Gündem
AŞI HASARININ MAĞDURLARI KADERİNE TERKEDİLDİ, YETKİLİLERİN HASSASİYETSİZ TAVRI
Covid-19 aşısının ilk uygulamasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, aşıyı herkesin bünyesinin aynı şekilde tolere etmediği gerçeği gün yüzüne çıktı. Long Covid, Covid-19 virüsüyle enfekte olduktan sonra uzun süre devam eden bir hastalık olarak kabul edilse de, aşı sonrası gelişen Post Vac Sendromu, sağlık otoriteleri tarafından hala yeterince kanıtlanmamış bir durum olarak değerlendiriliyor.
Almanya’da, aşıya bağlı sağlık sorunları yaşayan yaklaşık 3.000 kayıtlı vaka bulunurken, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. Ancak, bu kişilerin mağduriyetleri, gerekli tıbbi yardım ve tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldıkları yasal zorluklarla daha da derinleşiyor.
Birçok mağdur, yaşadıkları sağlık problemleri için tazminat talep etmek amacıyla mahkemelere başvuruyor. Ancak, mahkemeler çoğunlukla sağlık otoritelerinin yönergelerine dayanarak karar veriyor ve mağdurlara yardım sağlanması konusunda bir adım atılmıyor. Çok mağdurdan hastalığının direk aşıyla bağlantılı olduğuna dair kanıt isteniyor. Aşı hasarı yaşayanlar, bir yandan fiziki zorluklarla mücadele ederken, diğer yandan resmi dairelerin ilgisizliğiyle de karşılaşıyor. Bu durum, mağdurların seslerinin daha da duyulmasını ve sağlık otoritelerinin bu durumu daha ciddiyetle ele almasını gerektiriyor.
COVID-19 AŞISININ SONRASI: POST VAC SENDROMU VE MAĞDURLARIN MÜCADELESİ
20 Kasım 2024 tarihli «ARD Plusminus» programında, mRNA aşısının yol açtığı Post Vac Sendromu ele alındı. Programda, Covid-19 aşısı sonrası bu sendromla mücadele eden bireylerin dramatik hikayeleri detaylı şekilde incelendi. Post Vac Sendromu, Long Covid’e benzer şekilde kronik yorgunluk, kalp çarpıntısı ve sinir ağrıları gibi semptomlarla kendini gösteriyor. Ancak, bazı vakalarda durum çok daha vahim bir hal alıyor.
NELE HÜNECKE’NİN TRAJİK HİKAYESİ
Programın en çarpıcı bölümü, Covid-19 aşısı sonrası ağır beyin hasarı yaşayan Nele Hünecke’nin hikayesine ayrıldı. Moderna aşısının ikinci dozundan sonra yüksek ateş ve bilinç kaybı yaşayan Nele, 11 kez organ yetmezliği nedeniyle yapay komaya alındı. Bugün, neredeyse %100 bakım gerektiren bir yaşam sürüyor ve hala yapay beslenmeye bağımlı durumda. Nele’nin hikayesini kendisi anlatamıyor; onun yerine bu ağır süreci annesi dile getiriyor.
Doktorlar, genç kadının sağlık durumunun iyileşip iyileşmeyeceği konusunda bir öngörüde bulunamıyor. Bu, Post Vac Sendromu’nun ağır vakalarının, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda aileler için psikolojik ve maddi anlamda nasıl bir yük oluşturduğunu gözler önüne seriyor.



Genç kızın aşıdan önceki sağlıklı zamanları
AŞI MAĞDURLARININ DURUMLARI GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Aşı hasarına ilişkin başvuru reddedildi. Nele’nin annesi, kızının acilen uygun bir tedaviye ihtiyaç duyduğunu, ancak böyle bir tedavi seçeneğinin mevcut olmadığını söylüyor. Ancak annesine göre en acı verici olan, yetkililerin ve sağlık sigortası şirketlerinin bu durumu görmezden gelmesi. Post Vac Sendromu’nun Covid-19 aşılarıyla bağlantılı olarak varlığını dahi kabul etmiyorlar.
