Connect with us

Gündem

ZORLA EVLİLİK VE KAÇIŞ – İSVİÇRE’YE SIĞINDI VE REDDEDİLDİ

yazar

Published

on

İADE EDİLİRSE NAMUS CİNAYETİ KURBANI OLABİLİR

Cemil Baysal

KADININ GÖLGELERDEKİ MÜCADELESİNE IŞIK TUTAN DOSYA: BEOBACHTER’DEN DOKUNAN BİR HİKÂYE

İsviçre’nin köklü dergilerinden Beobachter, son sayısında derin ve çarpıcı bir hayat hikâyesine yer vererek toplumun görünmeyen yaralarına ışık tuttu. İsviçre’de yaşayan Kürt kökenli bir kadının (İsviçrenin Sesi tarafından kimliği biliniyor) çocukluk travmaları, zorla evlilik, şiddet ve toplumsal baskılarla örülü hayat mücadelesi bu dosyada tüm açıklığıyla anlatılıyor.

Kadının erken yaşta görücü usulüyle evlendirilişi, baskı dolu bir aile yapısında büyümesi ve nihayetinde kendi özgürlüğünü arama çabası, yalnızca bireysel bir dram değil; aynı zamanda göçmen toplumlarda hâlâ süregelen yapısal sorunlara da ayna tutuyor. Dergi, bu hikâyeyi yalnızca bir mağduriyet öyküsü olarak değil, aynı zamanda kadınların dayanıklılığına ve değişim arzusuna dair güçlü bir mesaj olarak sunuyor.

Beobachter’in bu dosyası, İsviçre’deki toplumsal entegrasyon, kadın hakları ve kültürel çatışma konularını birinci ağızdan aktararak dikkat çekici bir toplumsal belge niteliği taşıyor.

Benazir Aslan: Bir Kadının Hayatta Kalma Mücadelesi

Benazir Aslan, geçmişinde yaşadığı zorluklarla ve Türkiye’deki trajik hayatıyla ilgili bir röportajda sesini duyurmak için mücadele ediyor. 18 yaşında, onuncusu olan bir kuzenine zorla evlendirilen Aslan, yıllarca süren şiddet ve tehditlerden kaçmak için Türkiye’den İsviçre’ye sığınmak zorunda kaldı.

Zorla evliliğe, onur cinayeti tehdidine ve şiddete uğramış, ancak İsviçre’deki sığınma başvurusu, bu travmatik geçmişe rağmen reddedildi. İsviçre Göçmenlik Dairesi, Türkiye’nin ona yeterli koruma sağlayabileceğini belirtti, ancak Aslan’a göre bu durum gerçeği yansıtmıyor. Ailesi ve yakın çevresi onu öldürme tehdidiyle aramaya devam etti.

Aslan, haberdeki ifadelerine göre serbest kalmayı ve Türkiye’de güvenli bir yaşam sürmeyi hiç beklemiyor. Kendisine yapılan tehditler ve şiddet sonucu sığınma başvurusu reddedildiğinde büyük bir travma yaşıyor. Benazir’in durumu, birçok benzer durumda olan kadın için endişe verici bir örnek teşkil ediyor. Haberdeki ifadelerde; Türkiye’deki yasal durum ve kadınlara yönelik şiddeti engellemeye yönelik politikaların yetersizliği nedeniyle sığınma başvurularının reddedilmesi, kadınların hayatını tehdit ediyor.

Toplumsal Yansımalar ve Kadın Hakları

İsviçre’de yaşanan bu trajik hikâye, sadece Benazir Aslan’ın yaşadığı dramı anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda göçmen kadınların karşılaştığı toplumsal ve hukuki engelleri gözler önüne seriyor. Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinin, kadın hakları konusunda ne kadar ileri gitmiş olsa da, özellikle göçmen kadınların sığınma talepleri ve güvenlikleri konusunda hala büyük boşluklar mevcut.

Yaşadığı bunca zorluğa rağmen, kadın hakları ve demokrasisiyle dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olan İsviçre’de sığınma ve koruma arayan bir kadının ne kadar çaresiz kaldığını gösteriyor.

