Köşe Yazıları
Hayallerinizi gerçekleştirmeye hazır mısınız?
Pery Guel Köşe Yazısı
Hayalinizdeki yaşama bir adım daha yaklaşmak için hazır mısınız? Düşüncelerinizin ve fikirlerinizin gücünü keşfedin.
Yaşamınızdaki olumlu değişiklikler bir türlü gerçekleşmiyorsa, daha fazla başarı, mutluluk ve bolluk çekmek istiyorsanız ama bir türlü başaramıyorsanız, endişelenmeyin; yalnız değilsiniz. Tezahür etmenin sırları ve olumlu değişimi hayatınıza çekmenin yolları birçok insanı büyüleyen bir konudur.
Özellikle yeni yılın başlangıcı, yeni planlar ve niyetler oluşturma fırsatını sunar. 2024 için güçlü bir Vizyon Panosu oluşturmak, hedeflere ulaşmanıza, yeni fırsatları keşfetmenize ve hayatınıza güç, başarı ve bolluk getirmenize yardımcı olabilir.
Vizyon panosu nedir? Vizyon panosu, isteklerinizi, hedeflerinizi, arzularınızı ve yaşam vizyonunuzu görselleştirmek ve tezahür ettirmek için sihirli bir araçtır. Vizyon panonuzu resimler, alıntılar, illüstrasyonlar, fotoğraflar ve metinleri kullanarak yaratıcı bir şekilde tasarlayabilirsiniz. Örneğin, evimin her yerinde beni motive eden metinler, fotoğraflar ve olumlamalar bulunuyor. Ayrıca, akıllı telefonunuzun arka planını bir Vizyon Panosu gibi ayarlayabilirsiniz. Yaratıcılığınızı serbest bırakın!
Vizyon panosunun bir parçası olarak, gelecekle ilgili isteklerinizin fotoğraflarını ve diğer materyallerini toplar, bunları bir panoya yerleştirir ve görsel bir hatırlatıcı oluşturursunuz. Bu, hedeflerinize ulaşmak için harika bir fikirdir, çünkü hedefleriniz ve istekleriniz net bir şekilde önünüzde olduğunda, onları hatırlamak ve önem vermek daha kolay olur. Aynı zamanda sizi otomatik olarak olumlu bir ruh haline sokar ve hayatınıza daha olumlu bir enerji getirir, bu da istediklerinizi hayata geçirmenizi kolaylaştırır.
Vizyon panonuz sizin için özeldir ve kolayca dijital olarak oluşturulabilir. Herhangi bir yaşam durumu için tasarlamak ve diğerleriyle paylaşmak mümkündür.
Yaşam konuları şunlar olabilir:
- Sağlık ve Esenlik
- Aşk ve Birliktelik
- Arkadaşlıklar ve Aile
- Eğitim ve Mesleki Tatmin
- Para ve Finans
- Tatil ve Macera
- Spor ve Fitness
- Taşınma ve Ev
“Düşüncelerimiz geleceğimizi şekillendirir.”
Vizyon panosunun yararları nelerdir? Geleceğinizi olumlu ve ilham verici düşünceler ve vizyonlarla şekillendirin ve bazı şeylerin doğal olarak size gelmeye başladığını fark edeceksiniz. “Görmek inanmaktır” mottosuna atıfta bulunan bilimsel bir gerçeklik üzerine çalışır. Görselleştirme sırasında beyin, vücudu bu gerçekliğe hazırlamaya başlar ve kimyasal sinyaller gönderir. Bu nedenle, görselleştirmenin nöropsikolojik etkileri, eylemler kadar olumlu sonuçlar doğurabilir.
Çocukken herkes bir yetişkin olarak hayatının nasıl olacağını hayal eder. Bu içten kurulan hayaller, yetişkinlikte de zaman içinde kaybolmaz. Ancak bilinen tüm başarı öykülerinin arkasında, çocukken kurulan sonsuz hayaller gibi, bir hayale duyulan inanç ve bu inancı gerçekleştirmek için atılan sağlam adımlar vardır.
Akıl ve ruh sağlığı için faydalı olan bu meditasyon uygulaması, kişinin hayallerini aklında tutmasına ve hedeflerini netleştirmesine yardımcı oluyor. Bu panolar, tüm o çocuksu coşkuyu yansıttığında yaratıcı panolara dönüşebilir.
