İsviçre
AB Ülkelerine Seyahatte Gümrük Kuralları: İşte Bilmeniz Gerekenler
Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasındaki gümrük kuralları ve limitler, mücevherden paraya, hediyelik eşyadan, giysilere ve gıdaya kadar geniş bir yelpazede değişiklik gösteriyor. Bu kurallara dikkat etmeyenler zaman zaman yüklü cezalar ödemek durumunda kalabiliyor. Sıla yoluna çıkmadan önce bilinmesi gerekenler ve gümrük kurallarını Camia Haber okurları için derledi.

Gümrüklerde seyahat edenlerin dikkat etmesi gereken önemli konulardan biri, Avrupa Birliği’‘nin gümrük mevzuatıdır. AB gümrük kuralları, seyahat eden herkes için geçerlidir ve bu kurallara uyulmaması durumunda ciddi cezalarla karşılaşılabilir.
Özellikle AB ülkelerine seyahat ederken, kişisel eşyaların yanı sıra taşınan para, değerli eşyalar, tütün ürünleri ve diğer ürünler konusunda belirlenen sınırlamalara ve kurallara uyulması gerekmektedir. Bu kurallara uyulmaması hâalinde, gümrük kontrollerinde cezai yaptırımlarla karşılaşılabilir.
PARA VE DEĞERLİ EŞYALAR
AB ülkelerine seyahat edenlerin gümrükte dikkat etmeleri gereken önemli konulardan biri para ve değerli eşyalar. Kontrollerde tespit edilen 10 bin.000 Euro üzerindeki paraların ve değerli eşyaların kaynağı sorgulanıyor ve bildirilmemesi hâalinde ciddi cezalara maruz kalınabiliyor.
ALTIN VE GÜMÜŞ
Son dönemlerde özellikle Türkiye’den Almanya’ya seyahatlerde bir çokbirçok Türkiye kökenli vatandaş, gümrük yetkilileri tarafından faturasız altın takılarla yakalanıyor. Mesela Son olarak Türkiye’den Almanya’ya seyahat eden 23 yaşındaki bir Türkiye kökenlinin bavulundan altın kemer çıktı. Altın kemerin değeri mevcut altın değerine göre belirlenirken, bin 400 Euro’luk da ithalat vergisi hesabı çıktı. Gümrük yetkilileri kemere, yolcunun vergiyi ödeyememesi nedeniyle el koydu.
Almanya’da gümrük kuralları konusunda dikkat edilmesi gereken daha bir çokbirçok detay var. Üçüncü ülkelere yapılan seyahatlerde, takı veya altınlar 300 Euro değerini aştığında giriş ve çıkışlarda bunu yazılı bildirmek büyük önem arz ediyor. Gemi veya uçakla seyahatlerde ise bu sınır 430 Euro oluyor.
Altın ve gümüş, üçüncü ülkelerde ticari mal olarak kabul edildiğinden, girişlerin yazılı olarak bildirilmesi gerekiyor. Bu bağlamda, 15 yaş altı kişiler için belirlenen sınır ise 175 Euro olarak dikkat çekiyor.
Vergi miktarı, malın türü ve değerine göre belirleniyor. İthal edilen malın değeri 700 Euro’nun altında ise, genellikle yüzde 17.5 oranında bir vergi alınırken, bu oran istisnai durumlarda yüzde 15 olabiliyor. Gümrük muafiyetinden yararlanabilmek için ise tüm ithal edilen malların toplam değeri bin 200 Euro’yu geçmemeli. Gümrüklerin yanı sıra AB’ye girişlere ayrıca yüzde 19’luk KDV ödenmeli.
Almanya’ya yatırım altını olarak adlandırılan ve en az 995 bin saflıktaki külçe altınlar ise söz konusu KDV’den muaf tutulabilirler. Aynı durum en az 900 bin saflıkta ve 1800 yılından sonra damgalanan, üretildiği ülkede yasal ödeme aracı olan madeni paralar için de geçerli.
Altın takılarda ise 300 veya 430 Euro’luk muafiyet sınırı aşıldığında yüzde 2.5 gümrük vergisi uygulanıyor. Altın kaplamalı kıymetli madenler üzerindeki altın takılar ise genel itibariyle yüzde 4’lük gümrük vergisine tabi tutuluyor.