Aslan’ın sığınma başvurusunun reddedilmesi, İsviçre’deki göçmenlik politikasının kadınların yaşadığı şiddeti ve ayrımcılığı doğru şekilde değerlendiremediğini ve bu gibi durumlarla başa çıkmada yetersiz kaldığını ortaya koyuyor.

Kadınların Dayanıklılığına Bir Bakış

Beobachter’in bu dosyası, sadece bir mağduriyetin değil, aynı zamanda bir kadının hayatta kalma ve özgürlüğü için verdiği mücadelenin de öyküsüdür. Benazir Aslan gibi kadınların yaşadığı bu tür zorluklar, toplumsal düzeyde ne kadar derin izler bırakırsa bıraksın, onların dayanıklılığı ve değişim arzusuna duyulan ihtiyaç da her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır.

Aslan’ın yaşadığı zorluklar, sadece Türkiye’deki değil, aynı zamanda İsviçre’deki sistemin de kadınları ve özellikle göçmen kadınları nasıl bir çıkmaza soktuğunu gözler önüne seriyor.

Benazir Aslan takma adlı Kürt kökenli Kadın, İsviçreninsesi sayfasına yaptığı açıklamada, „Benim sesimi kendi adıma duyurma ihtiyacım yok. Ben, Türkiye’deki tüm kadınlar adına seslerini duyurmak istiyorum. Türkiye’de medyaya yansımayan binlerce öldürülmüş kadın var. Biri ’seni öldürürüm‘ diyorsa, bu kişi kafasına koyduğunda bir şekilde gerçekleştiriyor. Hiçbir şekilde kendini veya yasalar onu koruyamıyor,“ dedi.

📌 İsviçreninsesi sayfasında da yer alan bu haberin geniş ve orijinal metni, Tina Berg tarafından Beobachter dergisinde Almanca olarak yayımlandı.

İşte Almanca haberin orijinal metni :

İSVİÇRE’DEKİ KÜRT KADIN: İADE EDİLİRSE NAMUS CİNAYETİ KURBANI OLABİLİR

Yazan: Tina Berg | Kaynak: Beobachter

Benazir Aslan (isim değiştirilmiştir), Türkiye’de zorla evlendirildi, şiddet gördü, tehdit edildi. Şimdi İsviçre’ye sığındı ama iltica başvurusu reddedildi. İsviçre, onu tekrar Türkiye’ye göndermek istiyor. Ancak Türkiye’de onu ölüm bekliyor.

Benazir Aslan ismini kullanmak isteyen bir kadın, kendisini ifade etme fırsatı bulduğu için minnettar. Kendi düşüncelerinin değerli olduğuna inansa da, geçmişte hayatındaki irade genellikle görmezden gelindi. Ancak, bu kez İsviçre’de de durum farklı değil: Zorla evlendirildiği, bir diğer zorla evlendirme teşebbüsü ve onur cinayeti tehdidi altında olmasına rağmen, ona sığınma hakkı verilmiyor ve ülkeden gönderilmek isteniyor.

Zorla Evlilik ve „Onur“ Adına Şiddet

Benazir Aslan, bir tercüman yardımıyla başından geçenleri anlatıyor. Anlatılanlar ve yaşadığı acılar, doğrulaması oldukça zor. Çünkü ortada pek fazla delil yok. Bu sebeple, benzer davalarda çoğu zaman müracaatlar karmaşık hale geliyor. Ancak, bu konuya birazdan daha ayrıntılı değineceğiz.

Benazir Aslan, Türkiye’de Güneydoğu’da büyüdüğünü ve burada zorla evliliklerin ve „onur“ adına şiddetin, diğer bölgelere kıyasla çok daha yaygın olduğunu belirtiyor. 18 yaşında, kabile reisi olan amcası tarafından, 14 yaş büyük kuzeniyle zorla evlendirilmiş.

„Onu evlenirsem, öleceğim“

Altı yıl süren şiddetli evliliğinden, adamın başka bir kadınla evlenmek istemesi üzerine kurtulmuş. Ancak bu bir „mutlu son“ olmamış. Boşandıktan sonra ailesi büyük bir baskı yapmış. Birkaç yıl sonra, amcası onu bir diğer kuzeniyle evlendirmek istemiş.

