Sosyal Medya

Avrupa

Almanya’da Mahkeme Kararı: Aşı Olmayı Reddeden Askerin Ordudan Atılması Hukuka Uygun Bulundu

yazar

Yayınlayan

on

Leipzig’te Federal Mahkeme Kararı

Almanya’nın Leipzig kentinde bulunan Federal İdare Mahkemesi (Bundesverwaltungsgericht), Covid-19 aşısını yaptırmayı reddeden bir askerin Bundeswehr’den (Alman Silahlı Kuvvetleri) çıkarılmasını onayladı.

Mahkeme, söz konusu askerin itirazını reddederek, Askerî Hizmet Mahkemesi Kuzey (Truppendienstgericht Nord) tarafından verilen ihraç kararını kesinleştirdi. Böylece, pandemi döneminde aşı olmayı reddeden askerle ilgili uzun süredir devam eden hukuki süreç sona ermiş oldu.

Aşı Reddinden Daha Fazlası: Sadakat Sorunu

Mahkemenin kararında, davanın sadece bir “aşı reddi” meselesi olmadığı özellikle vurgulandı.
Hakimler, 45 yaşındaki askerin, ordu yönetimine güvenini kaybettiğini ve bu nedenle “sadakat yeminiyle artık bağlı hissetmediğini” beyan ettiğini belirtti.

Bu durum, askerin yalnızca bir sağlık uygulamasını değil, ordunun temel değerlerinden biri olan “sadakat yükümlülüğünü” de ihlal ettiğini gösterdi.
Mahkeme, bu ifadelerin askeri disiplin, itaat ve bağlılık ilkeleriyle bağdaşmadığına hükmetti.

Söz konusu asker ise duruşmada iddiaları reddetti:

“Ben hiçbir zaman komutanıma ‘Artık sadakatle hizmet etmeyeceğim’ demedim,”
diyerek, yanlış anlaşıldığını savundu.

Buna rağmen, mahkeme orduya olan güvenin kaybının, askeri bağlılığın sona ermesi anlamına geldiğine dikkat çekti ve askerî görevine devam etmesinin mümkün olmadığına karar verdi.

Zorunlu Aşı Dönemi: 2021–2024

Pandemi sırasında Bundeswehr personeli, sivillerden farklı olarak zorunlu Covid-19 aşısına tabi tutulmuştu.
Savunma Bakanlığı, Kasım 2021’de Covid-19 aşısını “zorunlu askerî aşılar” listesine dahil etti.
Bu liste, Hepatit, tetanoz ve grip aşıları gibi askerlerin görev gereği yaptırmakla yükümlü oldukları aşıları kapsıyor.

Federal İdare Mahkemesi, Temmuz 2022’de verdiği başka bir kararda, bu uygulamanın o dönemki pandemi koşullarında yasal ve orantılı olduğuna hükmetmişti.
Ancak salgının etkisinin azalmasıyla birlikte, 2024 yılında bu zorunluluk kaldırıldı ve Covid-19 aşısı gönüllü hale getirildi.

Disiplin İhlali ve İtaatsizlik

Askerin yalnızca aşıyı reddetmesi değil, aynı zamanda emre itaatsizlik göstermesi de disiplin açısından belirleyici oldu.
Mahkeme kayıtlarına göre, asker komutanına, “NATO görevi kapsamında verilecek bir yürüyüş emrine uymayacağını” söyledi.
Bu ifade, Bundeswehr içinde disiplin suçu olarak değerlendirildi.

Mahkeme, bu tür bir tutumun askerî düzeni zedelediğini, ordunun hiyerarşik yapısını tehlikeye attığını ve “örnek teşkil edebilecek bir itaatsizlik” olduğunu belirtti.

Savunma ve Kararın Önemi

Davacı asker, aşı emrinin hukuka aykırı olduğunu ve kişisel özgürlüklerinin ihlal edildiğini savundu. Ancak mahkeme, askerî görevlerin doğası gereği, emirlerin kamu yararı ve birlik güvenliği açısından öncelikli olduğunu hatırlattı.

Federal yargıçlar, kararın gerekçesinde şu ifadeye yer verdi:

“Ordunun işleyişi, güven ve sadakat ilkelerine dayanır. Bu ilkeleri açıkça reddeden bir kişi, askeri yapının parçası olamaz.”

Sonuç: Disiplin ve Sadakat Vurgusu

Leipzig’teki bu karar, Almanya’da askerlerin pandemi döneminde yaşadığı hukuki ve etik tartışmalara nokta koydu.
Mahkeme, askerin yalnızca aşı olmamasını değil, ordunun değerlerini sorgulamasını ve emirleri reddetmesini temel alarak ihraç kararını hukuka uygun buldu.

