Sosyal Medya

İsviçre

Kadınlar, Cinsel Tacizden Nasıl Korunduklarını Anlatıyor

yazar

Yayınlayan

on

Kadınlar, cinsel tacizden korunmak için anahtarlar, bisiklet şortu ve dolambaçlı yollar gibi çeşitli yöntemler kullanıyor. Bu yazıda, kadınlar bu stratejilerini ve neden bu yöntemleri tercih ettiklerini paylaşıyorlar.

Kadınların anonimliğini korumak için bu makalede isimlerini değiştiriyoruz, yaşlarını veya mesleklerini belirtmemeyi tercih ediyoruz. Bu haberde İsviçreninsesi’ne yazan ve sorularımızı yanıtlayan kadınların isimlerini gizli tutmak için sembolik isimler ve görseller kullanıyoruz.

Bir cadde üzerinde yürürken arkandan bir ıslık sesi duymak, yabancı bir erkeğin rızanız dışında bedeninize dokunması – pek çok kadın kamusal alanda cinsel taciz yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Yasalar çıkarılıyor, katılaştırılıyor, ancak bu önlemler bazı erkekleri caydırmada yeterli olmuyor. Her kadının bu fiziki ve sözlü saldırılara karşı geliştirdiği farklı yöntemler var…

Akşamları Zürih Langstrasse’deki bir restoran ya da kafede oturmak, Bahnhofstrasse’nin arka sokaklarında dolaşmak veya İstanbul Beyoğlu’nda gece tek başına dışarıdayken eve dönmek – bu anlar, birçok kadın için dikkatle düşünülmüş planlar gerektirir. Pek çok kadın, evlerine güvenli bir şekilde dönebilmek için ayrıntılı stratejiler geliştiriyor ve bu stratejilere sadık kalıyor.

İsviçreninsesi’ne yazan ve sorularımızı yanıtlayan kadınların isimlerini gizli tutmak için sembolik isimler kullanıyoruz.

Geç saatlerde güvenli bir şekilde eve dönmek için sıkça taksi kullanmak en iyi çözüm olabilir.

Winterthur’dan Ayşe: ”Kulağıma Kulaklık Takıyorum Müzik Dinliyormuş Numarası Yapıyorum”

Ayşe, aktif bir sporcu olarak sık sık koşuya çıkıyor. Ancak, koşu rotasını belirlerken sadece zindelik ve zamanını değil, aynı zamanda güvenliğini de ön planda tutuyor. Ayşe, gün ışığında koşmanın önemini çok iyi biliyor ve rotasını her zaman kalabalık bölgelerden geçecek şekilde planlıyor. Bu strateji sayesinde uzun süre yalnız kalmaktan kaçınıyor.

Kulaklık, Ayşe’nin vazgeçilmezlerinden biri. Ancak kulağında kulaklık olmasına rağmen müzik dinlemiyor; böylece dışarıdan müzik dinlediği sanılıyor ve erkekler ona laf atmaktan çekiniyor.

Ayşe, kulaklık takma numarasını günlük hayatında da sıkça kullanıyor. Bu sayede daha mesafeli görünüyor ve daha az insan onunla konuşmaya çalışıyor. Çevresindeki sesleri duyabilmek ve yaklaşan tehlikeleri fark edebilmek için müzik dinlememeyi tercih ediyor. “Dikkatli olmak her zaman daha iyidir,” diyor Ayşe, güvenliğini her zaman ön planda tutarak. Ayşe gibi bu numarayı kullanan birçok kadın var.

İstanbul’da Yaşayan Havva, ”Elbise Altıma İnce Bisiklet Şortu Giyiyorum”

Havva, yaz aylarının başında iki çift sıkı bisiklet şortu almış: biri beyaz, diğeri siyah. Giyeceği kıyafete göre seçim yaparken, ince ve esnek kumaşlı bu şortlar elbisesinin altında neredeyse görünmez şekilde duruyor. “Olası bir şey olması durumunda en azından altımda bir koruma hissiyatı olduğunu bilmek beni rahatlatıyor,” diyor Havva. Özellikle bu şortlar, örneğin bir pazar tezgahında veya metroda, tramvayda kalabalık bir ortamda olası dokunmalara veya tacizlere karşı bir önlem olarak seçilmiş. Havva, bisiklet şortlarını, hava ne kadar sıcak olursa olsun, artık “en azından koruma sağlamak amacıyla giyiyorum ve bu durumdan dolayı kendimi iyi güvende hissediyorum,” diyor.

