Kültür Sanat
Röportaj: İrem Çamlıca ile Sanat ve Aşk Üzerine Sohbet
Cemil Baysal
Röportajı dergide okumak için tıkla
Sanatın evrensel temaları ile dans eden ve zihnimizi şekillendiren izler bırakan İrem Çamlıca ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu sohbet, sanat dünyasına olan yolculuğu, felsefi ve ruhani temaların nasıl işlendiği, eğitim hayatı ve uluslararası deneyimleri üzerine odaklanarak, İrem Çamlıca’nın sanat anlayışını ve kişisel gelişimini keşfetmeye yönelik bir yolculuğa dönüştü.
”Onun eserleri sadece tuval üzerine çizilen resimlerle sınırlı değil; aynı zamanda sanatını sadece bir yaratım aracı olarak değil, aynı zamanda derin bir düşünsel serüvenin kapılarını aralayan bir anahtar olarak görüyoruz. ”
”Onun eserlerinin sadece tuval üzerine çizilen resimlerle ve bir yaratım aracı olarak sınırlı kalmadığını, aynı zamanda derin bir düşünsel serüvenin kapılarını aralayan bir anahtar olduğunu gördük.”
Soru : Sanat dünyasına giriş hikayeni bizimle paylaşabilir misin? Sanata olan ilgin nasıl başladı?
İrem Çamlıca: Erken yaşlarda insanların dünyaya bakış açılarıyla, algılarının ve düşüncelerinin şekillendiğini fark ettim. Görsel unsurlara ve bu unsurların yaratıcı düşüncelere nasıl katkıda bulunduğuna olan ilgim, küçük yaşlarda başladı. İnsanların sadece dış görünüşleriyle semiyotik bir dil oluşturabilmesi ve bu dilin önyargıları ve davranışları nasıl etkilediği konusu beni derinden etkiledi. Ayrıca, reklam sektörünün toplumsal çözümlemeleri nasıl ele aldığını anlamak da ilgi alanıma girdi. Bu nedenle, kendi üretim biçimime yakın olan Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım bölümünü tercih ederek, Işık Üniversitesi’nde eğitim almaya karar verdim. Daha sonra, bu semiyotik dilin etkileyici gücünü sanatta özgün ve evrensel bir biçimde kullanmak amacıyla, Londra’da University of the Arts, Central Saint Martins’te BA Fine Art bölümünde eğitimime devam ettim.
Soru : Işık Üniversitesi’nde Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım bölümünden birincilikle mezun oldun. Bu süreçteki deneyimlerinden bahseder misin?
İrem Çamlıca: Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Türkiye’nin değerli sanat profesörleri tarafından kurulan ve birçok önemli sanatçının eğitim verdiği bir okuldu Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım bölümünde çeşitli konularda sağlam bir eğitim aldım. Okulun sunduğu geniş ders yelpazesi, her öğrencinin uzmanlaşmak istediği alana yönlendirilmesine olanak sağlıyordu. Grafik Sanatlar alanındaki dersler, sanatçı olarak kariyerime yön bulmam konusunda bana rehberlik etti. Sadece kendi bölümümle sınırlı kalmadım; resim bölümü hocalarıyla etkileşim kurarak sanat yolculuğumu daha da zenginleştirdim ve sonrasında Londra’da BA Fine Art bölümünde eğitimimi sürdürdüm.
Soru : University of the Arts, Central Saint Martins’te eğitim almak nasıl bir deneyimdi? Londra’da geçirdiğin süre sanatına nasıl etki etti?
İrem Çamlıca: Londra’da geçirdiğim süre, sanat kariyerimde önemli bir dönemdi. Central Saint Martins Fine Art hocalarıyla yaptığım görüşmeler, okuldaki zengin kütüphane kaynakları ve Londra’nın kültürel etkinlikleri, sanat anlayışıma daha geniş bir perspektif kazandırdı. Londra’ya gitmeden önce resim yapmaya başlamıştım ve tarzımı şekillendirmiştim, ancak bu süreçte sanatta farklı manifestoların mümkün olduğunu ve esas olanın yaptığın işi anlamak, savunmak ve arkasında durmak olduğunu öğrendim.
