Connect with us

Köşe Yazıları

Bilinmeyen İtalyanlar: SARDUNYALILAR

yazar

Published

on

“Sardunyalıyım!”
İlk tanıştığımızda eşim böyle demişti bana. Sonraları, “İtalyanım” yerine “Sardunyalıyım” demenin bütün İtalya’da bilinen, bu adalılara özgü bir özellik olduğunu öğrenecektim.
Sardunya Adası’nda doğmuş büyümüş bir İtalyan’la evlenince hayatıma turkuaz renkli Sardunya Adası ve daha önce hiç bilmediğim Sardunyalılar da usulca giriverdiler.

Adalılara İtalyanca’da “Sarda” veya “Sardo” deniyor. Kelimelerin sonuna gelen “a” veya “o”, öznenin kadın veya erkek olmasına bağlı değişiyor.
Ana karadan sadece coğrafi olarak değil, kültürel olarak da ayrı bir ülke gibiler adeta. Onlarla biraz vakit geçirince, bu misafirperver ada halkının ne kadar kendilerine has olduklarını fark ediyor insan.

Bize Farklı Gelmeyen Sardunyalılar

Aslında misafirperverlikleri bize, Türklere hiç de yabancı değil. Sanki candan Anadolu halkını görüyor insan onlarda. İkramları, misafirlerini rahat hissettirme istekleri o kadar tanıdık ki!
Sadece bu özellikleri değil, köylülerinin Anadolu motiflerinin esintilerini taşıyan yerel kıyafetleri de Anadolu’yu anımsatıyor. Kadınlar, başlarındaki beyaz yemenileri ve rengârenk elbiseleriyle, erkekler de “Efe”vari mağrur duruşlarıyla bizden çok da farklı değiller.

Sardo/Sardalar misafirperver oldukları kadar aynı zamanda inatçılar da. Hatta bu konuda bütün ülkeye yayılmış ve İtalyan diline yerleşmiş bir de ünvanları var: Testa di Sardo — yani Sardunya Kafa!

Adanın Kırsalı

Sardunya, sadece içilebilir berrak ve turkuaz denizi, ilk kez ayak basan sizmişsiniz algısı yaratan kar beyazı kumlu sahilleri ve eşsiz şekillerdeki kayaların görkemli siluetleri ile değil; aynı zamanda kırsalı ile de özel.
Deniz kokusundan uzaklaşıp adanın orta kısımlarına doğru gittikçe adanın bambaşka bir çehresi gülümsüyor insana. Sicilya’dan sonra Akdeniz’in ikinci büyük adası olan Sardunya’nın orta kısımları, yüksek zirveleri olmayan dağlık arazilerden oluşuyor.

Bu yıl ilk defa yaz aylarında değil, baharda ziyaret ettiğimiz için, arabayla adanın yemyeşil orta kısmını gezmek, camları açıp yasemin, ardıç ve mersin kokularını içime çekmek bana çok iyi geliyor. Yüzüme cömert bir gülümseme yerleşiyor.
Hayvancılığın çok geliştiği adada, yol boyunca öbek öbek yeşil çimlerin keyfini çıkaran koyunları ve onların başlarındaki çobanları selamlıyorum.

Hayvancılığın bu kadar ön planda olduğu bu adada elbette et yemekleri de çok rağbet görüyor.
Benim gibi et yemeyen, ama deniz ürünlerini sevip bol bol balık ve deniz ürünü beklentisi içinde olan biri için Sardunya mutfağı biraz hayal kırıklığı yaratabilir; zira menüler bol bol et yemeği içeriyor.

Uzun Yaşayan İnsanların Bölgesi: Ogliastra

Yeme içmede etin bolluğunu vurgulayınca, Sardunya’nın sağlıklı bir mutfağının olmadığı algılansın istemem.
Aslında tescilli sağlıklı bölge diyebiliriz Sardunya için. Daha net ifade etmek gerekirse, dünyada ortalama yaşam süresinin en uzun olduğu coğrafi bölgeler olarak kabul edilen beş adet **“Mavi Bölge”**den (Blue Zone) biri adanın iç tarafındaki dağlık kırsal olan Ogliastra bölgesi.

Sardunyalı bilim adamı Gianni Pes’in memleketinde alışılmışın üzerinde yaşlı insanın bulunduğunu göstermek istediği araştırmalar bu terimin ortaya çıkmasına ilham kaynağı olmuş.
Tabii ki literatüre ilk geçen Mavi Bölge de Sardunya olmuş.

Ogliastra, dünyanın en yaşlı insanlarına ev sahipliği yapıyor. Hayatları boyunca genellikle çiftliklerde çalışan bu insanlar, dağlık bölgelerde yaşıyor ve yedikleri her şeyi kendileri üretiyorlar.
Yaşadıkları alan bol basamaklı sokaklardan oluşuyor.
Buralarda yaptıkları yürüyüşler, dostluğa verdikleri önem ve arkadaşlarıyla düzenli olarak içtikleri birer kadeh yöresel kırmızı şarap, onları 100 yaşını aşan dünyanın en uzun ömürlü insanları arasına katmış.

