Connect with us

Gündem

AŞI HASARININ MAĞDURLARI KADERİNE TERKEDİLDİ, YETKİLİLERİN HASSASİYETSİZ TAVRI

yazar

Published

on

Covid-19 aşısının ilk uygulamasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, aşıyı herkesin bünyesinin aynı şekilde tolere etmediği gerçeği gün yüzüne çıktı. Long Covid, Covid-19 virüsüyle enfekte olduktan sonra uzun süre devam eden bir hastalık olarak kabul edilse de, aşı sonrası gelişen Post Vac Sendromu, sağlık otoriteleri tarafından hala yeterince kanıtlanmamış bir durum olarak değerlendiriliyor.

Almanya’da, aşıya bağlı sağlık sorunları yaşayan yaklaşık 3.000 kayıtlı vaka bulunurken, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. Ancak, bu kişilerin mağduriyetleri, gerekli tıbbi yardım ve tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldıkları yasal zorluklarla daha da derinleşiyor.

Birçok mağdur, yaşadıkları sağlık problemleri için tazminat talep etmek amacıyla mahkemelere başvuruyor. Ancak, mahkemeler çoğunlukla sağlık otoritelerinin yönergelerine dayanarak karar veriyor ve mağdurlara yardım sağlanması konusunda bir adım atılmıyor. Çok mağdurdan hastalığının direk aşıyla bağlantılı olduğuna dair kanıt isteniyor. Aşı hasarı yaşayanlar, bir yandan fiziki zorluklarla mücadele ederken, diğer yandan resmi dairelerin ilgisizliğiyle de karşılaşıyor. Bu durum, mağdurların seslerinin daha da duyulmasını ve sağlık otoritelerinin bu durumu daha ciddiyetle ele almasını gerektiriyor.

COVID-19 AŞISININ SONRASI: POST VAC SENDROMU VE MAĞDURLARIN MÜCADELESİ

20 Kasım 2024 tarihli «ARD Plusminus» programında, mRNA aşısının yol açtığı Post Vac Sendromu ele alındı. Programda, Covid-19 aşısı sonrası bu sendromla mücadele eden bireylerin dramatik hikayeleri detaylı şekilde incelendi. Post Vac Sendromu, Long Covid’e benzer şekilde kronik yorgunluk, kalp çarpıntısı ve sinir ağrıları gibi semptomlarla kendini gösteriyor. Ancak, bazı vakalarda durum çok daha vahim bir hal alıyor.

NELE HÜNECKE’NİN TRAJİK HİKAYESİ
Programın en çarpıcı bölümü, Covid-19 aşısı sonrası ağır beyin hasarı yaşayan Nele Hünecke’nin hikayesine ayrıldı. Moderna aşısının ikinci dozundan sonra yüksek ateş ve bilinç kaybı yaşayan Nele, 11 kez organ yetmezliği nedeniyle yapay komaya alındı. Bugün, neredeyse %100 bakım gerektiren bir yaşam sürüyor ve hala yapay beslenmeye bağımlı durumda. Nele’nin hikayesini kendisi anlatamıyor; onun yerine bu ağır süreci annesi dile getiriyor.

Doktorlar, genç kadının sağlık durumunun iyileşip iyileşmeyeceği konusunda bir öngörüde bulunamıyor. Bu, Post Vac Sendromu’nun ağır vakalarının, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda aileler için psikolojik ve maddi anlamda nasıl bir yük oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Genç kızın aşıdan önceki sağlıklı zamanları

AŞI MAĞDURLARININ DURUMLARI GÖRMEZDEN GELİNİYOR

Aşı hasarına ilişkin başvuru reddedildi. Nele’nin annesi, kızının acilen uygun bir tedaviye ihtiyaç duyduğunu, ancak böyle bir tedavi seçeneğinin mevcut olmadığını söylüyor. Ancak annesine göre en acı verici olan, yetkililerin ve sağlık sigortası şirketlerinin bu durumu görmezden gelmesi. Post Vac Sendromu’nun Covid-19 aşılarıyla bağlantılı olarak varlığını dahi kabul etmiyorlar.