Soru : Yurt dışında eğitim almanın sanat anlayışına kattığı özel bir perspektif var mı?
İrem Çamlıca: Yurt dışında eğitim almak, sanat anlayışıma özel bir perspektif kazandırdı. Yaptığım işi daha iyi anlamayı, tarihsel birikimle ilişkisini kurmayı, Türkiye’de ve İstanbul’da yaşayan bir sanatçı olarak sanatıma bulunduğum konumu nasıl dahil edebileceğimi, düşünsel süreçlerimi sanatıma daha organize şekilde aktarmayı öğrendim. Kendi sanatsal dilimi geliştirmeme yardımcı olan bu deneyim, eserlerimde daha derin anlamlar ve evrensel bir perspektif arayışımı güçlendirdi.
Soru : İlk atölyeni Galata Kuledibi’nde kurduğunda hissettiklerin nelerdi? Bu süreçte karşılaştığın zorluklar ve öğrenimler nelerdi?
İrem Çamlıca: İlk atölyemi Galata Kuledibi’nde kurmak büyük bir heyecan ve yeni bir başlangıç hissiyatı yaratmıştı. Hayalimde Galata’da Tarihi Yarımada manzarası olan bir yerde atölyemin olması fikri vardı ve manzaralı terası olan uygun bir yer bulduğumda atölyem burası olmalı dedim. Bu süreçten öğrendiklerim ve atölyede yaşamaya başlamam sanatsal vizyonuma yeni bir derinlik kazandırdı.
Soru: ‘Aşk Bir Havuz Problemi’ ve ‘Gerçek Aşkın Kainatı’ gibi sergi isimlerinin hikayesini paylaşabilir misin?
İrem Çamlıca: Elbette. Bu sergi isimleri, eserlerimin temelinde yatan felsefi ve ruhani içeriği ifade ediyor. Eserlerimde, mikrodan makroya uzanan kainat algısını felsefi ve sembolik bir perspektifle resmediyorum. On yıllık bir süreç içinde bilincin genişlemesini temsil eden bu serilerde, öznel basamakları adım adım resmettim. Nihai basamak olarak belirttiğim ‘Tezahür Etmemiş Mutlak’ ise maddesel olarak ifade edilemeyen bir evreyi simgeliyor.
‘Aşk Bir Havuz Problemi’ sergisi, bir olma yolundaki aşk hikayesini temsil eder. Her resim, bireysel bir ruhu simgeler ve su metaforuyla ego – ruh ilişkisini kurar. Su dalgalar olmadan var olabilir, ancak dalgalar su olmadan var olamaz. Bu metafor, bireylerin birleşerek bir olmalarını anlatır. Her parça kendi dünyasını temsil ederken, birleşerek izleyiciyi kendiyle birleşmeye çağırır.
‘Gerçek Aşkın Kainatı’ ise küresel bir perspektifle, aynı formların çok yönlü görünümleriyle dolu bir dünyayı tasvir eder. Mekansallık, iç içe geçişler ve renkler, birbirine kaynamış bir aşk hikayesini anlatır. Her şey birbiriyle ilişkilidir ve birbirine kaynamıştır, bu da bir olma yolundaki bir aşkı temsil eder. Bu sergilerin adları, içerdikleri derin anlamları ifade etmek için seçildi.
Soru : “İstanbul Kanatlarımda” adlı sergide şehirle kurduğun bağı anlatabilir misin?
İrem Çamlıca: “İstanbul Kanatlarımda” sergisi, sanatımdaki evrimin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu sergi, diğer sergiler arasında düşünsel bir köprü kurarak, benim için son basamaklardan biri oldu. İstanbul’u kendi kanatlarıma alırken, soyut kavramları resmetmeye yönelik bir çaba içeriyordu. Sergide, İstanbul ve evrenin genelindeki konuları işleyerek düalizm, kozmos, sonsuzluk, yansıma, frekans, an gibi soyut kavramları ele aldım. İstanbul’un bir geçiş ve dönüşüm şehri olması, bu anlatıyla mükemmel bir şekilde örtüştü. Sergi, yaşadığım deneyimleri ve farkındalıkları ele alırken, adeta kainata açılan bir geçişi temsil etti.