Sardunyalı Akrabalarım

Eşimin 91 yaşındaki teyzesi Vita Teyze’yi görünce de hiç şaşırmıyorum. Vita Teyze, Ogliastra’da değil, ama nefis bir deniz şehri olan Cagliari’de yalnız yaşıyor ve son derece bakımlı ve sağlıklı görünüyor.
Sadece sağlık açısından değil, dış görünüşe verilen önem açısından da bana İtalya’da olduğumu hatırlatıyor.
Küt kesilmiş, bakımlı kahverengi saçlarıyla kuaförden yeni çıkmış gibi görünüyor.
Üzerinde son derece zarif bir kıyafet ve boynunda kalın iki kat inci kolye var. İtalyan moda markalarından birine ait olan kocaman güneş gözlükleri yüzünde, aydınlık bir gülümsemeyle sarılıyor bana.

Birlikte onun mahallesinde yer alan deniz manzaralı balık lokantasında nefis ada lezzetleri tadıyoruz.
Bana sağlıklı yeme ve yaşam alışkanlıkları ile tüm hayatı boyunca düzenli olarak sürdürdüğü (hala da devam eden) spor aktivitelerini anlatıyor.

Paskalya Yemeği

Yeme içmeden söz açmışken, geçtiğimiz Pazar günü Hristiyan takviminin en önemli bayramı olan Paskalya için eşimin ailesiyle birlikte yediğimiz uzun yemeği de atlamak olmaz.
İtalyanlar için Paskalya günü, mutlaka aile ile yenen uzun bir öğle yemeği demek.

Tüm ülkede var olan “agriturismo” kavramı Sardunya’da çok yaygın.
Bir nevi tarım işletmelerinin gelirlerini artırmak amaçlı başlayan ve çiftlik turizmi olarak da adlandırabileceğimiz bu yerlerde hem konaklama yapılabiliyor hem de mekânın kendi yetiştirdiği ürünlerden oluşturdukları menüleri tadabiliyorsunuz.

Tatmak deyince ufak porsiyonlar akla gelmesin, patlayana kadar yemek ikramından bahsediyorum!
Arka arkaya gelen tabaklar neredeyse insana isyan ettirecek yoğunlukta.
İşte biz de Paskalya gününde yaklaşık 3,5 saat boyunca böyle bir agriturismo’da aile yemeği yiyoruz.
Birbiri ardına ikram edilen yerel lezzetleri tatmak ve masalardaki gürültülü, neşeli İtalyan ailelerini gözlemlemek benim için başlı başına renkli bir tecrübe oluyor.

Dil ve Sardunyalılar

Aile içinde bir araya gelince gürültülü olsalar da aslında Sardunyalılar, İtalyanlar’ın genel özelliği olan konuşkanlığa biraz mesafeli duruyorlar.
Özellikle yabancılara karşı genel olarak daha mesafeli ve daha az konuşkanlar bu ufak tefek Akdenizliler.

Diğer taraftan adada bir de dil zenginliği var.
Tek bir ada olmasına rağmen adanın farklı bölgelerinde dört farklı dil konuşuluyor.
Benim gibi İtalyanca’sını geliştirmek isteyenler, ada halkının konuşmasını anlamazlarsa moralleri bozulmasın.
Bilin ki bunun sebebi, İtalyanca’dan oldukça farklı olan dilleri.
Hatta adanın kuzey batısında konuşulan Katalanca bile var.

  1. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın başlarında Osmanlı donanmasının üç kez saldırısına maruz kalan Sardunya’da, Osmanlı başarılı olmuş olsaydı bugün belki Türkçe de konuşulan dillerden biri olurdu, kim bilir!

Bu kendine özgü adaya her geldiğimde yeni bir yer, yeni bir özellik keşfediyor ve ada sakinlerinin o gösterişsiz ve yalın hallerine rağmen adanın kültürel, arkeolojik ve tarihi zenginliğinden etkileniyorum.

Geçen yılki ziyaretimde, İtalya’nın Nobel edebiyat ödüllü ilk kadın yazarı Grazia Deledda’nın Sardunyalı olduğunu öğrenmiş, yazarın yaşayıp büyüdüğü evi gezme şansı yakalamıştım.
Deledda, adanın ortalarına yakın bir şehir olan Nuoro’da yaşamış olmasına rağmen, farklı bölgelerde onun izlerine rastlamak mümkün.

Geçen hafta adanın kuzeydoğusunda kaldığımız küçük aile otelinin isminin, Deledda’nın en popüler kitaplarından biri olan Canne al VentoRüzgârdaki Kamışlar olması bana güzel bir sürpriz oldu.

Her bölgesi ve her şehri ayrı bir sürpriz olan Sardunya, eminim ki beni her ziyaretimde sürprizleriyle şaşırtmaya ve etkilemeye devam edecek.

Continue Reading

Köşe Yazıları

Ayrı Ev, Ortak Hayat: Bugünün Nafakasını Korurken Yarının Emekliliği Kaybedilir mi?

yazar

Published

on

Cemil Baysal

http://instagram.com/cemil_baysal

E-Mail: info@isvicreninsesi.ch

Ayrı Ev, Ortak Hayat: Bugünün Nafakasını Korurken Yarının Emekliliği Kaybedilir mi?

