Connect with us

Genel

KAİROS: BERLİN DUVARI’NIN ÇATLAKLARINDAN SIZAN BİR HİKAYE

yazar

Published

on

“Hiçbir heyecan olasılıklara karşı duyulan kadar büyük değildir; çünkü yalnızca hayaller noksansız ve kusursuzdur.”

Bazı anları sizce büyülü yapan nedir? Bir daha asla yaşanmayacak olması mı, yoksa o anın içinde saklı olan duyguların, zamanla silinmez bir iz bırakacak olması mı?
Baştan sona hatırlamanın kitabı olan Kairos, tam da bu soruların ekseninde kurulmuş bir hikaye. Kairos kitabı ile “Uluslararası Booker 2024” ödülünü kazanan Erpenbeck, zamanın, fırsatların ve ilişkilerin geçici doğasına dikkat çekerken, aynı zamanda bu geçici anların nasıl kalıcı duygusal izler bıraktığını da ortaya seriyor.
Çevirmeni Regaip Minareci’ye de Talat Sait Halman Çeviri Ödülünü kazandıran Kairos, bir aşkın derinliklerinden yükselen bir toplumsal dönüşümün edebi izlerini sürerken, hem bireysel hem de kolektif bir tarihsel hafızayı derinlemesine yansıtıyor. Berlin Duvarı’nın yıkılmasına yakın dönemde, Doğu Almanya’nın sarsılan temelleri üzerine kurulan bu roman, iki paralel hikayenin arasında, her anı unutulmaz kılacak bir dokunuşla ilerliyor. Kitap, Kairoskavramını hem mitolojik hem de toplumsal bir bağlamda ele alarak, zamanı ve fırsatları kaçırmama arzusunun insan ruhunun karmaşık derinliklerine nasıl işlediğini sorguluyor.
Başlangıçta, yalnızca bir aşk hikayesi gibi görünen Kairos, zamanla birbirine tutunan, kesişen ve derinleşen hayatların bir iz düşümüne dönüşüyor. Genç, hayata yeni adım atmış Katharina’nın, kendisinden otuz dört yaş büyük, evli ve çocuklu Hans ile olan ilişkisi, bir tutkunun kıvılcımlarından doğarken, kısa süre içinde duygusal bir labirente dönüşüyor. Hans’ın entelektüel donanımı ve tecrübesinin Katharina üzerinde yarattığı büyü, zamanla manipülasyonun ve içsel hapsin izlerini taşımaya başlıyor. Katharina, başlangıçta hayranlıkla bağlandığı Hans’ın, her hareketinin bir stratejiye dönüştüğünü, her adımının onu bir çıkmaza sürüklediğini fark ettikçe, ilişkiden kopamayan bir kadının acısını içselleştiriyor. Toksik bir ilişkinin röntgenini çeken Erpenbeck, bu sarsıcı ilişkiyi, tarihsel ve toplumsal bağlamla iç içe, derinlemesine işlerken, bireyin kimlik arayışını, toplumsal bağların inşa edilme biçimini sorguluyor.

