Connect with us

Dünya

550 Çocuğuyla Köy Kurabilir

yazar

Published

on

Lahey – Jonathan Jacob Meijer, 42 yaşında, dünya çapında ses getiren bir sperm bağışçısı, çığır açan bir kararın ardından artık bağışta bulunamayacak. En az 550 çocuğu var, bunlardan yaklaşık 80’i Almanya’da olan Hollandalı, kadınları aldattığını itiraf ediyor…

2007 yılından beri on bir klinikte, Cryos sperm bankasında ve Facebook gruplarında bağışçı olarak kaydolan Jonathan Meijer, Donorkind organizasyonu tarafından desteklenen bir anne tarafından mahkemeye çekildi. Ona sadece aşırı sperm bağışlarıyla değil, aynı zamanda Meijer’ın kadınlara çocuk sayısı konusunda yalan söylediği suçlaması yapıldı.

Meijer bir röportajında, kadınları aldattığını kabul ediyor, ancak onlara yardım etmek ve sperm bağışlarıyla iyilik yapmak istediğini vurguluyor. Mahkeme Kararı, Meijer’a artık daha fazla bağış yapma hakkını yasaklıyor ve bu yasağa uymaması durumunda 100.000 Euro para cezası tehdidiyle karşı karşıya kalacak.

Devam etmeye kararlı olan Hollandalı, artık sadece daha önce kendisinden çocuğu olan ve bir tane daha isteyen kadınlara bağış yapmayı planlıyor, bu da mahkeme kararıyla uyumlu. Bu karar, „Donorkind 102 JJM“ adlı Facebook grubunda bir araya gelen Meijer’ın yardımını alan birçok kadının, bağışlarının boyutunu öğrenmesine neden oldu ve bu da bir tartışmaya yol açtı.

Sekiz çocuklu bir aileden gelen ve önce sosyal bilgiler öğretmeni olarak çalışan sonra başka alanlarda görev yapan Meijer, bağışlarını ücretsiz dağıttığını ve karşılığında zaman zaman hediyeler aldığını iddia ediyor. Çocukları üzerindeki psikolojik etkiler ve ensest riski hala belirsizliğini koruyor.

Meijer’ın kararı ve devam eden bağış faaliyeti, sperm bağışının etiği ve bağışçıların sorumluluğu üzerine bir tartışma başlattı. Endişeli kuruluşların ve davacıların sesleri, bireysel bağışçılar tarafından üretilen çocuk sayısındaki artış karşısında dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.

Ayrıca, Wikipedia’ya göre potansiyel olarak 1000 çocukla Meijer, Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın hemen arkasında rekor babalar arasında yer alıyor. „Donorkind 102 JJM“ adlı Facebook grubu, Meijer’ın çocuklarından 157 annenin bir araya geldiği bir yer. Mahkeme kararına rağmen, Meijer bağış faaliyetine devam ediyor ve çocuklarının annelerini sık sık ziyarete gidiyor.

Sperm Dönörü Olan Meijer’in Gülünç Görünen Durumunun Ardında Ciddi Tehlikeler

Hollandalı Samenspender Jonathan Jacob Meijer, trajik bir gerçeklik barındıran olayların ortasında kaldı. Bu konu, başlangıçta komik görünebilir, ancak bazı yorumcular, olayın altında yatan trajedinin ciddiyetini vurguluyor.

Bir yorumda, 500’ün üzerinde çocuk kardeşin olmasının, ilerleyen zamanlarda tanışma, sevgili olma ve hatta evlenme olasılığının bulunduğu dile getiriliyor. Daha önce benzer haberlerde, ayrı ailelere verilen bu kardeşlerin büyüdüklerinde evlenmeleri ve bu durumun psikolojik etkileri üzerine örnekler veriliyor.

Başka bir yorumda, Meijer’ın bu yöntemle para kazanmasının, toplumda birbirleriyle biyolojik kardeş olduklarından habersiz olan 500’den fazla çocuğun gelecekteki potansiyel evlenme durumlarının korkunç bir olay yaratabileceği vurgulanıyor. Bu durum, geçmişte benzer olayların intihar ve psikolojik tedavi gerektirdiği gerçeğini de hatırlatıyor.

Yine bir yorumda, 500 çocuğun yollarının kesişmemesi ve bu durumun büyük bir risk içerdiği ifade ediliyor. Meijer’ın devam eden bağış faaliyeti, bu tartışmanın etik ve sorumluluk boyutlarını gündeme getiriyor ve toplumun, tek bir bağışçının yarattığı çocuk sayısının artmasının potansiyel tehlikelerini değerlendirmeye yönlendiriyor.**

**Yorum „Bu durumun 500 çocuğundan bazıları ilerleyen zamanlarda birbirleriyle evlenip kalıtsal hastalıklara neden olabilir; gelecekte bu durumun kontrol edilebilmesi için nasıl bir önlem alınacak?“

Yorum : „Asıl üzücü olan, bu kadar kadının babasız çocuk büyütecek olması…

Yorum : „Her bir çocuktan 200 Euro yardım parası alsa, aylık toplamda 100,000 Euro mu yapıyor? Paraya bak anasını satayım.