Toparlamak gerekirse AB ülkelerine giriş yapanlar için altın ve gümüş gibi değerli metallerin 300 veya 430 Euro’yu aşması durumunda yazılı olarak bildirilmesi gerekiyor. Vergi miktarı ise ithal edilen malın değerine göre belirleniyor ve genellikle yüzde 17.5 oranında. Ancak, bazı altınlar KDV’den muaf tutulabilir. Örneğin, yatırım altınları olarak geçen 995 bin saflıktaki külçe altınlar KDV’den muaf tutulabilirken, altın takılarda ise yüzde 2.5 veya yüzde 4 gümrük vergisi uygulanıyor.
DİKKAT! GÜMRÜKTE BEYAN EDİLMEYEN PARALARA EL KONULUYOR
Gümrüklerde 10 bin Euro belli bir miktarın üzerindeki paraların beyan edilmemesi durumunda paralara el konuluyor. Bu durum, seyahat edenler arasında endişe yaratıyor. Gümrük yetkilileri, seyahat öncesinde gümrük kurallarını dikkatlice incelemeyi ve gerektiğinde paraları beyan etmeyi hatırlatıyor.
CEP TELEFONU İÇİN LİMİTLER
Kimlik numaranıza kayıtlı hatlarla kullanmanız şartıyla cep telefonu getirebilirsiniz. Yolcunun yanında ve aktif olarak kullandığı diğer telefonları için gümrüklerde herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Ancak ticari veya hediye maksatlı kullanım yasağı var. İkinci telefonun aktif olmaması ve hediye maksatlı getirilmesi durumunda, bu cihazın yurda girişine izin verilmeyeceği gibi, söz konusu cihazın gümrük ambarına alınacağı bilgisi de T.C. Gümrükler Genel Müdürlüğü sayfasında mevcut.
Telefona, kıymetine bakılmaksızın muafiyet tanınır. Ancak cihazın IMEI kaydının 120 gün içerisinde yapılması gerekir..
ÇEYİZ VE ELBİSE
Türkiye’‘den AB’ye seyahat ederken, kişisel kullanım için getirilen giysi ve çeyiz eşyalarında herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Ancak, ticari amaçla giysi ithal ederken gümrük vergisi ve diğer vergiler uygulanabilir.
TÜTÜN ÜRÜNLERİ
Seyahat edenlerin dikkat etmesi gereken bir diğer konu ise tütün ürünleri. AB ülkelerine seyahat edenler, kişisel kullanım amaçlı belirli miktarlarda tütün ürünü getirebiliyorlar. Bu miktarlar 200 adet sigara, 50 adet yaprak sigara veya 250 gram pipo tütünü şeklinde belirlenmiş durumda. Ancak, belirlenen miktarlar aşıldığında gümrükte cezai yaptırımlarla karşılaşılabiliyor.
GIDA ÜRÜNLERİ
Türkiye’den Avrupa Birliği (AB) ülkelerine seyahat edenler, gıda ürünleri konusunda dikkat etmeleri gereken bazı yasaklarla karşı karşıya olabilirler. AB gümrük kurallarına uyulmaması hâlinde ciddi cezalara maruz kalabilirler.
Gümrükten sokulması yasaklı gıda maddeleri genellikle AB’nin sağlık ve güvenlik standartlarına uymayan veya belirli hastalıkları veya zararlı organizmaları yayabilecek potansiyel risk taşıyan ürünlerden oluşuyor.
Hayvansal ürünlerin başında gelen peynir, AB ülkelerine sokulması yasaklanmıştır. Bu nedenle, yolcuların seyahatleri sırasında herhangi bir hayvansal ürün bulundurmaması önemlidir. Bal, sucuk, ve pastırma gibi ürünler de giriş yasakları arasında yer almaktadır.
Özetlemek gerekirse: Çay, kahve, çikolata, şeker mamülü ürünlerin her birinden 1’’er kilogram getirme hakkınız vardır. Et ve süt ürünlerini ise, yolcu beraberinde getirilemez.