Yazan: Cemil Baysal

Geçen gün, evli çiftlerin AHV emekliliğinde iki ayrı maaşın neden “1+1” değil de en fazla “1,5” ettiğini yazmıştım. Yazının ardından çok sayıda kadın ve erkek okurum mesaj gönderdi.

Resmen evli olduğu hâlde ayrı yaşayanlar, boşananlar, dul kalanlar ve halk arasında “sevgili” ya da “dost hayatı” denilen nikâhsız birliktelik yaşayanlar aynı soruyu sordu:

“Bizim durumumuz ne olacak? Bunu da araştırıp yazarsanız seviniriz.”

Ben de konuyu araştırdım; hukukçular ve sosyal güvenlik uzmanlarıyla görüştüm, AHV ve Pensionskasse kurallarını, İsviçre Medeni Kanunu’nu ve Federal Mahkeme kararlarını inceledim.

Baştan söyleyeyim: Halk arasında “Anayasa maddesi” deniliyor ancak bu konuların büyük bölümü İsviçre Anayasası’ndan çok Medeni Kanun, AHV Kanunu ve emeklilik mevzuatıyla düzenleniyor.

Araştırmanın sonunda gördüm ki insanın özel hayatında kendisini nasıl tanımladığından çok, resmî medeni durumu ve fiilen nasıl yaşadığı önem taşıyor. Fakat kâğıt üzerindeki durumla gerçek hayat her zaman aynı olmayınca, hukuk açısından gri alanlar da ortaya çıkıyor.

“Getrennt yaşıyoruz” demek boşanmış olmak değildir

Eşler farklı evlerde yaşıyor ancak boşanma kararı bulunmuyorsa hukuken evlilik devam eder. Günlük hayatta “getrennt” denilse de bu kişiler hâlâ evlidir.

Bu ayrım yalnızca nüfus kaydıyla ilgili değildir. AHV, Pensionskasse, mal paylaşımı ve miras açısından ciddi sonuçları vardır.

İsviçre Medeni Kanunu’nun 122. maddesine göre evlilik döneminde edinilen ikinci sütun emeklilik hakları, kural olarak boşanma sırasında paylaşılır. Hesaplama açısından yalnız fiilî ayrılık tarihi değil, boşanma sürecinin resmen ne zaman başlatıldığı da önem taşır.

Dolayısıyla “On yıldır ayrı yaşıyoruz, artık birbirimizin emeklilik birikimiyle ilgimiz yok” düşüncesi her zaman doğru değildir. Boşanma gerçekleşmediği sürece bazı hukuki bağlar işlemeye devam eder.

AHV’de ise evlilik yıllarında elde edilen gelirler, boşanmadan sonra “splitting” yoluyla iki eş arasında yarı yarıya paylaştırılır. Federal Sosyal Sigortalar Dairesi de boşanmanın birinci ve ikinci sütuna etkisini açıkça anlatıyor.

“Neden yeniden evleneyim, nafakam kesilir”

Araştırma sırasında en fazla karşılaştığım cümlelerden biri şuydu:

“Neden yeniden evleneyim? Evlenirsem eski eşimden aldığım nafaka kesilecek.”

Bu sözün hayatın içinde bir karşılığı var. Çok sayıda kadından benzer ifadeler duydum. Bazılarının yeni bir erkekle ciddi ilişkisi bulunuyor. Partnerinin evine düzenli olarak gidiyor, orada geceliyor, birlikte tatile çıkıyor ve hayatın masraflarına katkıda bulunuyor. Ancak adresini taşımıyor, ortak hesap açmıyor ve ilişkiyi resmîleştirmiyor.

Bunu kimseyi suçlamak veya yargılamak için yazmıyorum. Duyduğum, gördüğüm ve toplum içinde konuşulan bir gerçeği aktarıyorum.

Fakat burada çocuk nafakasıyla eski eşe ödenen şahsi nafakayı birbirinden ayırmamız gerekiyor.

Çocuk nafakası çocuğun hakkıdır. Annenin veya babanın yeni bir ilişkiye başlaması ya da yeniden evlenmesi, çocuk nafakasını kendiliğinden sona erdirmez.

Eski eşe ödenen şahsi nafaka ise farklıdır.

Kanun ne diyor?

İsviçre Medeni Kanunu’nun 130. maddesinin ikinci fıkrasına göre taraflar başka bir düzenleme yapmamışsa şahsi nafaka hakkı yeniden evlenmeyle sona erer.

“Evlenmezsem nafaka kesinlikle devam eder” düşüncesi ise tam olarak doğru değildir.

Medeni Kanun’un 129. maddesi, koşullarda önemli ve kalıcı bir değişiklik meydana gelirse mahkemenin nafakayı azaltmasına, kaldırmasına veya belirli bir süre askıya almasına imkân tanıyor.