Bir Vizyon Panosu aynı zamanda olumlu duyguları pekiştirmeye ve iyimser bir bakış açısı kazanmaya da yardımcı olabilir. Daha olumlu bir gelecek hayal etmek, çekim yasasını desteklemeyi ve olası tüm fırsatları yakalamayı kolaylaştırabilir. Buna ek olarak, bir Vizyon Panosu kişisel gelişime katkıda bulunabilir. Kişi kendisi için neyin önemli olduğunu ve bunun kendini ifade etmesini nasıl desteklediğini keşfedebilir.
“Vizyon panonuzla yaptığınız yaratıcı çalışma zihinsel bir egzersizdir ve netliğinizi ve uyumunuzu artırır.”
En önemli kuralları öğrenin:
- Hayatınızın realitesini düşünceleriniz ve inançlarınızla yaratırsınız.
- Başkaları için manifesto yapamazsınız! Hepimiz özgür iradeye tabiyiz. Ancak, her zaman sevgi dolu düşünceler ve genel olarak koşulsuz sevgi gönderebilirsiniz.
- Olumlu şeylere odaklandığımızda ve minnettarlık içinde yaşadığımızda, hayatımıza daha fazla pozitiflik çekeriz.
- Ancak olumsuz düşünürsek, daha fazla olumsuzluğu da kendimize çekeriz.
Gelin, 2024 için Vizyon Panonuzu birlikte oluşturalım:
- İsteklerinizi ve hedeflerinizi tanımlayın: Büyük hayaller kurun ve kalbinizin daha hızlı atmasını sağlayan her şeyi yazın.
- Bu dilek ve hedefleri uygun materyallerle tamamlayın: Resimler, metinler vb. Bu metinleri ve resimleri çeşitli dergilerden kesebilirsiniz.
- Bir zaman çerçevesi belirleyin: Örneğin, Haziran 2024’e kadar Hawaii’de hayalinizdeki tatili gerçekleştirmek vb.
- Organize edin: Bir yapıya sahip olmanız için, bunları yaşam alanlarına göre düzenlemek en iyisidir.
- Vizyon panonuzu tasarlayın: İşte burada yaratıcılığınız devreye giriyor. Pano için ahşap bir tahta, poster, not tahtası vb. uygundur. Tasarıma çivi, mıknatıs, folyo, sim ve çok daha fazlasını ekleyebilirsiniz. Unutmayın: Vizyon panonu ne kadar çok dikkat ve pozitif enerji verirseniz, isteklerinize doğru o kadar çok enerji akacaktır.
- Vizyon panonuz için doğru yeri bulun: Vizyon panonuz her gün görebileceğiniz bir yerde durmalı veya asılmalıdır. Bu şekilde isteklerinizi ve hedeflerinizi her gün net bir şekilde gözünüzün önünde tutmuş olursunuz.
- Minnettar olun: Vizyon panonuzun önünden her geçtiğinizde, zihninizde canlandırdığınız hayalleriniz sizin için gerçekleştiği için şükredin.
- “Enerji ve sağlık doluyum.”
- “Hayatıma bolluk ve refahı çekiyorum.”
- “Yeni olasılıklara ve fırsatlara açığım.”
Çözümlenmesini istediğiniz sorunlarınız mı var? Ücretsiz koçluk seansı için benimle iletişime geçebilirsiniz. info@thesoullution.ch / www.TheSoullution.com
Yaşam Koçunuz ile seviyenizi yükseltin
Pery Guel
Köşe Yazıları
Yanımdayken Neden Sosyal Medyadan Kutluyorum?
‘‘Eşim yanımda. Çocuğum yan koltukta oturuyor.
Ama doğum günü kutlaması sosyal medyada. Evlilik yıldönümünde uzun sevgi dolu bir mesajla eşe dosta onu nasıl sevdiğimi ilan ediyorum.‘‘
Artık bu manzara kimseye garip gelmiyor. Aksine, günümüzün en sıradan davranışlarından biri haline geldi. Özel günlerde ilk refleksimiz sarılmak değil, telefonu elimize almak. Peki neden?
