Connect with us

Avrupa

İsviçreliler Gümrüksüz Alışveriş Sınırının Altında Kalmayı Başarıyor

yazar

Published

on

İsviçreliler Almanya’dan alışveriş yapmaya devam ediyor: Yeni taktiklerle gümrüksüz alışveriş mümkün mü?

İsviçre hükümeti, yurt dışından yapılan alışverişleri kısıtlamak için 2025 başında önemli bir karar aldı:
Artık gümrüksüz alışveriş sınırı kişi başı 150 Frank. Eskiden bu sınır 300 Frank’tı. Amaç, alışveriş turizmini azaltmaktı. Fakat sonuç tam tersi oldu.

İsviçreliler, Almanya başta olmak üzere komşu ülkelerde alışveriş yapmaya hız kesmeden devam ediyor. Üstelik yeni yollar, yeni taktikler ve biraz da “yaratıcılıkla”…

💡 Taktik 1: Küçük alışveriş, sık ziyaret

Bad Säckingen’de hizmet veren Mypaketshop’un sahibi Simon Kühn, bu değişimin tam merkezinde yer alıyor. Şirketi her yıl İsviçreli müşteriler için 200.000’den fazla paketi teslim alıyor.

Kühn, insanların artık alışverişlerini küçük parçalara böldüğünü ve her biri 150 Frank’ın altında olacak şekilde daha sık alışveriş yaptığını söylüyor:

“Bir müşterimiz haftalık alışverişini üçe böldüğünü söyledi. Her seferinde sınırın altında kalıyor ve hiçbir vergi ödemiyor.”

👨‍👩‍👧‍👦 Taktik 2: Ailece gidip limitleri katlıyorlar

Yeni sistemde kişi başına 150 Frank sınır olduğu için, birçok aile işi büyütmüş durumda. Ailece alışverişe gidiyorlar. Örneğin:

  • 2 kişi: 300 Frank
  • 3 kişi: 450 Frank
  • 4 kişi: 600 Frank

Ama burada bir püf nokta var:
Bu taktik sadece bölünebilir alışverişler için geçerli. Yani büyük bir televizyon veya tek bir ürün 150 Frank’ı aşıyorsa, yine de vergi ödeniyor. Ancak market alışverişi gibi ürünler paylaştırılabildiği için bu yöntemi çok kişi kullanıyor.

“Aileler organize oluyor, kimin ne alacağı planlanıyor. Sınırı artırmak için herkes alışverişin bir kısmını üstleniyor,” diyor Kühn.

📲 Taktik 3: Gümrük sırasına girmeden vergi ödeme – Quickzoll uygulaması

Bir diğer popüler yöntem de resmi “Quickzoll” uygulaması.
Bu uygulamayla:

  • Ürünlerinizi kendiniz beyan edebiliyorsunuz
  • 7/24 aktif, sıra beklemeye gerek yok
  • 2 saatlik geçiş penceresi seçilebiliyor

Ancak dikkat: Uygulama sabit olarak %8,1 KDV uygular.
Gıda, ilaç veya kitap gibi ürünlerde aslında %2,6’lık indirimli oran geçerli. Bu yüzden bu tür alışverişlerde gümrük ofisine gitmek hâlâ daha hesaplı olabilir.

🚗 Sonuç: Trafik arttı, çevre zarar gördü

Bu yeni alışveriş düzeni İsviçre-Almanya sınırında hem trafik yoğunluğunu artırdı hem de çevresel yükü büyüttü.
Daha küçük ama daha sık alışveriş turları, hem paket şirketlerini hem de lojistik sistemleri zorluyor.

Kühn: “Önceden belli saatlerde yoğunluk yaşanırdı. Şimdi gün boyu küçük ama yoğun bir trafik var. Bu da hem çevreye zarar veriyor hem de iş gücünü zorlaştırıyor.”

GÜMRÜK SINIRI NASIL İŞLİYOR?

