Connect with us

Dünya

SCHENGEN KRİZİ: ALMANYA’DAN AB ÜLKELERİNİ KIZDIRAN KARAR! DENETİMLER BUGÜN BAŞLADI…

yazar

Published

on

Okuma süresi: 3 dakika

Almanya, Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni bir kriz yaratan Schengen bölgesi sınır kontrollerine başladı. Bu karar, özellikle düzensiz göçle mücadele ve sınır ötesi suçlarla başa çıkma gerekçesiyle alındı. Ancak, Almanya’nın 9 komşu ülkesi bu kararı sert bir dille eleştiriyor.

KONTROLLERİN KAPSAMI VE ETKİSİ

Bugünden itibaren, Almanya’nın Avusturya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre, Fransa, Lüksemburg, Belçika, Hollanda ve Danimarka ile olan kara sınırlarında pasaport ve kimlik kontrolleri sıkılaştırıldı. Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, bu kontrollerin ülkeyi düzensiz göç ve sınır ötesi suç şebekelerine karşı koruma sağlayacağını ifade etti. Faeser, aynı zamanda bu denetimlerin „ülkenin güvenliğini korumak için gerekli bir adım“ olduğunu vurguladı.

Almanya, bu kontroller kapsamında şimdiye kadar 30 bin kişinin ülkeye girişini engellediğini ve 1300’den fazla insan kaçakçısını yakaladığını duyurdu. Ancak, bu adım Avrupa’da özellikle Schengen bölgesinin temel ilkesi olan serbest dolaşıma zarar verdiği gerekçesiyle büyük tepki topluyor.

AB ÜLKELERİNDEN TEPKİLER: ‚KABUL EDİLEMEZ‘

Polonya, Almanya’nın aldığı kararı sert bir şekilde eleştirerek, bu hamleyi „kabul edilemez“ olarak nitelendirdi. Polonya Başbakanı Donald Tusk, Almanya’nın bu adımının Schengen anlaşmasının fiilen askıya alınması anlamına geleceğini ve bunun Avrupa içindeki serbest dolaşımı baltaladığını söyledi.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ise sınır kontrolleriyle Schengen anlaşmasından geçici muafiyetlere gitmenin „yanlış bir strateji“ olduğunu belirtti. Avusturya hükümeti de Almanya’nın daha fazla insanı geri çevirmesi durumunda bu kişileri kabul etmeyeceklerini açıkladı.

AŞIRI SAĞCI LİDERLERİN DESTEK MESAJLARI

Almanya’nın bu kararı, Avrupa’daki aşırı sağcı liderler tarafından ise memnuniyetle karşılandı. Hollanda Özgürlük Partisi’nden (PVV) Geert Wilders, Almanya’nın kararını „harika bir fikir“ olarak nitelendirdi. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán da sosyal medya üzerinden “Kulübe hoş geldiniz” diyerek destek verdi. Fransa’dan Marine Le Pen ise Fransa’nın ne zaman benzer bir adım atacağını sorguladı.

AB KOMİSYONU’NDAN AÇIKLAMA

AB Komisyonu, Almanya’nın sınır kontrolleri kararını istisnai bir durum olarak değerlendirdiklerini ve bu kontrollerin Schengen anlaşmasına zarar vermemesi gerektiğini belirtti. Komisyon Sözcüsü Anitta Hipper, Alman hükümeti ile bu konuda temas halinde olduklarını ve Berlin’in bu kararı neden aldığını analiz ettiklerini açıkladı.

SCHENGEN BÖLGESİNİN GELECEĞİ TEHLİKEDE Mİ?

Schengen bölgesi, üye ülkelere sınır kontrolleri olmaksızın serbest dolaşım imkânı sağlıyor ve bu, Avrupa ekonomisinin kritik bir unsuru olarak kabul ediliyor. Ancak Almanya’nın aldığı bu karar, Schengen bölgesinin geleceği konusunda ciddi endişelere yol açmış durumda. Uzmanlar, bu tür sınır kontrollerinin yaygınlaşmasının, Avrupa’daki serbest dolaşımı ve ekonomik ilişkileri olumsuz etkileyeceğini düşünüyor.

Almanya, bu kararı 15 Mart 2025’e kadar sürdüreceğini AB’ye bildirdi. Ancak, Polonya gibi ülkeler bu durumun devam etmesinin Avrupa’daki iç pazarın ve serbest dolaşımın büyük zarar göreceği konusunda uyarıda bulunuyor.

AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİ VE GÖÇ KRİZİ

Almanya, Avrupa’da en fazla mülteci ve sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke konumunda. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin raporuna göre, Almanya’da yaklaşık 3 milyon mülteci ve sığınmacı yaşıyor. Göç krizi, Avrupa’daki aşırı sağcı partilerin yükselmesine zemin hazırlarken, Almanya’nın bu yeni sınır kontrolleri uygulaması aşırı sağcı kesimler tarafından destek buluyor.

