Gündem
AŞI HASARININ MAĞDURLARI KADERİNE TERKEDİLDİ, YETKİLİLERİN HASSASİYETSİZ TAVRI
Covid-19 aşısının ilk uygulamasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, aşıyı herkesin bünyesinin aynı şekilde tolere etmediği gerçeği gün yüzüne çıktı. Long Covid, Covid-19 virüsüyle enfekte olduktan sonra uzun süre devam eden bir hastalık olarak kabul edilse de, aşı sonrası gelişen Post Vac Sendromu, sağlık otoriteleri tarafından hala yeterince kanıtlanmamış bir durum olarak değerlendiriliyor.
Almanya’da, aşıya bağlı sağlık sorunları yaşayan yaklaşık 3.000 kayıtlı vaka bulunurken, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. Ancak, bu kişilerin mağduriyetleri, gerekli tıbbi yardım ve tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldıkları yasal zorluklarla daha da derinleşiyor.
Birçok mağdur, yaşadıkları sağlık problemleri için tazminat talep etmek amacıyla mahkemelere başvuruyor. Ancak, mahkemeler çoğunlukla sağlık otoritelerinin yönergelerine dayanarak karar veriyor ve mağdurlara yardım sağlanması konusunda bir adım atılmıyor. Çok mağdurdan hastalığının direk aşıyla bağlantılı olduğuna dair kanıt isteniyor. Aşı hasarı yaşayanlar, bir yandan fiziki zorluklarla mücadele ederken, diğer yandan resmi dairelerin ilgisizliğiyle de karşılaşıyor. Bu durum, mağdurların seslerinin daha da duyulmasını ve sağlık otoritelerinin bu durumu daha ciddiyetle ele almasını gerektiriyor.
COVID-19 AŞISININ SONRASI: POST VAC SENDROMU VE MAĞDURLARIN MÜCADELESİ
20 Kasım 2024 tarihli «ARD Plusminus» programında, mRNA aşısının yol açtığı Post Vac Sendromu ele alındı. Programda, Covid-19 aşısı sonrası bu sendromla mücadele eden bireylerin dramatik hikayeleri detaylı şekilde incelendi. Post Vac Sendromu, Long Covid’e benzer şekilde kronik yorgunluk, kalp çarpıntısı ve sinir ağrıları gibi semptomlarla kendini gösteriyor. Ancak, bazı vakalarda durum çok daha vahim bir hal alıyor.
NELE HÜNECKE’NİN TRAJİK HİKAYESİ
Programın en çarpıcı bölümü, Covid-19 aşısı sonrası ağır beyin hasarı yaşayan Nele Hünecke’nin hikayesine ayrıldı. Moderna aşısının ikinci dozundan sonra yüksek ateş ve bilinç kaybı yaşayan Nele, 11 kez organ yetmezliği nedeniyle yapay komaya alındı. Bugün, neredeyse %100 bakım gerektiren bir yaşam sürüyor ve hala yapay beslenmeye bağımlı durumda. Nele’nin hikayesini kendisi anlatamıyor; onun yerine bu ağır süreci annesi dile getiriyor.
Doktorlar, genç kadının sağlık durumunun iyileşip iyileşmeyeceği konusunda bir öngörüde bulunamıyor. Bu, Post Vac Sendromu’nun ağır vakalarının, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda aileler için psikolojik ve maddi anlamda nasıl bir yük oluşturduğunu gözler önüne seriyor.



Genç kızın aşıdan önceki sağlıklı zamanları
AŞI MAĞDURLARININ DURUMLARI GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Aşı hasarına ilişkin başvuru reddedildi. Nele’nin annesi, kızının acilen uygun bir tedaviye ihtiyaç duyduğunu, ancak böyle bir tedavi seçeneğinin mevcut olmadığını söylüyor. Ancak annesine göre en acı verici olan, yetkililerin ve sağlık sigortası şirketlerinin bu durumu görmezden gelmesi. Post Vac Sendromu’nun Covid-19 aşılarıyla bağlantılı olarak varlığını dahi kabul etmiyorlar.
Nele’nin vakasında üç ayrı tıbbi rapor, Covid-19 aşısı ile beyin hasarı arasında açık bir bağlantı olduğunu doğruluyor. Raporlardan biri, şu ifadeye yer veriyor:
„Aşı ile önceden hiç görülmemiş derecede ağır seyreden ensefalopati arasındaki bağlantı, yalnızca zamansal değil, aynı zamanda nedensel olarak da açıkça ortadadır.“
Bu durum, aşı hasarı mağdurlarının yalnızca fiziksel ve psikolojik zorluklarla değil, aynı zamanda yetkililerin ilgisizliğiyle de mücadele etmek zorunda kaldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Mağdurlar, hak ettikleri desteği almak için zorlu bir mücadele vermeye devam ediyor.