Benazir Aslan’ın anlattığına göre, „O an, beni öldürmeye karar verdiler.“

Sahte çıplak fotoğrafları ve tehditler

Bir süre sonra, nişanlısı onun sahte çıplak fotoğraflarını çekip ailesine göndermiş. Ailesi, fotoğrafların gerçek olduğuna inanmış ve Benazir’i öldürmeye karar vermişler.

Sonrasında olaylar daha da çığırından çıkmış. Benazir’in kardeşi ona saldırıp, silahını almaya gitmiş. Ancak annesi onu uyarmış ve polise gitmesini söylemiş. Benazir, hiçbir şey almadan evden kaçmış.

„Kaçabilmemin tek nedeni çocuklarımın olmamış olması“

Polis, şikayetini almış ve onu bir sığınma evine götürmüş. Ancak, ev doluydu ve orada kalamamış. Ailesinin onu bulabileceğinden korkmuş. Kısa bir süre annesinin gizli bir arkadaşı tarafından saklanmış. Orada güvende olsa da, evden çıkmasına izin verilmemişti. Sonunda ülkeden kaçmaya karar vermiş.

İsviçre’de Sığınma Başvurusu

Benazir, Serbistan’a kaçıp, İsviçre’ye gelmiş. Haziran 2024’te sığınma başvurusu yapmış ve hikayesini kanıtlamaya çalışmış. Fotoğraflar, videolar, polis raporları ve kardeşi hakkında verilen bir mahkeme kararı gibi belgeler sunmuş. Ancak sadece bir ay sonra karar verilmiş: Başvuru reddedilmiş, geri gönderilmesi uygun görülmüş.

İsviçre Göçmenlik Ofisi’nin Kararı

İsviçre Göçmenlik Ofisi (SEM), kararı, Türkiye’deki işleyen polis ve adalet sistemine dayandırmış. Kardeşi hakkında dava açıldığını belirterek, devletin onu koruyabileceğini savunmuş. Ancak Benazir, kuzeniyle evlenmeye zorlanmış, buna rağmen hiçbir zaman şikayet etmediği için, SEM kararını geçerli bulmuş.

Kadınların Durumu İyileşmiyor

Sabatina İsviçre Derneği, zorla evlilik ve onur cinayeti mağdurlarına yardımcı olan bir kurum. Dernek, Benazir’in hikayesinin inandırıcı olduğuna inandığını belirtiyor. Dernek yetkilisi Sela Esslinger, son bir yıl içinde yedi benzer vakayla karşılaştıklarını söylüyor. Türkiye’deki kurbanlar, zorla evlendirilen, şiddet gören ve aileleri tarafından takip edilen kadınlar.

Türkiye’deki Durum: Kadınlar İçin Tehdit

Sarah Progin-Theuerkauf, Freiburg Üniversitesi’nden profesör, Türkiye’deki kadınlar için tehditlerin arttığını belirtiyor. 2021’de Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi, bu da kadın hakları açısından büyük bir geri adım anlamına geliyor. Türkiye’deki polis ve adalet sisteminin yavaş tepki verdiği ve kadına yönelik şiddetle ilgili yaptırımların zayıfladığı vurgulanıyor.

Yunanistan’a veya Diğer Ülkere Gitmek Zor

Benazir Aslan için Türkiye’ye geri dönüş, bir ölüm cezası gibi. Ailesi, onu bulup öldürmeye kararlı. Başka bir yakın akrabası da ailesi tarafından öldürülmüş. Şu anda İsviçre’de hayatını kurtarmaya çalışırken, belirsizlik içinde yaşıyor.

Benazir, belki de yapabileceği tek şeyin, İsviçre’deki yasalarla ilgili yeni bir çözüm bulmak olduğunu düşünüyor.


#KadınHakları #İltica #ZorlaEvlilik #İsviçre #Türkiye #Beobachter #İsviçreninSesi #NamusCinayeti #sığınma #benazıraslan #isviçrehaberleri

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de “Evlilik Cezası”: Emeklilikte İki Artı İki Neden Dört Etmiyor?

yazar

Published

on

By

Çalışırken 1+1=2; emeklilikte ise evli çiftler için 1+1=1,5 ediyor.