Bir insan yanımızdayken, ona söyleyebileceğimiz bir “iyi ki varsın”ı neden başkalarının da görmesine ihtiyaç duyarak söylüyoruz?
Görülmeyen, yaşanmamış mı sayılıyor?
Sosyal medya bize şunu öğretti:
Görülmeyen, paylaşılmayan, beğenilmeyen an sanki eksik. Telefonu kaydırırken başkasının yaptığı bir paylaşımın benzerini yapmamışsak kendimizde bir eksiklik hissediyoruz.
Mutluluk artık yaşanan bir duygu olmaktan çıkıp, kanıtlanması gereken bir şeye dönüştü. Bir tebriğin değeri, karşıdaki kişinin hissettiğiyle değil; kaç kişinin gördüğüyle ölçülüyor.
“Bak ne kadar ilgiliyim.”
“Bak ne kadar mutlu bir ailemiz var.”
“Bak ben unutmam.”
Aslında mesaj, çoğu zaman yanımızdaki kişiye değil; izleyenlere gidiyor. Bu tarz paylaşımları yapmayanlara da garip gözüyle bakılıyor çoğu zaman. Hatta birkaç kez tanıdıklarım seni Instagram‘ da göremedik iyi misin diye sordular. Sanki orada yaşamımı sürdürmek zorundaymışım gibi.
Beğeniler yeni alkışlar oldu
Eskiden bir tebessüm yeterliydi.
Şimdi kalpler, yorumlar, paylaşımlar…
Beğeniler modern çağın alkışı. Ve insan farkında olmadan o alkışı bekliyor. Bir doğum günü mesajı, karşı taraf mutlu oldu mu diye değil; kaç beğeni aldı, kaç kişi gördü diye kontrol ediliyor.
Bu da bize özel olanı, başkalarının onayıyla değerli kılmaya mecbur hissi veriyor .
Mahremiyet vitrine çıktı
Aile, ilişki, sevgi…
Bir zamanlar en mahrem alanlarımızdı. Şimdi ise sosyal medyanın vitrini. En özel, en mahram anlarımız herkesin gözü önünde. Ne yedik, nereye gittik herkes her adımımızdan haberdar.
Paylaşmadığımızda sanki eksik seviyoruz, sanki yeterince ilgili değiliz. Oysa sevgi paylaşılmak zorunda değil; yaşanmak zorunda.
Ama sosyal medya yaşananı değil, gösterileni ödüllendiriyor.
Peki ya yanımızdaki kişi?
Yanımızdayken telefona yazılan bir tebrik, çoğu zaman göz göze söylenen bir cümleden daha çok ses getiriyor olabilir. Ama daha çok hissettiriyor mu? İlişkilerimiz bu şekilde daha mı iyi yürüyor?
Asıl soru şu:
- Kutlamayı kimin için yapıyoruz?
- Yanımızdaki insan için mi, yoksa başkalarının görmesi için mi?
Bazen en gerçek kutlama:
- Paylaşılmayan bir sarılma
- Hikâye olmayan bir gülüş
- Fotoğrafsız geçirilen birkaç dakikadır
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey bu:
Her özel an, herkese açık olmak zorunda değil.
Çünkü bazı mutluluklar sadece orada olanlar için güzeldir. Sadece ilgili olan kişilerin yaşaması gereken anlar vardır, başkaları bilmese de olur. Ve sosyal medyada gördüklerimiz her zaman gerçeği yansıtmaz.
Köşe Yazıları
Müziğin Ruhu Nereye Gitti?
Tam göz kapaklarım ağırlaşmış uykuya dalmak üzereydim ki, o tanıdık melodinin karşı koyamayacağım daveti ile gözlerimi açtım. Freddy Mercury, grubu Queen ile birlikte efsane şarkısı Bohemian Rhapsody’nin yıllardır ezbere bildiğim sözlerinin ilk kuplelerini kulağıma fısıldıyordu:
Is this the real life? Is this the fantasy? (Bu gerçek hayat mı ? Yoksa bir hayal mi?)
Caught in a landslide, no escape from reality (Bir felaketin ortasında kalakalmışım, gerçeklikten kaçış yok)
Heyecanla sesi sonuna kadar açtım.