Yeni ilişki istikrarlı, kapsamlı ve evlilik benzeri bir hayat ortaklığına dönüşmüşse mahkeme bunu “nitelikli konkubinat” olarak değerlendirebilir.

Federal Mahkemeye göre yalnız cinsel veya duygusal ilişkinin bulunması yeterli değildir. İlişkinin duygusal, fiziksel ve ekonomik yönleriyle kapsamlı bir hayat ortaklığı oluşturup oluşturmadığına bakılır. Mahkeme değerlendirmeyi tek bir fotoğraf veya ödeme üzerinden değil, koşulların tamamına göre yapar. Bu yaklaşım BGE 138 III 97 ve 5A_760/2012 sayılı kararlarda görülüyor.

Eski eş ilişkiyi duyarsa nafakayı durdurabilir mi?

Eski eş, kadının başka bir erkekle ciddi ilişki yaşadığını görür veya duyarsa mahkemeye başvurabilir. Nafakanın kaldırılmasını, azaltılmasını veya askıya alınmasını isteyebilir.

Ancak “Onu başka bir erkekle gördüm” diyerek ödemeyi kendiliğinden durduramaz. Mahkeme kararı olmadan nafakayı keserse birikmiş borç, faiz ve icra takibiyle karşılaşabilir.

İspat yükü de kural olarak nafaka ödeyen taraftadır. Son dönemdeki 5A_813/2025 sayılı Federal Mahkeme kararında da nitelikli bir birliktelik iddiasının yeterli biçimde ortaya konulması gerektiği görülüyor.

Birlikte yenilen birkaç yemek, ortak tatil, sosyal medyadaki fotoğraflar veya zaman zaman aynı evde kalmak tek başına kesin kanıt sayılmaz.

Mahkeme ilişkinin ne kadar süredir devam ettiğine, tarafların günlük hayatı ne ölçüde paylaştığına, zamanlarının çoğunu nerede geçirdiğine, ekonomik dayanışmaya, hastalık ve zor günlerde birbirlerine destek olup olmadıklarına ve çevrelerinde bir çift olarak nasıl yaşadıklarına bakabilir.

Herkesin bildiği ancak kanıtlanması zor olan durumlar

Burada normal vatandaşın gördüğü hayatla mahkemenin önündeki dosya bazen birbirinden ayrılıyor.

Çevremizde şunu duyuyoruz: Kişi resmî adresini kendi evinde veya başka bir yerde tutuyor ama zamanının büyük bölümünü partnerinin yanında geçiriyor. Masraflar paylaşılmasına rağmen ödemeler nakit yapılıyor. Ortak hayat sürülüyor fakat bunun yazılı bir sözleşmesi, ortak hesabı veya resmî kaydı bulunmuyor.

Bunların kullanılan yöntemler olduğu biliniyor. Fakat hukuk açısından “biliniyor olması” yetmiyor; ispatlanması gerekiyor.

Hukuk insanların zihnini okuyamaz. Mahkeme söylentiyle değil, hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle karar verir. Ayrı adres, belgesiz nakit katkı ve resmî kaydın bulunmaması delil zincirini zayıflatabilir. Bu nedenle hayatın gerçeği mahkeme dosyasına aynı açıklıkla yansımayabilir.

Bu durum yasaların tamamen habersiz olduğu anlamına da gelmez. Mahkeme yalnız ikamet belgesine veya banka hesabına bakmak zorunda değildir. Tanık anlatımları, düzenli yaşam biçimi, kişisel eşyaların bulunduğu yer, uzun süreli karşılıklı bakım, açıklanamayan gider değişiklikleri ve başka hukuka uygun emareler birlikte değerlendirilebilir.

Buna karşılık yalnız şüphe, kıskançlık, komşudan duyulan söz veya birkaç fotoğraf da yeterli olmamalıdır.

Kısacası:

Kanıt bırakmamak hukuki güvence değildir. Ancak kanıtlanamayan iddia da nafakayı otomatik olarak sona erdirmez.

Bu bir “açık” mı, hile mi?

İsviçre Medeni Kanunu’nun 2. maddesi, hakların dürüstlük kurallarına uygun kullanılmasını ister ve açıkça kötüye kullanılan bir hakkın hukuk düzeni tarafından korunmayacağını belirtir.

Bir kişinin sırf nafakayı kaybetmemek amacıyla gerçek hayat ortaklığını sistemli biçimde farklı göstermesi ispatlanabilirse “hakkın kötüye kullanılması” tartışması doğabilir.

Fakat her ayrı adres, her nakit ödeme ve her nikâhsız ilişki otomatik olarak hile değildir. İnsanların ekonomik, ailevi veya kişisel sebeplerle ayrı evlerde yaşaması mümkündür. Bu nedenle mahkeme yalnız “neden evlenmediler?” sorusuna değil, gerçekte nasıl bir hayat sürdüklerine bakar.

Ayrıca yeni partner masrafların tamamını karşılamıyor, kadın da her gidere yarı yarıya katılıyor olabilir. Bu durum ilişkinin ekonomik dayanışma taşımadığı anlamına gelmez. Nitelikli birliktelik için mutlaka erkeğin kadını tamamen geçindirmesi gerekmez. Önemli olan tarafların birbirlerine karşı kapsamlı ve kalıcı bir hayat dayanışması kurup kurmadığıdır.