  • 2025’ten itibaren: Kişi başı değer muafiyeti 150 Frank.
  • 2 kişi: 300 Frank, 3 kişi: 450 Frank… (toplam bölünebilir ürünler için geçerli)
  • 150 Frank’ı aşan bir ürün (örneğin TV, ayakkabı) tamamen vergiye tabidir.
  • Günlük ve kişi başına 1 kez geçerli, çocuklar da dahil.
  • Hesaplama, KDV düşülmüş net tutara göre yapılır.
  • Beyan edilmeyen alışverişte vergiye ek olarak ceza uygulanır.
  • QUICKZOLL UYGULAMASI YÜKSELİŞTE
  • Vergi beyannamesi konusunda da değişiklik var. Artık giderek daha fazla kişi Quickzoll adlı resmi uygulama üzerinden kendi kendine beyan yapıyor.
  • Kühn’ün sitesindeki rehber yazıların okunma oranı ciddi artış göstermiş.
  • Avantajları:
  • 7/24 açık.
  • Gümrük kapılarının açık olduğu saatlerle sınırlı değil.
  • Kayıt gerekmez.
  • 2 saatlik geçiş süresi seçilebiliyor.
  • Dezavantajı:
  • Sadece %8,1’lik genel KDV oranı kullanılıyor.
    %2,6’lık düşük oran (gıda, ilaç, kitap) uygulanmaz.
    Bu nedenle bu tür ürünlerde doğrudan gümrük ofisine gitmek daha avantajlı olabilir.
Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Avrupa

İSVİÇRE’Yİ NE CENNET YAPIN NE DE YAŞANMAZ GÖSTERİN: İNSANLARA HAYAL SATMAYIN

yazar

Published

on

By

İsviçre güzel bir ülke. Ama kusursuz değil.
Türkiye’nin sorunları var. Ama yaşanmaz bir ülke de değil.

Cemil Baysal instagram Link

Son dönemde sosyal medyada dikkatimi çeken bir “İsviçre güzellemesi” var.

“Ölmeden önce mutlaka görmeniz gereken ülke…”

“Bir günlük maaşımla iPhone alıyorum.”

“Bir haftalık maaşımla araba alıyorum.”

“Türkiye’de bir saat çalışan ne alıyor, İsviçre’de bir saat çalışan ne alıyor?”

Videoların ardı arkası kesilmiyor.

Bir de İsviçre’ye daha yeni gelmiş, ülkenin gerçekleriyle ve zorluklarıyla henüz yeterince karşılaşmamış bazı sosyal medya fenomenleri var. Onları dinlediğinizde İsviçre’de hayatın neredeyse hiçbir olumsuz tarafı olmadığını düşünüyorsunuz.

Son yıllarda sosyal medyada yeni bir akım oluştu. İsviçre’ye henüz yeni gelmiş, ülkeyi yeterince tanımamış, çalışma hayatını, vergisini, sigorta sistemini, kiralarını, bürokrasisini ve günlük yaşamın zorluklarını henüz gerçekten deneyimlememiş kişiler, kısa sürede “İsviçre uzmanı” kesiliyor.

Kimisi evlilik yoluyla oturum almış, kimisi başka bir sebeple ülkeye gelmiş. Nasıl geldiği önemli değil. Önemli olan, daha ülkeyi yaşamadan her konuda kesin hükümler vermeye başlamaları.

Videoların konusu da genellikle aynı:

“İsviçre’de bir saatlik maaşla şunu alırsın.”

“Bir günlük maaşla iPhone alınıyor.”

“Türkiye’de asgari ücretle bunlar alınamaz.”

Böyle paylaşımları gördüğümde aklıma hep aynı soru geliyor:

Türkiye’de yaşayan, ekonomik sıkıntılar içinde kendisine Avrupa’da yeni bir hayat kurmanın yollarını arayan insanlara sadece güzel tarafları göstererek elinize ne geçiyor?

Maaşı anlatıyorsanız gideri de anlatın

“İsviçre’de 6 bin frank maaş alıyorum” demek kolay.

Peki kira?

Sağlık sigortası?

Vergi?

Elektrik?

Telefon ve internet?

Ulaşım?

Market alışverişi?