Avusturya-İsviçre arasında, iki yanımız dağlarla çevrili bölgenin sessizliğiyle tezat, arabanın içi saniyeler içinde Queen’in o törensel ezgileri ile doldu. Anneme coşkulu bir sesle bu şarkının ve bu grubun müzik tarihinde ne kadar önemli olduğunu anlatırken ortaokul-lise yıllarıma gittim ve
müziğin hayatımızda vazgeçilmez bir şekilde ön planda olduğu,
hepimizin cebine biraz cep harçlığı girdiğinde listeler oluşturup ilk iş kaset doldurtmaya koştuğumuz,
Madonna, Michael Jackson, Prince, George Michael gibi isimlerle dünya pop müziğini keşfettiğimiz,
yılbaşı gecelerinde bile radyonun başına oturup yılın hitleri listesini dinlediğim,
hayatımda çok önemli bir yer kaplayan Kadıkoy Anadolu Lisesi’nden çıkan kaliteli müzik grupları ile Milliyet Liselerarası Müzik Yarışmaları’na katıldığımız,
okula servisle gidip gelirken dinlediğimiz müziklerin servis kültürünün en önemli rengi olduğu, Self Control çalarken camları sonuna kadar açarak bağıra bağıra hep birlikte Laura Branigan’a eşlik ettiğimiz,
daha sonraları radyodan müzik kliplerine terfi ettiğimiz,
MTV ve Kral Fm’in şimdilerde internetten indirilen şömine görseli gibi gün boyu ekranda sürekli açık olduğu,
Mazhar-Fuat-Özkan, Bon Jovi, U2, The Alan Parsons Project, Scorpions gibi gruplarla büyüdüğümüz,
ardından üniversite döneminde 90’ların pop müzikleriyle yatıp, onlarla kalktığımız, Duman, Mor ve Ötesi gibi dönemin parlayan gruplarını heyecanla keşfettiğimiz,
bir müzisyenle evli olmam ve onun stüdyosuna kayıt icin gelen şarkıcı ve besteciler nedeniyle Tarkan, Nil Karaibrahimgil, Hande Yener gibi isimlerin günlük hayatımın bir parçası olduğu,
eve tam istediğim gibi bir cd player ve muzik sistemi alıp en fazla birkaç yıl sonra dijital platformlara geçince tüm biriktirdiğim CD’lerimle birlikte hepsini üzülerek rafa kaldırdığım,
hep bir müzik enstrümanı çalmak istediğim için iş hayatına başladıktan sonra Okay Temiz’ in ritim atölyesinde bir yıl perküsyon dersleri aldığım ve sonunda bir çocukluk hayalimi gerçekleştirip sahnede tüm öğrencilerle konser verdiğimiz,
o müzik dolu yıllar birbiri ardına aklımdan geçiverdi.
Kişisel müzik tarihime baktığımda son 20 yıl içinde müzik zevkim, adım adım “caz”a evrilse de, müzik dünyasındaki gelişmeleri eskisi gibi değilse bile kendimce takip etme çabası içindeyim.
Çok kez kalem ile kaset sarmış, okuldan kaçıp Moda’daki çay bahçelerinde kulaklarında
walkman’lerle müzik dinlemiş, 90’larda CD’lere terfi etmiş, 2000’lerde iPod’ları görür görmez
benimsemiş, ardından da dijital platformlara ve “streaming”e uyum sağlamış bir neslin çocuğu olarak maceralı ve değişim dolu bir müzik yolculuğundan geçtiğimi düşünüyorum.
Bu yolculukta müzik herkes için hiç bugünkü kadar ulaşılabilir olmadı. Dünyada pek çok şeyde olduğu gibi müzikte de “bolluk” içindeyiz. Dinlemek istediğimiz her şarkı, her müzisyen, sanki bir sihirli değneğimiz varmışcasına elimizin altında beliriveriyor.
Eskiden sanatçı odaklı müzik dinler ve sevdiğimiz şarkıcının albümünün çıkmasını aylarca beklerken, artık dijital platformlarda “tür” odaklı müzik dinliyoruz. Bu da seçtiğimiz türlerin içinde hep daha iyisini arama, daha iyisine ulaşma avantajı sağlıyor.