Soru : BIWC 2014 ve Saint Petersburg Ex Libris yarışmalarındaki başarıların hakkında daha fazla bilgi verir misin? Bu ödüller, sanat anlayışına nasıl yansıdı?
İrem Çamlıca: Saint Petersburg Ex Libris yarışmasına öğrenci iken katıldım ve CGD Ex Libris kategorisinde birincilik ödülü kazandım. BIWC 2014’te ise Chamlija markamız için ürettiğim şarap etiketleri ile Sofya’daki yarışmada altın madalya ile ödüllendirildik. Bu ödüller, sanat anlayışıma önemli katkılarda bulundu. Öğrencilik yıllarımda kazandığım ödül, motivasyonumu artırdı ve sanatımın uluslararası platformda tanınmasına olan inancımı güçlendirdi. Chamlija şarap etiketlerinin ödüllendirilmesi ise sanatımın sadece galeri duvarlarında değil, günlük hayatta da estetik bir etki bırakabileceğini gösterdi.
Soru : ‘About Women’ sergisinde İspanya’da yer alman nasıl bir deneyimdi?
İrem Çamlıca: ‘About Women’ sergisi, dünya genelinden başarılı sanatçıların katılımıyla düzenlenen önemli bir etkinlikti. Serginin Barcelona’da gerçekleşmesi ve eserlerimin sergilenmesi benim için büyük bir onurdu. Ayrıca, serginin duyurusunda eserimin afişte kullanılması, uluslararası alanda tanınan bir etkinlikte yer almamın özel bir ifadesiydi. İspanya’daki bu deneyim, sanatımın farklı kültürlerle buluşmasını sağlayarak, uluslararası sanat camiasındaki etkileşimimi artırdı ve perspektifimi zenginleştirdi.
Soru : ‘Aşk Festivali’ ve ‘MillArt Koleksiyon Sergisi’ gibi etkinliklere katılmanın sana kattığı deneyimler neler?
İrem Çamlıca: ‘MillArt Koleksiyon Sergisi’nde yer alan eserlerimin tamamı Katarlı bir koleksiyoner tarafından satın alınmıştı. Bu, eserlerimin farklı ülkelerden, yaş gruplarından ve kültürlerden gelen insanlar tarafından değer gördüğünü bilmek benim için oldukça anlamlıydı. Bu deneyim, sanatımın evrensel bir kabul gördüğünü ve farklı coğrafyalardan izleyicilere ulaştığını fark etmemi sağladı. ‘Aşk Festivali’nde yer alan eserim ise özellikle anlamlıydı. Şu an ürettiğim resimleri, Murat Revo’nun benim adıma ithaf ettiği ‘Ah Meri’ isimli şiir kitabındaki şiirlerden etkilenerek aşk için üretiyorum. Bu nedenle, aşk için yazılmış şiirlerden esinlenerek ürettiğim resmimin, Aşk Festivali’nde yer alması güzel bir birliktelik oldu.
Soru : Chamlija Etiket Tasarımları üzerine yapılan akademik tez çalışmasından bahseder misin?
İrem Çamlıca: Bu akademik tez çalışması, Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde Mine Gürevin tarafından gerçekleştirildi ve Türkiye’de bu konuda yapılan ilk spesifik tez çalışmasıdır. Chamlija şarap etiketlerini detaylı bir şekilde inceleyerek, İrem Çamlıca’nın eserlerinin semiyotik dilini irdeleyip Türkiye’de ‘şarap etiketleri’ alanında özgün bir çalışma ortaya koymuştur. Mine Gürevin, çalışmada İrem Çamlıca’nın eserlerinin zevkli bir analizini yaparak, Türk şarap etiketlerine sanatsal bir bakış açısı getirmiştir.