Çocukların giderleri?

Kreş?

Araba varsa sigortası, vergisi, otoparkı, servisi?

Ay sonunda o maaştan geriye ne kalıyor?

Bunları da anlatın.

Çünkü satın alma gücü, yalnızca bir iPhone’un fiyatını maaşa bölerek hesaplanmaz.

“Bir günlük maaşımla telefon alıyorum” türünden kıyaslamalar sosyal medyada güzel izlenme getirir, takipçi kazandırır ama ekonomik hayat böyle ölçülmez.

İnsanların bir aylık gelirine bakarken bir aylık yaşam maliyetine de bakmak gerekir.

Elbette İsviçre’nin yüksek alım gücü birçok üründe avantaj sağlıyor. Bunu kimse inkâr edemez. Ancak bir ülkeyi sadece iPhone fiyatıyla, market arabasıyla veya saatlik ücretle anlatmak, gerçeğin sadece küçük bir bölümünü göstermektir.

Çünkü o videolarda çoğu zaman yüksek kiralar yoktur.

Zorunlu sağlık sigortası yoktur.

Vergiler yoktur.

Çocuk bakım maliyetleri yoktur.

Yaşlılık sistemi, emeklilik planlaması, mesleki eğitim, iş disiplini ve yıllarca verilen emek yoktur.

Sadece hoş görünen taraf gösterilir.

40 yıldır bu ülkede yaşıyorum

Ben yaklaşık 40 yıldır İsviçre’de yaşıyorum. Yaklaşık 25 yıldır da gazetecilik yapıyorum.

Dolayısıyla İsviçre hakkında konuşurken bu ülkeyi kötülemek gibi bir derdim olamaz.

Hatta şunu da açıkça söyleyeyim: İsviçre hakkında birkaç kelam edecek, bu ülkenin dününü, bugününü, iyi ve kötü taraflarını anlatacak insanlar varsa, kendimi bu kişilerin başında görenlerden biriyim.

Çünkü ben İsviçre’yi birkaç aylık ya da birkaç yıllık sosyal medya deneyiminden tanımıyorum. Bu ülkede yaklaşık 40 yıl yaşadım; eğitiminden çalışma hayatına, ekonomisinden sosyal sistemine, göçmenlerin yaşadığı sorunlardan toplumdaki değişimlere kadar pek çok döneme bizzat tanıklık ettim. Yaklaşık 25 yıldır da gazeteci olarak İsviçre’yi takip ediyor, araştırıyor ve yazıyorum.

Ancak galiba bizim de bir hatamız oldu. Bizler yeterince konuşmadık, anlatmadık.

Biz sustukça meydan, İsviçre’ye daha dün gelmiş, henüz bu ülkenin çalışma hayatını, sistemini, zorluklarını ve gerçeklerini yeterince deneyimlememiş kişilere kaldı.

Böyle olunca da İsviçre, yıllardır burada yaşayanların tecrübeleriyle değil, ülkeye yeni gelmiş bazı kişilerin birkaç aylık gözlemleri ve sosyal medya videolarıyla tanınmaya başladı.

Benim itirazım tam da buna.

Yeni gelen elbette gördüğünü anlatacak. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak gördüğü birkaç güzel manzarayı, yaptığı birkaç market alışverişini veya aldığı ilk maaşı bütün İsviçre’nin gerçeğiymiş gibi sunmak başka bir şeydir.

İsviçre’yi gerçekten anlamak için burada biraz yaşamak gerekir.

Çalışmak gerekir.

Vergi ödemek gerekir.

Sağlık sigortası faturası görmek gerekir.

Ev aramak gerekir.

İşsiz kalmanın ne demek olduğunu görmek gerekir.

Çocuk büyütmek, bürokrasiyle uğraşmak, sosyal hayata karışmak ve yıllar içerisinde sistemin hem güçlü hem de zayıf taraflarını yaşamak gerekir.

O nedenle bundan sonra biraz daha fazla konuşmak ve anlatmak gerektiğini düşünüyorum.

Ama ne İsviçre’yi kötülemek için ne de göklere çıkarmak için.

