Sağlık
Her Üç Migren Hastasından Biri Yanlış Tedavi Görüyor: Uzman Uyarıyor, Gerçekten Ne Fayda Ediyor?
Baş ağrısı ve migren, çağımızın en yaygın sağlık sorunlarından biri. Ancak uzmanlara göre her üç hastadan biri hâlâ yanlış tedavi ediliyor. Bu da hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de gereksiz ilaç kullanımına yol açıyor.
Sana-Klinikum Coburg Ağrı Merkezi Başhekimi Dr. Klaus Post, migrenin yalnızca bir ağrı sorunu olmadığını, aynı zamanda yaşam biçimiyle doğrudan ilişkili bir rahatsızlık olduğunu vurguluyor.
“Migreni hafife almak en büyük hata. Doğru tanı, doğru tedavi kadar önemlidir. Birçok hasta yanlış ilaçlar yüzünden yıllarca acı çekiyor,” diyor Dr. Post.
İlaç Tek Başına Yetmez
Dr. Post’a göre migren tedavisinde yalnızca ağrı kesicilere güvenmek çözüm değil. Başarılı bir sonuç için yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme alışkanlıkları ve stres yönetimi mutlaka göz önünde bulundurulmalı.
Uzman, “Bedenin neye tepki verdiğini anlamak gerekiyor. Uyku düzeni, beslenme, su tüketimi ve egzersiz alışkanlıkları migren üzerinde doğrudan etkili,” diye ekliyor.
Etkin Çözüm Yolları
Uzmanların önerdiği başlıca yöntemler şöyle:
- Stresi azaltmak: Günlük gevşeme egzersizleri, nefes teknikleri ve düzenli dinlenme, atakları azaltabiliyor.
- Düzenli hareket: Hafif egzersizler, yürüyüş veya yoga, kan dolaşımını düzenleyerek baş ağrısının şiddetini düşürebiliyor.
- Dengeli beslenme: Aşırı kafein, alkol, hazır gıdalar ve uzun açlık dönemlerinden kaçınmak migren riskini azaltıyor.
- Yeterli uyku: Hem fazla hem de az uyku, baş ağrısını tetikleyebiliyor. Düzenli bir uyku rutini önemli.
- Kişisel farkındalık: Hangi faktörlerin ağrıyı tetiklediğini not etmek, gelecekteki atakları önlemede yardımcı oluyor.
Uzman Uyarısı
Yanlış tedavi veya rastgele ilaç kullanımı, migreni kronik hâle getirebiliyor. Dr. Post, “Migren, yalnızca baş ağrısı değildir. Doğru teşhis konulmadıkça hiçbir tedavi kalıcı olmaz,” diyerek erken teşhisin önemine dikkat çekiyor.
İsviçre
İSVİÇRE’DE ŞAŞIRTAN DURUM: DİPLOMASI OLMAYAN DOKTORLAR NASIL ÇALIŞABİLİYOR?
İsviçre’de bazı doktorların geçerli diploması veya çalışma izni olmadan mesleklerini sürdürebildiği ortaya çıktı. Uzmanlara göre bunun nedeni, sistemdeki boşluklar ve denetimlerin kantonlara göre farklı uygulanması.
📊 Yasaklı doktorlar bile çalışmaya devam edebiliyor
2022 yılında İsviçre’de 36 doktor hakkında meslek yasağı bulunuyordu. Ancak bunların yaklaşık üçte birinin farklı yollarla çalışmaya devam ettiği belirlendi. 2025 yılında ise iki doktor, geçerli diploması olmadan çalıştıkları için mahkeme tarafından cezalandırıldı.
⚠️ Sistemde boşluklar var
Uzmanlar, mevcut sistemin büyük ölçüde “güvene dayalı” olduğunu söylüyor. Yani bir doktora yasak getirilse bile, bunun uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek her zaman mümkün olmuyor.
Ayrıca İsviçre’de sağlık sistemi kantonlara göre yönetildiği için, bir doktor bir kantonda yasaklı olsa bile başka bir kantonda çalışmaya devam edebiliyor.
🏥 Denetim zor, uygulama karmaşık
Yetkililere göre bir doktora yasak getirilse bile bunu sahada takip etmek oldukça zor. Her muayenehaneyi sürekli denetlemek mümkün olmadığı için sistem pratikte aksayabiliyor.
💻 Online kontrol sistemi yeterli değil
Hastalar, doktorların çalışma iznine sahip olup olmadığını resmi bir internet sitesi üzerinden kontrol edebiliyor. Ancak bu sistem de her zaman yeterli değil. Çünkü:
- İzin olmamasının nedeni açıklanmıyor
- Bazı doktorlar henüz diplomaları tanınmadığı için listede görünmeyebiliyor
🌍 Avrupa ile fark
Avrupa Birliği ülkelerinde doktorların durumu ülkeler arasında paylaşılan ortak bir sistemle takip ediliyor. İsviçre’nin ise bu sisteme erişimi bulunmuyor.
Sağlık
Zayıflama iğneleri mucize mi? Uzmanlar uyarıyor: Kilo geri geliyor
Son dönemde hızla yaygınlaşan zayıflama iğneleri, özellikle Ozempic gibi ilaçlar, iştahı azaltarak kilo vermeyi kolaylaştırdığı için büyük ilgi görüyor. Ancak uzmanlara göre bu yöntem, kalıcı bir çözüm olmayabilir.
