Connect with us

Sağlık

Sütün Raf Ömrünü Uzatmanın Püf Noktaları

yazar

Published

on

Frische Milch (taze süt), son derece hassas bir gıda ürünü olarak biliniyor. Yanlış koşullarda saklandığında kısa sürede bozulabiliyor ve hem lezzet hem de besin değerini kaybediyor. Uzmanlar, sütün daha uzun süre taze kalabilmesi için bazı basit ama etkili yöntemlere dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Sütün daima buzdolabının en soğuk bölgesinde, kapalı şişe ya da orijinal ambalajında saklanması tavsiye ediliyor. Kapak açık bırakıldığında ya da oda sıcaklığında uzun süre bekletildiğinde, bakteri üremesi hızlanıyor ve süt hızla ekşiyor. Ayrıca sütün yanında güçlü kokulu yiyeceklerin bulundurulmaması da öneriliyor; çünkü süt, çevresindeki kokuları kolayca içine çekebiliyor.

Beslenme uzmanları, alışveriş sırasında da dikkatli olunması gerektiğini hatırlatıyor: Süt, alışverişin en sonunda alınmalı ve soğuk zincir bozulmadan en kısa sürede buzdolabına yerleştirilmeli.

Doğru saklama yöntemleriyle, süt sadece daha uzun süre dayanmakla kalmıyor; aynı zamanda besleyici değerini ve doğal aromasını da koruyor.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

İsviçre

İSVİÇRE’DE ŞAŞIRTAN DURUM: DİPLOMASI OLMAYAN DOKTORLAR NASIL ÇALIŞABİLİYOR?

yazar

Published

on

By

İsviçre’de bazı doktorların geçerli diploması veya çalışma izni olmadan mesleklerini sürdürebildiği ortaya çıktı. Uzmanlara göre bunun nedeni, sistemdeki boşluklar ve denetimlerin kantonlara göre farklı uygulanması.

📊 Yasaklı doktorlar bile çalışmaya devam edebiliyor
2022 yılında İsviçre’de 36 doktor hakkında meslek yasağı bulunuyordu. Ancak bunların yaklaşık üçte birinin farklı yollarla çalışmaya devam ettiği belirlendi. 2025 yılında ise iki doktor, geçerli diploması olmadan çalıştıkları için mahkeme tarafından cezalandırıldı.

⚠️ Sistemde boşluklar var
Uzmanlar, mevcut sistemin büyük ölçüde “güvene dayalı” olduğunu söylüyor. Yani bir doktora yasak getirilse bile, bunun uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek her zaman mümkün olmuyor.

Ayrıca İsviçre’de sağlık sistemi kantonlara göre yönetildiği için, bir doktor bir kantonda yasaklı olsa bile başka bir kantonda çalışmaya devam edebiliyor.

🏥 Denetim zor, uygulama karmaşık
Yetkililere göre bir doktora yasak getirilse bile bunu sahada takip etmek oldukça zor. Her muayenehaneyi sürekli denetlemek mümkün olmadığı için sistem pratikte aksayabiliyor.

💻 Online kontrol sistemi yeterli değil
Hastalar, doktorların çalışma iznine sahip olup olmadığını resmi bir internet sitesi üzerinden kontrol edebiliyor. Ancak bu sistem de her zaman yeterli değil. Çünkü:

  • İzin olmamasının nedeni açıklanmıyor
  • Bazı doktorlar henüz diplomaları tanınmadığı için listede görünmeyebiliyor

🌍 Avrupa ile fark
Avrupa Birliği ülkelerinde doktorların durumu ülkeler arasında paylaşılan ortak bir sistemle takip ediliyor. İsviçre’nin ise bu sisteme erişimi bulunmuyor.

Continue Reading

Sağlık

Zayıflama iğneleri mucize mi? Uzmanlar uyarıyor: Kilo geri geliyor

yazar

Published

on

By

Son dönemde hızla yaygınlaşan zayıflama iğneleri, özellikle Ozempic gibi ilaçlar, iştahı azaltarak kilo vermeyi kolaylaştırdığı için büyük ilgi görüyor. Ancak uzmanlara göre bu yöntem, kalıcı bir çözüm olmayabilir.

Nörobilimci Dr. Maria Brasser, bu ilaçların yalnızca mideyi değil doğrudan beyni etkilediğini belirtiyor. İlaçlar, açlık ve ödül merkezlerini baskılayarak kişinin yemek yeme isteğini azaltıyor. Bu nedenle birçok kişi, “Artık kendimi zorlamıyorum, yemek aklıma daha az geliyor” şeklinde deneyimlerini aktarıyor.

Uzmanlara göre bu durum tesadüf değil. İlaçların etken maddesi semaglutid, vücutta doğal olarak bulunan bir hormonu taklit ederek tokluk hissini artırıyor ve özellikle tatlı ile yağlı yiyeceklere olan isteği azaltıyor.