Olduğu gibi anlatmak için.

Tam tersine…

İsviçre güzel bir ülke.

Güvenli, düzenli, sakin, doğası muhteşem.

Kuralları büyük ölçüde işliyor. Kurumlarına güven yüksek. Çalışan, sistemin kurallarına uyan ve hayatını doğru planlayan insanlar için sunduğu önemli imkânlar var.

Bu ülkede yaşamanın birçok avantajı bulunduğunu inkâr etmek haksızlık olur.

Ama benim itirazım İsviçre’nin güzelliklerinin anlatılmasına değil.

Tek taraflı anlatılmasına.

Çünkü hayat burada da Instagram videolarındaki 30 saniyelik görüntülerden ibaret değil.

Sosyal medya ne yazık ki gerçeği değil, duymak istediğimizi seviyor

İşin bir başka tarafı daha var.

Sürekli İsviçre güzellemesi yapan bir sosyal medya fenomeni yarın çıkıp “Arkadaşlar, İsviçre’de şu konu gerçekten zor” dese bu kez kendi takipçilerinin bir bölümünden tepki görebiliyor.

Çünkü takipçi kitlesi zamanla belirli bir hikâyeyi duymak istiyor:

“Avrupa mükemmel.”

“İsviçre cennet.”

“Burada herkes zengin.”

Bu hikâye izleniyor.

Takipçi getiriyor.

Etkileşim getiriyor.

Ve sonunda bazı içerik üreticileri gerçeği anlatmak yerine takipçilerinin duymak istediği şeyleri anlatmaya başlıyor.

İşte tehlike burada.

Bunun bir nedeni de sosyal medyanın algoritmasıdır.

Türkiye’deki takipçiler doğal olarak Avrupa’daki yaşamı merak ediyor. Sürekli “İsviçre harika, Türkiye berbat” mesajı veren içerikler daha fazla beğeni ve etkileşim alabiliyor. Fakat aynı kişiler İsviçre’nin zorluklarından, sistemin eksik yönlerinden veya burada yaşamanın ağır sorumluluklarından bahsetmeye başladığında ilgi de azalabiliyor.

Çünkü insanlar çoğu zaman hayalini duymak istiyor, gerçeği değil.

Benim durumum ise biraz farklı.

Beni takip edenlerin büyük bölümü İsviçre’de yaşayan insanlardan oluşuyor. Onlar burada her gün aynı hayatı yaşıyor. Yazdığım bir bilginin doğru mu yanlış mı olduğunu anında anlayabiliyorlar.

Bu nedenle sadece güzel tarafları anlatarak veya sadece olumsuzlukları büyüterek güven kazanmanız mümkün değildir.

35 bin frank maaş, emeklilere tatil parası…

Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir sokak röportajı bunun güzel örneklerinden biriydi.

Bir amca İsviçre’de aylık 35 bin frank civarında kazancından söz ediyor, emeklilere tatil ve yol parası verildiğini anlatıyor, belirli bir gelirin altında kalanlara devletin destek verdiğinden bahsediyordu.

Mikrofonu tutan muhabir bile bir noktadan sonra şaşkınlığını gizleyemeyip yaklaşık olarak, “Amca, sen bize resmen cenneti anlatıyorsun” diyordu.

İsviçre’de yaşayanların önemli bir bölümü ise bu videoları izlediğinde doğal olarak tepki gösteriyor.

Çünkü kendi yaşadığı İsviçre ile anlatılan İsviçre arasında büyük fark görüyor.

Elbette İsviçre’de ayda 35 bin frank kazanan vardır.

100 bin frank kazanan da vardır.

Ayda bir milyon frank kazanan da vardır.

Ama mesele şu:

Kaç kişi?

Bir ülkenin yaşam standardını toplumun çok küçük bir kesiminin kazancıyla anlatamazsınız.

Nasıl ki Türkiye’ye bir-iki haftalığına tatile gittiğinizde kafelerin dolu, restoranlarda yer bulmanın zor olduğunu görüp “Türkiye’de herkes zengin” demek yanlışsa, İsviçre’de birkaç yüksek maaşlı insanı örnek gösterip “Burada herkes böyle yaşıyor” demek de aynı derecede yanlıştır.