Bazılarımız bir laptop, bir mikrofon ve birkaç yazılımla evde kendi müziğini yapıp anında paylaşıma sunabiliyor. Yaratma, üretme ve paylaşma ihtiyaçlarımızın tatmini açısından müthiş bir lüks!
Ayrıca maddi açıdan da müzik dinlemek eskisinden çok daha kolay. Dijital platformlardan birini seçip abone olduğumuzda dünyanın müziği, Indie’den, Soul’a, Blues’dan K-Pop’a emrimize amade. Biz ne yaparsak yapalım, nereye gidersek gidelim, müzik, hayatımızın arka planında sürekli devam eden bir akış halinde. Artık ne yeni çıkacak albümü beklemek durumundayız , ne de “acaba radyoda benim sevdiğim şarkı çalacak mı” diye merak ediyoruz.
Peki bu kadar avantaja sahip olduğumuz dijital çağda neden müziğin tadı eskisi gibi gelmiyor?
Bunca bolluğun ve teknolojinin olduğu ortamda çok tatmin edici eserlerin çıkmasını beklemek
normalken, müzik 30 yıl öncesine göre neden kulağa daha kalitesiz ve yüzeysel geliyor? Bunun benim müzik zevkim veya ilerleyen yaşımla birlikte beklentilerimin değişmesi ile ilgili olabileceğini düşünsem de, yaptığım sohbetlerden, okuduğum yazılardan bu konuda yalnız olmadığımı farkediyorum.
Elbette ki dinlediğim her şarkıda Bohemian Rhapsody’nin katmanlı müziğini, oradaki eşsiz senfoniyi aramıyorum! Ancak günümüzün popüler olan şarkılarında çoğunlukla gördüğümüz, gittikçe yalınlaşan müzik aletleri çeşitliliği, duygu derinliği barındırmayan düz altyapı ve melodiler, çoğu zaman birbirine benzeyen vokaller ve gitgide daha çok tekrar eden basit sözler oluyor.
Şarkı sözleri ile ilgili internette bakınırken, 2024’te Scientific Reports’ta yayınlanan, Innsbruck Üniversitesi’nden Dr. Eva Zangerle ve ekibi tarafından yapılmış bir çalışmayı görüyorum. 12.000 İngilizce şarkının dahil edilip analizlendiği bu çalışmada, popüler şarkı sözlerinin son 40 yılda giderek daha basit ve tekrarlayıcı hale geldiğinden ve aynı zamanda da gittikçe daha fazla öfke içerdiğinden bahsediliyor.
Tüm bunlar kalite algımızı etkilese de, benim en çok eksikliğini duyduğum müziğin zenginliğini hissettiren o “gruplar”. Hep daha iyisini üretmeye çalışan, stüdyolarda defalarca yaptıkları provalar ile konserlerde mükemmelliği hedefleyen, sahnede birlik hissini yansıtan ve duyguyu tüm derinliğiyle dinleyiciye geçirmeyi başaran o güzel gruplar. Bireysel müzik yapmanın bu kadar kolaylaştığı günümüz teknolojisinde sanırım grupların gitgide yok olması yeri doldurulmayacak bir eksiklik benim için. Benzer vokallerin, benzer altyapıların algoritmalar tarafından ödüllendirildiği bugünün dijital müzik dünyasında bir rock grubunun veya farklı müzik yapan müzisyenlerin parlaması veya dikkatimizi çekmesi de mucizeye dönüşüyor.
Bu yazıyı yazarken merak edip en popüler “streaming” platformunun son bir iki yılda en çok dinlenenler listelerine göz atıyorum. Bazı isimleri hayatımda duymamış olsam da objektif olarak dinleyip şans vermek istiyorum ama ardı ardına gelen benzer melodilerden içim sıkılıyor, kapatıyorum. Derken listede yıllar öncesinden o tanıdık ismi görüyorum, Sting’in The Police olduğu zamanlardan; “Every Breath You Take” (Aldığın her nefes) ! Heyecanla dinlemeye başlıyorum. Anında iç sıkıntım gidiyor, nefes aldığımı hissediyorum. Sanırım ben iflah olmaz bir “eski müzikçi”yim!