Cemil Baysal http://instagram.com/cemil_baysal

40 yılı aşkın süredir İsviçre’de yaşıyorum. Bu ülkenin düzenini, refahını ve güçlü sosyal devlet anlayışını yakından biliyorum. Amacım kesinlikle İsviçre’yi kötülemek değil; iyi işleyen bu sistemin içinde yıllardır tartışılan, insanları mağdur eden bir adaletsizliğe dikkat çekmek.

Bazen çevremdeki emeklilerle oturup sohbet ederken açıkça soruyorum:

“Bu hayat pahalılığında nasıl geçiniyorsunuz?”

Cevap neredeyse her zaman aynı:

“Her şeyden tasarruf ediyoruz. Boğazımızdan kısıyor, sosyal hayattan vazgeçiyor ve her kuruşun hesabını yapıyoruz…”

Bu sıkıntı yalnızca İsviçre’ye özgü değil. Almanya, Hollanda ve Avrupa’nın birçok ülkesinde insanlar, emeklilik yaşı yaklaşırken Türkiye, İspanya, Yunanistan veya Tayland gibi yaşam maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelere taşınma planları yapıyor.

Ancak ülke değiştirmek de sanıldığı kadar kolay değil. Vergilendirme ve sağlık sigortası koşulları gidilecek ülkeye, vatandaşlığa ve ikili anlaşmalara göre değişiyor. İsviçre’de geçimini sağlayamayan emeklilere verilen Ergänzungsleistungen ise yurt dışına taşınıldığında devam etmiyor.

İnsanlar böylece İsviçre’deki yüksek yaşam maliyetleri ile yurt dışında kaybedecekleri sosyal güvenceler arasında kalıyor. İnsanın gençliğini, emeğini, vergisini ve primini verdiği ülkeden yaşlılığında geçinememe korkusuyla ayrılmayı düşünmesi ne kadar acı!

Prim Alırken İki Kişi, Aylık Öderken Bir Buçuk Kişi

İsviçre’de yıllardır siyasetin gündeminden düşmeyen bir sorun var:

“Heiratsstrafe”, yani evlilik cezası.

Karı koca çalışma hayatları boyunca ayrı ayrı çalışıyor ve kazançları üzerinden ayrı ayrı AHV primi ödüyor. Primler maaş bordrolarından kesilirken her iki eş de bağımsız birer sigortalı olarak değerlendiriliyor.

Başka bir ifadeyle, primler alınırken kadın da erkek de ayrı birer kişi. Ancak emeklilik zamanı geldiğinde evli çiftin toplam AHV aylığı yüzde 150 tavanıyla sınırlandırılıyor.

Sistem prim toplarken eşleri iki kişi, emekli aylığını öderken adeta bir buçuk kişi olarak görüyor.

Matematik Ortada: Rakamlar Ne Söylüyor?

2026 itibarıyla rakamlar şöyle:

  • Tek kişi için azami AHV aylığı: 2.520 CHF
  • Nikâhsız yaşayan iki kişinin toplam azami aylığı: 5.040 CHF
  • Resmî evli çiftin toplam azami aylığı: 3.780 CHF
Medeni durumKişi başına azami aylıkİki kişinin toplam azami aylığı
Nikâhsız birlikte yaşayan2.520 CHF5.040 CHF
Resmî evli çiftOransal olarak sınırlandırılır3.780 CHF

İki hane arasındaki azami fark ayda tam 1.260 CHF.

Aralık 2026’da ilk kez ödenecek 13. AHV aylığı da hesaba katıldığında, yıllık azami fark 16.380 CHF’ye ulaşacak.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir: Bu rakamlar, her iki kişinin de azami AHV aylığına hak kazandığı örnek için geçerlidir. Eksiksiz prim ödemiş olmak tek başına azami aylığı garanti etmez. AHV aylığı; prim süresi, çalışma hayatındaki ortalama gelir ile eğitim ve bakım kredilerine göre hesaplanır.

Ancak şartları aynı olan iki çift arasında yalnızca resmî nikâh nedeniyle böylesine büyük bir fark oluşması adil midir?

Gerekçe olarak evli çiftlerin aynı evde yaşadığı ve giderlerini paylaştığı söyleniyor. Fakat nikâhsız çiftler de aynı çatıyı, kirayı, mutfağı, elektriği ve ısınma giderlerini paylaşıyor.

