Connect with us

Dünya

Havalimanında Yeni Bir Kaos

yazar

Published

on

Hafta Sonu Uçacakları Ne Bekliyor?

Avrupa’da iklim aktivistleri tarafından düzenlenen çeşitli eylemler, hava trafiğini doğrudan etkilemeye devam ediyor. Bu tür aksiyonlar, havayolu yolcularının tatil planlarını tehdit edebilir.

Yaz Tatiliniz Tehlikede mi?

Hafta sonu uçuş yapmayı planlayan yolcular, büyük ihtimalle gecikmeler ve iptallerle karşılaşabilir. Özellikle İsviçre’deki büyük havaalanlarında yapılması beklenen yeni protestolar, bu tür aksamalara yol açabilir. Yurt dışında gerçekleştirilen engellemeler de İsviçre hava trafiğini etkileyebilir. Çarşamba günü Frankfurt Havaalanı’ndaki eylemler, Zürih Havaalanı’nda da aksamalara neden oldu. Medya sözcüsü Jasmin Bodmer-Breu’nun verdiği bilgilere göre, Frankfurt’taki engellemeler nedeniyle beş uçuş iptal edildi ve Singapur Havayolları’nın Frankfurt’a giden uzun mesafe uçuşu Zürih’te plan dışı bir iniş yaptıktan sonra Frankfurt’a devam etti. Bodmer-Breu, gelecekteki olası aksiyonlar hakkında yorumda bulunmadı ve „Sivil hava trafiğine yönelik her türlü engellemeyi kesinlikle kınıyoruz. Bu tür eylemler yasa dışıdır, insanların ve altyapının güvenliğini tehlikeye atar ve operasyonları aksatır“ dedi.

İsviçre’deki İklim Aktivistlerinin Planları

Çarşamba günü Zürih Havaalanı’na giden bir yolun kapatılmasını hedefleyen iklim aktivistleri, Perşembe günü Frankfurt’taki uçuş trafiğini aksattı. Cumartesi günü ise Cenevre Havaalanı’nda bir protesto düzenlenmesi planlanıyor. „Fosil yakıtların kullanımından çıkış anlaşmasını destekleyen herkes davetlidir“ diyen „Act Now“ sözcüsü Cécile Bessire, bu eylemlerin diğer ülkelerdeki gibi İsviçre’de de genişletilebileceğini belirtti. Ancak, Frankfurt’taki gibi pistlere müdahale edilmesi planlanan eylemler, kısa vadede İsviçre’de gerçekleştirilmesi öngörülmüyor.

Stuttgart Havaalanında Eylem

Perşembe günü Stuttgart Havaalanı’nda „Son Nesil“ aktivistleri tarafından gerçekleştirilen eylemlerde, polis tarafından zor erişilebilen alanlara tırmanarak artan uçuş trafiği, kısa mesafe uçuşları ve özel jetlere karşı protesto gerçekleştirildi. Aktivistler, „Frankfurt ve Münih gibi ultra-kısa mesafe uçuşları kaldırılmalı“ şeklinde bir açıklama yaptı.

Frankfurt Havaalanında Uçuş İptalleri

İklim eylemcileri tarafından gerçekleştirilen yapıştırma eylemleri, Frankfurt Havaalanı’ndaki operasyonları saatlerce durdurdu. Yolcular, uzun kuyruklar oluşturmak zorunda kaldı. Havaalanı işletmecisi Fraport’a göre, Perşembe günü planlanan yaklaşık 1400 uçuştan 170’i iptal edildi ve bu sayı gün boyunca artabilir.

Aktivistler, sabah 05.00 sularında fenced alanlara girerek, polis tarafından gözaltına alındı ve Hessen eyalet polisine teslim edildi. „Son Nesil“ grubu, Köln/Bonn, Londra ve Oslo’daki benzer eylemlerden sonra Frankfurt’taki bu eylemin sorumluluğunu üstlendi. Grup, sosyal medya platformu X’te, „Petrol, gaz ve kömürün daha fazla teşvik edilmesi ve yakılması varoluşsal bir tehdit oluşturuyor“ şeklinde bir açıklama yaptı.

Zürih’te Yol Kapatma Eylemi

Çarşamba günü Zürih Havaalanı’na giden yolu kapatan üç aktivist, polis tarafından hızla müdahale edilerek eylemleri sonlandırıldı. Aktivistler, „Act Now!“ grubunun bir parçasıydı ve iklim krizine karşı harekete geçmeyen hükümetleri protesto etmeyi amaçladılar.

Berlin’de Hapis Cezası

Berlin’de „Son Nesil“ grubundan 32 yaşındaki bir iklim aktivisti, çeşitli eylemlerden dolayı bir yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. Suçlamalar arasında yetkililere karşı direnç, tehdit ve mülke zarar verme bulunuyor. Eylül 2022 ile Şubat 2023 arasında çeşitli yolları ve trafik işaretleri köprülerini yapıştırarak yolları kapatan aktivist, 7 Mart’ta Federal Ulaştırma Bakanlığı’nın tarihi cephesine renkli bir saldırı düzenlemişti. Yüzey temizliği için yaklaşık 7400 Euro (yaklaşık 7065 İsviçre Frangı) harcandı.