Yorum : „Kardeş evlilikleri artabilir, bu iğrenç durum dünya genelinde yasaklanmalı.“**

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Dünya

İRAN–ABD–İSRAİL GERİLİMİNİN MALİYETİ ARTIYOR: SAVAŞIN GÜNLÜK FATURASI MİLYARLARCA DOLARI BULUYOR

yazar

Published

on

By

İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan askeri gerilimin yalnızca siyasi ve güvenlik alanlarında değil, ekonomik açıdan da büyük maliyetler doğurduğu belirtiliyor. Uluslararası savunma analistleri ve ekonomi uzmanları, çatışmaların taraf ülkeler için günlük maliyetinin milyarlarca dolara ulaştığını ifade ediyor.

Uzmanlara göre ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının ilk gününde ortaya çıkan maliyet yaklaşık 779 milyon dolar olarak hesaplandı. Savunma harcamaları, kullanılan mühimmat, askeri uçuşlar ve bölgedeki lojistik operasyonların toplamının ise günlük bazda 800 milyon ile 1 milyar dolar arasında değişebileceği değerlendiriliyor.

Washington merkezli bazı araştırma kuruluşları, çatışmaların ilk 100 saatinde ABD’nin askeri operasyonlar için yaklaşık 3,7 milyar dolar harcadığını tahmin ediyor. Uzmanlar, gerilimin uzun süre devam etmesi halinde toplam maliyetin hızla artabileceği ve yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik yük oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

İsrail açısından da çatışmaların ekonomik etkilerinin önemli boyutlara ulaştığı belirtiliyor. Ekonomi uzmanları, askeri operasyonların yanı sıra güvenlik önlemleri, hava savunma sistemlerinin kullanımı ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama nedeniyle İsrail ekonomisine haftalık yaklaşık 3 milyar dolarlık bir maliyet oluştuğunu hesaplıyor. Bu durum günlük ortalama maliyetin yüz milyonlarca dolar seviyesine ulaşmasına neden oluyor.

İran tarafında ise balistik füze ve insansız hava aracı operasyonlarının önemli bir mali yük getirdiği ifade ediliyor. Analistler, İran’ın kullandığı bazı balistik füzelerin maliyetinin 1 ile 3 milyon dolar arasında değiştiğini, yoğun füze ve drone saldırılarının toplam askeri harcamaları hızla artırdığını belirtiyor.

Çatışmaların yalnızca taraf ülkeleri değil küresel ekonomiyi de etkilediği belirtiliyor. Orta Doğu’daki gerilimin ardından petrol fiyatlarında hızlı yükseliş yaşanırken enerji piyasalarında belirsizlik arttı. Özellikle dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kriz, küresel enerji arzı açısından risk oluşturuyor.

Ekonomi uzmanları, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının daha da yükselmesinin ve küresel enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşmasının mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Analistler, askeri gerilimin ekonomik maliyetinin hızla büyüdüğünü belirterek, çatışmaların uzaması durumunda hem bölgesel ekonomilerin hem de küresel piyasanın daha ciddi etkilerle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor.

Continue Reading

Dünya

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası “gündem değiştirme” tartışması

yazar

Published

on

By

WASHINGTON – ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgede tırmanan savaş, dünya gündeminin ana başlıklarından biri haline gelirken, uluslararası kamuoyunda farklı bir tartışma da gündeme geldi. Sosyal medya platformlarında ve bazı siyasi yorumlarda, savaşın küresel gündemi değiştirdiği ve Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin yeni ortaya çıkan belgelerin kamuoyundaki etkisini gölgede bıraktığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

ABD Adalet Bakanlığı kısa süre önce, pedofili ve insan ticareti suçlamalarıyla gündeme gelen finansör Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin daha önce yayımlanmamış üç FBI raporunu kamuoyuna sundu. Belgelerde, kimliği gizli tutulan bir kadının eski ABD Başkanı Donald Trump hakkında dile getirdiği iddialar yer aldı.

FBI kayıtlarına göre söz konusu kadınla Temmuz ile Ekim 2019 tarihleri arasında dört ayrı görüşme gerçekleştirildi. Kadın, Epstein’ın kendisini 1980’li yıllarda henüz 13 ile 15 yaşları arasındayken New York veya New Jersey’e götürdüğünü ve burada Donald Trump ile tanıştırdığını ileri sürdü. Kadın ayrıca bu süreçte cinsel istismara uğradığını iddia etti.