#Almanya #Schengen #AB #SınırDenetimi #Göç #Polonya #Fransa #Hollanda #Macaristan #Avrupa #deutschland #polen #ungarn #Frankreich #schweiz #isviçre

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Dünya

İRAN–ABD–İSRAİL GERİLİMİNİN MALİYETİ ARTIYOR: SAVAŞIN GÜNLÜK FATURASI MİLYARLARCA DOLARI BULUYOR

yazar

Published

on

By

İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan askeri gerilimin yalnızca siyasi ve güvenlik alanlarında değil, ekonomik açıdan da büyük maliyetler doğurduğu belirtiliyor. Uluslararası savunma analistleri ve ekonomi uzmanları, çatışmaların taraf ülkeler için günlük maliyetinin milyarlarca dolara ulaştığını ifade ediyor.

Uzmanlara göre ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının ilk gününde ortaya çıkan maliyet yaklaşık 779 milyon dolar olarak hesaplandı. Savunma harcamaları, kullanılan mühimmat, askeri uçuşlar ve bölgedeki lojistik operasyonların toplamının ise günlük bazda 800 milyon ile 1 milyar dolar arasında değişebileceği değerlendiriliyor.

Washington merkezli bazı araştırma kuruluşları, çatışmaların ilk 100 saatinde ABD’nin askeri operasyonlar için yaklaşık 3,7 milyar dolar harcadığını tahmin ediyor. Uzmanlar, gerilimin uzun süre devam etmesi halinde toplam maliyetin hızla artabileceği ve yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik yük oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

İsrail açısından da çatışmaların ekonomik etkilerinin önemli boyutlara ulaştığı belirtiliyor. Ekonomi uzmanları, askeri operasyonların yanı sıra güvenlik önlemleri, hava savunma sistemlerinin kullanımı ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama nedeniyle İsrail ekonomisine haftalık yaklaşık 3 milyar dolarlık bir maliyet oluştuğunu hesaplıyor. Bu durum günlük ortalama maliyetin yüz milyonlarca dolar seviyesine ulaşmasına neden oluyor.

İran tarafında ise balistik füze ve insansız hava aracı operasyonlarının önemli bir mali yük getirdiği ifade ediliyor. Analistler, İran’ın kullandığı bazı balistik füzelerin maliyetinin 1 ile 3 milyon dolar arasında değiştiğini, yoğun füze ve drone saldırılarının toplam askeri harcamaları hızla artırdığını belirtiyor.

Çatışmaların yalnızca taraf ülkeleri değil küresel ekonomiyi de etkilediği belirtiliyor. Orta Doğu’daki gerilimin ardından petrol fiyatlarında hızlı yükseliş yaşanırken enerji piyasalarında belirsizlik arttı. Özellikle dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kriz, küresel enerji arzı açısından risk oluşturuyor.

Ekonomi uzmanları, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının daha da yükselmesinin ve küresel enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşmasının mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Analistler, askeri gerilimin ekonomik maliyetinin hızla büyüdüğünü belirterek, çatışmaların uzaması durumunda hem bölgesel ekonomilerin hem de küresel piyasanın daha ciddi etkilerle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor.

Continue Reading

Dünya

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası “gündem değiştirme” tartışması

yazar

Published

on

By

WASHINGTON – ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgede tırmanan savaş, dünya gündeminin ana başlıklarından biri haline gelirken, uluslararası kamuoyunda farklı bir tartışma da gündeme geldi. Sosyal medya platformlarında ve bazı siyasi yorumlarda, savaşın küresel gündemi değiştirdiği ve Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin yeni ortaya çıkan belgelerin kamuoyundaki etkisini gölgede bıraktığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

ABD Adalet Bakanlığı kısa süre önce, pedofili ve insan ticareti suçlamalarıyla gündeme gelen finansör Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin daha önce yayımlanmamış üç FBI raporunu kamuoyuna sundu. Belgelerde, kimliği gizli tutulan bir kadının eski ABD Başkanı Donald Trump hakkında dile getirdiği iddialar yer aldı.

FBI kayıtlarına göre söz konusu kadınla Temmuz ile Ekim 2019 tarihleri arasında dört ayrı görüşme gerçekleştirildi. Kadın, Epstein’ın kendisini 1980’li yıllarda henüz 13 ile 15 yaşları arasındayken New York veya New Jersey’e götürdüğünü ve burada Donald Trump ile tanıştırdığını ileri sürdü. Kadın ayrıca bu süreçte cinsel istismara uğradığını iddia etti.