Nele’nin vakasında üç ayrı tıbbi rapor, Covid-19 aşısı ile beyin hasarı arasında açık bir bağlantı olduğunu doğruluyor. Raporlardan biri, şu ifadeye yer veriyor:
„Aşı ile önceden hiç görülmemiş derecede ağır seyreden ensefalopati arasındaki bağlantı, yalnızca zamansal değil, aynı zamanda nedensel olarak da açıkça ortadadır.“
Bu durum, aşı hasarı mağdurlarının yalnızca fiziksel ve psikolojik zorluklarla değil, aynı zamanda yetkililerin ilgisizliğiyle de mücadele etmek zorunda kaldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Mağdurlar, hak ettikleri desteği almak için zorlu bir mücadele vermeye devam ediyor.

Nele bugün bakıma muhtaç yatıyor.
PAUL-EHRLICH ENSTİTÜSÜ POST VAC SENDROMU’NU TANIMIYOR
Post Vac Sendromu’nun mağdurlarından biri olan Ramona Lautenschlager, Nele Hünecke kadar ağır semptomlar yaşamasa da, üç yıldır normal yaşamını sürdüremiyor. Bağımsız bir hayat sürebilmenin dahi kendisi için büyük bir adım olacağını söylüyor. Ancak bugüne kadar gerçekleştirdiği doktor ziyaretleri ve gerekli kan yıkama tedavileri için toplamda 30 bin Euro’dan fazla bir maliyeti cebinden karşılamak zorunda kaldı. Ramona’nın teşhisi, tedaviye dirençli perikardit ve miyokardit, yani kalp kası ve zarında oluşan iltihaplanma. Bu durum, herhangi bir tedaviye yanıt vermiyor.
BAKAN KABUL ETTİ, AMA DESTEK GELMEDİ
Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, Mart 2023’te verdiği bir röportajda, Covid-19 aşısının ciddi yan etkileri olabileceğini kabul etmişti. Bu açıklama, daha önce aşıların „yan etkisiz“ olduğunu savunduğu söylemleriyle çelişiyordu. Lauterbach, o dönemde aşı hasarlarının daha hızlı tanınması gerektiğini ve mağdurlara destek sağlanacağını vaat etmişti. Ancak bugüne kadar, bu konuda herhangi bir somut adım atılmış değil.
MAĞDURLAR BÜROKRATİK ENGELLERLE YALNIZ BIRAKILIYOR
Ramona Lautenschlager gibi mağdurlar, maddi destek ve durumlarının resmi olarak tanınması için mücadele ediyor. Üç bağımsız tıbbi uzman tarafından Post Vac Sendromu teşhisi konmuş olmasına rağmen, Paul-Ehrlich Enstitüsü (PEI) gibi kurumlar, sendrom ile Covid-19 aşısı arasındaki nedensel ilişkiyi reddediyor. Enstitünün Lautenschlager’e gönderdiği olumsuz raporda şu ifadelere yer veriliyor:
„Şu anda, bu Long/Post-Covid benzeri şikayetlerin Covid-19 aşısıyla doğrudan ve nedensel bir bağlantısı olduğuna dair tıbbi olarak makul bir kanıt bulunmamaktadır.“
Bu durum, mağdurların hem sağlık sorunlarıyla hem de sağlık sistemi içindeki bürokratik dirençle mücadele etmek zorunda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
AŞI YAN ETKİLERİ İÇİN KAYIT SİSTEMİ YOK
Alman Federal Meclisi, daha 2020 yılında Paul-Ehrlich Enstitüsü’nün (PEI) raporlama sisteminin yetersiz olduğunu tespit etmişti. Meclis, aşı komplikasyonlarının tamamının fark edilmediğini ya da bildirilmediğini belirterek, bu durumun eksik raporlamalara neden olduğunu vurgulamıştı. Bunun üzerine Enfeksiyondan Korunma Yasası’nda değişiklik yapılarak PEI’ye, sigortalıların teşhis verilerini değerlendirme görevi verilmişti. Ancak bu konuda bugüne kadar neredeyse hiçbir somut adım atılmadı. Sağlık sigortalarının Post Vac Sendromu ile ilgili bilgi paylaşımı önerisi ise Sağlık Bakanlığı tarafından değerlendirilmedi.