Romanın zengin dokusu, kişisel bir anlatının çok ötesine geçiyor ve Doğu Almanya’nın içsel çelişkilerini, o dönemin bireyler üzerindeki etkilerini derinlemesine irdeleyen bir yapıya bürünüyor. Katharina ile Hans’ın arasındaki bu çalkantılı ilişki, Doğu Berlin’in gergin atmosferinin mikrokozmosunu oluşturuyor; bir yanda kişisel hayal kırıklıkları, diğer yanda toplumsal bir dönüşümün sancıları… Bu ilişki, bireysel manipülasyonun ve politik propagandanın etkilerini gözler önüne sererken, Almanya’nın tarihine, kültürel belleğine ve bu büyük dönüşümün bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerine dair derin bir anlatı oluşturuyor.
Erpenbeck, Kairos’ta, Doğu Almanya’nın kültürel ve entelektüel yapısını da vurguluyor, sık sık Alman edebiyatının klasik eserlerine ve müziğe yapılan göndermelerle, karakterlerin içsel yolculuklarını daha geniş bir kültürel çerçevede sunuyor. Bu sanatsal referanslar, yalnızca karakterlerin dünyalarını anlamamıza yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda dönemin entelektüel ve kültürel iklimini derinlemesine keşfetmemizi sağlıyor. Müzik, edebiyat ve sanat, hem teselli hem de kaçış aracı olarak karşımıza çıkarken, bu unsurların baskıcı bir rejim altında bile varlığını sürdürmesi, kültürel bir direncin sembolü haline geliyor.
Erpenbeck’in geçmişteki bir opera yönetmeni olarak sahip olduğu müzikal ritmi, bu romanın yapısına da yansıyor; her cümle, her bir anlatım, bir melodi gibi işliyor, bir ritim gibi atıyor. Kairos, sadece bir aşkı anlatmıyor; aynı zamanda bir zamanın, bir dönemin, bir halkın ve bireylerin dönüşümünü inceliyor. Yazar, dönemin karmaşıklığını ve zenginliğini, karakterlerin kişisel dönüşümleriyle iç içe geçerek sunuyor. Bu dönüşümler, her bireyin dünyaya nasıl bir gözle baktığını, nasıl değiştiğini ve dönemin sunduğu kültürel ve toplumsal atmosferi nasıl şekillendirdiğini derinlemesine bir biçimde ortaya koyuyor.
Sonuçta, Kairos yalnızca bir roman değil, bir çağın içsel çalkantılarının, bireysel bir yolculuğun ve toplumsal bir evrimin müziği… Jenny Erpenbeck, edebi bir ustalıkla, bireysel hüzünleri, toplumsal yıkımları ve tarihsel dönüşümleri harmanlıyor, bizi bir zamanın ve bir dönemin içsel derinliklerine doğru çağırıyor.
Keyifli okumalar.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Ekonomi

Kelepçe (teleferik kabinini halata bağlayan parça) arızası şüphesi: Engelberg’de teleferik kabini düştü, 1 kişi hayatını kaybetti

yazar

Published

on

By

İsviçre’nin Engelberg bölgesinde bulunan Titlis Dağı’nda meydana gelen teleferik kazası ülkede büyük üzüntü yarattı. Bir teleferik kabinin düşmesi sonucu 61 yaşındaki bir kadın hayatını kaybetti.

Olay çarşamba günü meydana geldi. İlk bilgilere göre gondol, şiddetli rüzgar sırasında halattan koparak dağ yamacına düştü ve birkaç kez takla attı.

Titlis Bergbahnen CEO’su Norbert Patt, kazaya ilişkin yaptığı açıklamada, olayda kelepçenin (teleferik kabinini halata bağlayan parça) önemli rol oynamış olabileceğini belirtti.

Patt, “teleferik kabini halata bir kelepçe ile bağlıdır ve bu kelepçe açıldı. Ancak kesin neden henüz net değil” dedi.

Daha önce de riskli bulunmuştu

İsviçre Güvenlik Araştırma Kurumu (SUST), 2021 yılında yaptığı incelemede ülkedeki 52 teleferik hattında kullanılan kelepçelerin (teleferik kabinini halata bağlayan parça) güvenlik açısından sorunlu olabileceğini belirtmişti.

Raporda bazı kelepçelerin yeterince iyi kapanmadığı ifade edilmiş, bu nedenle sistemlerin çalıştırılmaması yönünde uyarı yapılmıştı.

Daha önce de kazalara neden oldu

Benzer arızalar geçmişte de kazalara yol açtı:

  • 2024 yılında Visperterminen’de bir telesiyej kazasında iki kişi yaralandı
  • 2023’te Avusturya’da bir telesiyej koltuğu düştü, bir aile yaralandı
  • 2016’da Flumserberg’de bir koltuk düştü, nedeni yine kelepçe arızası olarak açıklandı

Uzmanlar: Sistem genelde güvenli

Teleferik uzmanı Reto Canale, kelepçenin sistemin en önemli parçalarından biri olduğunu belirterek, “Bu parçalar günde milyonlarca kez çalışır ve genelde güvenlidir” dedi.

Ancak Canale, kontrol sisteminin arızalanması durumunda gondolun halata tam bağlanmadan hareket edebileceğini ve bunun kazaya yol açabileceğini ifade etti.