HEDİYELİK EŞYALAR
Bununla birlikte, gümrükte hediyelik eşyaların da titizlikle kontrol edildiği unutulmamalıdır. Özellikle, zeytinyağı gibi ürünlerin getirilmesi de bazı durumlarda sorun yaratabilir. Bu sebeple, her yolcunun sadece kendi tüketimine yetecek kadar ürün getirmesi gerektiği yetkili makamlarca hatırlatılmaktadır.
DİĞER ÜRÜNLER (PARFÜM, ELEKTRONİK EŞYALAR VB.)
Deniz ve hava yoluyla seyahat edenler için değeri 430 Euvro’ya kadar olan ürünler gümrüksüz olarak getirilebiliyor. Ancak, belirlenen değerlerin üzerindeki ürünlerin gümrükte beyan edilmesi önem taşıyor.
600 ml’yi aşmamak kaydıyla kolonya, parfüm, lavanta, esans veya losyon ile 5 adet cilt bakım ürünü ve makyaj malzemesini beraberinizde getirebilirsiniz.
KULLANILAN İLAÇLAR
Seyahat edenlerin ilaç taşıma kuralları konusunda bilgi sahibi olmaları önemlidir. Kişiler, seyahatleri sırasında kullanacakları miktarda ilacı yanlarında taşıyabiliyorlar. Ancak, reçeteli ilaçlar için reçete örneğinin bulundurulması tavsiye ediliyor. Bu sayede herhangi bir sorun yaşanmadan ilaçların gümrükten geçirilmesi sağlanabiliyor.
EVCİL HAYVANLARLA SEYAHAT
AB yönetmeliğine göre, evcil hayvanların kuduz aşıları ve kimlik tanımlamalarının (mikroçip veya dövme) yapılmış olması gerekiyor. Türkiye’den AB’ye giriş yapacak evcil hayvanlar için ek kuduz titreme testi gerekiyor.
AB GÜMRÜK KURALLARI DEĞİŞİKLİK GÖSTEREBİLİYOR
Gümrük kuralları ve limitleri, AB ve Türkiye’‘nin ticaret politikaları ve uluslararası anlaşmalarına bağlı olarak zaman zaman değişiklik gösterebiliyor. Güncel bilgilere erişmek için ilgili makamlardan veya gümrük yetkililerinden bilgi alınması önemlidir. Seyahatlerinin sorunsuz ve güvenli bir şekilde geçmesi için bu kurallara uymak gerekiyor.(ty)
AvrupaBirliği #AB #GümrükKuralları #Seyahat #GümrükYasaları #GümrükKontrolü #TürkiyeAB #GümrükCeza #Mücevher #AltınTakı #DeğerliEşya #GıdaKuralları #HediyelikEşya #Giysi #TütünÜrünleri #CepTelefonu #GümrükMevzuatı #KDV #GümrükCezası #SeyahatKuralları
Gündem
İsviçre’de „10 Milyon İnisiyatifi“ Tartışması: Federal Aile Birleşimi Verilerinde Türkiye İkinci Sırada
İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından sunulan ve ülke nüfusunun 2050 yılından önce 10 milyona ulaşmasını engellemeyi amaçlayan „10 Milyon İnisiyatifi“ (10-Millionen-Initiative), federal siyasetteki göç ve nüfus tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İnisiyatif kapsamında, nüfusun 2050 yılından önce 9,5 milyona ulaşması halinde federal hükümetin acil önlemler alması ve bir „nüfus freni“ mekanizmasını devreye sokması istenirken, kısıtlamaların odak noktası olarak „aile birleşimi“ ve „iltica alanı“ işaret ediliyor.
Bu siyasi tartışmaların gölgesinde, Federal Göç Sekreterliği (SEM) 2008-2025 yıllarını kapsayan resmi aile birleşimi verilerini ilk kez detaylı bir rapor halinde yayınladı. İsviçre’de iş gücü göçünün ardından ikinci en büyük göç gerekçesi olan aile birleşimine dair istatistikler, Türkiye kökenli göçün yapısal dinamiklerini, demografik etkilerini ve olası yasal değişikliklerin Türk toplumuna yansımalarını somut verilerle ortaya koyuyor.