VERİ EKSİKLİĞİ VE POLİTİKALARDAN KAYNAKLI TIKANIKLIK
Almanya’nın en büyük sağlık sigortası kurumu AOK, bu konuda üzüntüsünü şu sözlerle ifade ediyor:
„Aşı yan etkileri ile ilgili soruların veri tabanına dayalı bir şekilde yanıtlanması şu anda Almanya’da mümkün değil, bu çok üzücü bir durum.“
Bu durum, Covid-19 aşısının ağır yan etkileri gibi bir olgunun yetkililer ve siyasi partiler tarafından yeterince kabul edilmediğini ortaya koyuyor. Bu esnada mağdurlar, daha geniş ve güvenilir bir veri tabanı oluşturulmasını ve etkili tedavi yöntemlerinin bulunmasını beklemek zorunda kalıyor.
MAĞDURLARIN DAYANIŞMASI: POST VAC AĞLARI
Durumlarından umutsuz olan birçok mağdur ve yakını, Post Vac ağlarında bir araya geliyor. Almanya genelinde bu konuda faaliyet gösteren 50’den fazla öz yardım grubu bulunuyor. Bu grupların amacı, Post Vac Sendromu’nun kamuoyunda görünürlük kazanmasını sağlamak ve mağduriyetlerinin tanınması için mücadele etmek. Ayrıca, bu konuda özel bir araştırmanın başlamasını talep ediyorlar.
BÜYÜK TALEP: UZUN BEKLEME LİSTELERİ
Marburg Üniversitesi Kliniği, Long Covid Polikliniği’ne ek olarak Post Vac Sendromu için de bir birim açan ilk kurumlardan biri oldu. Ancak şu anda klinikte bekleme listesi 8000’i aşkın hastadan oluşuyor. Bu yoğunluğu açıklayan sorumlu kardiyolog, Post Vac Sendromu mağdurlarının başvurabileceği kolay erişilebilir merkezlerin neredeyse hiç bulunmadığını belirtiyor.
Bu tablo, mağdurların yalnızca sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda sistemin yetersizliği ve bürokratik engellerle de baş etmek zorunda olduğunu açıkça gösteriyor.

NELE HÜNECKE’NİN DRAMI: BAĞIMSIZ YAŞAMAK HAYAL OLDU
Covid-19 aşısının yan etkileri nedeniyle hayatı tamamen değişen Nele Hünecke, artık bağımsız bir şekilde oturamaz hale geldi. „ARD Plusminus“

GENÇ KADIN TAMAMEN YARDIMA MUHTAÇ
„Vazgeçmek Bir Seçenek Değil“
Hem mağdurlar hem de yakınları için hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olan bir diğer mücadele, bu durumun tanınması ve yetkililerin kayıtsızlığıyla başa çıkmak. Covid-19 aşısı sonrası tamamen bakıma muhtaç hale gelen 30 yaşındaki Nele Hünecke’nin annesi, durumu şu sözlerle özetliyor:
„Çoğu zaman gücümüz ve sabrımız tükeniyor. Ama vazgeçme lüksümüz yok. Bu mücadeleyi Nele’miz için sürdürmek zorundayız.“
Bu sözler, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemsel bir destek eksikliğine karşı verilen zorlu mücadelenin derinliğini yansıtıyor.