Soruşturma sürüyor

Kazanın kesin nedeni henüz belirlenemezken, teknik incelemeler devam ediyor. Yetkililer, sistemde bir arıza olup olmadığını detaylı şekilde araştırıyor.

Continue Reading

Genel

Zürih’te 1000 Kişilik İftar: İsviçre’de Türk Toplumu Ramazan Sofrasında Buluştu

yazar

Published

on

By

İsviçre’de yaşayan Türkler, ramazan ayının manevi atmosferinde Zürih’in Dietikon ilçesinde kurulan geniş iftar sofrasında bir araya geldi. İsviçre Türk Toplumu’nun (İTT) ev sahipliğinde düzenlenen programa yaklaşık 1000 kişi katıldı.

Geceye Türkiye’nin Bern Büyükelçisi Şebnem İncesu, Zürih Başkonsolosu Fazlı Çorman, AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi ile vatandaş iştirak etti. Program, yoğun katılımı ve verilen birlik mesajlarıyla dikkat çekti.

“Ramazan, Kardeşliğin En Güçlü Zamanı”

İTT Başkanı Suat Şahin konuşmasında ramazanın toplumları bir araya getiren özel bir dönem olduğunu vurguladı. Farklı görüş ve düşüncelere sahip olunabileceğini ancak ortak değerler etrafında kenetlenmenin önem taşıdığını belirten Şahin, İsviçre’deki Türk toplumunun dayanışma kültürünü güçlü şekilde sürdürdüğünü ifade etti. Dernekler ve federasyonların bu birlikteliğin temel yapı taşları olduğunu dile getirdi.

Gençlere Teknoloji ve Dayanışma Çağrısı

Büyükelçi Şebnem İncesu ise özellikle gençlere dikkat çekerek, teknolojinin doğru ve etkin kullanımının önemine değindi. Yurt dışında yaşayan Türk toplumunun birlik ruhunu korumasının ve bunu gelecek nesillere aktarmasının büyük değer taşıdığını söyledi.

Başkonsolos Fazlı Çorman da ramazan ayında vatandaşlarla aynı sofrayı paylaşmanın anlamlı olduğunu belirterek, bu tür buluşmaların toplumsal bağı güçlendirdiğini ifade etti.

Soylu’dan “Medeniyet ve Kimlik” Vurgusu

Milletvekili Süleyman Soylu ise konuşmasında ramazanın sadece bir ibadet dönemi olmadığını, aynı zamanda bir medeniyet ve ahlak iklimi olduğunu söyledi. Ramazanın paylaşmayı, dayanışmayı ve toplumsal sorumluluğu güçlendirdiğini belirten Soylu, yurt dışında kurulan iftar sofralarının bu değerlerin yaşatıldığının bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Avrupa’da yaşayan Türklerin iki önemli sorumluluk taşıdığını dile getiren Soylu, “Bulunduğumuz ülkenin kurallarına ve toplumsal yapısına uyum sağlarken, kendi kültürel ve milli kimliğimizi korumak zorundayız” mesajını verdi. Türk toplumunun İsviçre’de çalışkanlığı, girişimciliği ve güçlü aile yapısıyla örnek bir duruş sergilediğini belirtti.

Soylu ayrıca kültürel değerlerin yeni nesillere aktarılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak, gençlerin eğitimde ve sosyal hayatta daha aktif olmaları gerektiğini ifade etti. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini belirten Soylu, birlik ve beraberliğin kurumsal yapılar üzerinden daha güçlü şekilde korunabileceğini söyledi.

Konuşmasının sonunda iftar programına gösterilen yoğun katılımın anlamlı olduğunu belirten Soylu, farklı görüşlere sahip olunabileceğini ancak ortak değerler etrafında bir araya gelmenin Türk toplumunun en önemli gücü olduğunu dile getirdi.

Programın ardından Süleyman Soylu, İTT Genel Merkezi’ni ziyaret etti ve Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) İsviçre temsilcileriyle sahur programında bir araya geldi.

Zürih’te düzenlenen iftar organizasyonu, İsviçre’de yaşayan Türk toplumunun kültürel değerlerini yaşatma ve dayanışma ruhunu güçlendirme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

Continue Reading

Genel

Crans-Montana (VS) Yangını: Hukuki Sorumluluk Kimde?

yazar

Published

on

By

Avukat Christian Lenz değerlendiriyor: Yangın sonrası sorumluluk kimlere yönelebilir, mağdurların hangi yasal hakları var?