Her ülkede belli bir zengin kesim var.

Nasıl Türkiye’yi yalnızca Boğaz’daki yalılarda yaşayanlara bakarak anlatmak doğru değilse, İsviçre’yi de ayda on binlerce frank kazanan küçük bir kesim üzerinden anlatmak doğru değildir.

Gerçek İsviçre daha sıradan

İsviçre’de yaşayan insanların çok büyük bölümü sabah kalkıyor, işe gidiyor, maaşını alıyor, kirasını ödüyor, sağlık sigortasını ödüyor, vergisini düşünüyor, alışverişini yapıyor ve ay sonundaki hesabını ona göre yapıyor.

4, 5, 6 bin frank civarında maaşlarla hayatını sürdüren çok sayıda insan var.

Eğer bir ailede karı-koca çalışıyorsa toplam gelir yükseliyor ve birçok aile gerçekten iyi bir yaşam standardına ulaşabiliyor.

İsviçre’nin en önemli avantajlarından biri de zaten burada:

Ortalama bir gelirle, doğru şartlar altında düzenli ve güvenli bir hayat kurabilmek.

Bunu söylemek İsviçre’yi küçümsemek değildir.

Tam tersine, bence ülkenin gerçek başarısı budur.

Herkesin 35 bin frank kazanması değil; geniş bir kesimin çalışarak belirli bir yaşam standardını sürdürebilmesidir.

Ama bunun yanında konut sıkıntısını, yüksek kiraları, sağlık sigortası primlerini, çocuk bakım maliyetlerini, yalnızlığı, sosyal hayata uyum zorluklarını ve yabancı biri olarak karşılaşabileceğiniz sorunları da anlatmak gerekir.

Türkiye ile İsviçre’yi bir iPhone üzerinden kıyaslayamazsınız

Türkiye ile İsviçre arasında elbette satın alma gücü farkları var.

Bunu inkâr etmenin anlamı yok.

Ama iki ülkenin yaşamını yalnızca “Kaç saat çalışırsan iPhone alırsın?” hesabıyla karşılaştırmak da bana göre anlamsız.

Türkiye’nin başka avantajları var.

Sosyal hayatı, insan ilişkileri, aile bağları, hizmet sektöründeki kolaylıkları, yaşamın dinamizmi…

İsviçre’nin başka avantajları var.

Güvenlik, düzen, gelir seviyesi, altyapı, doğa, çalışma şartları, sosyal sistem ve öngörülebilirlik…

İki ülkenin de eksileri var.

İnsan nerede yaşayacağına karar verirken telefonun fiyatına değil, hayatın tamamına bakmalı.

“Avrupa bitti” diyenler de ayrı bir uç

Bir tarafta İsviçre’yi ve Avrupa’yı cennet gibi anlatanlar var.

Diğer tarafta ise Türkiye’ye tatile giden sokak mikrofonlarına konuşanlardan yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz:

“Avrupa bitti.”

“Almanya battı.”

“Millet aç.”

“Bir kilo domates 30 euro.”

“Avrupa bizi kıskanıyor.”

Bu tür sokak röportajlarını da hayretle izliyorum.

İnsan bazen gerçekten, “Nasıl olsa karşıdaki araştırmayacak, ne söylesek inanacak” diye mi düşünüyorlar, merak ediyorum.

Avrupa’nın sorunları yok mu?

Elbette var.

Ekonomik sorunları var.

Göç ve entegrasyon tartışmaları var.

Konut sıkıntısı var.

Hayat pahalılığı var.

Sağlık sisteminde sorunlar var.

Emeklilik sistemlerinin geleceği tartışılıyor.

Ama bunları anlatmak başka, “Avrupa tamamen bitti” diye gerçek dışı bir tablo çizmek başka.

Ben ne Avrupa’yı batıranları anlayabiliyorum ne de Avrupa’yı uçurup cennete çevirenleri.