Havva bazen ayna karşısında, kendisine yöneltilen cinsiyetçi sözlere karşı sadece başını çevirip sessizce uzaklaşmak yerine nasıl cesurca karşılık verebileceğini çalışıyor. Geçenlerde biri ona arkasından “Hey, göğüslerin çok seksi!” diye seslendiğinde, ayna karşısında artık bu tür durumlarda ne yapması gerektiğini biliyor: “Seninki de fena değilmiş.”

“Bir erkeğin ona “Özür dilerim, senin poponu dokunmadan geçemedim.” şeklindeki cinsiyetçi saldırısına karşı Havva’nın net bir cevabı var. Havva yüksek sesle şöyle der: “Sanırım senin gibi bir göt herife hiç kimsenin dokunmadığı için olabilir mi?”

Kadınlar Güvenliği İçin İnisiyatif Alıyor: Zürih’ten Türkan’ın Hikayesi

”O günden Beri karanlıktan Korkuyorum”

Türkan, genellikle gittiği yerlerden ya geç geliyor ya da gecikiyor. Ancak, geç kalmasının sebebi sadece park yeri bulmakla sınırlı değil. Şehir merkezinde uygun bir park yeri bulabilmek için uzun süre araştırma yapmak zorunda kalıyor. Geceleri aracına döneceğini biliyorsa, her zaman iyi aydınlatılmış ve kadınlar için ayrılan otopark alanlarını tercih ediyor. Yaya olarak gitmeyi seçse bile dar sokaklardan, ıssız yollardan ve karanlık sokaklardan kaçınıyor.

“Tüm bu önlemlerime rağmen, bazen gecikiyorum. Ancak, bu, yaşadığım olaylarla karşılaştırıldığında ne ki?” diyor Türkan.

Diğer olaylar neydi şeklindeki sorumuza sesi titreyerek cevap veriyor: “Nisan ayında bir akşam, eve dönerken bir adam tarafından durdurulup duvara itildim. Etraf karanlık, sokak lambasının ışığı ise çok uzaktaydı. Adam kulağıma, ‘Sen çok seksi bir şeysin, ben de seni arzuluyorum’ diye fısıldadı. Adamın ağzı alkol kokuyordu. ‘O an sadece düşündüm: Şimdi tecavüze uğrayacaksın. Şimdi, şimdi, şimdi…’ Her şey bitti dedim. Neyse ki, adam bir an vazgeçti ve gecenin içinde kayboldu. Geriye kalan sadece korku ve Türkan’ın günlük yaşamını kısıtlayan uzun yolculuklar olmuş.

Daha önce sonbaharı ve kışı seviyormuş, noel zamanını çok seviyormuş. Şimdi, “Artık sadece ‘Eyvah, saat yine 17:00 olacak, hava kararacak’ diyorum ve ”akşamın olmasından, havanın kararmasından korkuyorum” diyor.


Kanton Schwyz Wollerau’dan Melda’nın Güvenlik Tedbiri: Cep Telefonu Her Zaman Yanında

Melda, genellikle evden çıkarken cep telefonunu yanında taşımayı tercih ediyor. Ancak aslında telefonu evde bırakmayı daha çok istiyor. Onun için cep telefonu, sadece iletişim aracı veya dikkat dağıtıcı bir araç değil, aynı zamanda güvenlik için kritik bir öneme sahip.

Özellikle tek başına dışarıda olduğunda, Melda, nerede olduğunu ve ne yaptığını en azından bir kişiye bildirebilmek için telefonunu kullanıyor. Bu yüzden telefonunun şarjının dolu olmasına dikkat etmek, onun için hayati bir önem taşıyor. Ancak bazen bu durumun yorucu ve sinir bozucu olabildiğini ifade ediyor.

Melda, “Aslında özgürlüğü seviyorum, yani telefonsuz dolaşmayı,” diyor. Ancak, birisi onu takip ettiğinde veya eve dönüş yolunda veya arkadaşlarının yanına giderken telefonla iletişim kurabilmenin daha güvenli olduğunu belirtiyor.

Melda’nın gözünde, cep telefonu hem bir güvenlik kalkanı hem de bir iletişim aracı olarak önemini koruyor.