Elden para vermek kadının kendisi için de risk

Konunun genellikle konuşulmayan tarafı budur.

Kadın partnerinin evinde kalıyor; kiraya, markete, tatile, mobilyaya ve hatta mortgage ödemelerine elden katkı sağlıyor olabilir. Ancak kendi adına hiçbir belge düzenlenmiyorsa ilişki bittiğinde bu paraları verdiğini kanıtlamakta zorlanabilir.

Bugün “Banka kaydı olmasın” düşüncesiyle elden verilen para, yarın “Ben bu eve yıllarca katkıda bulundum” denildiğinde sahibini korumayabilir.

Tapuda adı yoksa, ortak mülkiyet kurulmamışsa, borç kabulü veya yazılı katkı anlaşması bulunmuyorsa yıllarca ödenen para kira ya da günlük gider kabul edilebilir. Partner öldüğünde mirasçılar “Böyle bir ödeme yapılmadı” diyebilir. İlişki sona erdiğinde de paranın geri alınması güçleşebilir.

Yani görünmezliğin iki tarafı bulunuyor: İlişki nafaka dosyasında görünmeyebilir ancak kadının yeni ilişkideki emeği ve parası da hukuk önünde görünmez hâle gelebilir.

AHV’de eşin ödediği prim ne zaman geçerli?

AHV Kanunu’nun 3. maddesinin üçüncü fıkrasına göre çalışmayan evli kişinin primi, çalışan eş en az iki asgari prim tutarında AHV ödemişse ödenmiş kabul edilebilir.

Ancak bu kural yalnızca evlilik bağı nedeniyle uygulanır. Yeni bir partnerin ödediği AHV primi, nikâhsız yaşadığı kadının veya erkeğin primini karşılamaz.

Boşanmadan sonra çalışmayan kişi, eski eşinin prim ödemesinden yararlanamaz. Emeklilik yaşından önce dul kalan ve çalışmayan kişi de kendi prim durumunu AHV kasasıyla kontrol etmelidir.

AHV’de bir yıllık prim boşluğu, emeklilik aylığında genel olarak en az yüzde 2,3 oranında kalıcı kesintiye yol açabilir. Bu nedenle herkesin ücretsiz IK hesap dökümü istemesi önemlidir. AHV/IV Bilgi Merkezi, emekli aylığının prim yılları ve ortalama gelir üzerinden hesaplandığını açıklıyor.

“1+1 neden 1,5 ediyor?”

Evli çiftlerin iki bireysel AHV aylığının toplamı, AHV Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca azami bireysel aylığın yüzde 150’sini geçemiyor. Buna “plafonlama” deniyor.

Ancak yalnız farklı adreslerde yaşamak, kişiyi otomatik olarak boşanmış saydırmaz. Mahkeme tarafından düzenlenmiş ayrı yaşama kararı ve ortak hanenin hukuken kaldırılıp kaldırılmadığı önem kazanabilir. Bu nedenle yıllardır ayrı yaşayan evli çiftlerin AHV kasasından kendi dosyalarına ilişkin yazılı değerlendirme istemeleri gerekir.

Boşanma gerçekleştiğinde ise iki kişinin aylığı ayrı ayrı hesaplanır ve evli çiftler için uygulanan ortak yüzde 150 sınırı artık aynı şekilde uygulanmaz.

Dul kalanla boşanan kadının durumu aynı değil

Eşi vefat eden kadın, şartları karşılıyorsa AHV dul aylığı alabilir. Evlilik resmen sürdüğü için ayrı yaşanmış olması tek başına eş sıfatını ortadan kaldırmaz.

Boşanmış kadının eski eşi vefat ettiğinde ise çocukların bulunması, evliliğin en az on yıl sürmesi, boşanma yaşı ve en küçük çocuğun yaşı gibi şartlar aranır.

Kişi hem kendi yaşlılık aylığına hem de dul aylığına hak kazanıyorsa iki aylık birlikte ödenmez; karşılaştırma yapılarak yüksek olan esas alınır. Güncel şartlar AHV’nin dul ve yetim aylıkları açıklamasında yer alıyor.

Nikâhsız partner ise birlikte kaç yıl yaşamış olursa olsun AHV’den otomatik dul aylığı alamaz.

Pensionskasse ve 3a’da görünmeyen ilişkinin bedeli

İkinci sütunda nikâhsız partnere ölüm aylığı verilip verilmeyeceği ilgili Pensionskasse’nin yönetmeliğine bağlıdır. Bazı kasalar en az beş yıllık birliktelik veya ortak çocuğun bakımını şart koşar. Partnerin önceden yazılı olarak bildirilmesi de istenebilir. Federal Sosyal Sigortalar Dairesinin açıklaması, nikâhsız partner hakkının emeklilik kasası yönetmeliğinde bulunması gerektiğini belirtiyor.