İkisi de gerçeğe zarar veriyor.

Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:

İsviçre ne kusursuz bir cennet…

Ne de yaşanmaz bir ülke…

Türkiye de sadece kötü yanları olan bir ülke değil.

Her ülkenin güçlü ve zayıf tarafları vardır.

Gazeteciliğin görevi de sosyal medyada alkış toplamak değil, gerçeğin tamamını göstermektir.

Çünkü gerçek; ne sadece övgüdür ne de sadece eleştiridir.

Gerçek, ikisinin tam ortasındadır.

Türkiye’deki arkadaşlarıma ve ailelere bir sözüm var

Özellikle Türkiye’de yaşayan ve Avrupa’ya gelmeyi düşünen arkadaşlara, gençlere ve ailelere şunu söylemek istiyorum:

Sosyal medyada gördüğünüz birkaç video üzerinden hayatınızla ilgili büyük kararlar vermeyin.

Ne “Avrupa bitti, sakın gelmeyin” diyenlere hemen inanın ne de “Buraya gelir gelmez hayatınız kurtulacak” diyenlere.

Araştırın.

İşinizi araştırın.

Maaşınızı araştırın.

Kiranızı araştırın.

Sağlık sigortasını araştırın.

Oturum şartlarını araştırın.

Çocuklarınız varsa okul ve kreş sistemini araştırın.

Ve en önemlisi, brüt maaşı değil ay sonunda elinizde kalacak parayı hesaplayın.

Çünkü sosyal medya videosunu çeken kişi sizin hayatınızın sorumluluğunu taşımayacak.

Siz taşıyacaksınız.

Birkaç yıl sonra gerçeklerle karşılaşınca…

Yıllar içinde Avrupa’ya büyük beklentilerle gelen çok insan gördüm.

İlk zamanlar her şey yeni ve güzel geliyor.

Sonra hayat başlıyor.

İş bulma süreci, dil, bürokrasi, kira, sigorta, vergiler, çocukların uyumu, sosyal çevre oluşturma…

Bir iki yıl sonra insan yaşadığı ülkeyi gerçekten tanımaya başlıyor.

Ve bazılarının o zaman söylediği cümleyi de çok duydum:

“Bize böyle anlatmamışlardı.”

İşte benim itirazım buna.

İnsanların umutlarıyla oynamamak gerekiyor.

Güzellikleri anlatın, ama gerçeği de saklamayın

İsviçre’nin dağlarını gösterin.

Göllerini gösterin.

Trenlerini, düzenini, temizliğini, güvenliğini anlatın.

İyi maaşları da anlatın.

Çalışana sunduğu imkânları da anlatın.

Ama kirayı da söyleyin.

Sağlık sigortasını da söyleyin.

Vergiyi de söyleyin.

Kreş parasını da söyleyin.

İş bulmanın herkes için kolay olmadığını da söyleyin.

Dil bilmeden yaşamanın zorluklarını da anlatın.

Yalnızlığı da anlatın.

Çünkü gerçek gazetecilik de gerçek sosyal medya da bence budur:

İnsanlara duymak istediklerini değil, bilmeleri gerekenleri anlatmak.

İsviçre güzel bir ülke.

Ama cennet değil.

Türkiye’nin sorunları var.

Ama cehennem de değil.

Hayat hiçbir ülkede 30 saniyelik bir Reels videosuna sığacak kadar basit değil.

O nedenle ricam basit:

Ne aşırı övün ne de yerin dibine sokun.

İyisini de anlatın, kötüsünü de.

Ve özellikle Avrupa’da yeni bir hayat kurma umuduyla sizi izleyen insanlara hayal satmayın.

Çünkü bugün attığınız video size birkaç bin takipçi kazandırabilir.

Ama yarın gerçeklerle karşılaşan bir insanın söyleyeceği ilk söz de şu olabilir:

“Bize neden gerçeği anlatmadınız?”

Yapmayın.

İnsanlara gerçeği anlatın.

Kendinize de sövdürmeyin.