Nörobilimci Dr. Maria Brasser, bu ilaçların yalnızca mideyi değil doğrudan beyni etkilediğini belirtiyor. İlaçlar, açlık ve ödül merkezlerini baskılayarak kişinin yemek yeme isteğini azaltıyor. Bu nedenle birçok kişi, “Artık kendimi zorlamıyorum, yemek aklıma daha az geliyor” şeklinde deneyimlerini aktarıyor.
Uzmanlara göre bu durum tesadüf değil. İlaçların etken maddesi semaglutid, vücutta doğal olarak bulunan bir hormonu taklit ederek tokluk hissini artırıyor ve özellikle tatlı ile yağlı yiyeceklere olan isteği azaltıyor.
Ancak asıl sorun, ilacın bırakılmasıyla ortaya çıkıyor. Araştırmalar, zayıflama iğnesi kullanmayı bırakan kişilerin, verdikleri kilonun büyük bölümünü geri aldığını gösteriyor. İlk yıl içinde kaybedilen kilonun yüzde 60 ila 80’inin geri geldiği belirtiliyor.
Uzmanlar bu durumu “jo-jo etkisi” olarak tanımlıyor. Çünkü ilaç, iştahı geçici olarak baskılıyor ancak beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzını ve stresle başa çıkma yöntemlerini değiştirmiyor. İlaç bırakıldığında ise vücut eski düzenine dönüyor.
Öte yandan tedavinin maliyeti de dikkat çekiyor. Aylık 180 ila 300 İsviçre frangı arasında değişen bu ilaçların uzun süre kullanılması, ciddi bir maddi yük oluşturabiliyor.
Uzmanlar, zayıflama iğnelerinin tek başına bir çözüm olmadığını, kalıcı sonuçlar için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının şart olduğunu vurguluyor.
Dünya
İki Covid-19 aşısının çok nadir vakalarda pıhtılaşmaya yol açma nedeni açıklandı
Covid-19’a karşı aşılama kampanyasının başlamasından beş yıl sonra, iki vektör bazlı aşının nadir durumlarda ciddi kan pıhtılaşmasına neden olmasının arkasındaki biyolojik mekanizma bilimsel olarak netleştirildi. Araştırmaya göre ağır komplikasyonlar ortalama her 200 bin aşıdan birinde görüldü.
Bulgular, saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlandı.
Yaklaşık 900 vaka, 200 ölüm
Söz konusu yan etki, özellikle AstraZeneca’nın “Vaxzevria” ve Johnson & Johnson’ın adenovirüs tabanlı aşıları sonrasında görüldü. Avrupa’da yaklaşık 900 vaka kaydedilirken, bunlardan 200’ü ölümle sonuçlandı.
Uzmanlar, milyarlarca doz uygulandığı dikkate alındığında riskin son derece düşük olduğunu vurguluyor. Ancak vakalar, birçok Avrupa ülkesinde bu aşıların kullanımının sınırlandırılmasına veya durdurulmasına yol açmıştı.
Sorunun kaynağı: Adenovirüs ve genetik yatkınlık
Araştırmayı yürüten ekip, komplikasyonun doğrudan aşıdaki etken maddeden değil, taşıyıcı olarak kullanılan adenovirüs vektöründen kaynaklandığını belirledi.
Çalışmaya göre, belirli genetik yatkınlığa sahip kişilerde bağışıklık sistemi, adenovirüsün protein VII (pVII) adlı bileşenine karşı antikor üretirken, yapısal benzerlik nedeniyle vücudun kendi proteini olan “Plaklet Faktör 4”e (PF4) yanlışlıkla saldırabiliyor.
Bu durum, kan pulcuklarının (trombosit) aktive olmasına ve pıhtı oluşumuna yol açarken, aynı anda trombosit sayısının düşmesine neden oluyor. Bu çelişkili tablo hem pıhtılaşma hem de ağır kanama riskini beraberinde getiriyor.
Araştırmacılar, sürecin nadir bir somatik mutasyon ile genetik yatkınlığın birleşmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Uzmanlar bunu, “anahtarın dişlerinden birinin değişmesi ve artık başka bir kilide uyması” benzetmesiyle açıkladı.
21 hastanın kan örneği incelendi
Almanya genelinden 21 hastanın kan örnekleri üzerinde yapılan incelemeler ve hayvan deneyleri, söz konusu mekanizmayı doğruladı. Mutasyona uğramamış antikorların PF4’e çok daha zayıf bağlandığı ve pıhtı oluşumunun belirgin şekilde azaldığı gözlendi.
Bilim insanları, bu bulgunun gelecekte adenovirüs tabanlı aşıların daha güvenli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Gelecekteki aşılar için umut
Adenovirüs vektörleri, düşük maliyetli ve lojistik açıdan avantajlı olmaları nedeniyle halen önemli bir teknoloji olarak görülüyor. Ebola aşısı da aynı prensibe dayanıyor; grip, sıtma ve tüberküloza karşı geliştirilen birçok aşı adayı da bu yöntemi kullanıyor.
Araştırmacılar, protein VII üzerindeki kritik bölgenin değiştirilmesiyle benzer yan etkilerin önlenebileceğini belirtti.
Uzmanlara göre çalışma, nadir görülen bir yan etkinin moleküler düzeyde açıklanmasını sağlarken, biyomedikal araştırmaların karmaşık güvenlik sorularına yanıt verebildiğini de ortaya koyuyor.
-
Gündem1 Jahr agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem1 Jahr agoERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya1 Jahr agoMETA’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem1 Jahr agoTÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