Crans-Montana’da yılbaşı gecesi meydana gelen ve büyük bir faciaya yol açan yangının ardından adli soruşturma süreci resmen başlatıldı. Yangının kesin çıkış nedeni ve sorumlular henüz netlik kazanmazken, İsviçre hukukunda bu tür olayların ardından hangi hukuki mekanizmaların devreye girdiği, sorumluluğun hangi kişi ve kurumlara yönelebileceği ile mağdur ve yakınlarının hangi haklara sahip olduğu soruları öne çıkıyor.

Bu soruları avukat Christian Lenz, 20 Minuten gazetesine yanıtladı.

Yangın sonrası hangi hukuki süreçler otomatik olarak başlatılır?

Avukat Christian Lenz’e göre, İsviçre’de can kaybı ve ağır yaralanmalarla sonuçlanan bu tür olayların ardından polis ve savcılık tarafından otomatik olarak ceza soruşturması başlatılıyor.

“Soruşturmalar genellikle ilk aşamada ‘faili meçhul’ olarak yürütülür. Öncelikle olayın tam olarak nasıl gerçekleştiği ve ceza hukuku açısından sorumluluk doğurabilecek bir ihmal ya da kusurlu davranış olup olmadığı araştırılır.”

Buna paralel olarak, belediye ve kanton makamları idari bir inceleme süreci yürütüyor. Bu süreçte işletmeye verilen ruhsat ve izinler, güvenlik yükümlülükleri ile resmî denetimlerin yeterliliği mercek altına alınıyor.

İşletme sahiplerinin hukuki sorumluluğu nedir?

Lenz’e göre, ceza hukuku veya tazminat hukuku açısından sorumluluk, güvenliğe ilişkin bir yükümlülüğü bulunan ve bu yükümlülüğü ihlal etmiş olabilecek kişi ya da kişiler için söz konusu olabilir.

“İşletmeyi işleten çiftin polis tarafından, ardından da savcılıkça ifadeye çağrılacağını varsayıyorum.”

Ancak Lenz, bu aşamada masumiyet karinesinin geçerli olduğunu özellikle vurguluyor. İşletme sahiplerinin sanık sıfatı kazanıp kazanmayacağı, soruşturma sonucunda elde edilecek bulgulara bağlı.

İdari makamlar ise soruşturma süresince işletmenin faaliyetini geçici olarak durdurma, ruhsat ve izinleri askıya alma ya da yeniden değerlendirme yetkisine sahip.

Ruhsatlar, izinler, yangın güvenliği ve kaçış yolları ne kadar belirleyici?

Yetkililer, soruşturma kapsamında işletmenin şu yükümlülükleri yerine getirip getirmediğini ayrıntılı biçimde inceliyor:

  • İşletme ruhsatı
  • Azami kapasite (maksimum kişi sayısı) izni
  • Yangın alarm ve söndürme sistemlerinin yeterliliği
  • Kaçış yollarının açık, erişilebilir ve mevzuata uygun olup olmadığı
  • Yapısal güvenlik şartları
  • Özel etkinlikler için verilen ek izinler
    (piroteknik unsurlar, açık alev, mum, özel efekt kullanımı gibi)

Lenz’e göre bu alanlardaki ihlaller, ceza sorumluluğu, idari yaptırımlar ve tazminat davaları açısından belirleyici olabilir.

Mağdurlar ve yakınlarının hangi yasal hakları var?

Yangından etkilenenler ile hayatını kaybedenlerin yakınları, yürütülen ceza soruşturmasına özel katılan (özel davacı) sıfatıyla dahil olabiliyor.

Bu kapsamda sahip oldukları başlıca haklar şunlar:

  • Soruşturma süreci hakkında bilgi alma
  • Yasal sınırlar çerçevesinde dosyaya erişim
  • Avukat aracılığıyla temsil edilme
  • Delil sunma ve taleplerde bulunma
  • Mağdur destek hizmetleri kapsamında
    psikolojik, mali ve organizasyonel yardım alma
Continue Reading
Advertisement

Trendler