Continue Reading

Avrupa

Müslüman Kadın, Kahvaltının Sunulduğu Otelin Sky Restaurant’a Alınmadı

yazar

Published

on

By

🧕 Ne oldu? Salzburg’daki Hotel Cool Mama’da konaklayan Müslüman bir kadının, başörtüsünü çıkarmadığı gerekçesiyle kahvaltının sunulduğu Sky Restaurant’a girişine izin verilmedi.

👒 Otel ne diyor? İşletme, başörtüsü dâhil her türlü başlığın restoranda yasak olduğunu ve kuralın din ayrımı gözetilmeksizin bütün misafirlere uygulandığını savunuyor.

⚖️ Hukuki süreç ne olacak? Olay Avusturya Eşit Muamele Ombudsmanlığına taşındı. Konuyla ilgili henüz bağlayıcı bir karar verilmedi.

Avusturya’nın Salzburg kentindeki Hotel Cool Mama’da yaşanan olay, ayrımcılık yasağı ile işletmelerin kıyafet kuralları belirleme hakkı arasında tartışma başlattı.

Salzburger Nachrichten’a konuşan iki görgü tanığının anlatımına göre otelde konaklayan bir çift, yetişkin iki kızıyla birlikte kahvaltı yapmak üzere Sky Restaurant’a gitti. Anne, büfeden yiyecek almak istediği sırada başörtüsü nedeniyle kıyafet kuralları hatırlatılarak restorana kabul edilmedi. Tanıklar yaşananları “en üst düzeyde ayrımcılık” ve “çok rahatsız edici bir durum” olarak nitelendirdi.

Otelin Resmî İnternet Sitesindeki Kıyafet Kuralları

Otelin internet sitesinde Sky Restaurant için oldukça katı kıyafet kuralları bulunuyor. İşletme, mekânın atmosferini ve ambiyansını koruma gerekçesiyle restoranda şu kısıtlamaları uyguladığını belirtiyor:

* Başlıklar: Şapka, bere, kasket ve başörtüsü dâhil her türlü başlık.

* Giyim: Eşofman, atlet ve kas tişörtü gibi spor kıyafetleri; kısa günlük şortlar, mayo, iş ve inşaat kıyafetleri ile bakımsız veya rengi solmuş giysiler.

* Ayakkabı: Otel terlikleri, parmak arası terlikler ve benzeri ayakkabılar.

* Diğer: Evcil hayvanlar, dışarıdan getirilen yiyecek ve içecekler, geleneksel bekârlığa veda organizasyonları ile önceden yazılı izin alınmadan yapılan ticari fotoğraf ve video çekimleri.

Aile için odada kahvaltı seçeneği de mümkün olmadı. Otel, kahvaltının oda servisi kapsamında sunulmadığını ve büfedeki yiyeceklerin odalara götürülemeyeceğini açıkladı. Bunun yerine, önceden rezervasyonu yapılan kahvaltı ücretinin alınmaması teklif edildi.

Otel yönetimine göre aile bu çözümü kabul etti. İşletme ayrıca ailenin olayın ardından çalışanlara yüksek sesle hakaret ettiğini ileri sürdü. Ailenin bu iddiaya ilişkin açıklamasına haberde yer verilmedi.

Otel, kıyafet kurallarının yalnızca Sky Restaurant için geçerli olduğunu ve rezervasyondan önce açıkça bildirildiğini belirtti. Düzenlemenin özellikle dinî başörtülerini hedef aldığı iddiasını reddeden işletme, yasağın Yahudilerin kullandığı kipa, beyzbol şapkası ve diğer tüm başlıkları kapsadığını bildirdi.

Eşit Muamele Ombudsmanlığı uzmanı Alexandra König, ayrımcılık yasağının işletmelerin kendi kurallarını belirleme hakkına sınır getirdiğini söyledi. König, görünüşte tarafsız düzenlemelerin uygulamada kişileri etnik kökenleri veya cinsiyetleri nedeniyle dezavantajlı duruma düşürebileceğini belirtti. Böyle bir uygulamanın ancak nesnel ve haklı bir gerekçeye dayanması hâlinde kabul edilebileceğini ifade etti.