İlişki nafakanın kaybedilmemesi amacıyla tamamen kayıtsız tutulmuşsa, partner öldüğünde “Beş yıldır hayat arkadaşıydım” iddiasını Pensionskasse’ye kanıtlamak da zorlaşabilir.

3a’da ise hayatta kalan yasal eş öncelikli hak sahibidir. Boşanma tamamlanmamışsa ayrı yaşanan eş hâlâ ilk sırada bulunabilir. Nikâhsız partner ancak belirli koşullarla sonraki grupta yer alabilir. Yararlanıcı sırası BVV 3 düzenlemesi ve BSV açıklamasında gösteriliyor.

Miras konusunda duygular değil, belgeler konuşur

Nikâhsız partner yasal mirasçı değildir. Yirmi yıllık birliktelik bile tek başına otomatik miras hakkı doğurmaz.

Buna karşılık boşanma kesinleşmemişse ayrı yaşanan eş hâlâ hukuki eş konumunda olabilir. Yeni partnerle hayat paylaşılmış olsa da vasiyetname, miras sözleşmesi ve gerekli yararlanıcı düzenlemeleri yapılmadıysa mallar beklenmeyen kişilere gidebilir.

Bu nedenle birlikte yaşayan çiftlerin en azından ortak gider ve mülkiyet sözleşmesi, vasiyetname, hasta talimatı, temsil yetkisi ve Pensionskasse partner bildirimi hazırlaması gerekir.

Benim bu araştırmadan çıkardığım sonuç şu:

İnsanlar yeniden sevebilir, nikâh yapmadan yaşayabilir ve kendi hayatları hakkında diledikleri kararı verebilir. Ancak gerçek hayatı yalnız nafaka devam etsin diye resmî kayıtlardan tamamen farklı göstermenin gelecekte bir bedeli olabilir.

Çünkü görünmeyen ilişki yalnız mahkemeden değil; AHV’den, Pensionskasse’den, miras hukukundan ve gerektiğinde kişinin kendi maddi haklarından da görünmez hâle gelir.

Bugünün nafakasını korumaya çalışırken yarının emekliliğini, mirasını ve yıllarca elden verdiğiniz parayı kaybetmeyin. Sevgiyle hayat paylaşılır; fakat haklar çoğu zaman belgeyle korunur.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Nafaka kararının içeriği, ilişkinin niteliği, çocukların durumu ve emeklilik kasası yönetmeliği sonucu değiştirebilir. Somut olaylarda aile hukuku uzmanı ile AHV/Pensionskasse danışmanından kişisel değerlendirme alınmalıdır.

Continue Reading

Köşe Yazıları

Zamanın Değişen Yüzü, Değişmeyen Ağırlığı

yazar

Published

on

Yazı: instagram > Cemil Baysal

Cemil Baysal instagram Cemil Baysal

Tarihin sayfaları bazen tek bir kareye sığar ve o kareler, bugün sosyal medyanın hızlı akışında aniden gözümüzün önüne düşerek kelimelerin anlatmakta yetersiz kaldığı derin bir insanlık gerçeğini yüzümüze çarpar. Sırtında taşıdığı yükün yalnızca fiziksel bir ağırlık değil, bir dönemin inşa ettiği hiyerarşik düzen olduğunu anlatan o bakışlar; insan onurunun, gücün ve sömürünün kesiştiği o kırılgan çizgiyi gözler önüne seriyor.

Bugünün dünyasında önceki kuşaklardan Z ve Alfa nesline kadar hangi harfle ya da isimle tanımlanırsa tanımlansın, yeni nesillerin çoğu o dönemlerin doğrudan tanığı değil; o günlerin ağırlığını ve sömürünün çıplak acısını tam olarak bilmiyor.

Peki bugün, bir asır sonra ne değişti?

Aradan geçen koca bir yüzyılda yöntemler inceldi, kullanılan araçlar dijitalleşti ve modern dünyanın vitrini göz alıcı bir estetikle donatıldı. Ancak en büyük yanılsama da tam burada başlıyor: Politikacıların kürsülerden dillerinden düşürmediği o süslü hak, hukuk ve adalet güzellemeleri; sahaya, sokaklara ve mazlum coğrafyaların gerçekliğine indiğinde koca bir sessizliğe ve uygulanmayan vaatlere dönüşüyor. Kağıt üzerinde parlatılan evrensel ilkeler, küresel çıkarların ve güç dengelerinin karşısında yine ilk feda edilen değerler oluyor.

Dün bedenleri ezen açık sömürünün yerini, bugün modern dünyanın görünmeyen yükleri aldı. Küresel refah dengesizliklerinin ve sessiz emeğin omuzlarında yükselen o konfor, artık algoritmaların, yapay zekânın ve veri madenciliğinin biçimlendirdiği yeni bir tahakküm düzeniyle iç içe geçiyor. Siyasetin ve gücün dili ne kadar medeni, teknolojinin vitrini ne kadar kusursuz görünürse görünsün; birilerinin rahatı için birilerinin görünmez yükler taşımak zorunda kaldığı o adaletsiz düzen sadece kabuk değiştirerek varlığını koruyor.