İSVİÇRE’DE COVID-19 AŞI ZARARLARI İÇİN 350 BAŞVURU
İsviçre’de Covid-19 aşısı ile ilişkili zararların tanınması için bugüne kadar 350 başvuru yapıldığı açıklandı. Federal Sağlık Ofisi’nin (BAG) verilerine göre, diğer aşılarla ilgili aynı dönemde yalnızca 3 başvuru alındı.
Şimdiye kadar Covid-19 aşısı kaynaklı bir zarar için sadece bir başvuru kabul edildi. BAG’den yapılan açıklamada, ilgili kişiye 12.500 Frank manevi tazminat ve 1.360 Frank maddi tazminat ödendiği belirtildi. Maddi tazminat, aşının yol açtığı sağlık sorunlarının mali sonuçlarını karşılamayı amaçlarken; manevi tazminat, ağır ve uzun süreli sağlık sorunları nedeniyle mağdura bir nevi „acı parası“ olarak veriliyor. Bu tazminatın üst sınırı ise 70.000 Frank ile sınırlı.
Bu rakamlar, aşı zararlarının tanınması ve mağdurlara destek sağlanması konusunda daha fazla çaba gerektiğini gözler önüne seriyor.

İsviçre’de, onaylanan her aşı zararı başvurusu için belirli bir manevi tazminat ödemesi yapılmaktadır. Bu ödemeler, ilgili kişinin uğradığı sağlık zararlarının karşılanmasına yönelik olarak verilir. Federal Sağlık Ofisi (BAG) tarafından yapılan açıklamaya göre, şu anda 80 başvuru hâlâ değerlendirilmekte.
Bir kişi, yalnızca aşı üreticisi, aşıyı uygulayan sağlık profesyoneli veya sigorta şirketleri (sosyal ya da özel sigorta) tarafından tazminat ödenmemişse, tazminat almaya hak kazanabilir.
Aşı zararının varlığını belirlemek için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bir algoritma geliştirmiştir ve bu algoritma, İsviçre’de de geçerli olan neden-sonuç değerlendirmesi için bir temel teşkil etmektedir.
Dünya
Trump’ın FIFA müdahalesi Dünya Kupası’nda kriz yarattı: Kırmızı kart cezası kaldırıldı
Futbolun artık çivisi tamamen çıktı. Yıllardır şike, bahis ve hakem tartışmaları nedeniyle futbol, sahadaki mücadeleden çok kulislerde yaşanan olaylarla gündeme geliyor. Şimdi ise buna siyaset de eklendi. Son Dünya Kupası skandalı, futbolun yalnızca sahada değil, perde arkasında da şekillendiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
2026 FIFA Dünya Kupası’nda futbolun önüne geçen büyük bir tartışma yaşanıyor. ABD Milli Takımı’nın golcü oyuncusu Folarin Balogun, Bosna-Hersek maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle bir maç ceza almıştı. Ancak FIFA, aldığı sıra dışı bir kararla bu cezayı askıya aldı ve Balogun’un Belçika karşısında forma giymesine izin verdi.
Olay nasıl başladı?
ABD’nin Bosna-Hersek’i 2-0 yendiği karşılaşmada Balogun, rakibi Tarik Muharemović’un bileğine sert bir müdahalede bulundu. Brezilyalı hakem Raphael Claus, VAR incelemesinin ardından doğrudan kırmızı kart gösterdi.
ABD Teknik Direktörü Mauricio Pochettino ise kararın çok ağır olduğunu savunarak, müdahalenin kasıtlı olmadığını söyledi.
Trump’ın telefon görüşmesi tartışmaları büyüttü
Uluslararası basında yer alan haberlere göre ABD Başkanı Donald Trump, FIFA Başkanı Gianni Infantino ile doğrudan telefon görüşmesi yaparak Balogun’un cezasının yeniden değerlendirilmesini istedi.
Haberlere göre Trump, hakemin kararının hatalı olduğunu savundu ve FIFA’nın dosyayı tekrar incelemesini talep etti. FIFA veya Beyaz Saray, görüşmenin ayrıntıları hakkında resmi açıklama yapmadı.
