekir.
Benim bu araştırmadan çıkardığım sonuç şu:
İnsanlar yeniden sevebilir, nikâh yapmadan yaşayabilir ve kendi hayatları hakkında diledikleri kararı verebilir. Ancak gerçek hayatı yalnız nafaka devam etsin diye resmî kayıtlardan tamamen farklı göstermenin gelecekte bir bedeli olabilir.
Çünkü görünmeyen ilişki yalnız mahkemeden değil; AHV’den, Pensionskasse’den, miras hukukundan ve gerektiğinde kişinin kendi maddi haklarından da görünmez hâle gelir.
Bugünün nafakasını korumaya çalışırken yarının emekliliğini, mirasını ve yıllarca elden verdiğiniz parayı kaybetmeyin. Sevgiyle hayat paylaşılır; fakat haklar çoğu zaman belgeyle korunur.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Nafaka kararının içeriği, ilişkinin niteliği, çocukların durumu ve emeklilik kasası yönetmeliği sonucu değiştirebilir. Somut olaylarda aile hukuku uzmanı ile AHV/Pensionskasse danışmanından kişisel değerlendirme alınmalıdır.


Köşe Yazıları
Zamanın Değişen Yüzü, Değişmeyen Ağırlığı
Yazı: instagram > Cemil Baysal
Cemil Baysal instagram Cemil Baysal
Tarihin sayfaları bazen tek bir kareye sığar ve o kareler, bugün sosyal medyanın hızlı akışında aniden gözümüzün önüne düşerek kelimelerin anlatmakta yetersiz kaldığı derin bir insanlık gerçeğini yüzümüze çarpar. Sırtında taşıdığı yükün yalnızca fiziksel bir ağırlık değil, bir dönemin inşa ettiği hiyerarşik düzen olduğunu anlatan o bakışlar; insan onurunun, gücün ve sömürünün kesiştiği o kırılgan çizgiyi gözler önüne seriyor.
Bugünün dünyasında önceki kuşaklardan Z ve Alfa nesline kadar hangi harfle ya da isimle tanımlanırsa tanımlansın, yeni nesillerin çoğu o dönemlerin doğrudan tanığı değil; o günlerin ağırlığını ve sömürünün çıplak acısını tam olarak bilmiyor.
Peki bugün, bir asır sonra ne değişti?
Aradan geçen koca bir yüzyılda yöntemler inceldi, kullanılan araçlar dijitalleşti ve modern dünyanın vitrini göz alıcı bir estetikle donatıldı. Ancak en büyük yanılsama da tam burada başlıyor: Politikacıların kürsülerden dillerinden düşürmediği o süslü hak, hukuk ve adalet güzellemeleri; sahaya, sokaklara ve mazlum coğrafyaların gerçekliğine indiğinde koca bir sessizliğe ve uygulanmayan vaatlere dönüşüyor. Kağıt üzerinde parlatılan evrensel ilkeler, küresel çıkarların ve güç dengelerinin karşısında yine ilk feda edilen değerler oluyor.
Dün bedenleri ezen açık sömürünün yerini, bugün modern dünyanın görünmeyen yükleri aldı. Küresel refah dengesizliklerinin ve sessiz emeğin omuzlarında yükselen o konfor, artık algoritmaların, yapay zekânın ve veri madenciliğinin biçimlendirdiği yeni bir tahakküm düzeniyle iç içe geçiyor. Siyasetin ve gücün dili ne kadar medeni, teknolojinin vitrini ne kadar kusursuz görünürse görünsün; birilerinin rahatı için birilerinin görünmez yükler taşımak zorunda kaldığı o adaletsiz düzen sadece kabuk değiştirerek varlığını koruyor.
Geçmişin bu derin yarasına bakarken kuru bir öfke üretmek yerine köklü bir vicdan muhasebesi yapmak gerekiyor. Medeniyet; süslü siyasi nutuklarla, gökdelenlerin yüksekliğiyle, algoritmaların işlem kapasitesiyle veya teknolojinin hızıyla değil; insanın insanı ezmediği, hiçbir insanın bir başkasının basamağı haline gelmediği samimi bir adalet ve ortak vicdan inşa edebilmekle ölçülür. Dünün sırtlara yüklenen açık acılarına bakıp bugünün görünmeyen, dijitalleşen ve maskelenen eşitsizliklerini kalbimizle hissedebildiğimiz gün, insanlık asıl sınavını vermiş olacak.
#İnsanOnuru#KüreselEşitsizlik#Adalet#HumanDignity#GlobalInequality
Gündem
İsviçre’de “Evlilik Cezası”: Emeklilikte İki Artı İki Neden Dört Etmiyor?