Onlar iki ayrı kişi kabul edilirken, evli çiftler neden bir buçuk kişi sayılıyor?

Vergideki “Evlilik Cezası” İçin Halk Kararını Verdi

Evli çiftlerin karşılaştığı dezavantaj yalnızca AHV ile sınırlı değildi. Mevcut vergi sisteminde eşlerin gelirleri birlikte hesaplandığı için, özellikle her iki eşin de çalıştığı bazı evli çiftler nikâhsız çiftlere göre daha yüksek vergi ödeyebiliyor.

Ancak İsviçre halkı bu konuda önemli bir karar verdi. Bireysel vergilendirme yasası, 8 Mart 2026’daki halk oylamasında yüzde 54,23 “evet” oyuyla kabul edildi.

Yeni sistemle birlikte evli kişiler de gelirlerini ayrı ayrı beyan edecek. Düzenlemenin en geç 2032’de yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Böylece vergilendirmede medeni durumdan kaynaklanan farklılıkların giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Şimdi benzer bir adalet beklentisi, AHV’deki yüzde 150 evli çift tavanı için de devam ediyor.

“Kâğıt Üzerinde Boşanmak” Çözüm mü?

Sistemin oluşturduğu ekonomik baskı nedeniyle bazı çiftlerin emeklilik öncesinde resmî olarak boşandığı ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettiği sıkça konuşuluyor.

Bunun ne kadar yaygın olduğuna ilişkin resmî bir istatistik bulunmuyor. Fakat insanların böyle bir yöntemi düşünmesi bile sorunun ciddiyetini göstermeye yetiyor.

Üstelik boşanmak kusursuz bir çözüm değil. İki kişinin de otomatik olarak azami AHV aylığı alacağı anlamına gelmiyor. Miras hakları, dul aylığı, mal paylaşımı ve 2. Sütun birikimlerinin bölüşülmesi bakımından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurabiliyor.

İnsanların hak ettiklerini düşündükleri aylığı alabilmek için 30–40 yıllık evliliklerini kâğıt üzerinde bitirmeyi akıllarından geçirmeleri, sistemin vicdanını sorgulatması gereken bir durumdur.

3. Sütun Yoksa, Ev Kiraysa Nasıl Geçinilecek?

Kendine ait evi, yeterli birikimi ve 3. Sütun’u olmayan; 2. Sütun’dan da güçlü bir gelir elde edemeyen emekli bir çiftin yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de insanca geçinebilmesi neredeyse imkânsız.

Kira, iki kişinin zorunlu sağlık sigortası primleri, elektrik, ısınma, vergi, ulaşım ve mutfak masrafları alt alta yazıldığında para ay bitmeden tükenebiliyor.

İşte İsviçre’nin güçlü ve takdir edilmesi gereken sosyal devlet anlayışı burada devreye giriyor: Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamayan emeklilere Ergänzungsleistungen, yani tamamlayıcı ödemeler sunuluyor.

Bu bir sadaka, lütuf veya klasik anlamda sosyal yardım değildir. Şartları karşılayan kişilere tanınmış yasal bir haktır. Bu desteğin bulunması, İsviçre sosyal güvenlik sisteminin en güçlü yönlerinden biridir.

Ancak başka bir gerçeği de konuşmak zorundayız: Yeterli 2. ve 3. Sütun geliri bulunmayan birçok emeklinin Ergänzungsleistungen olmadan İsviçre’de temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, normal AHV aylıklarının yeterliliğini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Emeklilerin de dışarıda bir kahve içmeye, torunlarına küçük bir hediye almaya, dostlarıyla buluşmaya ve yılda birkaç gün dinlenmeye hakkı var. İnsan ömrü yalnızca kira, sağlık sigortası ve market faturası ödemekten ibaret olmamalı.

İsviçre’yi karalamak değil; güzel ve güçlü taraflarını takdir ederken eksik ve adil olmayan yönlerini de açıkça konuşmak gerekir.

Konu aslında oldukça önemli ve hassas. Her yönüyle ele almaya kalksak neredeyse roman yazmamız gerekir. Kısa yazınca “Şunları unutmuşsunuz, bunları yazmamışsınız” deniliyor; biraz ayrıntılı yazınca da “Çok uzun olmuş” eleştirisi geliyor. Bu nedenle önemli olan, verilmek istenen temel mesajı doğru anlamaktır.