Nele’nin vakasında üç ayrı tıbbi rapor, Covid-19 aşısı ile beyin hasarı arasında açık bir bağlantı olduğunu doğruluyor. Raporlardan biri, şu ifadeye yer veriyor:
„Aşı ile önceden hiç görülmemiş derecede ağır seyreden ensefalopati arasındaki bağlantı, yalnızca zamansal değil, aynı zamanda nedensel olarak da açıkça ortadadır.“

Bu durum, aşı hasarı mağdurlarının yalnızca fiziksel ve psikolojik zorluklarla değil, aynı zamanda yetkililerin ilgisizliğiyle de mücadele etmek zorunda kaldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Mağdurlar, hak ettikleri desteği almak için zorlu bir mücadele vermeye devam ediyor.

Nele bugün bakıma muhtaç yatıyor.

PAUL-EHRLICH ENSTİTÜSÜ POST VAC SENDROMU’NU TANIMIYOR

Post Vac Sendromu’nun mağdurlarından biri olan Ramona Lautenschlager, Nele Hünecke kadar ağır semptomlar yaşamasa da, üç yıldır normal yaşamını sürdüremiyor. Bağımsız bir hayat sürebilmenin dahi kendisi için büyük bir adım olacağını söylüyor. Ancak bugüne kadar gerçekleştirdiği doktor ziyaretleri ve gerekli kan yıkama tedavileri için toplamda 30 bin Euro’dan fazla bir maliyeti cebinden karşılamak zorunda kaldı. Ramona’nın teşhisi, tedaviye dirençli perikardit ve miyokardit, yani kalp kası ve zarında oluşan iltihaplanma. Bu durum, herhangi bir tedaviye yanıt vermiyor.

BAKAN KABUL ETTİ, AMA DESTEK GELMEDİ
Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, Mart 2023’te verdiği bir röportajda, Covid-19 aşısının ciddi yan etkileri olabileceğini kabul etmişti. Bu açıklama, daha önce aşıların „yan etkisiz“ olduğunu savunduğu söylemleriyle çelişiyordu. Lauterbach, o dönemde aşı hasarlarının daha hızlı tanınması gerektiğini ve mağdurlara destek sağlanacağını vaat etmişti. Ancak bugüne kadar, bu konuda herhangi bir somut adım atılmış değil.

MAĞDURLAR BÜROKRATİK ENGELLERLE YALNIZ BIRAKILIYOR
Ramona Lautenschlager gibi mağdurlar, maddi destek ve durumlarının resmi olarak tanınması için mücadele ediyor. Üç bağımsız tıbbi uzman tarafından Post Vac Sendromu teşhisi konmuş olmasına rağmen, Paul-Ehrlich Enstitüsü (PEI) gibi kurumlar, sendrom ile Covid-19 aşısı arasındaki nedensel ilişkiyi reddediyor. Enstitünün Lautenschlager’e gönderdiği olumsuz raporda şu ifadelere yer veriliyor:
„Şu anda, bu Long/Post-Covid benzeri şikayetlerin Covid-19 aşısıyla doğrudan ve nedensel bir bağlantısı olduğuna dair tıbbi olarak makul bir kanıt bulunmamaktadır.“

Bu durum, mağdurların hem sağlık sorunlarıyla hem de sağlık sistemi içindeki bürokratik dirençle mücadele etmek zorunda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

AŞI YAN ETKİLERİ İÇİN KAYIT SİSTEMİ YOK

Alman Federal Meclisi, daha 2020 yılında Paul-Ehrlich Enstitüsü’nün (PEI) raporlama sisteminin yetersiz olduğunu tespit etmişti. Meclis, aşı komplikasyonlarının tamamının fark edilmediğini ya da bildirilmediğini belirterek, bu durumun eksik raporlamalara neden olduğunu vurgulamıştı. Bunun üzerine Enfeksiyondan Korunma Yasası’nda değişiklik yapılarak PEI’ye, sigortalıların teşhis verilerini değerlendirme görevi verilmişti. Ancak bu konuda bugüne kadar neredeyse hiçbir somut adım atılmadı. Sağlık sigortalarının Post Vac Sendromu ile ilgili bilgi paylaşımı önerisi ise Sağlık Bakanlığı tarafından değerlendirilmedi.

VERİ EKSİKLİĞİ VE POLİTİKALARDAN KAYNAKLI TIKANIKLIK
Almanya’nın en büyük sağlık sigortası kurumu AOK, bu konuda üzüntüsünü şu sözlerle ifade ediyor:
„Aşı yan etkileri ile ilgili soruların veri tabanına dayalı bir şekilde yanıtlanması şu anda Almanya’da mümkün değil, bu çok üzücü bir durum.“
Bu durum, Covid-19 aşısının ağır yan etkileri gibi bir olgunun yetkililer ve siyasi partiler tarafından yeterince kabul edilmediğini ortaya koyuyor. Bu esnada mağdurlar, daha geniş ve güvenilir bir veri tabanı oluşturulmasını ve etkili tedavi yöntemlerinin bulunmasını beklemek zorunda kalıyor.