Soru : Sanatın toplum üzerindeki etkisi hakkındaki düşüncelerini paylaşabilir misin? Toplumsal konulara duyarlı sanat üretimindeki rolün nedir?
İrem Çamlıca: Toplumsal dönüşümün temelinin bireyde başladığına inanıyorum. Bir toplumun niteliği, bireylerin durumuna bağlı olarak şekillenir. Birey, kendi içsel dönüşümünü gerçekleştiremediği sürece topluma olumlu bir etki yapamaz. Bu nedenle, bireyin önce kendini olumlu bir yönde dönüştürmesi gerektiğine inanıyorum. Bu dönüşüm, bireyin diğerlerine yardım etmesine, olumlu bir örnek olmasına ve toplumsal bilince katkıda bulunmasına olanak tanır. Sanat, bu süreçte önemli bir rol oynayabilir. Sanat eserleri, toplumun ve dünyanın ötesini sezdirebilir, içsel dönüşümü tetikleyebilir ve toplumsal bilinci genişletebilir.
Soru : Gelecekteki projelerin ve hedeflerin nelerdir? İlerleyen dönemde neler yapmayı planlıyorsun?
İrem Çamlıca: Teorik bir anlatı üzerinden resim serileri arasında bağ kurduğum çalışmam, kainatın kendisinin en büyük eser olduğu sonucuna vararak tamamlandı. Bundan sonra aşk için resimler yapmaya devam edeceğim. Murat Revo’nun bana ithaf ettiği ‘Ah Meri’ isimli kitabından esinlenerek ürettiğim bu seriyi ‘Aşkın İfadeleri’ olarak adlandırdım. Bu seride ürettiğim saf ve sezgisel üretimler ile, resimleri gerçek sevgi nesnelerine dönüştürerek izleyicide olumlu duygular uyandırmayı amaçlıyorum.
Soru: “Contemporary International Ex-Libris Artists” gibi kitaplara katılımın hakkında daha fazla bilgi verir misin?
İrem Çamlıca: ‘Contemporary International Ex-Libris Artists’, Portekizli Mota Miranda tarafından yayımlanmış bir kitaptır. Bu kitap, birçok Ex Libris sergisine katıldıktan ve Saint Petersburg Ex Libris yarışmasında birincilik ödülü aldıktan sonra öğrencilik yıllarımda Ex Libris alanında yer almam nedeniyle benim için önemli bir kayıttır. Kitap, uluslararası düzeyde Ex Libris sanatçılarını bir araya getirerek bu sanat alanına katkıda bulunmayı amaçlar.
Soru 15: Sanatsal tarzında zamanla nasıl bir evrim geçirdin? Kişisel ve sanatsal gelişimini nasıl değerlendiriyorsun?
İrem Çamlıca: Başlangıçta, sanatsal tarzım genellikle toplumsal konulara ve eleştirilere odaklanan işleri içeriyordu. Ruhani temalar da işlerim arasında yer alıyordu. Ancak zamanla, toplumsal konulardan uzaklaşarak daha çok spiritüel alegorilere odaklanmaya başladım. İnsanın toplumla ilişkisi üzerine düşündükten sonra doğayı, uzayı ve şehir manzaralarını semiyotik anlamlarla resmettim Bu dönemden sonra, içsel dünyama daha yoğun bir şekilde odaklanarak resimler üretmeye başladım. Şu anda, kendi içsel dünyamı Murat Revo’nun şiirlerinde bahsettiği dünyayla örtüştürerek kişisel ve spiritüel anlamlarla dolu resimler üretiyorum.
Soru : Son olarak Aşk ve Özel Hayatınızı Konuşalım.