FIFA neden cezayı kaldırdı?
FIFA, Disiplin Talimatı’nın 27. maddesini uygulayarak cezanın bir yıllık denetim süresiyle askıya alındığını açıkladı.
Bu kararın anlamı:
- Kırmızı kart tamamen silinmedi.
- Balogun, Belçika maçında oynayabilecek.
- Aynı nitelikte yeni bir ihlal yaparsa ertelenen ceza yeniden yürürlüğe girecek.
Belçika’dan sert tepki
ABD’nin son 16 turundaki rakibi Belçika Futbol Federasyonu, kararı şaşkınlıkla karşıladığını açıkladı.
Federasyon, turnuvadaki eşitlik ve fair-play ilkelerinin korunması için hukuki seçenekleri değerlendirdiğini duyurdu.
Uzman değerlendirmesi
Bu olay artık yalnızca bir hakem kararı tartışması değil. Asıl tartışma, siyasi bir liderin FIFA’nın disiplin süreçlerine müdahale ettiği iddiaları etrafında dönüyor. FIFA kararını mevcut disiplin talimatına dayandırsa da, kararın zamanlaması ve Trump’ın telefon görüşmesi iddiaları, Dünya Kupası’nın tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Şu ana kadar Trump’ın telefonunun kararı doğrudan değiştirdiğini kanıtlayan resmi bir belge bulunmasa da, yaşananlar futbolun bağımsızlığına yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Gündem
İsviçre’de çocuk istismarı vakalarında endişe verici rekor: Çocuk hastanelerine başvurular tarihi zirvede
İsviçre’de çocuklara yönelik şiddet ve istismar vakalarında kaygı verici bir artış yaşanıyor. Ülke genelindeki 19 çocuk hastanesinin açıkladığı verilere göre, 2025 yılında şüpheli veya doğrulanmış çocuk istismarı nedeniyle tedavi gören çocuk ve gençlerin sayısı 2 bin 380’e ulaştı. Bu rakam, ulusal kayıt sisteminin tutulmaya başlandığı günden bu yana görülen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti.
İsviçre Pediatri Derneği’nin yayımladığı rapora göre, bir önceki yıla kıyasla vaka sayısı 296 artarak yüzde 14,2 yükseldi. Uzmanlar, artışın hem istismar vakalarının çoğalmasından hem de olayların daha fazla tespit edilip bildirilmeye başlanmasından kaynaklanabileceğini belirtiyor.
En yaygın istismar türü fiziksel şiddet oldu. Geçen yıl 756 çocuk fiziksel şiddet nedeniyle hastanelerde tedavi altına alındı. Ancak toplam vakalar içindeki payı bir miktar gerilerken, en dikkat çekici artış psikolojik istismarda yaşandı.
Özellikle çocukların aile içi şiddete tanık olması kategorisinde ciddi bir yükseliş görüldü. Bu gruptaki mağdur çocuk sayısı bir yıl içinde 198’den 371’e çıkarak neredeyse iki katına ulaştı. Uzmanlar, çocuğun doğrudan şiddete maruz kalmasa bile evde yaşanan şiddeti izlemesinin de ağır psikolojik travmalara yol açtığını vurguluyor.
Veriler, mağdurların büyük bölümünün çok küçük yaşlarda olduğunu da ortaya koyuyor. İstismara uğrayan çocukların yüzde 40’tan fazlası altı yaşın altındaydı. Vakaların yaklaşık yüzde 70’inde ise şüpheli failin aile bireylerinden biri olduğu belirlendi. Bu durum, çocukların en çok korunmaları gereken ortamda risk altında bulunduğunu gösteriyor.
Raporda yer alan en acı bilgi ise, 2025 yılında yaşamının ilk yılı içinde bulunan bir bebeğin fiziksel istismar sonucu hayatını kaybetmesi oldu. Daha önce 2023 yılında dört küçük çocuk istismar nedeniyle yaşamını yitirmişti.