Çalışırken 1+1=2; emeklilikte ise evli çiftler için 1+1=1,5 ediyor.
Cemil Baysal http://instagram.com/cemil_baysal
40 yılı aşkın süredir İsviçre’de yaşıyorum. Bu ülkenin düzenini, refahını ve güçlü sosyal devlet anlayışını yakından biliyorum. Amacım kesinlikle İsviçre’yi kötülemek değil; iyi işleyen bu sistemin içinde yıllardır tartışılan, insanları mağdur eden bir adaletsizliğe dikkat çekmek.
Bazen çevremdeki emeklilerle oturup sohbet ederken açıkça soruyorum:
“Bu hayat pahalılığında nasıl geçiniyorsunuz?”
Cevap neredeyse her zaman aynı:
“Her şeyden tasarruf ediyoruz. Boğazımızdan kısıyor, sosyal hayattan vazgeçiyor ve her kuruşun hesabını yapıyoruz…”
Bu sıkıntı yalnızca İsviçre’ye özgü değil. Almanya, Hollanda ve Avrupa’nın birçok ülkesinde insanlar, emeklilik yaşı yaklaşırken Türkiye, İspanya, Yunanistan veya Tayland gibi yaşam maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelere taşınma planları yapıyor.
Ancak ülke değiştirmek de sanıldığı kadar kolay değil. Vergilendirme ve sağlık sigortası koşulları gidilecek ülkeye, vatandaşlığa ve ikili anlaşmalara göre değişiyor. İsviçre’de geçimini sağlayamayan emeklilere verilen Ergänzungsleistungen ise yurt dışına taşınıldığında devam etmiyor.
İnsanlar böylece İsviçre’deki yüksek yaşam maliyetleri ile yurt dışında kaybedecekleri sosyal güvenceler arasında kalıyor. İnsanın gençliğini, emeğini, vergisini ve primini verdiği ülkeden yaşlılığında geçinememe korkusuyla ayrılmayı düşünmesi ne kadar acı!
Prim Alırken İki Kişi, Aylık Öderken Bir Buçuk Kişi
İsviçre’de yıllardır siyasetin gündeminden düşmeyen bir sorun var:
“Heiratsstrafe”, yani evlilik cezası.
Karı koca çalışma hayatları boyunca ayrı ayrı çalışıyor ve kazançları üzerinden ayrı ayrı AHV primi ödüyor. Primler maaş bordrolarından kesilirken her iki eş de bağımsız birer sigortalı olarak değerlendiriliyor.
Başka bir ifadeyle, primler alınırken kadın da erkek de ayrı birer kişi. Ancak emeklilik zamanı geldiğinde evli çiftin toplam AHV aylığı yüzde 150 tavanıyla sınırlandırılıyor.
Sistem prim toplarken eşleri iki kişi, emekli aylığını öderken adeta bir buçuk kişi olarak görüyor.
Matematik Ortada: Rakamlar Ne Söylüyor?
2026 itibarıyla rakamlar şöyle:
- Tek kişi için azami AHV aylığı: 2.520 CHF
- Nikâhsız yaşayan iki kişinin toplam azami aylığı: 5.040 CHF
- Resmî evli çiftin toplam azami aylığı: 3.780 CHF
| Medeni durum | Kişi başına azami aylık | İki kişinin toplam azami aylığı |
|---|---|---|
| Nikâhsız birlikte yaşayan | 2.520 CHF | 5.040 CHF |
| Resmî evli çift | Oransal olarak sınırlandırılır | 3.780 CHF |
İki hane arasındaki azami fark ayda tam 1.260 CHF.
Aralık 2026’da ilk kez ödenecek 13. AHV aylığı da hesaba katıldığında, yıllık azami fark 16.380 CHF’ye ulaşacak.
Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir: Bu rakamlar, her iki kişinin de azami AHV aylığına hak kazandığı örnek için geçerlidir. Eksiksiz prim ödemiş olmak tek başına azami aylığı garanti etmez. AHV aylığı; prim süresi, çalışma hayatındaki ortalama gelir ile eğitim ve bakım kredilerine göre hesaplanır.
Ancak şartları aynı olan iki çift arasında yalnızca resmî nikâh nedeniyle böylesine büyük bir fark oluşması adil midir?
Gerekçe olarak evli çiftlerin aynı evde yaşadığı ve giderlerini paylaştığı söyleniyor. Fakat nikâhsız çiftler de aynı çatıyı, kirayı, mutfağı, elektriği ve ısınma giderlerini paylaşıyor.
Onlar iki ayrı kişi kabul edilirken, evli çiftler neden bir buçuk kişi sayılıyor?