İrem Çamlıca: Murat Revo ile 12 yıldır birlikteyiz. İlk başlarda birbirimizin hayallerindeki kişi olarak karşılaştık ve birlikte büyüdük, geliştik. İnsanlar yaşam tarzı ve düşünsel anlamda zaman içinde değişiyorlar, ancak birbirlerinin en gerçek halini anlamak ve kabul etmek önemlidir. Koşulsuz bir sevgiyle birbirimizi destekleyerek ve gelişmemize olanak sağlayarak bu uzun süreçte birbirimize nasıl destek olduğumuzu gördük. Bu, gerçek bir dostluğu ve birlikteliği beraberinde getirdi. Aşk olmadan ve egoyu aşmadan bir olmak mümkün değil. Hayatlarımızı birleştirdiğimiz gibi sanatlarımızı da birleştirdik. Murat Revo’nun bana ithaf ettiği kitabındaki şiirlerden ilham alarak, bu şiirlerin bende uyandırdığı duyguları resimlerime yansıtıyorum.
İrem Çamlıca
Chamlija Wines
‘the art of fine wine’
www.iremcamlica.com/art
Attracts by the Labels Impresses by the Quality



İsviçre
Ankara ile Lozan Arasında:Max Schweizer Türkiye–Avrupa İlişkilerini Anlatıyor
Ankara ile Lozan Arasında:
Max Schweizer Türkiye–Avrupa İlişkilerini Anlatıyor
Avrupa dış politikasının yakından tanıdığı isimlerden biri olan İsviçreli diplomat Max Schweizer, editörlüğünü üstlendiği “Ankara ile Lozan Arasında: Türkiye’nin Avrupa Yolculuğu” başlıklı kitapta, Türkiye–Avrupa–İsviçre ilişkilerini tarihsel ve siyasal boyutlarıyla ele alıyor.
1950 yılında Zürih’te doğan Schweizer, otuz yılı aşkın süre İsviçre Dışişleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Avrupa ve Orta Doğu diplomasisinin kesişim noktalarında çalışan Schweizer, aktif diplomatik kariyerinin ardından ZHAW School of Management and Law’da ders verdi.
Farklı yazarlardan oluşan bu derleme eser, Lozan Antlaşması’ndan günümüz jeopolitik gerilimlerine uzanan geniş bir çerçevede Türkiye–Avrupa ilişkilerinin uzun soluklu seyrini inceliyor. Kitapta özellikle İsviçre’nin, bu ilişkiler ağında zaman zaman bir gözlem ve dengeleme alanı olarak üstlendiği role dikkat çekiliyor.
Türkiye’nin siyasal kimliği, Avrupa bütünleşmesi, göç olgusu ve ekonomik karşılıklı bağımlılık gibi başlıkların öne çıktığı çalışmada, Türkiye; çelişkileri, stratejik öncelikleri ve değişken konumlanışıyla ele alınıyor. Bu kapsamlı çerçeveden hareketle Max Schweizer ile kitabının temel tezlerini, Avrupa’daki Türkiye algısındaki dönüşümü ve geleceğe dair öngörülerini konuştuk.
“Bu kitabın çıkış noktası ortak tarihsel temasların zenginliğiydi”
– Türkiye’yi Avrupa bağlamında ele alan bir derleme çalışmayı başlatmanızdaki temel motivasyon neydi?
Asıl itici güç, ortak temas noktalarının beklediğimden çok daha zengin olmasıydı. Örneğin İsviçre Medeni Kanunu’nun Türkiye’de benimsenmesi… Bunun hangi bağlamda gerçekleştiğini anlamak istedim. Ya da Migros gibi bir perakende devinin Türkiye’ye nasıl girdiği… Bir diğer örnek de Zürih’ten Türkiye’ye gönderilen üniversite profesörleri. Bunların her biri, iki ülke arasındaki ilişkinin derinliğini gösteren çarpıcı örneklerdi.
– Farklı yazarların katkılarını bir araya getirdiğinizde hangi ortak çizgiler ya da kırılmalar öne çıktı?
(Okuyucuya bırakılan, kitapta sezilen bir tartışma alanı.)