Luzern’de Yaşayan Deniz’in Güvenlik Tedbirleri: Anahtar Silah Gibi

Deniz’in Güvenlik Tedbirleri: Anahtar Silah Gibi

Geç saatlerde yalnız başına eve dönerken, Deniz her zaman elinde bir anahtar tutar. Küçük yaşlardan beri annesinden öğrendiği bu önlem, onun için bir güvenlik kalkanı gibi işlev görüyor.

Ancak bir gece, eve dönüş yolunda değil, büyük bir süpermarkette alışveriş yaparken başına gelmişti. Raflarda dolaşan bir müşteri, Deniz’i takip etti, sonunda arkasına geçip kollarını ve göğsünü taciz etti. Deniz, adamın elini sert bir şekilde ittikten sonra, onu bırakmasını söyledi. Ancak mağaza çalışanları ve diğer müşteriler olaya sessiz kaldı. Deniz, son çare olarak anahtarını alıp adamın eline vurdu. Adam, “Seni fahişe ve saldırgan kadın!” diye bağırdı ve hızla oradan uzaklaştı. Deniz, ”Annenin öğütleri işe yarıyor.” diyor.

Deniz’in annesi, kızının son zamanlarda bir erkek arkadaşının gölde pedalo sürme davetini reddetmesinin sebebini açıkladı: “Güvenli bir yerde buluşun, mümkünse kalabalık ortamları tercih edin. Eğer bir sorun olursa, size yardımcı olabilecek insanlar yakınınızda olur.” Deniz annesinin bu öğütlerini hep dikkate alıp kurallarını hiç ihlam etmiyormuş.

Göz Temasından Kaçış ve Tren ve Tramvaylardaki Boş Vagonlar: Zürih Dietion’dan Aylin’in Hikayesi

Aylin, sokakta yürürken göz temasını genellikle karşılaştığı erkeklerle kesiyor. Bu basit önlem, istenmeyen dikkatleri çekmekten kaçınmasına yardımcı oluyor. Aylin, “Göz göze gelirsem, bazıları durup konuşmaya başlıyor ve ben sohbet etmek istemediğimi belirtsem bile dinlemiyorlar. Bu alışkanlığı kazandım, artık zor değil ama bir yandan da üzücü,” diyor.

Özellikle akşamları toplu taşıma ile seyahat ederken, Aylin dikkatli olmaya özen gösteriyor. Kadınların veya ailelerin bulunduğu bölgelere oturmayı tercih ediyor. “Tren ve tramvay yolculuklarında boş ve erkeklerin yoğun olduğu vagonlardan kaçınıyorum. Kendimi herhangi bir tehlikeye atmamam gerektiğini düşünüyorum,” şeklinde konuşuyor.

Alkolün etkisi altında olan durumlarda, birçok erkek oturduğu koltuğun yan tarafına ya da karşısına bir kadının gelmesini bir davet olarak algılayabiliyor. Aylin, bu tür durumlarla sık sık karşılaştığını belirtiyor. “Sohbet etmek istemediğimi söylediğimde, bazen çok agresif tepkiler alıyorum. ‘Kibirli, kendini beğenmiş, arogant kadın’ gibi suçlamalar yapılıyor veya isteğim dikkate alınmıyor ve konuşma devam ediyor,” diyor. Aylin ardından kalkar ve gider. Trende sık sık tuvalete gider, çünkü orada kapıyı kilitleyebildiğini söylüyor. Otobüste ve tramvayda bazen şoförün yanına kadar gider. Aylin, “Ve her seferinde, bisiklet yerine otobüsü tercih ettiğim için aptal olduğumu düşünüyorum.”

Aylin, günlük hayatında aldığı bu tedbirlerin ve yaşadığı deneyimlerin ona daha güvenli hissettirdiğini ifade ediyor.

Yalnız başına dışarıda olanlar genellikle erkek gruplarından uzak duruyor. Çoğu zaman, erkeklerin yoğun olduğu alanlardan kaçınmak için yolunu değiştiriyorlar, güvenliklerini sağlamak adına basit bir önlem olarak.