MAĞDURLARIN DAYANIŞMASI: POST VAC AĞLARI
Durumlarından umutsuz olan birçok mağdur ve yakını, Post Vac ağlarında bir araya geliyor. Almanya genelinde bu konuda faaliyet gösteren 50’den fazla öz yardım grubu bulunuyor. Bu grupların amacı, Post Vac Sendromu’nun kamuoyunda görünürlük kazanmasını sağlamak ve mağduriyetlerinin tanınması için mücadele etmek. Ayrıca, bu konuda özel bir araştırmanın başlamasını talep ediyorlar.

BÜYÜK TALEP: UZUN BEKLEME LİSTELERİ
Marburg Üniversitesi Kliniği, Long Covid Polikliniği’ne ek olarak Post Vac Sendromu için de bir birim açan ilk kurumlardan biri oldu. Ancak şu anda klinikte bekleme listesi 8000’i aşkın hastadan oluşuyor. Bu yoğunluğu açıklayan sorumlu kardiyolog, Post Vac Sendromu mağdurlarının başvurabileceği kolay erişilebilir merkezlerin neredeyse hiç bulunmadığını belirtiyor.

Bu tablo, mağdurların yalnızca sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda sistemin yetersizliği ve bürokratik engellerle de baş etmek zorunda olduğunu açıkça gösteriyor.

NELE HÜNECKE’NİN DRAMI: BAĞIMSIZ YAŞAMAK HAYAL OLDU

Covid-19 aşısının yan etkileri nedeniyle hayatı tamamen değişen Nele Hünecke, artık bağımsız bir şekilde oturamaz hale geldi. „ARD Plusminus“

GENÇ KADIN TAMAMEN YARDIMA MUHTAÇ

„Vazgeçmek Bir Seçenek Değil“

Hem mağdurlar hem de yakınları için hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olan bir diğer mücadele, bu durumun tanınması ve yetkililerin kayıtsızlığıyla başa çıkmak. Covid-19 aşısı sonrası tamamen bakıma muhtaç hale gelen 30 yaşındaki Nele Hünecke’nin annesi, durumu şu sözlerle özetliyor:

„Çoğu zaman gücümüz ve sabrımız tükeniyor. Ama vazgeçme lüksümüz yok. Bu mücadeleyi Nele’miz için sürdürmek zorundayız.“

Bu sözler, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemsel bir destek eksikliğine karşı verilen zorlu mücadelenin derinliğini yansıtıyor.

İSVİÇRE’DE COVID-19 AŞI ZARARLARI İÇİN 350 BAŞVURU

İsviçre’de Covid-19 aşısı ile ilişkili zararların tanınması için bugüne kadar 350 başvuru yapıldığı açıklandı. Federal Sağlık Ofisi’nin (BAG) verilerine göre, diğer aşılarla ilgili aynı dönemde yalnızca 3 başvuru alındı.

Şimdiye kadar Covid-19 aşısı kaynaklı bir zarar için sadece bir başvuru kabul edildi. BAG’den yapılan açıklamada, ilgili kişiye 12.500 Frank manevi tazminat ve 1.360 Frank maddi tazminat ödendiği belirtildi. Maddi tazminat, aşının yol açtığı sağlık sorunlarının mali sonuçlarını karşılamayı amaçlarken; manevi tazminat, ağır ve uzun süreli sağlık sorunları nedeniyle mağdura bir nevi „acı parası“ olarak veriliyor. Bu tazminatın üst sınırı ise 70.000 Frank ile sınırlı.

Bu rakamlar, aşı zararlarının tanınması ve mağdurlara destek sağlanması konusunda daha fazla çaba gerektiğini gözler önüne seriyor.

İsviçre’de, onaylanan her aşı zararı başvurusu için belirli bir manevi tazminat ödemesi yapılmaktadır. Bu ödemeler, ilgili kişinin uğradığı sağlık zararlarının karşılanmasına yönelik olarak verilir. Federal Sağlık Ofisi (BAG) tarafından yapılan açıklamaya göre, şu anda 80 başvuru hâlâ değerlendirilmekte.