Bu eylemler, hava trafiği ve genel ulaşımı etkileyen önemli gelişmelere işaret ediyor ve tatil planları olan yolcular için belirsizlik yaratıyor.

HavaalanıProtestoları #İklimEylemleri #YazTatiliTehlikede #HavaTrafiği #SonNesil #FosilYakıtlar #HavaalanıAksaklıkları #İklimKrizi #FrankfurtEylemi #ZürihProtestosu #SivilHavaTrafiği #StuttgartEylemi #Havaalanıİptalleri #Klimakleber #ActNow #İklimHareketi #ProtestoHaberleri #BerlinEylemi

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Dünya

İRAN–ABD–İSRAİL GERİLİMİNİN MALİYETİ ARTIYOR: SAVAŞIN GÜNLÜK FATURASI MİLYARLARCA DOLARI BULUYOR

yazar

Published

on

By

İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan askeri gerilimin yalnızca siyasi ve güvenlik alanlarında değil, ekonomik açıdan da büyük maliyetler doğurduğu belirtiliyor. Uluslararası savunma analistleri ve ekonomi uzmanları, çatışmaların taraf ülkeler için günlük maliyetinin milyarlarca dolara ulaştığını ifade ediyor.

Uzmanlara göre ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının ilk gününde ortaya çıkan maliyet yaklaşık 779 milyon dolar olarak hesaplandı. Savunma harcamaları, kullanılan mühimmat, askeri uçuşlar ve bölgedeki lojistik operasyonların toplamının ise günlük bazda 800 milyon ile 1 milyar dolar arasında değişebileceği değerlendiriliyor.

Washington merkezli bazı araştırma kuruluşları, çatışmaların ilk 100 saatinde ABD’nin askeri operasyonlar için yaklaşık 3,7 milyar dolar harcadığını tahmin ediyor. Uzmanlar, gerilimin uzun süre devam etmesi halinde toplam maliyetin hızla artabileceği ve yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik yük oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

İsrail açısından da çatışmaların ekonomik etkilerinin önemli boyutlara ulaştığı belirtiliyor. Ekonomi uzmanları, askeri operasyonların yanı sıra güvenlik önlemleri, hava savunma sistemlerinin kullanımı ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama nedeniyle İsrail ekonomisine haftalık yaklaşık 3 milyar dolarlık bir maliyet oluştuğunu hesaplıyor. Bu durum günlük ortalama maliyetin yüz milyonlarca dolar seviyesine ulaşmasına neden oluyor.

İran tarafında ise balistik füze ve insansız hava aracı operasyonlarının önemli bir mali yük getirdiği ifade ediliyor. Analistler, İran’ın kullandığı bazı balistik füzelerin maliyetinin 1 ile 3 milyon dolar arasında değiştiğini, yoğun füze ve drone saldırılarının toplam askeri harcamaları hızla artırdığını belirtiyor.

Çatışmaların yalnızca taraf ülkeleri değil küresel ekonomiyi de etkilediği belirtiliyor. Orta Doğu’daki gerilimin ardından petrol fiyatlarında hızlı yükseliş yaşanırken enerji piyasalarında belirsizlik arttı. Özellikle dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kriz, küresel enerji arzı açısından risk oluşturuyor.

Ekonomi uzmanları, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının daha da yükselmesinin ve küresel enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşmasının mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Analistler, askeri gerilimin ekonomik maliyetinin hızla büyüdüğünü belirterek, çatışmaların uzaması durumunda hem bölgesel ekonomilerin hem de küresel piyasanın daha ciddi etkilerle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor.

Continue Reading

Dünya

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası “gündem değiştirme” tartışması

yazar

Published

on

By

WASHINGTON – ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgede tırmanan savaş, dünya gündeminin ana başlıklarından biri haline gelirken, uluslararası kamuoyunda farklı bir tartışma da gündeme geldi. Sosyal medya platformlarında ve bazı siyasi yorumlarda, savaşın küresel gündemi değiştirdiği ve Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin yeni ortaya çıkan belgelerin kamuoyundaki etkisini gölgede bıraktığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

ABD Adalet Bakanlığı kısa süre önce, pedofili ve insan ticareti suçlamalarıyla gündeme gelen finansör Jeffrey Epstein soruşturmasına ilişkin daha önce yayımlanmamış üç FBI raporunu kamuoyuna sundu. Belgelerde, kimliği gizli tutulan bir kadının eski ABD Başkanı Donald Trump hakkında dile getirdiği iddialar yer aldı.

FBI kayıtlarına göre söz konusu kadınla Temmuz ile Ekim 2019 tarihleri arasında dört ayrı görüşme gerçekleştirildi. Kadın, Epstein’ın kendisini 1980’li yıllarda henüz 13 ile 15 yaşları arasındayken New York veya New Jersey’e götürdüğünü ve burada Donald Trump ile tanıştırdığını ileri sürdü. Kadın ayrıca bu süreçte cinsel istismara uğradığını iddia etti.