Geçmişin bu derin yarasına bakarken kuru bir öfke üretmek yerine köklü bir vicdan muhasebesi yapmak gerekiyor. Medeniyet; süslü siyasi nutuklarla, gökdelenlerin yüksekliğiyle, algoritmaların işlem kapasitesiyle veya teknolojinin hızıyla değil; insanın insanı ezmediği, hiçbir insanın bir başkasının basamağı haline gelmediği samimi bir adalet ve ortak vicdan inşa edebilmekle ölçülür. Dünün sırtlara yüklenen açık acılarına bakıp bugünün görünmeyen, dijitalleşen ve maskelenen eşitsizliklerini kalbimizle hissedebildiğimiz gün, insanlık asıl sınavını vermiş olacak.

#İnsanOnuru#KüreselEşitsizlik#Adalet#HumanDignity#GlobalInequality

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de “Evlilik Cezası”: Emeklilikte İki Artı İki Neden Dört Etmiyor?

yazar

Published

on

Çalışırken 1+1=2; emeklilikte ise evli çiftler için 1+1=1,5 ediyor.

Cemil Baysal http://instagram.com/cemil_baysal

40 yılı aşkın süredir İsviçre’de yaşıyorum. Bu ülkenin düzenini, refahını ve güçlü sosyal devlet anlayışını yakından biliyorum. Amacım kesinlikle İsviçre’yi kötülemek değil; iyi işleyen bu sistemin içinde yıllardır tartışılan, insanları mağdur eden bir adaletsizliğe dikkat çekmek.

Bazen çevremdeki emeklilerle oturup sohbet ederken açıkça soruyorum:

“Bu hayat pahalılığında nasıl geçiniyorsunuz?”

Cevap neredeyse her zaman aynı:

“Her şeyden tasarruf ediyoruz. Boğazımızdan kısıyor, sosyal hayattan vazgeçiyor ve her kuruşun hesabını yapıyoruz…”

Bu sıkıntı yalnızca İsviçre’ye özgü değil. Almanya, Hollanda ve Avrupa’nın birçok ülkesinde insanlar, emeklilik yaşı yaklaşırken Türkiye, İspanya, Yunanistan veya Tayland gibi yaşam maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelere taşınma planları yapıyor.

Ancak ülke değiştirmek de sanıldığı kadar kolay değil. Vergilendirme ve sağlık sigortası koşulları gidilecek ülkeye, vatandaşlığa ve ikili anlaşmalara göre değişiyor. İsviçre’de geçimini sağlayamayan emeklilere verilen Ergänzungsleistungen ise yurt dışına taşınıldığında devam etmiyor.

İnsanlar böylece İsviçre’deki yüksek yaşam maliyetleri ile yurt dışında kaybedecekleri sosyal güvenceler arasında kalıyor. İnsanın gençliğini, emeğini, vergisini ve primini verdiği ülkeden yaşlılığında geçinememe korkusuyla ayrılmayı düşünmesi ne kadar acı!

Prim Alırken İki Kişi, Aylık Öderken Bir Buçuk Kişi

İsviçre’de yıllardır siyasetin gündeminden düşmeyen bir sorun var:

“Heiratsstrafe”, yani evlilik cezası.

Karı koca çalışma hayatları boyunca ayrı ayrı çalışıyor ve kazançları üzerinden ayrı ayrı AHV primi ödüyor. Primler maaş bordrolarından kesilirken her iki eş de bağımsız birer sigortalı olarak değerlendiriliyor.

Başka bir ifadeyle, primler alınırken kadın da erkek de ayrı birer kişi. Ancak emeklilik zamanı geldiğinde evli çiftin toplam AHV aylığı yüzde 150 tavanıyla sınırlandırılıyor.

Sistem prim toplarken eşleri iki kişi, emekli aylığını öderken adeta bir buçuk kişi olarak görüyor.

Matematik Ortada: Rakamlar Ne Söylüyor?

2026 itibarıyla rakamlar şöyle:

  • Tek kişi için azami AHV aylığı: 2.520 CHF
  • Nikâhsız yaşayan iki kişinin toplam azami aylığı: 5.040 CHF
  • Resmî evli çiftin toplam azami aylığı: 3.780 CHF
Medeni durumKişi başına azami aylıkİki kişinin toplam azami aylığı
Nikâhsız birlikte yaşayan2.520 CHF5.040 CHF
Resmî evli çiftOransal olarak sınırlandırılır3.780 CHF

İki hane arasındaki azami fark ayda tam 1.260 CHF.

Aralık 2026’da ilk kez ödenecek 13. AHV aylığı da hesaba katıldığında, yıllık azami fark 16.380 CHF’ye ulaşacak.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir: Bu rakamlar, her iki kişinin de azami AHV aylığına hak kazandığı örnek için geçerlidir. Eksiksiz prim ödemiş olmak tek başına azami aylığı garanti etmez. AHV aylığı; prim süresi, çalışma hayatındaki ortalama gelir ile eğitim ve bakım kredilerine göre hesaplanır.

Ancak şartları aynı olan iki çift arasında yalnızca resmî nikâh nedeniyle böylesine büyük bir fark oluşması adil midir?