Bir kişi, yalnızca aşı üreticisi, aşıyı uygulayan sağlık profesyoneli veya sigorta şirketleri (sosyal ya da özel sigorta) tarafından tazminat ödenmemişse, tazminat almaya hak kazanabilir.

Aşı zararının varlığını belirlemek için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bir algoritma geliştirmiştir ve bu algoritma, İsviçre’de de geçerli olan neden-sonuç değerlendirmesi için bir temel teşkil etmektedir.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Gündem

İsviçre’de “Evlilik Cezası”: Emeklilikte İki Artı İki Neden Dört Etmiyor?

yazar

Published

on

By

Çalışırken 1+1=2; emeklilikte ise evli çiftler için 1+1=1,5 ediyor.

Cemil Baysal http://instagram.com/cemil_baysal

40 yılı aşkın süredir İsviçre’de yaşıyorum. Bu ülkenin düzenini, refahını ve güçlü sosyal devlet anlayışını yakından biliyorum. Amacım kesinlikle İsviçre’yi kötülemek değil; iyi işleyen bu sistemin içinde yıllardır tartışılan, insanları mağdur eden bir adaletsizliğe dikkat çekmek.

Bazen çevremdeki emeklilerle oturup sohbet ederken açıkça soruyorum:

“Bu hayat pahalılığında nasıl geçiniyorsunuz?”

Cevap neredeyse her zaman aynı:

“Her şeyden tasarruf ediyoruz. Boğazımızdan kısıyor, sosyal hayattan vazgeçiyor ve her kuruşun hesabını yapıyoruz…”

Bu sıkıntı yalnızca İsviçre’ye özgü değil. Almanya, Hollanda ve Avrupa’nın birçok ülkesinde insanlar, emeklilik yaşı yaklaşırken Türkiye, İspanya, Yunanistan veya Tayland gibi yaşam maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelere taşınma planları yapıyor.

Ancak ülke değiştirmek de sanıldığı kadar kolay değil. Vergilendirme ve sağlık sigortası koşulları gidilecek ülkeye, vatandaşlığa ve ikili anlaşmalara göre değişiyor. İsviçre’de geçimini sağlayamayan emeklilere verilen Ergänzungsleistungen ise yurt dışına taşınıldığında devam etmiyor.

İnsanlar böylece İsviçre’deki yüksek yaşam maliyetleri ile yurt dışında kaybedecekleri sosyal güvenceler arasında kalıyor. İnsanın gençliğini, emeğini, vergisini ve primini verdiği ülkeden yaşlılığında geçinememe korkusuyla ayrılmayı düşünmesi ne kadar acı!

Prim Alırken İki Kişi, Aylık Öderken Bir Buçuk Kişi

İsviçre’de yıllardır siyasetin gündeminden düşmeyen bir sorun var:

“Heiratsstrafe”, yani evlilik cezası.

Karı koca çalışma hayatları boyunca ayrı ayrı çalışıyor ve kazançları üzerinden ayrı ayrı AHV primi ödüyor. Primler maaş bordrolarından kesilirken her iki eş de bağımsız birer sigortalı olarak değerlendiriliyor.

Başka bir ifadeyle, primler alınırken kadın da erkek de ayrı birer kişi. Ancak emeklilik zamanı geldiğinde evli çiftin toplam AHV aylığı yüzde 150 tavanıyla sınırlandırılıyor.

Sistem prim toplarken eşleri iki kişi, emekli aylığını öderken adeta bir buçuk kişi olarak görüyor.

Matematik Ortada: Rakamlar Ne Söylüyor?

2026 itibarıyla rakamlar şöyle:

  • Tek kişi için azami AHV aylığı: 2.520 CHF
  • Nikâhsız yaşayan iki kişinin toplam azami aylığı: 5.040 CHF
  • Resmî evli çiftin toplam azami aylığı: 3.780 CHF
Medeni durumKişi başına azami aylıkİki kişinin toplam azami aylığı
Nikâhsız birlikte yaşayan2.520 CHF5.040 CHF
Resmî evli çiftOransal olarak sınırlandırılır3.780 CHF

İki hane arasındaki azami fark ayda tam 1.260 CHF.