Nele bugün bakıma muhtaç yatıyor.
PAUL-EHRLICH ENSTİTÜSÜ POST VAC SENDROMU’NU TANIMIYOR
Post Vac Sendromu’nun mağdurlarından biri olan Ramona Lautenschlager, Nele Hünecke kadar ağır semptomlar yaşamasa da, üç yıldır normal yaşamını sürdüremiyor. Bağımsız bir hayat sürebilmenin dahi kendisi için büyük bir adım olacağını söylüyor. Ancak bugüne kadar gerçekleştirdiği doktor ziyaretleri ve gerekli kan yıkama tedavileri için toplamda 30 bin Euro’dan fazla bir maliyeti cebinden karşılamak zorunda kaldı. Ramona’nın teşhisi, tedaviye dirençli perikardit ve miyokardit, yani kalp kası ve zarında oluşan iltihaplanma. Bu durum, herhangi bir tedaviye yanıt vermiyor.
BAKAN KABUL ETTİ, AMA DESTEK GELMEDİ
Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, Mart 2023’te verdiği bir röportajda, Covid-19 aşısının ciddi yan etkileri olabileceğini kabul etmişti. Bu açıklama, daha önce aşıların „yan etkisiz“ olduğunu savunduğu söylemleriyle çelişiyordu. Lauterbach, o dönemde aşı hasarlarının daha hızlı tanınması gerektiğini ve mağdurlara destek sağlanacağını vaat etmişti. Ancak bugüne kadar, bu konuda herhangi bir somut adım atılmış değil.
MAĞDURLAR BÜROKRATİK ENGELLERLE YALNIZ BIRAKILIYOR
Ramona Lautenschlager gibi mağdurlar, maddi destek ve durumlarının resmi olarak tanınması için mücadele ediyor. Üç bağımsız tıbbi uzman tarafından Post Vac Sendromu teşhisi konmuş olmasına rağmen, Paul-Ehrlich Enstitüsü (PEI) gibi kurumlar, sendrom ile Covid-19 aşısı arasındaki nedensel ilişkiyi reddediyor. Enstitünün Lautenschlager’e gönderdiği olumsuz raporda şu ifadelere yer veriliyor:
„Şu anda, bu Long/Post-Covid benzeri şikayetlerin Covid-19 aşısıyla doğrudan ve nedensel bir bağlantısı olduğuna dair tıbbi olarak makul bir kanıt bulunmamaktadır.“
Bu durum, mağdurların hem sağlık sorunlarıyla hem de sağlık sistemi içindeki bürokratik dirençle mücadele etmek zorunda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
AŞI YAN ETKİLERİ İÇİN KAYIT SİSTEMİ YOK
Alman Federal Meclisi, daha 2020 yılında Paul-Ehrlich Enstitüsü’nün (PEI) raporlama sisteminin yetersiz olduğunu tespit etmişti. Meclis, aşı komplikasyonlarının tamamının fark edilmediğini ya da bildirilmediğini belirterek, bu durumun eksik raporlamalara neden olduğunu vurgulamıştı. Bunun üzerine Enfeksiyondan Korunma Yasası’nda değişiklik yapılarak PEI’ye, sigortalıların teşhis verilerini değerlendirme görevi verilmişti. Ancak bu konuda bugüne kadar neredeyse hiçbir somut adım atılmadı. Sağlık sigortalarının Post Vac Sendromu ile ilgili bilgi paylaşımı önerisi ise Sağlık Bakanlığı tarafından değerlendirilmedi.
VERİ EKSİKLİĞİ VE POLİTİKALARDAN KAYNAKLI TIKANIKLIK
Almanya’nın en büyük sağlık sigortası kurumu AOK, bu konuda üzüntüsünü şu sözlerle ifade ediyor:
„Aşı yan etkileri ile ilgili soruların veri tabanına dayalı bir şekilde yanıtlanması şu anda Almanya’da mümkün değil, bu çok üzücü bir durum.“
Bu durum, Covid-19 aşısının ağır yan etkileri gibi bir olgunun yetkililer ve siyasi partiler tarafından yeterince kabul edilmediğini ortaya koyuyor. Bu esnada mağdurlar, daha geniş ve güvenilir bir veri tabanı oluşturulmasını ve etkili tedavi yöntemlerinin bulunmasını beklemek zorunda kalıyor.