Ancak asıl sorun, ilacın bırakılmasıyla ortaya çıkıyor. Araştırmalar, zayıflama iğnesi kullanmayı bırakan kişilerin, verdikleri kilonun büyük bölümünü geri aldığını gösteriyor. İlk yıl içinde kaybedilen kilonun yüzde 60 ila 80’inin geri geldiği belirtiliyor.

Uzmanlar bu durumu “jo-jo etkisi” olarak tanımlıyor. Çünkü ilaç, iştahı geçici olarak baskılıyor ancak beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzını ve stresle başa çıkma yöntemlerini değiştirmiyor. İlaç bırakıldığında ise vücut eski düzenine dönüyor.

Öte yandan tedavinin maliyeti de dikkat çekiyor. Aylık 180 ila 300 İsviçre frangı arasında değişen bu ilaçların uzun süre kullanılması, ciddi bir maddi yük oluşturabiliyor.

Uzmanlar, zayıflama iğnelerinin tek başına bir çözüm olmadığını, kalıcı sonuçlar için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının şart olduğunu vurguluyor.

Continue Reading

Dünya

İki Covid-19 aşısının çok nadir vakalarda pıhtılaşmaya yol açma nedeni açıklandı

yazar

Published

on

By

Covid-19’a karşı aşılama kampanyasının başlamasından beş yıl sonra, iki vektör bazlı aşının nadir durumlarda ciddi kan pıhtılaşmasına neden olmasının arkasındaki biyolojik mekanizma bilimsel olarak netleştirildi. Araştırmaya göre ağır komplikasyonlar ortalama her 200 bin aşıdan birinde görüldü.

Bulgular, saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlandı.

Yaklaşık 900 vaka, 200 ölüm

Söz konusu yan etki, özellikle AstraZeneca’nın “Vaxzevria” ve Johnson & Johnson’ın adenovirüs tabanlı aşıları sonrasında görüldü. Avrupa’da yaklaşık 900 vaka kaydedilirken, bunlardan 200’ü ölümle sonuçlandı.

Uzmanlar, milyarlarca doz uygulandığı dikkate alındığında riskin son derece düşük olduğunu vurguluyor. Ancak vakalar, birçok Avrupa ülkesinde bu aşıların kullanımının sınırlandırılmasına veya durdurulmasına yol açmıştı.

Sorunun kaynağı: Adenovirüs ve genetik yatkınlık

Araştırmayı yürüten ekip, komplikasyonun doğrudan aşıdaki etken maddeden değil, taşıyıcı olarak kullanılan adenovirüs vektöründen kaynaklandığını belirledi.

Çalışmaya göre, belirli genetik yatkınlığa sahip kişilerde bağışıklık sistemi, adenovirüsün protein VII (pVII) adlı bileşenine karşı antikor üretirken, yapısal benzerlik nedeniyle vücudun kendi proteini olan “Plaklet Faktör 4”e (PF4) yanlışlıkla saldırabiliyor.

Bu durum, kan pulcuklarının (trombosit) aktive olmasına ve pıhtı oluşumuna yol açarken, aynı anda trombosit sayısının düşmesine neden oluyor. Bu çelişkili tablo hem pıhtılaşma hem de ağır kanama riskini beraberinde getiriyor.

Araştırmacılar, sürecin nadir bir somatik mutasyon ile genetik yatkınlığın birleşmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Uzmanlar bunu, “anahtarın dişlerinden birinin değişmesi ve artık başka bir kilide uyması” benzetmesiyle açıkladı.

21 hastanın kan örneği incelendi

Almanya genelinden 21 hastanın kan örnekleri üzerinde yapılan incelemeler ve hayvan deneyleri, söz konusu mekanizmayı doğruladı. Mutasyona uğramamış antikorların PF4’e çok daha zayıf bağlandığı ve pıhtı oluşumunun belirgin şekilde azaldığı gözlendi.

Bilim insanları, bu bulgunun gelecekte adenovirüs tabanlı aşıların daha güvenli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Gelecekteki aşılar için umut

Adenovirüs vektörleri, düşük maliyetli ve lojistik açıdan avantajlı olmaları nedeniyle halen önemli bir teknoloji olarak görülüyor. Ebola aşısı da aynı prensibe dayanıyor; grip, sıtma ve tüberküloza karşı geliştirilen birçok aşı adayı da bu yöntemi kullanıyor.

Araştırmacılar, protein VII üzerindeki kritik bölgenin değiştirilmesiyle benzer yan etkilerin önlenebileceğini belirtti.

Uzmanlara göre çalışma, nadir görülen bir yan etkinin moleküler düzeyde açıklanmasını sağlarken, biyomedikal araştırmaların karmaşık güvenlik sorularına yanıt verebildiğini de ortaya koyuyor.

Continue Reading
Advertisement

Trendler