Prim öderken iki kişi olarak değerlendirilen eşler, emeklilikte neden bir buçuk kişi muamelesi görüyor?

Sizce bu sistem adil mi? Kendine ait evi bulunmayan ve kirada yaşayan emekli bir çift, yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de geçinebilir mi?

Buyurun, görüşlerinizi ve tecrübelerinizi yorumlarda paylaşın.

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de Tarafsızlığın Geleceği Sandıkta: Hükümetin Yetkileri Sınırlandırılabilir

yazar

Published

on

By

İsviçre’de Neutralitätsinitiative (Tarafsızlık Girişimi), ülkenin tarafsızlık politikasını bugünkünden çok daha katı kurallarla Federal Anayasa’ya bağlamayı amaçlayan halk girişimidir. Konu güncel: İsviçre halkı bu girişimi 27 Eylül 2026’da oylayacak.

Bugünkü sistemde İsviçre’nin tarafsızlığı zaten anayasal düzeyde korunuyor; ancak Federal Konsey, uluslararası gelişmelere göre tarafsızlık politikasının nasıl uygulanacağı konusunda belirli bir hareket alanına sahip. Örneğin İsviçre, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra AB’nin yaptırımlarını büyük ölçüde devralabildi. Girişimin temel tartışma noktası tam da bu hareket alanı.

Neutralitätsinitiative tam olarak ne istiyor?

Girişim kabul edilirse İsviçre’nin tarafsızlığının “sürekli ve silahlı – immerwährend und bewaffnet” olduğu Anayasa’da daha açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenecek.

Bunun pratikte dört önemli sonucu olacak:

  1. İsviçre askeri veya savunma ittifaklarına katılamayacak. NATO gibi bir askeri ittifaka üyelik mümkün olmayacak.
  2. Daha önemlisi, İsviçre normal şartlarda askeri veya savunma ittifaklarıyla işbirliği de yapamayacak. İstisna, İsviçre’ye yönelik bir askeri saldırının gerçekleşmesi veya böyle bir saldırının hazırlanıyor olması. Bu nedenle girişim yalnızca “NATO’ya üye olmayalım” demiyor; NATO gibi yapılarla askeri işbirliğinin sınırlandırılmasını da öngörüyor.
  3. İsviçre, başka devletler arasındaki askeri çatışmalara katılamayacak.
  4. En tartışmalı maddelerden biri ise yaptırımlar. İsviçre savaşan devletlere karşı kendi başına ekonomik yaptırım uygulayamayacak. Ancak Birleşmiş Milletler’in (UNO) yaptırımları bundan istisna tutulacak. Ayrıca yaptırımların İsviçre üzerinden delinmesini önlemek için gerekli önlemler alınabilecek.

Rusya-Ukrayna örneğinde ne değişirdi?

Bu konu girişimin neden ortaya çıktığını anlamak açısından önemli.

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya saldırmasından sonra İsviçre, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını büyük ölçüde devraldı. Federal hükümet bunu İsviçre’nin tarafsızlığıyla bağdaşır gördü.

Girişimin savunucuları ise bunun İsviçre’nin klasik tarafsızlık anlayışına zarar verdiğini düşünüyor. Onlara göre İsviçre savaşan taraflardan birine ekonomik yaptırım uyguladığında diğer tarafın gözünde artık tam anlamıyla tarafsız bir arabulucu olarak görülmeyebilir.

Girişim kabul edilirse, UNO tarafından kararlaştırılmamış yaptırımların savaşan bir devlete karşı uygulanması önemli ölçüde engellenmiş olacak. Dolayısıyla gelecekte Rusya-Ukrayna benzeri bir durumda İsviçre’nin AB yaptırımlarını otomatik biçimde devralması bugünkü gibi mümkün olmayabilir.

İsviçre bugün tarafsız değil mi?

Evet, tarafsız.

Bu nedenle 27 Eylül’deki oylama aslında “İsviçre tarafsız olsun mu, olmasın mı?” oylaması değil.

Federal Dışişleri Bakanlığı da İsviçre’nin mevcut tarafsızlığını sürekli ve silahlı tarafsızlık olarak tanımlıyor. İsviçre devletler arasındaki savaşlara katılmıyor ve kendi topraklarını savunabilecek durumda olmayı tarafsızlığının bir parçası olarak görüyor.