Ombudsmanlık, uygun görünüm ve atmosfer sağlamak amacıyla dinî kıyafetlerin yasaklanmasının neden gerekli olduğunun anlaşılamadığını bildirdi. Konuyla ilgili henüz bağlayıcı bir karar bulunmuyor. Avusturya Eşit Muamele Yasası, ayrımcılığa uğradığı belirlenen kişilere tazminat talep etme imkânı tanıyor.

Continue Reading

Avrupa

Avusturya’da Vatandaşlık Başvurularında Artış: Altı Ayda 13 Bin 700 Kişiye Pasaport Verildi

yazar

Published

on

By

Suriyeliler İlk, Türkler İkinci Sırada

🇦🇹 Ne oldu? Avusturya, 2026’nın ilk yarısında 13 bin 700 kişiye vatandaşlık verdi. Bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 arttı.

🌍 En büyük gruplar hangileri? Avusturya’da yaşayan yeni vatandaşlar arasında daha önce Suriye, Türkiye ve Afganistan vatandaşlığı taşıyanlar ilk üç sırada yer aldı.

🏙️ En büyük artış nerede? Oransal olarak en güçlü yükseliş yüzde 93 ile Kärnten’de görülürken, Viyana’da vatandaşlık alanların sayısı yaklaşık yüzde 60 arttı.

Avusturya’da vatandaşlığa kabul edilenlerin sayısında dikkat çekici bir yükseliş kaydedildi. Statistik Austria verilerine göre 2026’nın ocak-haziran döneminde toplam 13 bin 700 kişi Avusturya vatandaşlığı aldı. Böylece geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 17’lik artış yaşandı.

Yeni vatandaşların 9 bin 750’si Avusturya’da, 3 bin 950’si ise yurt dışında ikamet ediyor. Yurt dışında yaşayanların önemli bir bölümünü Nazi döneminde siyasi takibata uğrayan kişilerin soyundan gelenler oluşturuyor.

Avusturya’da ikamet eden ve vatandaşlığa kabul edilenler arasında daha önce Suriye vatandaşlığı taşıyanlar 2 bin 319 kişiyle ilk sırada yer aldı. Türkiye kökenli 1.058, Afganistan kökenli 968 kişi Avusturya vatandaşlığına geçti. Bu ülkeleri 433 kişiyle İran, 407 kişiyle Bosna-Hersek izledi.

Vatandaşlıkların Yüzde 71’i Yasal Hak Temelinde Verildi

Toplam 9 bin 696 kişi, yani vatandaşlık alanların yüzde 71’i, yasal bir hakka dayanarak kabul edildi. Bunların 4 bin 829’u, Avusturya’da en az altı yıl ikamet ettikten ve özel koşulları karşıladıktan sonra vatandaşlık aldı. Almanca bilgisi, sürdürülebilir entegrasyon veya sığınma hakkına sahip olunması bu kapsamda dikkate alınan gerekçeler arasında bulunuyor.

Yeni vatandaşların 6 bin 692’sini kadınlar oluşturdu. Bu sayı toplamın yaklaşık yüzde 49’una karşılık geliyor. Vatandaşlığa kabul edilen 4 bin 429 kişi henüz 18 yaşını doldurmamıştı. Toplam 3 bin 80 kişi, yani yeni vatandaşların yüzde 22’si Avusturya’da doğdu.

Viyana’da Yaklaşık Yüzde 60 Artış

Viyana’da yılın ilk yarısında 3 bin 333 kişi vatandaşlığa kabul edildi. Bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 60 arttı. En yüksek oransal yükseliş yüzde 93 ile Kärnten’de, ardından yüzde 60 ile Viyana ve yüzde 45 ile Aşağı Avusturya’da kaydedildi.

Dokuz eyaletin sekizinde vatandaşlığa kabul sayıları yükseldi. Yalnızca Yukarı Avusturya’da yüzde 16’lık düşüş yaşandı ve vatandaşlık alanların sayısı 1.028’e geriledi.

Continue Reading

Trendler