Aralık 2026’da ilk kez ödenecek 13. AHV aylığı da hesaba katıldığında, yıllık azami fark 16.380 CHF’ye ulaşacak.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir: Bu rakamlar, her iki kişinin de azami AHV aylığına hak kazandığı örnek için geçerlidir. Eksiksiz prim ödemiş olmak tek başına azami aylığı garanti etmez. AHV aylığı; prim süresi, çalışma hayatındaki ortalama gelir ile eğitim ve bakım kredilerine göre hesaplanır.

Ancak şartları aynı olan iki çift arasında yalnızca resmî nikâh nedeniyle böylesine büyük bir fark oluşması adil midir?

Gerekçe olarak evli çiftlerin aynı evde yaşadığı ve giderlerini paylaştığı söyleniyor. Fakat nikâhsız çiftler de aynı çatıyı, kirayı, mutfağı, elektriği ve ısınma giderlerini paylaşıyor.

Onlar iki ayrı kişi kabul edilirken, evli çiftler neden bir buçuk kişi sayılıyor?

Vergideki “Evlilik Cezası” İçin Halk Kararını Verdi

Evli çiftlerin karşılaştığı dezavantaj yalnızca AHV ile sınırlı değildi. Mevcut vergi sisteminde eşlerin gelirleri birlikte hesaplandığı için, özellikle her iki eşin de çalıştığı bazı evli çiftler nikâhsız çiftlere göre daha yüksek vergi ödeyebiliyor.

Ancak İsviçre halkı bu konuda önemli bir karar verdi. Bireysel vergilendirme yasası, 8 Mart 2026’daki halk oylamasında yüzde 54,23 “evet” oyuyla kabul edildi.

Yeni sistemle birlikte evli kişiler de gelirlerini ayrı ayrı beyan edecek. Düzenlemenin en geç 2032’de yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Böylece vergilendirmede medeni durumdan kaynaklanan farklılıkların giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Şimdi benzer bir adalet beklentisi, AHV’deki yüzde 150 evli çift tavanı için de devam ediyor.

“Kâğıt Üzerinde Boşanmak” Çözüm mü?

Sistemin oluşturduğu ekonomik baskı nedeniyle bazı çiftlerin emeklilik öncesinde resmî olarak boşandığı ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettiği sıkça konuşuluyor.

Bunun ne kadar yaygın olduğuna ilişkin resmî bir istatistik bulunmuyor. Fakat insanların böyle bir yöntemi düşünmesi bile sorunun ciddiyetini göstermeye yetiyor.

Üstelik boşanmak kusursuz bir çözüm değil. İki kişinin de otomatik olarak azami AHV aylığı alacağı anlamına gelmiyor. Miras hakları, dul aylığı, mal paylaşımı ve 2. Sütun birikimlerinin bölüşülmesi bakımından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurabiliyor.

İnsanların hak ettiklerini düşündükleri aylığı alabilmek için 30–40 yıllık evliliklerini kâğıt üzerinde bitirmeyi akıllarından geçirmeleri, sistemin vicdanını sorgulatması gereken bir durumdur.

3. Sütun Yoksa, Ev Kiraysa Nasıl Geçinilecek?

Kendine ait evi, yeterli birikimi ve 3. Sütun’u olmayan; 2. Sütun’dan da güçlü bir gelir elde edemeyen emekli bir çiftin yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de insanca geçinebilmesi neredeyse imkânsız.

Kira, iki kişinin zorunlu sağlık sigortası primleri, elektrik, ısınma, vergi, ulaşım ve mutfak masrafları alt alta yazıldığında para ay bitmeden tükenebiliyor.

İşte İsviçre’nin güçlü ve takdir edilmesi gereken sosyal devlet anlayışı burada devreye giriyor: Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamayan emeklilere Ergänzungsleistungen, yani tamamlayıcı ödemeler sunuluyor.

Bu bir sadaka, lütuf veya klasik anlamda sosyal yardım değildir. Şartları karşılayan kişilere tanınmış yasal bir haktır. Bu desteğin bulunması, İsviçre sosyal güvenlik sisteminin en güçlü yönlerinden biridir.

Ancak başka bir gerçeği de konuşmak zorundayız: Yeterli 2. ve 3. Sütun geliri bulunmayan birçok emeklinin Ergänzungsleistungen olmadan İsviçre’de temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, normal AHV aylıklarının yeterliliğini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Emeklilerin de dışarıda bir kahve içmeye, torunlarına küçük bir hediye almaya, dostlarıyla buluşmaya ve yılda birkaç gün dinlenmeye hakkı var. İnsan ömrü yalnızca kira, sağlık sigortası ve market faturası ödemekten ibaret olmamalı.