MAĞDURLARIN DAYANIŞMASI: POST VAC AĞLARI
Durumlarından umutsuz olan birçok mağdur ve yakını, Post Vac ağlarında bir araya geliyor. Almanya genelinde bu konuda faaliyet gösteren 50’den fazla öz yardım grubu bulunuyor. Bu grupların amacı, Post Vac Sendromu’nun kamuoyunda görünürlük kazanmasını sağlamak ve mağduriyetlerinin tanınması için mücadele etmek. Ayrıca, bu konuda özel bir araştırmanın başlamasını talep ediyorlar.
BÜYÜK TALEP: UZUN BEKLEME LİSTELERİ
Marburg Üniversitesi Kliniği, Long Covid Polikliniği’ne ek olarak Post Vac Sendromu için de bir birim açan ilk kurumlardan biri oldu. Ancak şu anda klinikte bekleme listesi 8000’i aşkın hastadan oluşuyor. Bu yoğunluğu açıklayan sorumlu kardiyolog, Post Vac Sendromu mağdurlarının başvurabileceği kolay erişilebilir merkezlerin neredeyse hiç bulunmadığını belirtiyor.
Bu tablo, mağdurların yalnızca sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda sistemin yetersizliği ve bürokratik engellerle de baş etmek zorunda olduğunu açıkça gösteriyor.

NELE HÜNECKE’NİN DRAMI: BAĞIMSIZ YAŞAMAK HAYAL OLDU
Covid-19 aşısının yan etkileri nedeniyle hayatı tamamen değişen Nele Hünecke, artık bağımsız bir şekilde oturamaz hale geldi. „ARD Plusminus“

GENÇ KADIN TAMAMEN YARDIMA MUHTAÇ
„Vazgeçmek Bir Seçenek Değil“
Hem mağdurlar hem de yakınları için hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olan bir diğer mücadele, bu durumun tanınması ve yetkililerin kayıtsızlığıyla başa çıkmak. Covid-19 aşısı sonrası tamamen bakıma muhtaç hale gelen 30 yaşındaki Nele Hünecke’nin annesi, durumu şu sözlerle özetliyor:
„Çoğu zaman gücümüz ve sabrımız tükeniyor. Ama vazgeçme lüksümüz yok. Bu mücadeleyi Nele’miz için sürdürmek zorundayız.“
Bu sözler, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemsel bir destek eksikliğine karşı verilen zorlu mücadelenin derinliğini yansıtıyor.
İSVİÇRE’DE COVID-19 AŞI ZARARLARI İÇİN 350 BAŞVURU
İsviçre’de Covid-19 aşısı ile ilişkili zararların tanınması için bugüne kadar 350 başvuru yapıldığı açıklandı. Federal Sağlık Ofisi’nin (BAG) verilerine göre, diğer aşılarla ilgili aynı dönemde yalnızca 3 başvuru alındı.
Şimdiye kadar Covid-19 aşısı kaynaklı bir zarar için sadece bir başvuru kabul edildi. BAG’den yapılan açıklamada, ilgili kişiye 12.500 Frank manevi tazminat ve 1.360 Frank maddi tazminat ödendiği belirtildi. Maddi tazminat, aşının yol açtığı sağlık sorunlarının mali sonuçlarını karşılamayı amaçlarken; manevi tazminat, ağır ve uzun süreli sağlık sorunları nedeniyle mağdura bir nevi „acı parası“ olarak veriliyor. Bu tazminatın üst sınırı ise 70.000 Frank ile sınırlı.
Bu rakamlar, aşı zararlarının tanınması ve mağdurlara destek sağlanması konusunda daha fazla çaba gerektiğini gözler önüne seriyor.

İsviçre’de, onaylanan her aşı zararı başvurusu için belirli bir manevi tazminat ödemesi yapılmaktadır. Bu ödemeler, ilgili kişinin uğradığı sağlık zararlarının karşılanmasına yönelik olarak verilir. Federal Sağlık Ofisi (BAG) tarafından yapılan açıklamaya göre, şu anda 80 başvuru hâlâ değerlendirilmekte.
Bir kişi, yalnızca aşı üreticisi, aşıyı uygulayan sağlık profesyoneli veya sigorta şirketleri (sosyal ya da özel sigorta) tarafından tazminat ödenmemişse, tazminat almaya hak kazanabilir.