“Lozan, modern Türkiye’nin kuruluş belgesidir”
– Lozan Antlaşması’nı bugünkü siyasal tartışmalar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim açımdan Lozan Antlaşması, modern Türkiye’nin bir tür kuruluş belgesidir. İsviçre için Rütli Çayırı ne anlama geliyorsa, Lozan da Türkiye için benzer bir simgesel değere sahiptir. Elbette Türkiye, yoğun ve zorlu müzakerelerin sonunda ortaya çıkmış bir devlettir.
– Türkiye’nin tarihsel öz algısı ile Avrupa’daki algı arasında temel farklar neler?
(Bu soru, kitabın genel çerçevesinde dolaylı olarak ele alınıyor.)
Avrupa entegrasyonu ve kırılma anları
– AB–Türkiye ilişkilerinde size göre en belirleyici dönemler hangileriydi?
Kuruluş yılları mutlaka önemli; o dönem aynı zamanda Batı Avrupa’dan bir ölçüde mesafelenmeyi de içeriyordu. Sovyetler Birliği ile olan ilişkiler, Stalin’in toprak taleplerine kadar sürdü. NATO üyeliği ve ardından gelen Soğuk Savaş dönemiyle Türkiye Batı’nın bir müttefiki haline geldi. Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması ise başlı başına olağanüstü bir girişimdi ve ilişkilerin çerçevesini netleştirdi.
– Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik tutumunda tutarlı bir çizgi görüyor musunuz?
Avrupa entegrasyon tarihine baktığınızda mutlak bir tutarlılık beklemek gerçekçi olmaz. Farklı dönemler, farklı aktörler ve değişen öncelikler söz konusu.
– Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin jeostratejik önemi Avrupa açısından nasıl değişti?
Soğuk Savaş dönemindeki değerlendirmeyle bugünkü arasında ciddi farklar var. Silah teknolojileri ve uluslararası dengeler değişti. Örneğin ABD, Körfez Savaşı sırasında Türkiye dışında başka ortaklara yönelmek zorunda kaldı.
– Türkiye’nin AB üyeliği bugün hâlâ gerçekçi bir senaryo mu?
Açık konuşmak gerekirse, artık anlamlı bulmuyorum. Benim bakış açıma göre Türkiye’nin AB’ye katılım senaryosu artık bir anlam ifade etmemektedir. Bu durum, tarafların hareket alanını gereksiz yere ciddi biçimde kısıtlamakta ve er ya da geç verilmesi gündeme gelecek serbest dolaşım hakkıyla birlikte çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Buna ek olarak din meselesi de tartışma konusudur.
İsviçre: “Yan sahne ama etkisiz değil”
– İsviçre, Türkiye–Avrupa ilişkilerinde nasıl bir rol oynuyor?
İsviçre’nin resmî olarak tanımlanmış bir arabuluculuk rolü yok. Daha çok bir yan sahne diyebiliriz: Büyük ve nüfuslu Türkiye ile küçük İsviçre arasında doğal bir asimetri var.
– İsviçre’deki Türk diasporası ilişkileri nasıl etkiliyor?
İsviçre makamları, Türkiye içi çatışmaların ülke topraklarına taşınmamasını önemsiyor. Aksi durum ilişkileri gereksiz yere zorluyor. Bern’den Türk büyükelçisinin geri çağrılması ve Ankara’daki temsilcimizin sınır dışı edilmesi hâlâ aklımdadır.
– Ekonomik ilişkilerde potansiyel alanlar neler?
Küreselleşme çerçevesinde Türkiye ile İsviçre arasındaki iş bölümü çok değerli. Türkiye, İsviçre için bir tür üretim üssü olabilir. Genç nüfusu ise yaşlanan İsviçre toplumu için dengeleyici bir unsur. Ancak bu bizi göç sınırlamaları tartışmasına getiriyor.
Algılar, kültür ve yanlış okumalar
– Batı Avrupa’da Türkiye algısı son yıllarda nasıl değişti?
Son yıllarda bu algı, maalesef İslam–Hristiyanlık karşıtlığı üzerinden şekillendi. Bu dini karşıtlık, bana göre neredeyse sorumsuzca abartıldı ve bundan büyük üzüntü duyuyorum.