İsviçre’yi karalamak değil; güzel ve güçlü taraflarını takdir ederken eksik ve adil olmayan yönlerini de açıkça konuşmak gerekir.

Konu aslında oldukça önemli ve hassas. Her yönüyle ele almaya kalksak neredeyse roman yazmamız gerekir. Kısa yazınca “Şunları unutmuşsunuz, bunları yazmamışsınız” deniliyor; biraz ayrıntılı yazınca da “Çok uzun olmuş” eleştirisi geliyor. Bu nedenle önemli olan, verilmek istenen temel mesajı doğru anlamaktır.

Prim öderken iki kişi olarak değerlendirilen eşler, emeklilikte neden bir buçuk kişi muamelesi görüyor?

Sizce bu sistem adil mi? Kendine ait evi bulunmayan ve kirada yaşayan emekli bir çift, yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de geçinebilir mi?

Buyurun, görüşlerinizi ve tecrübelerinizi yorumlarda paylaşın.

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de Tarafsızlığın Geleceği Sandıkta: Hükümetin Yetkileri Sınırlandırılabilir

yazar

Published

on

By

İsviçre’de Neutralitätsinitiative (Tarafsızlık Girişimi), ülkenin tarafsızlık politikasını bugünkünden çok daha katı kurallarla Federal Anayasa’ya bağlamayı amaçlayan halk girişimidir. Konu güncel: İsviçre halkı bu girişimi 27 Eylül 2026’da oylayacak.

Bugünkü sistemde İsviçre’nin tarafsızlığı zaten anayasal düzeyde korunuyor; ancak Federal Konsey, uluslararası gelişmelere göre tarafsızlık politikasının nasıl uygulanacağı konusunda belirli bir hareket alanına sahip. Örneğin İsviçre, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra AB’nin yaptırımlarını büyük ölçüde devralabildi. Girişimin temel tartışma noktası tam da bu hareket alanı.

Neutralitätsinitiative tam olarak ne istiyor?

Girişim kabul edilirse İsviçre’nin tarafsızlığının “sürekli ve silahlı – immerwährend und bewaffnet” olduğu Anayasa’da daha açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenecek.

Bunun pratikte dört önemli sonucu olacak:

  1. İsviçre askeri veya savunma ittifaklarına katılamayacak. NATO gibi bir askeri ittifaka üyelik mümkün olmayacak.
  2. Daha önemlisi, İsviçre normal şartlarda askeri veya savunma ittifaklarıyla işbirliği de yapamayacak. İstisna, İsviçre’ye yönelik bir askeri saldırının gerçekleşmesi veya böyle bir saldırının hazırlanıyor olması. Bu nedenle girişim yalnızca “NATO’ya üye olmayalım” demiyor; NATO gibi yapılarla askeri işbirliğinin sınırlandırılmasını da öngörüyor.
  3. İsviçre, başka devletler arasındaki askeri çatışmalara katılamayacak.
  4. En tartışmalı maddelerden biri ise yaptırımlar. İsviçre savaşan devletlere karşı kendi başına ekonomik yaptırım uygulayamayacak. Ancak Birleşmiş Milletler’in (UNO) yaptırımları bundan istisna tutulacak. Ayrıca yaptırımların İsviçre üzerinden delinmesini önlemek için gerekli önlemler alınabilecek.

Rusya-Ukrayna örneğinde ne değişirdi?

Bu konu girişimin neden ortaya çıktığını anlamak açısından önemli.

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya saldırmasından sonra İsviçre, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını büyük ölçüde devraldı. Federal hükümet bunu İsviçre’nin tarafsızlığıyla bağdaşır gördü.

Girişimin savunucuları ise bunun İsviçre’nin klasik tarafsızlık anlayışına zarar verdiğini düşünüyor. Onlara göre İsviçre savaşan taraflardan birine ekonomik yaptırım uyguladığında diğer tarafın gözünde artık tam anlamıyla tarafsız bir arabulucu olarak görülmeyebilir.

Girişim kabul edilirse, UNO tarafından kararlaştırılmamış yaptırımların savaşan bir devlete karşı uygulanması önemli ölçüde engellenmiş olacak. Dolayısıyla gelecekte Rusya-Ukrayna benzeri bir durumda İsviçre’nin AB yaptırımlarını otomatik biçimde devralması bugünkü gibi mümkün olmayabilir.

İsviçre bugün tarafsız değil mi?