Aşı zararının varlığını belirlemek için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bir algoritma geliştirmiştir ve bu algoritma, İsviçre’de de geçerli olan neden-sonuç değerlendirmesi için bir temel teşkil etmektedir.
Gündem
İsviçre’de Türk Ailenin Aile Birleşimi Başvurusu Mahkemelik Oldu: „Daire Çok Küçük“ Gerekçesiyle Başlayan Süreç Beraatle Sonuçlandı
AARAU / İSVİÇRE – ( Aargauer Zeitung) İsviçre’nin Aargau kantonunda yaşayan Türk bir ailenin aile birleşimi başvurusu, yetersiz büyüklükteki konut nedeniyle reddedildi. Ailenin daha sonra daha büyük bir daire için kira sözleşmesi sunmasının ardından süreç olumlu sonuçlansa da, planlanan taşınmanın gerçekleşmemesi bu kez „resmî makamları yanıltma“ şüphesini gündeme getirdi. Savcılığa taşınan dosyada aile hakkında para cezası talep edilirken, Aarau Bölge Mahkemesi davanın sonunda aileyi beraat ettirdi.
İki çocuğunu İsviçre’ye getirmek istediler
Mahkemede adı gizli tutulan ve „S.“ olarak anılan Türk aile, 2021 yılından bu yana Aarau bölgesinde üç çocuklarıyla birlikte üç odalı bir dairede yaşıyor.
Kadının önceki evliliğinden olan ve Türkiye’de yaşayan iki çocuğunu da İsviçre’ye getirmek isteyen aile, 2023 yılında Aargau Göç ve Entegrasyon Dairesi’ne (Migrationsamt – MIKA) aile birleşimi başvurusunda bulundu.
Ancak yapılan incelemede, üç odalı dairenin iki yetişkin ve beş çocuğun birlikte yaşayacağı bir aile için uygun olmadığı tespit edildi.
Göçmenlik Dairesi, mevcut konutun İsviçre Yabancılar ve Entegrasyon Yasası kapsamında aranan „ihtiyaca uygun konut“ şartını karşılamadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetti.
Daha büyük ev için kira sözleşmesi sundular
Ret kararının ardından aile çözüm arayışına girdi.
Aynı binada yaşayan emekli bir çiftle daire değişimi konusunda anlaşmaya varıldı. Taraflar, aileye dört odalı dairenin devredilmesini öngören kira sözleşmesini imzaladı.
Bu sözleşmenin Göçmenlik Dairesi’ne sunulmasının ardından yetkililer aile birleşimi başvurusunu onayladı ve Türkiye’deki iki çocuk için gerekli izinler verildi.
Taşınma gerçekleşmeyince şüphe başladı
Ancak olaylar tam bu noktada farklı bir boyut kazandı.
Planlanan taşınma günü geldiğinde aile yeni eve geçmedi.
Durumu fark eden bina yönetimi ve ev sahibi, Göçmenlik Dairesi’ne bilgi vererek taşınmanın hiç başlamadığını bildirdi.
Yetkililerin aktardığına göre;
- Evde taşınma kolileri bulunmuyordu.
- Dolaplar sökülmemişti.
- Taşınmaya yönelik herhangi bir hazırlık yapılmamıştı.
Bu gelişmeler üzerine Göçmenlik Dairesi, ailenin yalnızca daha büyük bir eve taşınacakmış gibi kira sözleşmesi düzenleyerek aile birleşimi iznini aldığı şüphesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.
İsviçre’de bu tür ret kararları oldukça nadir
Aargau Göç ve Entegrasyon Dairesi, mahkemeye sunduğu değerlendirmede aile birleşiminde „uygun konut“ şartının federal yasadan kaynaklandığını belirtti.
Kanton uygulamasına göre bir konutun yeterli sayılması için dairede yaşayacak kişi sayısının, oda sayısını en fazla bir kişi aşması gerekiyor.
Örneğin;
- 6 kişilik aile için en az 5 odalı,
- 5 kişilik aile için en az 4 odalı,
- 4 kişilik aile için ise en az 3 odalı konut uygun kabul ediliyor.
Yetkililer ayrıca, yalnızca konut yetersizliği nedeniyle aile birleşimi başvurularının reddedilmesinin son derece istisnai olduğunu, çünkü başvuru sahiplerinin çoğunun süreç içerisinde daha büyük bir eve taşındığını ifade etti.
Savcılık para cezası istedi
Mahkemede savcılık, ebeveynlerin resmî makamları yanıltarak aile birleşimi izni aldığı iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.