– Kültür ve bilim diplomasisi, siyasi gerilim dönemlerinde ne kadar etkili olabilir?
Eğer hükümetler kültür politikalarını gerilim artırmak için kullanıyorsa, diplomatik dengeleme çok zorlaşıyor.
Gelecek için tek kelime: “Pragmatizm”
– Önümüzdeki on yıl için Türkiye–Avrupa ilişkilerinde nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
Benim için tek bir kelime yeterli: Pragmatizm. Elbette gerçekçilik temelinde.
– Türkiye’nin gelecekte Avrupa güvenlik mimarisindeki rolü ne olur?
Moskova’daki aktörlerin bizi hangi maceralara sürükleyeceğini zaman gösterecek. Bu gelişmeler Türkiye’nin rolünü de doğrudan etkileyecektir.
– Genç kuşakların bu ilişkilerde özel bir rolü olacak mı?
Açıkçası özel bir rol atfetmiyorum.
– İsviçre–Türkiye ilişkileri nasıl derinleşebilir?
Bugün Dostluk Derneği ve Swiss Turkish Business Council’in yürüttüğü gibi, sağlıklı ve sakin bir “normal ilişki” çizgisi en doğru yol.
Kişisel bir anı, kalıcı bir ders
– Türkiye’ye bakışınızı kalıcı olarak etkileyen bir anınız var mı?
Evet. Diplomatik kariyerimin başında, ilk tatilimi Türkiye’de geçirmek istedim. Ailemi Zürih’ten güney sahillerine uçurdum. Diplomatik pasaportum yanımdaydı ama Türk diplomatik kimliğimi ofiste bırakmıştım. Çıkışta görevli memur ülkede kalış süremi aştığımı fark etti… Öğretici bir deneyimdi.
– Avrupa’da Türkiye hakkında en sık karşılaştığınız yanlış algı nedir?
Küçümseme. Ya turistik çay–halı deneyimleriyle sınırlı bir algı var ya da tam tersine, bir kitap ve kısa bir ziyaretle Türkiye’nin anlaşılabileceği sanılıyor. Oysa Türkiye’yi anlamak, çok daha derin bir çaba gerektirir.
Kitabı sipariş etmek isteyen okurlar için: : Link
Almanca Haber:
Avrupa
Avusturya’da Matura Ball Sezonu Açıldı: Zarafetin ve Geleneğin Buluştuğu Gece
Avusturya’da her yıl sonbahar ve kış aylarında başlayan Matura Ball sezonu, lise son sınıf öğrencilerinin mezuniyet öncesindeki en özel kutlamalarından biridir. “Matura”, Avusturya’da üniversitelere giriş sağlayan lise bitirme sınavının adıdır; Matura Ball ise öğrencilerin bu önemli eşiği kutladığı görkemli bir balodur. Hem geleneksel hem de modern öğeleri içinde barındıran bu özel gece, öğrenciler, öğretmenler ve aileler için unutulmaz bir deneyim sunar.
Matura Ball Nedir?
Matura Ball, lise mezunları tarafından organize edilen, genellikle büyük salonlarda veya tarihi binalarda gerçekleştirilen resmi bir balodur.
Bu gecede öğrenciler adeta bir yetişkinliğe geçiş töreni yaşar. Erkekler smokin veya takım elbise, kızlar ise uzun gece elbiseleriyle şıklığın yarıştığı bir atmosfer oluşturur. Ayrıca gelen konukların da akşam kıyafeti giymesi beklenir.
Klasik Açılış Dansı: Polonez
Balonun en önemli geleneklerinden biri, öğrencilerin haftalarca prova yaptığı açılış dansıdır.
Genellikle bir Polonez veya Vals koreografisi seçilir.
Beyaz elbiseler içindeki genç kadınlar ve siyah smokinleriyle erkekler, balonun başlangıcında düzenli bir koreografiyle sahneye çıkarak konuklara görsel bir şölen sunar. Bu an, balonun resmi olarak açılışını simgeler.