Ancak FBI raporlarında söz konusu iddiaların doğrulanamadığı ve olaylara ilişkin somut kanıt bulunmadığı belirtildi. Belgelerde ayrıca iddiaların 1980’li yılların başı ile ortasında geçtiği ve Epstein ile Trump arasındaki bu iddiaları doğrulayan net bir temas kaydının bulunmadığı kaydedildi.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce yaptığı açıklamalarda söz konusu suçlamaları reddetmişti. Trump’ın hukuk ekibi iddiaların asılsız olduğunu savunmuştu.

Belgelerin yayımlanmasının ardından ABD’de Adalet Bakanlığı da eleştirilerin hedefi oldu. Bazı siyasi çevreler, söz konusu FBI raporlarının daha önce kamuoyuna açıklanmamış olmasını eleştirerek Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgeleri saklamakla suçladı.

Jeffrey Epstein dosyası, 2019 yılında finansörün reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve insan ticareti suçlamalarıyla tutuklanmasının ardından uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Epstein aynı yıl New York’taki bir cezaevinde hayatını kaybetmiş, ölümünün resmi kayıtlara intihar olarak geçmesi ise uzun süre tartışma konusu olmuştu.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın dünya gündemini büyük ölçüde belirlediği bu dönemde, bazı yorumcular Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin kamuoyundaki etkisinin bu gelişmeler nedeniyle geri planda kaldığını savunuyor.

Continue Reading

Dünya

İki Covid-19 aşısının çok nadir vakalarda pıhtılaşmaya yol açma nedeni açıklandı

yazar

Published

on

By

Covid-19’a karşı aşılama kampanyasının başlamasından beş yıl sonra, iki vektör bazlı aşının nadir durumlarda ciddi kan pıhtılaşmasına neden olmasının arkasındaki biyolojik mekanizma bilimsel olarak netleştirildi. Araştırmaya göre ağır komplikasyonlar ortalama her 200 bin aşıdan birinde görüldü.

Bulgular, saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlandı.

Yaklaşık 900 vaka, 200 ölüm

Söz konusu yan etki, özellikle AstraZeneca’nın “Vaxzevria” ve Johnson & Johnson’ın adenovirüs tabanlı aşıları sonrasında görüldü. Avrupa’da yaklaşık 900 vaka kaydedilirken, bunlardan 200’ü ölümle sonuçlandı.

Uzmanlar, milyarlarca doz uygulandığı dikkate alındığında riskin son derece düşük olduğunu vurguluyor. Ancak vakalar, birçok Avrupa ülkesinde bu aşıların kullanımının sınırlandırılmasına veya durdurulmasına yol açmıştı.

Sorunun kaynağı: Adenovirüs ve genetik yatkınlık

Araştırmayı yürüten ekip, komplikasyonun doğrudan aşıdaki etken maddeden değil, taşıyıcı olarak kullanılan adenovirüs vektöründen kaynaklandığını belirledi.

Çalışmaya göre, belirli genetik yatkınlığa sahip kişilerde bağışıklık sistemi, adenovirüsün protein VII (pVII) adlı bileşenine karşı antikor üretirken, yapısal benzerlik nedeniyle vücudun kendi proteini olan “Plaklet Faktör 4”e (PF4) yanlışlıkla saldırabiliyor.

Bu durum, kan pulcuklarının (trombosit) aktive olmasına ve pıhtı oluşumuna yol açarken, aynı anda trombosit sayısının düşmesine neden oluyor. Bu çelişkili tablo hem pıhtılaşma hem de ağır kanama riskini beraberinde getiriyor.

Araştırmacılar, sürecin nadir bir somatik mutasyon ile genetik yatkınlığın birleşmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Uzmanlar bunu, “anahtarın dişlerinden birinin değişmesi ve artık başka bir kilide uyması” benzetmesiyle açıkladı.

21 hastanın kan örneği incelendi

Almanya genelinden 21 hastanın kan örnekleri üzerinde yapılan incelemeler ve hayvan deneyleri, söz konusu mekanizmayı doğruladı. Mutasyona uğramamış antikorların PF4’e çok daha zayıf bağlandığı ve pıhtı oluşumunun belirgin şekilde azaldığı gözlendi.

Bilim insanları, bu bulgunun gelecekte adenovirüs tabanlı aşıların daha güvenli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Gelecekteki aşılar için umut

Adenovirüs vektörleri, düşük maliyetli ve lojistik açıdan avantajlı olmaları nedeniyle halen önemli bir teknoloji olarak görülüyor. Ebola aşısı da aynı prensibe dayanıyor; grip, sıtma ve tüberküloza karşı geliştirilen birçok aşı adayı da bu yöntemi kullanıyor.

Araştırmacılar, protein VII üzerindeki kritik bölgenin değiştirilmesiyle benzer yan etkilerin önlenebileceğini belirtti.

Uzmanlara göre çalışma, nadir görülen bir yan etkinin moleküler düzeyde açıklanmasını sağlarken, biyomedikal araştırmaların karmaşık güvenlik sorularına yanıt verebildiğini de ortaya koyuyor.

Continue Reading
Advertisement

Trendler