Evet, tarafsız.

Bu nedenle 27 Eylül’deki oylama aslında “İsviçre tarafsız olsun mu, olmasın mı?” oylaması değil.

Federal Dışişleri Bakanlığı da İsviçre’nin mevcut tarafsızlığını sürekli ve silahlı tarafsızlık olarak tanımlıyor. İsviçre devletler arasındaki savaşlara katılmıyor ve kendi topraklarını savunabilecek durumda olmayı tarafsızlığının bir parçası olarak görüyor.

Asıl soru şu:

Tarafsızlığın uygulanması Federal Konsey’e belirli bir siyasi hareket alanı bırakmaya devam mı etmeli, yoksa bunun sınırları Anayasa’da çok daha kesin şekilde mi belirlenmeli?

Girişimi savunanlar ne diyor?

Girişim komitesine göre İsviçre’nin geleneksel tarafsızlığı son yıllarda giderek aşındı. Savunucular, güçlü ve güvenilir bir tarafsızlığın İsviçre’yi savaşlardan uzak tuttuğunu, ülkenin güvenliğine ve refahına katkıda bulunduğunu ve İsviçre’nin uluslararası krizlerde arabuluculuk yapabilmesini sağladığını savunuyor.

Onlara göre İsviçre dış baskılara göre tarafsızlığını farklı biçimlerde yorumlamamalı. Tarafsızlığın kuralları Anayasa’da açıkça yazılırsa hükümetler değişse bile temel politika değişmeyecek.

Bu kampanyada eski Federal Konsey üyesi Christoph Blocher gibi isimler de aktif rol oynuyor. Girişimin ana siyasi çevresi, İsviçre’nin özellikle NATO ve AB’nin güvenlik politikalarına fazla yaklaşmasını eleştiriyor.

Federal Konsey ve Parlamento neden karşı?

Federal Konsey ve Parlamento girişimin reddedilmesini tavsiye ediyor.

Onların temel argümanı, İsviçre’nin 1848’den beri uyguladığı tarafsızlık politikasının başarılı olduğu ve Anayasa’nın hükümete değişen uluslararası koşullara tepki verebilmek için gerekli hareket alanını bıraktığı yönünde.

Hükümete göre girişim kabul edilirse bu alan önemli ölçüde daralacak. Özellikle Avrupa’nın güvenlik ortamının değiştiği bir dönemde İsviçre’nin başka ülkelerle güvenlik alanında işbirliği yapabilmesi zorlaşabilir. Ayrıca İsviçre’nin uluslararası hukukun ağır biçimde ihlal edildiği durumlarda yaptırımlara katılma imkânı sınırlandırılmış olacak.

Kabul edilirse NATO üyeliği tamamen kapanır mı?

Pratik olarak çok ciddi biçimde zorlaşır.

Çünkü Anayasa İsviçre’nin askeri veya savunma ittifaklarına katılmamasını açık şekilde emredecek. Üstelik mesele yalnızca NATO üyeliği değil; askeri ittifaklarla yapılabilecek işbirliğinin kapsamı da daralacak.

Ancak İsviçre doğrudan askeri saldırıya uğrarsa veya kendisine yönelik bir saldırı hazırlanıyorsa girişim istisna öngörüyor.

İsviçre’nin ordusu yine olacak mı?

Evet. Hatta girişimin mantığında güçlü savunma önemli.

“Silahlı tarafsızlık” İsviçre’nin silahsız veya pasif olması anlamına gelmiyor. Tam tersine, ülkenin herhangi bir askeri ittifaka bağımlı olmadan kendi topraklarını savunabilecek kapasiteye sahip olması gerektiği düşüncesine dayanıyor.

Arabuluculuk konusu

Girişimin bir başka önemli maddesi İsviçre’nin tarafsızlığını arabuluculuk rolü için kullanmasını öngörüyor.

Bu, İsviçre’nin tarihsel “Gute Dienste” politikasına dayanıyor: Savaşan veya diplomatik ilişkileri bulunmayan ülkeler arasında görüşmelere ev sahipliği yapmak, çıkarları temsil etmek ve barış görüşmelerine aracılık etmek.

Savunuculara göre İsviçre ancak iki tarafın da gerçekten tarafsız gördüğü bir ülke olursa bu özel konumunu koruyabilir.