Ancak FBI raporlarında söz konusu iddiaların doğrulanamadığı ve olaylara ilişkin somut kanıt bulunmadığı belirtildi. Belgelerde ayrıca iddiaların 1980’li yılların başı ile ortasında geçtiği ve Epstein ile Trump arasındaki bu iddiaları doğrulayan net bir temas kaydının bulunmadığı kaydedildi.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce yaptığı açıklamalarda söz konusu suçlamaları reddetmişti. Trump’ın hukuk ekibi iddiaların asılsız olduğunu savunmuştu.

Belgelerin yayımlanmasının ardından ABD’de Adalet Bakanlığı da eleştirilerin hedefi oldu. Bazı siyasi çevreler, söz konusu FBI raporlarının daha önce kamuoyuna açıklanmamış olmasını eleştirerek Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgeleri saklamakla suçladı.

Jeffrey Epstein dosyası, 2019 yılında finansörün reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve insan ticareti suçlamalarıyla tutuklanmasının ardından uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Epstein aynı yıl New York’taki bir cezaevinde hayatını kaybetmiş, ölümünün resmi kayıtlara intihar olarak geçmesi ise uzun süre tartışma konusu olmuştu.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın dünya gündemini büyük ölçüde belirlediği bu dönemde, bazı yorumcular Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin kamuoyundaki etkisinin bu gelişmeler nedeniyle geri planda kaldığını savunuyor.

Continue Reading

Dünya

İki Covid-19 aşısının çok nadir vakalarda pıhtılaşmaya yol açma nedeni açıklandı

yazar

Published

on

By

Covid-19’a karşı aşılama kampanyasının başlamasından beş yıl sonra, iki vektör bazlı aşının nadir durumlarda ciddi kan pıhtılaşmasına neden olmasının arkasındaki biyolojik mekanizma bilimsel olarak netleştirildi. Araştırmaya göre ağır komplikasyonlar ortalama her 200 bin aşıdan birinde görüldü.

Bulgular, saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlandı.

Yaklaşık 900 vaka, 200 ölüm

Söz konusu yan etki, özellikle AstraZeneca’nın “Vaxzevria” ve Johnson & Johnson’ın adenovirüs tabanlı aşıları sonrasında görüldü. Avrupa’da yaklaşık 900 vaka kaydedilirken, bunlardan 200’ü ölümle sonuçlandı.

Uzmanlar, milyarlarca doz uygulandığı dikkate alındığında riskin son derece düşük olduğunu vurguluyor. Ancak vakalar, birçok Avrupa ülkesinde bu aşıların kullanımının sınırlandırılmasına veya durdurulmasına yol açmıştı.

Sorunun kaynağı: Adenovirüs ve genetik yatkınlık

Araştırmayı yürüten ekip, komplikasyonun doğrudan aşıdaki etken maddeden değil, taşıyıcı olarak kullanılan adenovirüs vektöründen kaynaklandığını belirledi.

Çalışmaya göre, belirli genetik yatkınlığa sahip kişilerde bağışıklık sistemi, adenovirüsün protein VII (pVII) adlı bileşenine karşı antikor üretirken, yapısal benzerlik nedeniyle vücudun kendi proteini olan “Plaklet Faktör 4”e (PF4) yanlışlıkla saldırabiliyor.

Bu durum, kan pulcuklarının (trombosit) aktive olmasına ve pıhtı oluşumuna yol açarken, aynı anda trombosit sayısının düşmesine neden oluyor. Bu çelişkili tablo hem pıhtılaşma hem de ağır kanama riskini beraberinde getiriyor.

Araştırmacılar, sürecin nadir bir somatik mutasyon ile genetik yatkınlığın birleşmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Uzmanlar bunu, “anahtarın dişlerinden birinin değişmesi ve artık başka bir kilide uyması” benzetmesiyle açıkladı.

21 hastanın kan örneği incelendi

Almanya genelinden 21 hastanın kan örnekleri üzerinde yapılan incelemeler ve hayvan deneyleri, söz konusu mekanizmayı doğruladı. Mutasyona uğramamış antikorların PF4’e çok daha zayıf bağlandığı ve pıhtı oluşumunun belirgin şekilde azaldığı gözlendi.

Bilim insanları, bu bulgunun gelecekte adenovirüs tabanlı aşıların daha güvenli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Gelecekteki aşılar için umut

Adenovirüs vektörleri, düşük maliyetli ve lojistik açıdan avantajlı olmaları nedeniyle halen önemli bir teknoloji olarak görülüyor. Ebola aşısı da aynı prensibe dayanıyor; grip, sıtma ve tüberküloza karşı geliştirilen birçok aşı adayı da bu yöntemi kullanıyor.

Araştırmacılar, protein VII üzerindeki kritik bölgenin değiştirilmesiyle benzer yan etkilerin önlenebileceğini belirtti.

Uzmanlara göre çalışma, nadir görülen bir yan etkinin moleküler düzeyde açıklanmasını sağlarken, biyomedikal araştırmaların karmaşık güvenlik sorularına yanıt verebildiğini de ortaya koyuyor.

Continue Reading
Advertisement

Trendler