Vergideki “Evlilik Cezası” İçin Halk Kararını Verdi
Evli çiftlerin karşılaştığı dezavantaj yalnızca AHV ile sınırlı değildi. Mevcut vergi sisteminde eşlerin gelirleri birlikte hesaplandığı için, özellikle her iki eşin de çalıştığı bazı evli çiftler nikâhsız çiftlere göre daha yüksek vergi ödeyebiliyor.
Ancak İsviçre halkı bu konuda önemli bir karar verdi. Bireysel vergilendirme yasası, 8 Mart 2026’daki halk oylamasında yüzde 54,23 “evet” oyuyla kabul edildi.
Yeni sistemle birlikte evli kişiler de gelirlerini ayrı ayrı beyan edecek. Düzenlemenin en geç 2032’de yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Böylece vergilendirmede medeni durumdan kaynaklanan farklılıkların giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Şimdi benzer bir adalet beklentisi, AHV’deki yüzde 150 evli çift tavanı için de devam ediyor.
“Kâğıt Üzerinde Boşanmak” Çözüm mü?
Sistemin oluşturduğu ekonomik baskı nedeniyle bazı çiftlerin emeklilik öncesinde resmî olarak boşandığı ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettiği sıkça konuşuluyor.
Bunun ne kadar yaygın olduğuna ilişkin resmî bir istatistik bulunmuyor. Fakat insanların böyle bir yöntemi düşünmesi bile sorunun ciddiyetini göstermeye yetiyor.
Üstelik boşanmak kusursuz bir çözüm değil. İki kişinin de otomatik olarak azami AHV aylığı alacağı anlamına gelmiyor. Miras hakları, dul aylığı, mal paylaşımı ve 2. Sütun birikimlerinin bölüşülmesi bakımından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurabiliyor.
İnsanların hak ettiklerini düşündükleri aylığı alabilmek için 30–40 yıllık evliliklerini kâğıt üzerinde bitirmeyi akıllarından geçirmeleri, sistemin vicdanını sorgulatması gereken bir durumdur.
3. Sütun Yoksa, Ev Kiraysa Nasıl Geçinilecek?
Kendine ait evi, yeterli birikimi ve 3. Sütun’u olmayan; 2. Sütun’dan da güçlü bir gelir elde edemeyen emekli bir çiftin yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de insanca geçinebilmesi neredeyse imkânsız.
Kira, iki kişinin zorunlu sağlık sigortası primleri, elektrik, ısınma, vergi, ulaşım ve mutfak masrafları alt alta yazıldığında para ay bitmeden tükenebiliyor.
İşte İsviçre’nin güçlü ve takdir edilmesi gereken sosyal devlet anlayışı burada devreye giriyor: Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamayan emeklilere Ergänzungsleistungen, yani tamamlayıcı ödemeler sunuluyor.
Bu bir sadaka, lütuf veya klasik anlamda sosyal yardım değildir. Şartları karşılayan kişilere tanınmış yasal bir haktır. Bu desteğin bulunması, İsviçre sosyal güvenlik sisteminin en güçlü yönlerinden biridir.
Ancak başka bir gerçeği de konuşmak zorundayız: Yeterli 2. ve 3. Sütun geliri bulunmayan birçok emeklinin Ergänzungsleistungen olmadan İsviçre’de temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, normal AHV aylıklarının yeterliliğini ciddi biçimde sorgulatıyor.
Emeklilerin de dışarıda bir kahve içmeye, torunlarına küçük bir hediye almaya, dostlarıyla buluşmaya ve yılda birkaç gün dinlenmeye hakkı var. İnsan ömrü yalnızca kira, sağlık sigortası ve market faturası ödemekten ibaret olmamalı.
İsviçre’yi karalamak değil; güzel ve güçlü taraflarını takdir ederken eksik ve adil olmayan yönlerini de açıkça konuşmak gerekir.
Konu aslında oldukça önemli ve hassas. Her yönüyle ele almaya kalksak neredeyse roman yazmamız gerekir. Kısa yazınca “Şunları unutmuşsunuz, bunları yazmamışsınız” deniliyor; biraz ayrıntılı yazınca da “Çok uzun olmuş” eleştirisi geliyor. Bu nedenle önemli olan, verilmek istenen temel mesajı doğru anlamaktır.
Prim öderken iki kişi olarak değerlendirilen eşler, emeklilikte neden bir buçuk kişi muamelesi görüyor?
Sizce bu sistem adil mi? Kendine ait evi bulunmayan ve kirada yaşayan emekli bir çift, yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de geçinebilir mi?
Buyurun, görüşlerinizi ve tecrübelerinizi yorumlarda paylaşın.

-
Gündem2 Jahren agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi3 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem2 Jahren ago
ERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya2 Jahren ago
META’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem2 Jahren ago
TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