Asıl soru şu:

Tarafsızlığın uygulanması Federal Konsey’e belirli bir siyasi hareket alanı bırakmaya devam mı etmeli, yoksa bunun sınırları Anayasa’da çok daha kesin şekilde mi belirlenmeli?

Girişimi savunanlar ne diyor?

Girişim komitesine göre İsviçre’nin geleneksel tarafsızlığı son yıllarda giderek aşındı. Savunucular, güçlü ve güvenilir bir tarafsızlığın İsviçre’yi savaşlardan uzak tuttuğunu, ülkenin güvenliğine ve refahına katkıda bulunduğunu ve İsviçre’nin uluslararası krizlerde arabuluculuk yapabilmesini sağladığını savunuyor.

Onlara göre İsviçre dış baskılara göre tarafsızlığını farklı biçimlerde yorumlamamalı. Tarafsızlığın kuralları Anayasa’da açıkça yazılırsa hükümetler değişse bile temel politika değişmeyecek.

Bu kampanyada eski Federal Konsey üyesi Christoph Blocher gibi isimler de aktif rol oynuyor. Girişimin ana siyasi çevresi, İsviçre’nin özellikle NATO ve AB’nin güvenlik politikalarına fazla yaklaşmasını eleştiriyor.

Federal Konsey ve Parlamento neden karşı?

Federal Konsey ve Parlamento girişimin reddedilmesini tavsiye ediyor.

Onların temel argümanı, İsviçre’nin 1848’den beri uyguladığı tarafsızlık politikasının başarılı olduğu ve Anayasa’nın hükümete değişen uluslararası koşullara tepki verebilmek için gerekli hareket alanını bıraktığı yönünde.

Hükümete göre girişim kabul edilirse bu alan önemli ölçüde daralacak. Özellikle Avrupa’nın güvenlik ortamının değiştiği bir dönemde İsviçre’nin başka ülkelerle güvenlik alanında işbirliği yapabilmesi zorlaşabilir. Ayrıca İsviçre’nin uluslararası hukukun ağır biçimde ihlal edildiği durumlarda yaptırımlara katılma imkânı sınırlandırılmış olacak.

Kabul edilirse NATO üyeliği tamamen kapanır mı?

Pratik olarak çok ciddi biçimde zorlaşır.

Çünkü Anayasa İsviçre’nin askeri veya savunma ittifaklarına katılmamasını açık şekilde emredecek. Üstelik mesele yalnızca NATO üyeliği değil; askeri ittifaklarla yapılabilecek işbirliğinin kapsamı da daralacak.

Ancak İsviçre doğrudan askeri saldırıya uğrarsa veya kendisine yönelik bir saldırı hazırlanıyorsa girişim istisna öngörüyor.

İsviçre’nin ordusu yine olacak mı?

Evet. Hatta girişimin mantığında güçlü savunma önemli.

“Silahlı tarafsızlık” İsviçre’nin silahsız veya pasif olması anlamına gelmiyor. Tam tersine, ülkenin herhangi bir askeri ittifaka bağımlı olmadan kendi topraklarını savunabilecek kapasiteye sahip olması gerektiği düşüncesine dayanıyor.

Arabuluculuk konusu

Girişimin bir başka önemli maddesi İsviçre’nin tarafsızlığını arabuluculuk rolü için kullanmasını öngörüyor.

Bu, İsviçre’nin tarihsel “Gute Dienste” politikasına dayanıyor: Savaşan veya diplomatik ilişkileri bulunmayan ülkeler arasında görüşmelere ev sahipliği yapmak, çıkarları temsil etmek ve barış görüşmelerine aracılık etmek.

Savunuculara göre İsviçre ancak iki tarafın da gerçekten tarafsız gördüğü bir ülke olursa bu özel konumunu koruyabilir.

27 Eylül 2026’da halk neye karar verecek?

Sandıkta sorulacak temel soru:

“Wahrung der schweizerischen Neutralität (Neutralitätsinitiative)” halk girişimini kabul ediyor musunuz?