Ancak FBI raporlarında söz konusu iddiaların doğrulanamadığı ve olaylara ilişkin somut kanıt bulunmadığı belirtildi. Belgelerde ayrıca iddiaların 1980’li yılların başı ile ortasında geçtiği ve Epstein ile Trump arasındaki bu iddiaları doğrulayan net bir temas kaydının bulunmadığı kaydedildi.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce yaptığı açıklamalarda söz konusu suçlamaları reddetmişti. Trump’ın hukuk ekibi iddiaların asılsız olduğunu savunmuştu.

Belgelerin yayımlanmasının ardından ABD’de Adalet Bakanlığı da eleştirilerin hedefi oldu. Bazı siyasi çevreler, söz konusu FBI raporlarının daha önce kamuoyuna açıklanmamış olmasını eleştirerek Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgeleri saklamakla suçladı.

Jeffrey Epstein dosyası, 2019 yılında finansörün reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve insan ticareti suçlamalarıyla tutuklanmasının ardından uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Epstein aynı yıl New York’taki bir cezaevinde hayatını kaybetmiş, ölümünün resmi kayıtlara intihar olarak geçmesi ise uzun süre tartışma konusu olmuştu.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın dünya gündemini büyük ölçüde belirlediği bu dönemde, bazı yorumcular Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin kamuoyundaki etkisinin bu gelişmeler nedeniyle geri planda kaldığını savunuyor.

Continue Reading

Dünya

İki Covid-19 aşısının çok nadir vakalarda pıhtılaşmaya yol açma nedeni açıklandı

yazar

Published

on

By

Covid-19’a karşı aşılama kampanyasının başlamasından beş yıl sonra, iki vektör bazlı aşının nadir durumlarda ciddi kan pıhtılaşmasına neden olmasının arkasındaki biyolojik mekanizma bilimsel olarak netleştirildi. Araştırmaya göre ağır komplikasyonlar ortalama her 200 bin aşıdan birinde görüldü.

Bulgular, saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlandı.

Yaklaşık 900 vaka, 200 ölüm

Söz konusu yan etki, özellikle AstraZeneca’nın “Vaxzevria” ve Johnson & Johnson’ın adenovirüs tabanlı aşıları sonrasında görüldü. Avrupa’da yaklaşık 900 vaka kaydedilirken, bunlardan 200’ü ölümle sonuçlandı.

Uzmanlar, milyarlarca doz uygulandığı dikkate alındığında riskin son derece düşük olduğunu vurguluyor. Ancak vakalar, birçok Avrupa ülkesinde bu aşıların kullanımının sınırlandırılmasına veya durdurulmasına yol açmıştı.

Sorunun kaynağı: Adenovirüs ve genetik yatkınlık

Araştırmayı yürüten ekip, komplikasyonun doğrudan aşıdaki etken maddeden değil, taşıyıcı olarak kullanılan adenovirüs vektöründen kaynaklandığını belirledi.

Çalışmaya göre, belirli genetik yatkınlığa sahip kişilerde bağışıklık sistemi, adenovirüsün protein VII (pVII) adlı bileşenine karşı antikor üretirken, yapısal benzerlik nedeniyle vücudun kendi proteini olan “Plaklet Faktör 4”e (PF4) yanlışlıkla saldırabiliyor.

Bu durum, kan pulcuklarının (trombosit) aktive olmasına ve pıhtı oluşumuna yol açarken, aynı anda trombosit sayısının düşmesine neden oluyor. Bu çelişkili tablo hem pıhtılaşma hem de ağır kanama riskini beraberinde getiriyor.

Araştırmacılar, sürecin nadir bir somatik mutasyon ile genetik yatkınlığın birleşmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Uzmanlar bunu, “anahtarın dişlerinden birinin değişmesi ve artık başka bir kilide uyması” benzetmesiyle açıkladı.

21 hastanın kan örneği incelendi

Almanya genelinden 21 hastanın kan örnekleri üzerinde yapılan incelemeler ve hayvan deneyleri, söz konusu mekanizmayı doğruladı. Mutasyona uğramamış antikorların PF4’e çok daha zayıf bağlandığı ve pıhtı oluşumunun belirgin şekilde azaldığı gözlendi.

Bilim insanları, bu bulgunun gelecekte adenovirüs tabanlı aşıların daha güvenli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Gelecekteki aşılar için umut

Adenovirüs vektörleri, düşük maliyetli ve lojistik açıdan avantajlı olmaları nedeniyle halen önemli bir teknoloji olarak görülüyor. Ebola aşısı da aynı prensibe dayanıyor; grip, sıtma ve tüberküloza karşı geliştirilen birçok aşı adayı da bu yöntemi kullanıyor.

Araştırmacılar, protein VII üzerindeki kritik bölgenin değiştirilmesiyle benzer yan etkilerin önlenebileceğini belirtti.

Uzmanlara göre çalışma, nadir görülen bir yan etkinin moleküler düzeyde açıklanmasını sağlarken, biyomedikal araştırmaların karmaşık güvenlik sorularına yanıt verebildiğini de ortaya koyuyor.

Continue Reading

Trendler