İltica Kaynaklı Aile Birleşiminde Türkiye 2. Sırada
Raporda öne çıkan en önemli bulgulardan biri, iltica (sığınma) statüsü üzerinden gerçekleştirilen aile birleşimi verilerinde görüldü. İltica alanında aile birleşimi süreçleri, İsviçre genelinde yıllık ortalama 3.000 kişi seviyesinde gerçekleşiyor. Ülke bazlı dağılıma bakıldığında ise Türkiye; Eritre’nin ardından dünya genelinde 2. sırada yer alıyor ve Suriye ile birlikte istatistiklerin en üst sırasını paylaşıyor.
Son yıllarda İsviçre’ye yönelik gerçekleşen sığınma başvurularının ve yasal kabul süreçlerinin ardından, hak sahiplerinin geride kalan aile bireylerini yanlarına getirmesi bu tablonun ana nedenini oluşturuyor.
Üçüncü Ülkeler, „Evlilik Göçü“ ve Kuzey Makedonya İstatistiği
İltica dışındaki düzenli göç kategorisinde (çalışma ve yerleşik oturum izinleri kapsamında) İsviçre, AB/EFTA dışındaki ülkeleri „Üçüncü Ülkeler“ olarak sınıflandırıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu grupta aile birleşimi oranları, ülkelerin toplam göç hareketleri içinde çok büyük bir ağırlığa sahip.
Burada en dikkat çekici veri Kuzey Makedonya istatistiklerinde göze çarpıyor. Verilere göre, 2008’den bu yana İsviçre’ye göç eden yaklaşık 27.000 Kuzey Makedonya vatandaşının %92’si ülkeye aile birleşimi yoluyla giriş yaptı. Kuzey Makedonya’nın başı çektiği bu göreceli listede Kosova ve Türkiye de benzer şekilde çok yüksek aile birleşimi oranlarıyla öne çıkıyor. Bu yapısal durum iki temel etkene dayanıyor:
- Yerleşik Diaspora Bağları: İsviçre’den vatandaşlık almış veya oturum hakkı kazanmış yerleşik Türkiye ve Balkan kökenli nüfusun, köken ülkeleriyle olan ailevi ve kişisel bağları resmi başvurularda canlılığını koruyor.
- Katı İş Gücü Kotaları: İsviçre’nin üçüncü ülkelerden doğrudan iş gücü alımını son derece sınırlı kotalara bağlaması nedeniyle, bu ülkelerden gerçekleşen yasal göçün en büyük kısmını evlilik yoluyla yapılan aile birleşimleri oluşturuyor.
Kuzeyden Çocuklar, Türkiye gibi Üçüncü Ülkelerden Genç Eşler Geliyor
SEM’in detaylı analizi, aile birleşimiyle İsviçre’ye gelenlerin demografik yapısındaki uçurumu da netleştiriyor. Almanya gibi AB ülkelerinden gelen aileler genellikle kariyer odaklı ve doğrudan çocuklarıyla birlikte (bütünsel bir aile olarak) İsviçre’ye göç ederken; Türkiye, Kosova ve Brezilya gibi ülkelerden yapılan aile birleşimlerinde neredeyse hiç çocuk gelmiyor.
Türkiye ve benzeri statüdeki ülkelerden gelenlerin çok büyük bir çoğunluğunu genç ve çocuksuz eşler oluşturuyor. Bu evlilik göçüyle İsviçre’ye giriş yapan genç çiftlerin çocukları ise çoğunlukla İsviçre’ye geldikten sonra dünyaya gözlerini açıyor. Dolayısıyla Türk göçü, İsviçre’deki yerleşik nüfusun doğal artış oranını da doğrudan besliyor.
SVP’nin Planları Türk Toplumunu Nasıl Etkileyecek?
SVP, İsviçre nüfusunun 2050 yılından önce 9,5 milyonu aşması halinde federal hükümetin „özellikle iltica alanında ve aile birleşiminde“ acil fren mekanizmasını devreye sokmasını istiyor.
- İlk Sınırlandırma İltica Kontenjanına: SVP lider kadrosunun (Marcel Dettling ve Sandra Sollberger) öncelikli hedefi iltica alanındaki aile birleşimlerini tamamen kısıtlamak. Bu durum, İsviçre’de mülteci statüsünde bulunan ve Türkiye’deki ailesini yanına getirmek isteyen binlerce Türk vatandaşını doğrudan vuracak.