Dosyada;
- Baba hakkında günlük 70 İsviçre Frangı üzerinden 120 günlük para cezası,
- Anne hakkında ise günlük 40 Frank üzerinden 120 günlük para cezası,
talep edilirken, her iki ebeveyn için ayrıca birkaç bin Frank idari para cezası istendi.
„Biz kimseyi kandırmadık“
Mahkemede ifade veren aile ise suçlamaları kesin bir dille reddetti.
Babaya göre taşınmanın gerçekleşmemesinin nedeni tamamen emekli çiftin son anda karar değiştirmesiydi.
İlk olarak Ekim 2025 için planlanan taşınma, tarafların tatil programları nedeniyle Kasım ayına ertelendi.
Daha sonra emekli kadının hastalanması üzerine aileden on günlük ek süre istendi.
Türk aile bu talebi kabul etti.
Hafta sonu emekli çift taşınmaya hazır olduklarını bildirse de, pazartesi sabahı binaya gelen ev sahibi yalnızca emekli çiftin eşyalarını topladığını gördü.
Türk ailenin ise henüz hazırlığa başlamamış olması şüpheleri artırdı.
Mahkeme Başkanı’nın „Neden hiç taşınma kolisi hazırlamadınız?“ sorusuna baba şu yanıtı verdi:
„Hafta sonunda komşuları rahatsız edecek gürültü yapmak istemedim.“
Avukatın tavsiyesi süreci daha da karmaşık hale getirdi
Dava dosyasına göre emekli çift daha sonra daire değişiminden tamamen vazgeçti.
Türk aile bunun üzerine Türkçe konuşan avukatına danıştı.
Avukatın, çocukların yine de İsviçre’ye getirilmesini tavsiye ettiği belirtildi.
Ancak aile, daha büyük konut şartının aile birleşimi kararının temel gerekçelerinden biri olduğunu yeterince kavrayamadı.
Göçmenlik Dairesi ise gerçekleşmeyen taşınmayı, baştan beri planlanmış bir aldatma girişimi olarak değerlendirdi.
İşini de kaybetti
Mahkeme sürecinde ailenin ekonomik durumu da kötüleşti.
Baba, inşaat sektöründeki geçici işini kaybetti.
Anne ise yalnızca çağrıldıkça temizlik işlerine gidebildiğini anlattı.
Mahkemede konuşan baba, ekonomik sıkıntılar nedeniyle yeni ev bulamadıklarını belirterek şunları söyledi:
„Bu şartlarda bize kimse ev vermiyor.“
Aile, yaşanan gelişmelerin ardından Türkiye’den getirilen iki çocuğu yeniden büyükannelerinin yanına göndermek zorunda kaldıklarını da mahkemeye bildirdi.
Anne gözyaşlarına boğuldu
Duruşmanın sonunda mahkeme başkanı son sözü anneye verdi.
Konuşurken gözyaşlarını tutamayan anne şu ifadeleri kullandı:
„Ben sadece bir anne olarak çocuklarımla birlikte İsviçre’de yaşamak istedim. Buradaki yasaları bilmiyorum. Sadece avukatımızın söylediklerini yaptım.“
Mahkeme salonunda duygusal anlar yaşandı.
Mahkemeden beraat kararı
Aarau Bölge Mahkemesi, dosyadaki delilleri değerlendirdikten sonra ailenin resmî makamları aldatma kastıyla hareket ettiğinin ispatlanamadığına hükmetti.
Kararda;
- Ailenin gerçekten imzalanmış geçerli bir kira sözleşmesine sahip olduğu,
- Dosyada emekli çiftin daha sonra taşınmaktan vazgeçtiğine ilişkin kayıtların bulunduğu,
- Yaşananların planlı bir dolandırıcılık değil, karmaşık ve başarısız bir taşınma süreci olduğu
vurgulandı.
Bu gerekçelerle mahkeme, Türk aileyi „yetkilileri aldatma“ suçlamasından beraat ettirdi.
Karar ne anlama geliyor?
Karar, aile birleşimi başvurularında yalnızca sonucun değil, başvuru sahibinin gerçek niyetinin de hukuken büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor.
Mahkeme, taşınmanın gerçekleşmemesinin tek başına aldatma suçunun oluşması için yeterli olmadığına dikkat çekerken, kasıt unsurunun somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurguladı.