27 Eylül 2026’da halk neye karar verecek?

Sandıkta sorulacak temel soru:

“Wahrung der schweizerischen Neutralität (Neutralitätsinitiative)” halk girişimini kabul ediyor musunuz?

EVET çıkarsa, İsviçre tarafsızlığının çerçevesi Anayasa’da daha katı hale gelecek; askeri ittifaklar, askeri işbirliği ve savaşan devletlere yönelik yaptırımlar konusunda hükümetin hareket alanı ciddi şekilde daralacak.

HAYIR çıkarsa İsviçre tarafsız kalmaya devam edecek, fakat bugünkü sistem korunacak: Federal Konsey, uluslararası durum ve İsviçre’nin çıkarları doğrultusunda tarafsızlık politikasının nasıl uygulanacağı konusunda daha geniş hareket alanına sahip olmaya devam edecek.

Yani tartışmanın özü “tarafsızlık mı, tarafsızlıktan vazgeçmek mi?” değil; “katı ve anayasal olarak ayrıntılı biçimde sınırlandırılmış tarafsızlık mı, yoksa bugünkü daha esnek tarafsızlık politikası mı?” sorusudur.

İsviçre Federal Hükümeti – Neutralitätsinitiative resmi bilgilendirme sayfası

Continue Reading

Avrupa

Almanya’da Akılalmaz Sahte Ev Satışı: Biri Ev Sahibi, Diğeri Noter Gibi Davrandı

yazar

Published

on

By

🏠 Ne oldu? Stahnsdorf’ta bir müstakil evin satışını gerçekleştirdiklerini öne süren iki şüpheli, alıcılardan yüksek miktarda nakit kapora aldı.

🎭 Nasıl kandırdılar? Erkek şüphelinin kendisini evin sahibi, kadın şüphelinin ise noter olarak tanıttığı ve Berlin’deki bir ofiste sahte satış sözleşmesi düzenlediği bildirildi.

💶 Ne kadar para alındı? Brandenburg Polisi kesin rakam açıklamadı; yalnızca “yüksek miktarda nakit para” ifadesini kullandı.

🚨 Polis ne istiyor? Robot resimleri yayımlanan iki şüphelinin kimliğinin ve bulunduğu yerin belirlenmesi için halktan yardım bekleniyor.

Almanya’nın Brandenburg eyaletindeki Stahnsdorf’ta sahte bir ev satışıyla alıcıları dolandırdıkları şüphesiyle bir erkek ve bir kadın aranıyor. Olayın 7 Haziran ile 1 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştiği, robot resimli arama duyurusunun ise 12 Ağustos 2026’da yayımlandığı bildirildi.

Brandenburg Polisinin açıklamasına göre kimliği henüz belirlenemeyen erkek şüpheli, Haziran 2025’te müstakil ev satın almak isteyen kişilerle iletişime geçti. Kendisini taşınmazın ve arsanın sahibi olarak tanıtan şüpheli, alıcılarla evde buluşarak mülkü gezdirdi ve evi satmak istediği izlenimini verdi.

Tarafların kapora konusunda anlaşmasının ardından Berlin’deki bir ofiste sözde noter randevusu gerçekleştirildi. Burada noter gibi davrandığı öne sürülen kadın şüpheli, taşınmazın satışına ilişkin bir sözleşme hazırladı. Mağdurlar, işlemlerin gerçek olduğuna inanarak süreci sürdürdü.

Daha sonra Berlin Havalimanı yakınlarındaki halka açık bir yerde, yüksek miktarda nakit para kapora olarak teslim edildi. Parayı alan erkek şüpheli olay yerinden ayrıldı ve mağdurlarla tüm iletişimini kesti. Polis, dolandırılan paranın kesin miktarını açıklamadı.

Sonradan yapılan incelemelerde, Berlin’deki ofiste noter gibi davranan kadının gerçek bir noter olmadığı belirlendi. Polise göre kadın, erkek şüpheliyle birlikte hareket ederek mağdurlara taşınmaz için gerçeğe aykırı bir satış sözleşmesi hazırladı.

Potsdam Kriminal Polisi, iki şüphelinin robot resimlerini yayımlayarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Şüphelileri tanıyan veya kimlikleri ve bulundukları yer hakkında bilgi sahibi olanların 45/26 numaralı arama dosyasını belirterek 0331 5508-0 numaralı telefondan Potsdam Polis Müfettişliğine ya da herhangi bir polis merkezine başvurması istendi.

Kaynak: Brandenburg Polisi

Continue Reading

Trendler