- Geniş Aile Engeli: SVP’li Thomas Matter’ın hedef aldığı, anne, baba veya büyükanne/büyükbaba gibi geniş aile üyelerinin İsviçre’ye getirilmesi hakkı da kısıtlanmak istenenler arasında. Her ne kadar veriler bu yolla gelenlerin (2008-2025 arası tüm dünyadan toplam 1.447 kişi) çok az olduğunu gösterse de, Türkiye’deki yaşlı ebeveynlerini yanına almak isteyen gurbetçiler için şartlar çok daha ağırlaşacak.
Genel Rakamlar ve Siyasi Taleplerin Arka Planı
SEM verilerine göre, iltica dışı düzenli göç alanında aile birleşimi sayıları uzun yıllardır yıllık ortalama 44.000 kişi düzeyinde dengeli bir seyir izliyor ve toplam göç içindeki payı %31’den %25’e gerilemiş durumda.
SVP lider kadrosunun nüfus freni olarak ilk aşamada kısıtlanmasını talep ettiği yıllık 3.000 kişilik iltica kaynaklı aile birleşimi, analistlere göre genel nüfus artışını durdurmada sınırlı bir etkiye sahip. Ancak yasal olarak atılacak bu radikal adımlar sayısal etkisinden ziyade, İsviçre’deki Türk toplumunun hem evlilik yoluyla eş getirme süreçlerini hem de mülteci statüsündeki aile birleşimi haklarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Analistler, inisiyatifte nihai olarak hedeflenen nüfus sınırlandırmasının, ancak AB ile olan Serbest Dolaşım Anlaşması’nın tamamen iptal edilmesiyle radikal bir boyuta ulaşabileceğini vurguluyor.
Gündem
İsviçre’de Kanton ve Belediyelere Ukraynalı Mülteci Şoku: Milyonlarca Franklık Ek Maliyet Kapıda
İsviçre’de kanton ve belediyeler, Ukraynalı sığınmacıların sosyal yardım maliyetleri nedeniyle büyük bir bütçe kriziyle karşı karşıya. Beş yılın ardından Ukraynalı mültecilerin sosyal yardım haklarının İsviçre vatandaşlarıyla eşitlenecek olması ve federal hükümetin finansman desteğini çekmesi, yerel yönetimlerde sert tepkilere yol açtı.
BERN – İsviçre genelindeki belediyeler ve kantonlar, önümüzdeki dönemde ciddi bir mali yükle karşı karşıya kalabilir. Mart 2027 itibarıyla, „S koruma statüsü“ ile İsviçre’ye gelen ilk Ukraynalı sığınmacı grubu ülkede beşinci yılını doldurmuş olacak. Yasal mevzuat gereği bu sürenin sonunda Ukraynalı mülteciler, sürekliliği koruma statüsüne bağlı olan „B tipi oturum izni“ alma hakkına kavuşacak.
Ancak bu statü değişikliği, sosyal yardım sisteminde büyük bir bütçe patlamasını beraberinde getiriyor. Statü değiştiğinde Ukraynalılar, sosyal yardım ödemelerinde İsviçre vatandaşlarıyla tamamen eşit haklara sahip olacak ve mevcut duruma göre çok daha yüksek miktarda maddi yardım alacaklar.
Federal Hükümet Desteğini Çekiyor, Yerel Yönetimler Tepkili
Durumu daha da kritik hale getiren unsur ise federal hükümetin (Bund) mali politikasındaki değişiklik. Normal şartlarda sosyal yardım maliyetlerinin yarısını karşılaması beklenen federal hükümet, tasarruf paketi kapsamında beş yılın ardından bu ödenekleri kesme kararı aldı. Finansmanın tamamen yerel yönetimlerin sırtına kalacak olması, belediye başkanlarını isyan ettirdi.