Köşe Yazıları
Ruhun en zarif sığınağı: Edebiyat ve Şiir
Bence edebiyatın ve şiirin insan ruhuna dokunan çok zarif bir tarafı var. Uzun uzun cümleler kurmak yerine; kısa cümleler yahut dizelerle birçok duyguyu anlatabilmesi hakikaten muazzam.
“Bazı insanlar hayatımıza bir bahar havasıyla girer; gülüşleri güneşli, kelimeleri tazedir. Biz onları o hâlleriyle tanır, sever, ‘güvenli’ ilan ederiz. Sonra zaman geçer; dünya döner, rüzgâr yön değiştirir ve o insan değişmeye başlar.” demek yerine; “Nasıl sevdiyse insan öyle kalmalı; değişmek mevsimlere yakışır.” denmiş.
Sezai Karakoç, “Ah benim körler ülkesinde ayna satan kalbim,” demiş. Anlaşılamamanın beyhude çabasına dikkat çekerken aynı zamanda hayal kırıklığı, mahcubiyet, kırgınlık; belki de bir mağlubiyet yaşadığını hissettirmek istemiş. “Kırgınım” demeden kırgınlığını, “mağlubum” demeden mağlubiyetini ve kendi değerini onu anlamayan bir pazarın ortasına çıkardığı için kendine olan o derin mahcubiyetini fısıldıyor satırlarında.
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor,” dizelerinin sahibi Cemal Süreya ise bir nevi hayat felsefesinden bahsetmiş. “Hayat kısa” derken zaman biriminden ziyade bir hissiyattan, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir ömürden bahsetmiş. Buradaki mesele sadece kuşların uçması değil, uçan kuşları fark edecek bir ruha sahip olabilmek; yahut sırtımızdaki yükleri, hırsları veya dindiremediğimiz öfkeleri kuşların kanatlarında gökyüzüne gönderebilmektir. Bir anlık bir uçuş, bir bakışlık bir manzara ve ardından gelen o derin, sonsuz huzur…
“Ey benim bahtı yârim, gönlümün tahtı yârim / Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim,” diyen Karacaoğlan, aşkın en saf hâlini işlemiş. Sevdiğini hayatının hem kaderi hem de hükümdarı ilan eden Karacaoğlan, yabancı bir bakışın o yüzde bir iz bırakacağını dile getirirken aslında aşkın o en insani zaafını fısıldamış: Paylaşamamak.
Benim en sevdiğim şiirlerden biri olan “Gülce”de ise Ömer Lütfi Mete şöyle der:”Ateşten, kalleşten, mızrakla gürzden
Dabbetülarz’dan, Deccal’dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben,
Tir tir titriyorum Gülce’den…
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan,
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum…”
Şiirin tamamını okuduğunuzda bir şiirden ziyade bir teslimiyet beyanı okuyormuş hissine kapılırsınız. Fakat şiirin bu bölümünde şair, aslında korkunun tanımını yeniden yapar. Dünyevi tüm tehditlere, savaşlara, hatta kıyamet alametlerine karşı göğüs geren o mağrur ruhun, bir isim karşısında nasıl savunmasız kaldığını itiraf eder. Şair burada “korku” kelimesini bildiğimiz anlamıyla, yani bir kaçış dürtüsü olarak kullanmaz; aksine sevginin büyüklüğü karşısında duyulan o kutsal titreyişi anlatır. Birine “korkuyorum” demek, aslında ona “sen benim bütün savunma mekanizmalarımı yıkan tek güçsün” demektir. Bu, mağlubiyetin en asil hâli, iradenin artık kalbe devredildiği andır.
Bu sebeple edebiyat ve şiir yalnızca bir iletişim aracı değil, bir ruh aynasıdır. İnsanın kendi içindeki karmaşayı, fırtınaları ve baharları sadeleştirebilme sanatıdır. Uzun yollar yürümeye, bitmeyen açıklamalara gerek kalmadan; sadece bir mısranın eşiğinden geçerek kendimizi bulabiliriz. Ve kalp, çoğu zaman bir şairin ya da yazarın kaleminden dökülen o dizelerde/ satırlarda atar.



-
Gündem1 yıl önceTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 yıl önceİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 yıl önceİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 yıl önceDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 yıl önceKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem1 yıl önceERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya1 yıl önceMETA’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem1 yıl önceTÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