Tombola & Eğlence
Avusturya’daki Matura Balların vazgeçilmez bölümlerinden biri de Tombola (çekiliş) kısmıdır.
Öğrenciler sponsorlar bularak hediyeler toplar ve çekilişten elde edilen gelir, balo masraflarına, sınıf gezilerine veya mezuniyet projelerine katkı sağlar.
Gecenin ilerleyen saatlerinde DJ performansları, canlı müzik, temalı fotoğraf köşeleri ve after-party bölümüyle eğlence devam eder.
Zarafet ve Moda
Matura Ball adeta bir moda şölenidir.
Uzun abiyeler, parlak taşlar, pastel tonlarda elbiseler, klasik siyah smokinler ve zarif saç modelleri… Hem öğrenciler hem de misafirler özenli seçimleriyle geceye ayrı bir ışıltı katar. Bu balolara sadece öğrenci velileri değil, başka misafirler de ilgi gösterip katılım sağlar.
Gelenekten Moderne Bir Köprü
Geçmişi 19. yüzyıla dayanan bu balolar, Avusturya’da sosyal yaşamın önemli bir parçasıdır. Viyana’nın ünlü bal kültürünün genç versiyonu olarak da görülebilir.
Günümüzde Matura Ballar; modern müzikler, temalı dekorasyonlar ve dijital efektlerle zenginleştirilse de, geleneksel açılış dansı ve resmi atmosfer her zaman korunmaktadır.
Aileler İçin Gurur, Öğrenciler İçin Hayatın Dönüm Noktası
Bu özel akşam, öğrencilerin yalnızca mezuniyete değil, aynı zamanda yetişkinliğe adım attıkları anlamına gelir. Öğretmenlerin ve ailelerin gururla izlediği bu anlar, birçok kişi için hayat boyunca unutulmayacak hatıralar arasında yer alır.
Bu yıl biz de oğlumuzun mezuniyet yılı olması nedeniyle baloya gururla katılan veliler arasındaydık.
Ayrıca baloların güvenli bir ortamda geçmesini sağlayan güvenlik, itfaiye ve Rotes Kreuz (Kızılhaç) görevlilerini de unutmamak gerekir.

İsviçre
Avrupa’nın En Eski Ahşap Köprüsü: Kapellbrücke
Luzern, İsviçre – İsviçre’nin Luzern kentinde bulunan ve 1333 yılında inşa edilen Kapellbrücke (Şapel Köprüsü), Avrupa’nın en eski kapalı ahşap köprüsü olarak tarihe geçiyor.
Orta Çağ’da kentin savunma sisteminin bir parçası olarak yapılan köprü, Luzern’in tarihi merkezini Reuss Nehri’nin karşı kıyısına bağladı. Köprünün iç kısmında, 17. yüzyıldan kalma üçgen panolar üzerine işlenmiş tablolar yer alıyor. Bu eserler, İsviçre tarihinin önemli olaylarını ve yerel kültürel mirası gözler önüne seriyor.
Köprüye bitişik olan ünlü Wasserturm (Su Kulesi) ise yüzyıllar boyunca çok yönlü işlevlere sahipti. Kent arşivi, hazine odası, zindan ve hatta işkence odası olarak kullanılan kule, Luzern’in tarihi dokusunun ayrılmaz parçalarından biri olmayı sürdürüyor.
1993 yılında çıkan yangında köprünün büyük bölümü yok oldu. Ancak yapılan titiz restorasyon çalışmaları sayesinde yeniden inşa edilen Kapellbrücke, bugün Luzern’in en güçlü simgelerinden biri olmaya devam ediyor. Kentin en çok ziyaret edilen yapılarından biri olan köprü, hem yerel halk hem de turistler tarafından günlük olarak kullanılmayı sürdürüyor.
-
Gündem1 yıl önceTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 yıl önceİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 yıl önceİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 yıl önceDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 yıl önceKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem1 yıl önceERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya1 yıl önceMETA’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem1 yıl önceTÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