EVET çıkarsa, İsviçre tarafsızlığının çerçevesi Anayasa’da daha katı hale gelecek; askeri ittifaklar, askeri işbirliği ve savaşan devletlere yönelik yaptırımlar konusunda hükümetin hareket alanı ciddi şekilde daralacak.

HAYIR çıkarsa İsviçre tarafsız kalmaya devam edecek, fakat bugünkü sistem korunacak: Federal Konsey, uluslararası durum ve İsviçre’nin çıkarları doğrultusunda tarafsızlık politikasının nasıl uygulanacağı konusunda daha geniş hareket alanına sahip olmaya devam edecek.

Yani tartışmanın özü “tarafsızlık mı, tarafsızlıktan vazgeçmek mi?” değil; “katı ve anayasal olarak ayrıntılı biçimde sınırlandırılmış tarafsızlık mı, yoksa bugünkü daha esnek tarafsızlık politikası mı?” sorusudur.

İsviçre Federal Hükümeti – Neutralitätsinitiative resmi bilgilendirme sayfası

Continue Reading

Avrupa

Almanya’da Akılalmaz Sahte Ev Satışı: Biri Ev Sahibi, Diğeri Noter Gibi Davrandı

yazar

Published

on

By

🏠 Ne oldu? Stahnsdorf’ta bir müstakil evin satışını gerçekleştirdiklerini öne süren iki şüpheli, alıcılardan yüksek miktarda nakit kapora aldı.

🎭 Nasıl kandırdılar? Erkek şüphelinin kendisini evin sahibi, kadın şüphelinin ise noter olarak tanıttığı ve Berlin’deki bir ofiste sahte satış sözleşmesi düzenlediği bildirildi.

💶 Ne kadar para alındı? Brandenburg Polisi kesin rakam açıklamadı; yalnızca “yüksek miktarda nakit para” ifadesini kullandı.

🚨 Polis ne istiyor? Robot resimleri yayımlanan iki şüphelinin kimliğinin ve bulunduğu yerin belirlenmesi için halktan yardım bekleniyor.

Almanya’nın Brandenburg eyaletindeki Stahnsdorf’ta sahte bir ev satışıyla alıcıları dolandırdıkları şüphesiyle bir erkek ve bir kadın aranıyor. Olayın 7 Haziran ile 1 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştiği, robot resimli arama duyurusunun ise 12 Ağustos 2026’da yayımlandığı bildirildi.

Brandenburg Polisinin açıklamasına göre kimliği henüz belirlenemeyen erkek şüpheli, Haziran 2025’te müstakil ev satın almak isteyen kişilerle iletişime geçti. Kendisini taşınmazın ve arsanın sahibi olarak tanıtan şüpheli, alıcılarla evde buluşarak mülkü gezdirdi ve evi satmak istediği izlenimini verdi.

Tarafların kapora konusunda anlaşmasının ardından Berlin’deki bir ofiste sözde noter randevusu gerçekleştirildi. Burada noter gibi davrandığı öne sürülen kadın şüpheli, taşınmazın satışına ilişkin bir sözleşme hazırladı. Mağdurlar, işlemlerin gerçek olduğuna inanarak süreci sürdürdü.

Daha sonra Berlin Havalimanı yakınlarındaki halka açık bir yerde, yüksek miktarda nakit para kapora olarak teslim edildi. Parayı alan erkek şüpheli olay yerinden ayrıldı ve mağdurlarla tüm iletişimini kesti. Polis, dolandırılan paranın kesin miktarını açıklamadı.

Sonradan yapılan incelemelerde, Berlin’deki ofiste noter gibi davranan kadının gerçek bir noter olmadığı belirlendi. Polise göre kadın, erkek şüpheliyle birlikte hareket ederek mağdurlara taşınmaz için gerçeğe aykırı bir satış sözleşmesi hazırladı.

Potsdam Kriminal Polisi, iki şüphelinin robot resimlerini yayımlayarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Şüphelileri tanıyan veya kimlikleri ve bulundukları yer hakkında bilgi sahibi olanların 45/26 numaralı arama dosyasını belirterek 0331 5508-0 numaralı telefondan Potsdam Polis Müfettişliğine ya da herhangi bir polis merkezine başvurması istendi.

Kaynak: Brandenburg Polisi

Continue Reading

Trendler