Karar, gelecekte benzer davalar için de emsal niteliği taşıyor.
Bundeswehr’de disiplin, itaat ve sadakat ilkelerinin “kişisel tercihlerden önce geldiği” yönündeki anlayış, bu kararla bir kez daha pekiştirilmiş oldu.

Haberin Devamını Oku
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Avrupa

Sosyal medya ruhsal hastalıklara bakışı şekillendiriyor: Gençler TikTok üzerinden kendilerine tanı koyuyor

yazar

Yayınlayan

on

By

BERN / KREMS – Sosyal medya platformlarında, özellikle TikTok’ta paylaşılan içeriklerin gençlerin ruhsal hastalıklara ilişkin beklentilerini önemli ölçüde etkilediği ve kendi kendilerine tanı koyma eğilimini artırdığı bildirildi.

Avusturya’nın Krems kentindeki Karl Landsteiner Sağlık Bilimleri Özel Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, özellikle gençler arasında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile otizm gibi gelişimsel bozukluklara yönelik “öz tanı” vakaları son yıllarda belirgin şekilde arttı.

Araştırmada, TikTok’ta “DEHB” veya “otizm” anahtar kelimeleriyle yapılan aramalarda milyonlarca kez izlenen videolara ulaşıldığı, bu videolarda kullanıcıların günlük yaşamlarını “DEHB simülasyonu” olarak sunduğu, otistik tikler veya duygusal krizler (meltdown) sergilediği ve takipçilere kendi kendine tanı koyma yöntemleri önerdiği belirtildi.

“İstediği tanıyı” alma eğilimi yaygınlaşıyor

Çalışmaya katılan 93 klinik psikolog, gençlerin artık doktora “Bende ne var?” sorusuyla değil, belirli bir tanı beklentisiyle başvurduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılardan Gloria Mittmann, birçok gencin ruhsal bir tanıyı kimliğinin parçası haline getirdiğini belirterek, “Gençler çoğu zaman belirli bir etiketin ya da kimliğin doğrulanmasını güçlü biçimde istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Özellikle yüksek eğitimli ve sosyal medyayı yoğun kullanan genç kadınlarda bu eğilimin daha belirgin olduğu kaydedildi.

Araştırmada, gençlerin doktorlar tarafından yapılan değerlendirmelerde farklı bir sonuca ulaşılsa bile “arzu edilen tanıdan” vazgeçmediği, bunun yerine başka sağlık kuruluşlarına başvurarak tanıyı teyit ettirmeye çalıştığı, bu durumun literatürde “tanı alışverişi” (diagnosis shopping) olarak adlandırıldığı vurgulandı.

Videoların yarısından fazlası yanlış bilgi içeriyor

Uzmanlar, sosyal medyada paylaşılan içeriklerin büyük bölümünün bilimsel temelden yoksun olduğuna dikkati çekiyor.

Mart ayında “PLOS One” dergisinde yayımlanan bir başka araştırmaya göre, TikTok’taki en popüler DEHB videolarının yüzde 50’sinden fazlasında, tanı kriterleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin yanlış veya eksik bilgiler yer alıyor.

Uzmanlar, bu durumun gençlerde yanlış beklentiler oluşturduğunu, gerçek klinik değerlendirmelerle örtüşmeyen sonuçların ise hayal kırıklığı, kaygı ve kimlik bunalımına yol açabileceğini ifade ediyor.

İsviçre’de on binlerce kişi etkileniyor

Verilere göre İsviçre’de yaklaşık 200 bin kişi DEHB ile yaşıyor, çocukların yaklaşık yüzde 5’i bu tanıyı taşıyor. “Autismus Schweiz” verileri ise ülkede 100 bin ila 250 bin arasında kişinin otizm spektrumunda yer aldığını gösteriyor.

Son yıllarda üniversite hastaneleri ve uzman merkezlerine otizm ve DEHB değerlendirmesi için yapılan başvurularda da ciddi artış yaşandığı bildiriliyor.

Uzmanlar, sosyal medyanın ruh sağlığı konularında farkındalık yaratabileceğini ancak yanlış bilgilerin ciddi riskler taşıdığını vurgulayarak, kesin tanı ve tedavi için yalnızca uzman hekimler ve yetkili sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini hatırlatıyor.

Haberin Devamını Oku

Avrupa

İtalya Büyükelçisini Roma’ya Çağırdı – Parmelin ve Cassis Açıklama Yaptı

yazar

Yayınlayan

on

By

İtalya hükümeti, İsviçre’nin Valais (Wallis) kantonundaki mahkemenin bar sahibi Jacques Moretti’yi serbest bırakmasına çok kızdı. Moretti, 200 bin İsviçre frangı kefalet ödeyerek hapisten çıktı.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, bu kararın kabul edilemez olduğunu söyledi. Başbakan Giorgia Meloni ile birlikte İsviçre’deki İtalya büyükelçisini Roma’ya çağırdılar. Amaç, daha fazla bilgi almak ve ne yapılacağını konuşmak.