Gerekçe olarak evli çiftlerin aynı evde yaşadığı ve giderlerini paylaştığı söyleniyor. Fakat nikâhsız çiftler de aynı çatıyı, kirayı, mutfağı, elektriği ve ısınma giderlerini paylaşıyor.

Onlar iki ayrı kişi kabul edilirken, evli çiftler neden bir buçuk kişi sayılıyor?

Vergideki “Evlilik Cezası” İçin Halk Kararını Verdi

Evli çiftlerin karşılaştığı dezavantaj yalnızca AHV ile sınırlı değildi. Mevcut vergi sisteminde eşlerin gelirleri birlikte hesaplandığı için, özellikle her iki eşin de çalıştığı bazı evli çiftler nikâhsız çiftlere göre daha yüksek vergi ödeyebiliyor.

Ancak İsviçre halkı bu konuda önemli bir karar verdi. Bireysel vergilendirme yasası, 8 Mart 2026’daki halk oylamasında yüzde 54,23 “evet” oyuyla kabul edildi.

Yeni sistemle birlikte evli kişiler de gelirlerini ayrı ayrı beyan edecek. Düzenlemenin en geç 2032’de yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Böylece vergilendirmede medeni durumdan kaynaklanan farklılıkların giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. Şimdi benzer bir adalet beklentisi, AHV’deki yüzde 150 evli çift tavanı için de devam ediyor.

“Kâğıt Üzerinde Boşanmak” Çözüm mü?

Sistemin oluşturduğu ekonomik baskı nedeniyle bazı çiftlerin emeklilik öncesinde resmî olarak boşandığı ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettiği sıkça konuşuluyor.

Bunun ne kadar yaygın olduğuna ilişkin resmî bir istatistik bulunmuyor. Fakat insanların böyle bir yöntemi düşünmesi bile sorunun ciddiyetini göstermeye yetiyor.

Üstelik boşanmak kusursuz bir çözüm değil. İki kişinin de otomatik olarak azami AHV aylığı alacağı anlamına gelmiyor. Miras hakları, dul aylığı, mal paylaşımı ve 2. Sütun birikimlerinin bölüşülmesi bakımından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurabiliyor.

İnsanların hak ettiklerini düşündükleri aylığı alabilmek için 30–40 yıllık evliliklerini kâğıt üzerinde bitirmeyi akıllarından geçirmeleri, sistemin vicdanını sorgulatması gereken bir durumdur.

3. Sütun Yoksa, Ev Kiraysa Nasıl Geçinilecek?

Kendine ait evi, yeterli birikimi ve 3. Sütun’u olmayan; 2. Sütun’dan da güçlü bir gelir elde edemeyen emekli bir çiftin yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de insanca geçinebilmesi neredeyse imkânsız.

Kira, iki kişinin zorunlu sağlık sigortası primleri, elektrik, ısınma, vergi, ulaşım ve mutfak masrafları alt alta yazıldığında para ay bitmeden tükenebiliyor.

İşte İsviçre’nin güçlü ve takdir edilmesi gereken sosyal devlet anlayışı burada devreye giriyor: Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamayan emeklilere Ergänzungsleistungen, yani tamamlayıcı ödemeler sunuluyor.

Bu bir sadaka, lütuf veya klasik anlamda sosyal yardım değildir. Şartları karşılayan kişilere tanınmış yasal bir haktır. Bu desteğin bulunması, İsviçre sosyal güvenlik sisteminin en güçlü yönlerinden biridir.

Ancak başka bir gerçeği de konuşmak zorundayız: Yeterli 2. ve 3. Sütun geliri bulunmayan birçok emeklinin Ergänzungsleistungen olmadan İsviçre’de temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, normal AHV aylıklarının yeterliliğini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Emeklilerin de dışarıda bir kahve içmeye, torunlarına küçük bir hediye almaya, dostlarıyla buluşmaya ve yılda birkaç gün dinlenmeye hakkı var. İnsan ömrü yalnızca kira, sağlık sigortası ve market faturası ödemekten ibaret olmamalı.

İsviçre’yi karalamak değil; güzel ve güçlü taraflarını takdir ederken eksik ve adil olmayan yönlerini de açıkça konuşmak gerekir.

Konu aslında oldukça önemli ve hassas. Her yönüyle ele almaya kalksak neredeyse roman yazmamız gerekir. Kısa yazınca “Şunları unutmuşsunuz, bunları yazmamışsınız” deniliyor; biraz ayrıntılı yazınca da “Çok uzun olmuş” eleştirisi geliyor. Bu nedenle önemli olan, verilmek istenen temel mesajı doğru anlamaktır.

Prim öderken iki kişi olarak değerlendirilen eşler, emeklilikte neden bir buçuk kişi muamelesi görüyor?

Sizce bu sistem adil mi? Kendine ait evi bulunmayan ve kirada yaşayan emekli bir çift, yalnızca AHV aylığıyla İsviçre’de geçinebilir mi?

Buyurun, görüşlerinizi ve tecrübelerinizi yorumlarda paylaşın.

Continue Reading
Advertisement

Trendler