Görülenleri Söylemek: Zürih Glattbrugg’ta yaşayan Esra’nın Seyahat Hikayesi

Esra, genellikle kısa mesafelerde bisiklet kullanmayı tercih eden bir kadın. Ancak ara sıra yurtdışına çıkıp farklı şehirleri keşfetmeyi de seviyor. Uzun yolculuklar öncesinde ise masrafları ve beraberinde getirebileceği zorlukları göz önünde bulundurarak karar veriyor. “Uzun mesafe seyahatleri pahalı ve bazen rahatsız edici olabiliyor,” diyor.

Geçtiğimiz günlerde Flixbus ile yaptığı bir gece seyahati deneyimi hala tazeliğini koruyor. Otobüste diğer yolcuların uyuduğu bir anda, omuzlarına bir elin kaydığını hissetti. “Birisi parmakla bana dokunduğunda, şoka uğradım,” diye açıklıyor Esra. İndiğinde, yanında oturan bir erkek yolcunun yaşadığı olayı fark ettiğini ve durumdan dolayı üzgün olduğunu belirttiğini aktarıyor. Bu olay, Esra’ya gördüklerini paylaşmanın ve toplumsal farkındalığı artırmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. “Bazen bir durumu değiştiremeyebiliriz ama gördüklerimizi anlatmak önemli,” diyor Esra. “Bu şekilde başkalarına yardımcı olabiliriz.”

Esra’nın yaşadığı bu olay, seyahat sırasında karşılaşılan güvenlik zorluklarını ve buna karşı nasıl tepki verilebileceğini gözler önüne seriyor. Görülenleri paylaşmanın, toplumda daha güvenli bir ortam yaratmak adına önemli bir adım olduğunu vurguluyor.

Esra, henüz on iki yaşındayken tren yolculuğunda ilk kez birinin elini dizine koyduğunu hissetmiş. Trenin dolu olmasına rağmen diğer yolcuların ne olduğunu görmelerine rağmen hiçbiri bir şey söylememiş. Bu tür durumlar Esra için birkaç kez tekrarlanmış. Başlangıçta donup kalsa da zamanla ayağa kalkmaya veya “Lütfen dur!” demeye başlayabilmiş.

Esra, “Anlamadığım şey, biri trende sesli rahatsızlık verdiğinde insanların nasıl tepki gösterdiği. Müzik dinleyen birine kızıp kalkabiliyorlar ama açıkça cinsel saldırıya şahit olduklarında neden gözlerini kaçırıyorlar? Yardım istediğimde hemen birinin yardım edeceğini bilsem her şey daha güzel olacak. Ama maalesef öyle değil. Ya da insanlar ne olup bittiğini görüp kendi başlarına müdahale etse veya bir kadının yardım istemesine gerek kalmadan o kişiye dersini verse.”

Kadınların anonimliğini korumak için bu makalede isimlerini, yaşlarını veya mesleklerini belirtmemeyi tercih ediyoruz.

#CinselTacizeKarşıStratejiler #KadınGüvenliği #ToplumsalFarkındalık #KadınHakları #KadınGücü #cinseltaciz #sexuelleübergriff #schweiz #isviçre #isviçredehayat #kadınlar #Frauen #vergewaltigung #stopgewalt # suisse #svizzera #

Haberin Devamını Oku
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Crans-Montana’daki yangın faciası soruşturmasında ciddi hatalar zinciri

yazar

Yayınlayan

on

By

CENEVRE – İsviçre’nin Valais (Wallis) kantonuna bağlı Crans-Montana’daki ölümcül yangın faciasına ilişkin yürütülen soruşturmada, savcılık makamının yaptığı hataların art arda ortaya çıkması kamuoyunda tepkilere yol açtı.

Valais Başsavcısı Beatrice Pilloud yönetimindeki savcılığın, olayın aydınlatılması sürecinde birçok kritik ihmale imza attığı belirtiliyor. Crans-Montana Belediye Başkanı Nicolas Féraud’nun verdiği son röportajda dile getirdiği yeni ayrıntılar, soruşturmanın sağlıklı yürütülmediği yönündeki eleştirileri daha da güçlendirdi.

Yerel basında yer alan değerlendirmelere göre, soruşturmadaki başlıca sorunlar şu başlıklarda toplanıyor:

Belediye başkanı sorgulanmadı
Belediye Başkanı Féraud, olaydan haftalar sonra yaptığı açıklamada, savcılık tarafından bugüne kadar ifadesine başvurulmadığını söyledi. Oysa facianın yaşandığı barda yangın güvenliği kontrollerinin yeterince yapılıp yapılmadığı konusunda belediyenin sorumluluğu olabileceği ifade ediliyor.