Çocuk sağlığı uzmanları, erken farkındalık, ailelere yönelik destek programları ve şüpheli vakaların zamanında bildirilmesinin çocukların korunması açısından hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Son veriler, çocuk istismarının yalnızca adli değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı ve toplumsal güvenlik sorunu olmaya devam ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Gündem
İsviçre’den diş tedavisinde çığır açacak buluş: Ağız içine sığan mini robot geliştirildi
İsviçreli bilim insanları, diş hekimliğinde devrim niteliğinde bir teknoloji geliştirdi. Basel ve Zürih üniversitelerinin öncülüğünde tasarlanan, ağız içine sığabilecek kadar küçük bir diş robotu, gelecekte kron tedavilerini çok daha hızlı, hassas ve konforlu hale getirmeyi hedefliyor. „MIR“ (Miniature Intraoral Robot) adı verilen cihazın, diş hazırlama işlemini büyük ölçüde otomatikleştirmesi amaçlanıyor.
Yaklaşık bir şarap mantarı büyüklüğündeki robot, sadece 43 x 26 x 28 milimetre ölçülerinde. Robotun motorları ve kontrol sistemi hastanın ağzının dışında bulunurken, hareket mekanizması esnek miller ve ince bağlantılar aracılığıyla çalışıyor. Bu sayede hem yer tasarrufu sağlanıyor hem de hastanın ağzında rahat bir kullanım mümkün oluyor.
Tek seansta kron tedavisi hedefleniyor
Araştırmacıların hedefi, diş tedavisini tek randevuya indirmek. Süreç, hastanın dişlerinin üç boyutlu olarak taranmasıyla başlıyor. Elde edilen dijital veriler sayesinde diş hekimi, hastaya özel kronu bilgisayar ortamında tasarlıyor ve üretimini başlatıyor. Daha sonra robot, özel olarak hazırlanan diş kalıbına sabitlenerek kronun yerleştirileceği dişi otomatik şekilde şekillendiriyor.
Robotun en dikkat çekici özelliklerinden biri ise hastanın hareketlerinden etkilenmemesi. Cihaz, kişiye özel hazırlanan diş plağına sabitlendiği için hasta başını çevirse bile robot dişle birlikte hareket ediyor ve işlem güvenli şekilde devam edebiliyor.
Milimetrenin altında hata payı
Bilim insanlarının laboratuvar testlerinde robot, reçine ve sert seramik materyaller üzerinde oldukça başarılı sonuçlar verdi. Henüz sensör kullanılmamasına rağmen robotun hata payı 0,2 milimetrenin altında kaldı. Uyguladığı kuvvet ise 5 Newton’un altında ölçüldü. Bu değer, yaklaşık küçük bir su şişesini kaldırırken uygulanan basınca denk geliyor ve diş dokusu açısından güvenli kabul ediliyor.
Gerçek hastalar için biraz daha zaman gerekiyor
Uzmanlar, robotun klinik kullanıma hazır hale gelmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Bir sonraki aşamada cihaza kamera ve gelişmiş sensörler eklenecek. Böylece elektrik kesintisi gibi beklenmedik durumlarda bile robot, işlemi kaldığı yerden güvenli şekilde sürdürebilecek.
İsviçre’nin inovasyon kurumu Innosuisse tarafından desteklenen proje; Basel, Zürih ve Bern üniversiteleri ile biyoteknoloji şirketi Camlog Biotechnologies’in ortak çalışmasıyla yürütülüyor. Robotun ne zaman diş kliniklerinde kullanılmaya başlanacağı henüz açıklanmasa da uzmanlar, bu teknolojinin gelecekte diş hekimliğinde tedavi sürelerini önemli ölçüde kısaltabileceği ve hata riskini azaltabileceği görüşünde. Bu gelişme, dijital diş hekimliğinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
-
Gündem2 Jahren agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem2 Jahren ago
ERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya2 Jahren ago
META’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem2 Jahren ago
TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