Tajani, “Bu sadece bir hukuk konusu değil, çok büyük bir acı var” dedi. Crans-Montana’da bir barda çıkan büyük yangında 40 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Ölenlerin çoğu İtalyandı. Tajani, bu kadar insanın ölümünün 200 bin frankla telafi edilemeyeceğini söyledi ve İsviçre’den davayı hızlandırmasını istedi.

Valais Başsavcısı Béatrice Pilloud, serbest bırakma kararını savcılığın değil, mahkemenin verdiğini açıkladı. İtalyan büyükelçiyle konuştuğunu ve konunun İsviçre federal makamlarına iletilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca siyasi baskı kabul etmeyeceğini vurguladı.

İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin, İtalya’nın öfkesini anladığını söyledi. Ama İsviçre’de yargı ile siyasetin ayrı olduğunu, mahkemelere karışamayacaklarını belirtti. Eğer hata varsa, ceza verilmesi gerektiğini de ekledi.

Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis ise İsviçre’nin de yas tuttuğunu söyledi. “Bu acı bizim de acımız” dedi. İki ülkenin birlikte hareket edeceğini ve gerçeğin ortaya çıkmasını istediklerini açıkladı.

İtalyan büyükelçisinin Roma’ya çağrılması normal bir diplomatik uygulama olarak görülüyor. Büyükelçi daha sonra tekrar İsviçre’ye dönecek.

Moretti, Crans-Montana’daki Le Constellation adlı barın sahibidir. Büyük yangın yılbaşında çıktı. Moretti 9 Ocak’tan beri tutukluydu ve şimdi kefaletle serbest bırakıldı.

Olay İsviçre ve İtalya basınında geniş yer aldı. Birçok kişi adaletin tam olarak sağlanmasını istiyor. Mağdur aileler ise uzun ve zor bir süreç beklediklerini söylüyor. Yetkililer soruşturmanın devam ettiğini ve yeni kararların çıkabileceğini belirtiyor. Kamuoyu gelişmeleri yakından izliyor. Süreç devam ediyor. Yeni açıklamalar bekleniyor.

Haberin Devamını Oku

Avrupa

İsviçre, İtalya’nın finans yasasına tepki gösterdi

yazar

Yayınlayan

on

By

İsviçre Ekonomi Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Guy Parmelin, İtalya hükümetinin hazırladığı ve Avrupalı makine üreticilerini kayıran yeni mali düzenlemenin İsviçreli şirketleri dezavantajlı duruma düşüreceğini belirterek, Bern yönetiminin konuya resmî düzeyde müdahale ettiğini açıkladı.

Parmelin, NZZ am Sonntag gazetesine verdiği röportajda, Başbakan Giorgia Meloni hükümetinin planladığı yeni amortisman (vergi indirimi) kurallarını “endişe verici” olarak nitelendirdi. Söz konusu düzenlemenin İsviçreli üreticilerin rekabet gücünü zayıflatacağını vurgulayan Parmelin, bu nedenle İsviçre’nin Bern, Roma, Brüksel ve Davos’ta çeşitli diplomatik temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsviçreli bakan, konuyu Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič’e de bizzat ilettiğini belirterek, “Bu şekilde olmaz” diyerek İsviçre’nin itirazını açık biçimde dile getirdiğini aktardı.

Parmelin, meselenin iç politika açısından da hassas bir döneme denk geldiğine dikkat çekti. İsviçre’de Avrupa Birliği ile yeni ikili anlaşmaların tartışıldığı bir süreçte bu tür bir gelişmenin anlaşma karşıtları tarafından siyasi malzeme olarak kullanılabileceğini ifade eden Parmelin, “Bu durum Federal Konsey için hoş değil. Anlaşma karşıtları bu örnekleri sözleşmeleri eleştirmek için kullanacaktır,” dedi.

Henüz somut bir çözüm bulunmadığını kaydeden Parmelin, “Ancak yoğun şekilde bir çözüm üzerinde çalışıyoruz,” ifadesini kullandı.

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile yapılan görüşmelere de değinen Parmelin, temasların “düzgün ve yapıcı” geçtiğini söyledi. Trump’ın ABD’nin İsviçre ile olan ticaret açığını gündeme getirdiğini aktaran Parmelin, yeni verilere göre ABD’nin artık İsviçre’ye karşı 8,8 milyar dolarlık ticaret fazlası bulunduğunu belirtti.

Parmelin, diğer liderlerin açıklamalarını genellikle yorumlamadığını vurgulayarak, “Her zaman bir sonraki günü de düşünmek gerekir. Önemli olan İsviçre’nin çıkarlarını korumaktır,” dedi.

Haberin Devamını Oku

Trendler