Güvenlik kamerası kayıtları kayboldu
Yangının meydana geldiği “Le Constellation” adlı barın içi ve çevresindeki onlarca güvenlik kamerası görüntüsünün silindiği ortaya çıktı. Savcılığın bu kayıtları zamanında güvence altına almaması “ağır ihmal” olarak nitelendirildi.

Yetki ve tarafsızlık tartışması
Başsavcı Pilloud’un, olaydan sonra kanton ve belediye yetkilileriyle birlikte basın toplantılarına katılması ve yangın alanını belediye başkanıyla birlikte ziyaret etmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bulundu. Uzmanlar, hem belediyenin hem de kantonun soruşturmanın muhtemel tarafları arasında olabileceğine dikkat çekiyor.

Bar sahibinin gözaltı süreci tartışmalı
Facianın yaşandığı barın sahibi Jacques Moretti, günlerce serbest kaldıktan sonra 9 Ocak’ta gözaltına alındı, ancak kısa süre sonra 200 bin İsviçre frangı kefaletle serbest bırakıldı. Eleştirmenler, bunun delillerin karartılması riskini artırdığını savunuyor.

Otopsi sürecinde karmaşa
Yangında hayatını kaybeden bazı kurbanlara hiç otopsi yapılmadığı, bazılarının ise geç otopsiye alındığı belirtildi. 17 yaşındaki Trystan Pidoux’nun cenazesinin, son anda otopsi kararı alınması nedeniyle ertelenmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Hukuki usul hataları
Savcılığın, mağdur ailelerin avukatlarının sorgulamalara katılmasını önce engellemeye çalıştığı, ardından da bazı mağdur yakınlarına, kanton yargı kurulunda görev yapan avukatları tavsiye ettiği bildirildi. Bu durum tarafsızlık konusunda soru işaretlerine yol açtı.

İletişim eleştirileri
Savcılık, olaydan kısa süre sonra basına bilgi vermeyi bırakacağını ve sadece yazılı açıklamalar yapacağını duyurdu. Uzmanlar, böylesine ciddi bir olayda şeffaf ve düzenli bilgilendirmenin hayati önemde olduğunu vurguluyor.

Olağanüstü savcı talebi reddedildi
Ulusal ve uluslararası baskılara rağmen, bağımsız bir “olağanüstü savcı” atanması talebinin kanton makamları tarafından reddedilmesi de eleştirilerin odağında. Bu durumun, soruşturmanın güvenilirliğine zarar verdiği ifade ediliyor.

Crans-Montana’daki yangın faciası, İsviçre’de son yılların en ağır olaylarından biri olarak kayıtlara geçmişti. Soruşturmada yaşanan aksaklıklar ise hem mağdur ailelerinin hem de kamuoyunun adalet sürecine olan güvenini zedelemiş durumda.

Haberin Devamını Oku

Bern

Bern’in nüfusu 2025’te hafif arttı

yazar

Yayınlayan

on

By

İsviçre’nin başkenti Bern’in nüfusu 2025 yılında sınırlı bir artış kaydetti. Kentte yıl sonunda 146 bin 867 kişinin yaşadığı, bunun bir önceki yıla göre 412 kişilik artış anlamına geldiği bildirildi.

Bern Belediyesi tarafından salı günü yapılan açıklamada, nüfus artışının tamamen yabancı uyruklu yerleşik nüfustan kaynaklandığı belirtildi. Yabancı nüfusta hem doğum oranının hem de göç dengesinin pozitif olduğu, İsviçre vatandaşları arasında ise her iki göstergenin de negatif seyrettiği kaydedildi.

Kentte doğum sayısı 2020’den bu yana ilk kez artarak 54 yükseldi ve 2025 yılında 1371’e ulaştı. Aynı dönemde ölüm sayısı da hafif artışla 1194 olarak kayıtlara geçti.

Verilere göre boşanma sayısı dikkati çekici şekilde yükseldi. 2025 yılında boşananların sayısı yüzde 15,1 artarak 541’e çıktı. Buna karşılık vatandaşlığa kabul edilenlerin sayısı 111 azalarak 778’e düştü.