Uzmanlara göre karar, İsviçre’de aile birleşimi başvurularında „uygun konut“ şartının önemini korurken, idarenin aldatma iddialarını ortaya koyabilmesi için güçlü delillere ihtiyaç duyduğunu da gösteren dikkat çekici bir emsal niteliği taşıyor.
Gündem
Bern’deKadınlara Özel Çıplaklar Plajında Polis Müdahalesi Tartışma Yarattı: Belediye Kararı Hatalı Buldu
İsviçre’nin Bern kentindeki Marzilibad yüzme tesisinde bulunan ve yalnızca kadınların kullanabildiği “Paradiesli” isimli FKK (çıplak güneşlenme) alanında yaşanan olay, ülke genelinde geniş yankı uyandırdı.
Pazar günü yaşanan olayda, kadın bölümünde bulunan trans bir kadın hakkında bazı kadın ziyaretçiler tesis yönetimine şikâyette bulundu. Şikâyetlerin ardından tesis görevlileri trans kadından alanı terk etmesini istedi. Ancak talebin reddedilmesi üzerine olay yerine polis çağrıldı.
Polisin müdahalesi sırasında çevrede bulunan bazı kişiler trans kadına destek verirken kısa süreli arbede yaşandı. Bern Kanton Polisi, müdahale sırasında bir kadın polis memurunun hafif yaralandığını açıkladı. Trans kadın ise polis merkezine götürüldükten sonra işlemlerinin tamamlanmasının ardından serbest bırakıldı.
Belediye: “Alanı Kullanma Hakkı Vardı”
Olayın ardından Bern Belediyesi dikkat çeken bir açıklama yaptı.
Belediye, polis çağrılması kararının yanlış bir değerlendirme sonucu alındığını belirterek yaşananlardan üzüntü duyduklarını açıkladı.
Açıklamada ayrıca, söz konusu trans kadının mevcut kurallara göre kadınlara ayrılan FKK alanını kullanma hakkına sahip olduğu vurgulandı. Belediyeye göre kadın olarak yaşayan ve resmî kayıtlarda cinsiyeti kadın olarak yer alan kişiler, Paradiesli bölümünden yararlanabiliyor. Olaydaki kişinin de bu şartları karşıladığı belirtildi.
Polis Müdahalesi Tartışma Yarattı
Olaya tanıklık eden kişiler, polis müdahalesinin sert olduğunu öne sürerken, trans birey haklarını savunan kuruluşlar yaşananları eleştirdi.
İsviçre’deki Transgender Network Switzerland (TGNS), Pink Cross ve Lesbenorganisation Schweiz (LOS) ortak açıklama yaparak, yüzme tesislerinde görevli personel ile polis ekiplerine trans bireylerin hakları konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğini savundu.
Yaşanan olayın ardından Bern şehir merkezinde izinsiz bir protesto gösterisi düzenlenirken, olay İsviçre’de kadınlara özel alanlar ile trans bireylerin kamusal alanlara erişim hakları konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
#bern#fkk#trans#lgbt#isviçre
Gündem
İsviçre’de Haziran Ayının Tüm Zamanların Sıcaklık Rekoru Kırıldı: Basel 39 Dereceyi Gördü
İsviçre, Haziran ayı için şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklıklarla karşı karşıya. MeteoSwiss’in verilerine göre Zürih-Fluntern ölçüm istasyonunda öğleden sonra hava sıcaklığı 36,5 dereceye ulaşarak, 2003 yılında kaydedilen **36 derecelik Haziran rekorunu geride bıraktı.
Ancak günün en yüksek sıcaklığı Basel’de ölçüldü. Basel-Binningen istasyonunda saat 15.30 itibarıyla termometreler 39 dereceyi gösterdi. Böylece yalnızca bir gün önce kırılan 38,8 derecelik Haziran sıcaklık rekoru da yeniden tarihe karıştı.
Meteoroloji uzmanları, gün içerisinde sıcaklığın 40 dereceye kadar yükselebileceği uyarısında bulunurken, bu değer gerçekleşirse İsviçre tarihinde Haziran ayında ilk kez 40 derece sınırı aşılmış olacak.
Yetkililer, özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve çocuklar için sıcak havaya karşı dikkatli olunması çağrısında bulunurken, günün en sıcak saatlerinde zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması, bol sıvı tüketilmesi ve doğrudan güneş ışığına uzun süre maruz kalınmaması tavsiye ediliyor. #basel#isviçre#schweiz#switzerland
-
Gündem2 Jahren agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem2 Jahren ago
ERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya2 Jahren ago
META’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem2 Jahren ago
TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