Net göç ise 196 kişiyle bir önceki yılın (459) belirgin şekilde altında kaldı. Geçen yıl toplam 12 bin 130 kişi Bern’e taşınırken, 11 bin 934 kişi kentten ayrıldı.

Yetkililer, şehir içi taşınmaların da oldukça yüksek olduğunu, 2025 yılında 35 binden fazla kişinin Bern içinde adres değiştirdiğini bildirdi.

Haberin Devamını Oku

Avrupa

Sosyal medya ruhsal hastalıklara bakışı şekillendiriyor: Gençler TikTok üzerinden kendilerine tanı koyuyor

yazar

Yayınlayan

on

By

BERN / KREMS – Sosyal medya platformlarında, özellikle TikTok’ta paylaşılan içeriklerin gençlerin ruhsal hastalıklara ilişkin beklentilerini önemli ölçüde etkilediği ve kendi kendilerine tanı koyma eğilimini artırdığı bildirildi.

Avusturya’nın Krems kentindeki Karl Landsteiner Sağlık Bilimleri Özel Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, özellikle gençler arasında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile otizm gibi gelişimsel bozukluklara yönelik “öz tanı” vakaları son yıllarda belirgin şekilde arttı.

Araştırmada, TikTok’ta “DEHB” veya “otizm” anahtar kelimeleriyle yapılan aramalarda milyonlarca kez izlenen videolara ulaşıldığı, bu videolarda kullanıcıların günlük yaşamlarını “DEHB simülasyonu” olarak sunduğu, otistik tikler veya duygusal krizler (meltdown) sergilediği ve takipçilere kendi kendine tanı koyma yöntemleri önerdiği belirtildi.

“İstediği tanıyı” alma eğilimi yaygınlaşıyor

Çalışmaya katılan 93 klinik psikolog, gençlerin artık doktora “Bende ne var?” sorusuyla değil, belirli bir tanı beklentisiyle başvurduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılardan Gloria Mittmann, birçok gencin ruhsal bir tanıyı kimliğinin parçası haline getirdiğini belirterek, “Gençler çoğu zaman belirli bir etiketin ya da kimliğin doğrulanmasını güçlü biçimde istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Özellikle yüksek eğitimli ve sosyal medyayı yoğun kullanan genç kadınlarda bu eğilimin daha belirgin olduğu kaydedildi.

Araştırmada, gençlerin doktorlar tarafından yapılan değerlendirmelerde farklı bir sonuca ulaşılsa bile “arzu edilen tanıdan” vazgeçmediği, bunun yerine başka sağlık kuruluşlarına başvurarak tanıyı teyit ettirmeye çalıştığı, bu durumun literatürde “tanı alışverişi” (diagnosis shopping) olarak adlandırıldığı vurgulandı.

Videoların yarısından fazlası yanlış bilgi içeriyor

Uzmanlar, sosyal medyada paylaşılan içeriklerin büyük bölümünün bilimsel temelden yoksun olduğuna dikkati çekiyor.

Mart ayında “PLOS One” dergisinde yayımlanan bir başka araştırmaya göre, TikTok’taki en popüler DEHB videolarının yüzde 50’sinden fazlasında, tanı kriterleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin yanlış veya eksik bilgiler yer alıyor.

Uzmanlar, bu durumun gençlerde yanlış beklentiler oluşturduğunu, gerçek klinik değerlendirmelerle örtüşmeyen sonuçların ise hayal kırıklığı, kaygı ve kimlik bunalımına yol açabileceğini ifade ediyor.

İsviçre’de on binlerce kişi etkileniyor

Verilere göre İsviçre’de yaklaşık 200 bin kişi DEHB ile yaşıyor, çocukların yaklaşık yüzde 5’i bu tanıyı taşıyor. “Autismus Schweiz” verileri ise ülkede 100 bin ila 250 bin arasında kişinin otizm spektrumunda yer aldığını gösteriyor.

Son yıllarda üniversite hastaneleri ve uzman merkezlerine otizm ve DEHB değerlendirmesi için yapılan başvurularda da ciddi artış yaşandığı bildiriliyor.

Uzmanlar, sosyal medyanın ruh sağlığı konularında farkındalık yaratabileceğini ancak yanlış bilgilerin ciddi riskler taşıdığını vurgulayarak, kesin tanı ve tedavi için yalnızca uzman hekimler ve yetkili sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini hatırlatıyor.

Haberin Devamını Oku

Trendler