Thurgau kantonuna bağlı Kradolf-Schönenberg belediyesinin SVP’li (İsviçre Halk Partisi) Belediye Başkanı Heinz Keller (58), federal hükümete kırgın olduğunu belirterek, „Bizi resmen yarı yolda bıraktılar. Ukraynalı sığınmacıları, bu korumanın geçici olduğuna inanarak iyi niyetle kabul etmiştik. Şimdi ise kelimenin tam anlamıyla oyuna getiriliyoruz“ dedi. Keller, kendi belediyelerinde statüsü değişecek 22 kişi nedeniyle yıllık 150 bin ila 250 bin frank arasında ek maliyet çıkacağını, bunu karşılamak için teorik olarak belediye vergilerini yüzde 2,5 oranında artırmaları gerekeceğini vurguladı.
Toplam Ek Maliyet 300 Milyon Frankı Aşabilir
Federal hükümetin verilerine göre, 2027 yılı içerisinde yaklaşık 46 bin Ukraynalı mülteci bu statü değişikliği kriterlerini karşılayacak.
Kantonlardan gelen ilk tahminler ise tablonun vehametini ortaya koyuyor:
- Vaud (Waadt) Kantonu: 4 binden fazla kişinin statü değiştirmesi bekleniyor. Sosyal yardım artışı tek başına 25 milyon franklık bir yük getirirken, federal hükümetin desteğini çekmesiyle birlikte kantona yansıyacak toplam ek maliyetin 75 milyon frankı bulacağı ve bunun kanton bütçesi için „katlanılamaz“ olduğu ifade ediliyor.
- Aargau Kantonu: 2027 yılında 30 milyon franklık bir ek maliyet öngörülüyor. Bu rakamın 2029 yılına kadar iki katına çıkabileceği belirtilirken, kanton yönetimi belediyeleri rahatlatacak önlemler üzerinde çalışıyor.
İsviçre Sosyal Yardım Konferansı (Skos) Genel Müdürü Markus Kaufmann, 2027’den itibaren ülke genelinde yaklaşık 27 bin 500 kişinin finansmanının tamamen kanton ve belediyeler tarafından üstlenilmek zorunda kalacağını tahmin ediyor. Federal yardımların kesilmesiyle birlikte yerel yönetimlere gelecek toplam ek faturanın 300 milyon frankın üzerinde olacağı hesaplanıyor.
Hükümet Son Dakikada „Acil Fren“ Mekanizmasını İnceliyor
Yükselen bu tepkiler üzerine federal hükümet geri adım sinyalleri vermeye başladı. Sosyal Demokrat Partili (SP) Adalet Bakanı Beat Jans (61) liderliğindeki Adalet Departmanı, sosyal yardım sistemindeki bu „vatandaş-mülteci eşitliğini“ bozacak bir düzenleme üzerinde çalışıyor.
Devlet Göç Sekreterliği (SEM) tarafından yapılan açıklamada, kantonların mültecileri iş gücüne entegre ederken destek standartlarını kendilerinin belirleyebilmesi için bir yönetmelik değişikliğinin masada olduğu doğrulandı. Bu hamlenin, hem kantonlarla olan iş birliğini korumak hem de ülkede beş yılı doldurmasına rağmen daha yüksek sosyal yardım alamayan „geçici sığınmacı“ (F kimliği) statüsündeki diğer mültecilerle Ukraynalılar arasında bir eşitsizlik yaratmamak adına planlandığı belirtiliyor.
SVP Statü Değişikliğini Tamamen Engellemek İstiyor
Düzenlemeyi yetersiz bulan sağ popülist İsviçre Halk Partisi (SVP) ise konuyu meclise taşıdı. SVP Ulusal Meclis Üyesi Pascal Schmid (49), „Sosyal yardımdaki bu eşitlik çoktan kaldırılmalıydı. Ancak asıl sorun B tipi oturum iznine otomatik geçiş yapılmasıdır“ diyerek tepki gösterdi. Schmid, B kimliği alan kişilerin daha sonra „insani zorunluluk (Härtefall)“ gerekçesiyle kolayca kalıcı oturum izni alabileceğini, oysa federal hükümetin bu koruma statüsünü en başında „ülkeye geri dönüş odaklı“ olarak ilan ettiğini hatırlattı. SVP, bu statü geçişini tamamen engelleyecek bir yasa önergesi sundu.
Zaman Daralıyor, Bütçeler Belirsiz
Hükümet, kantonlar ve belediyelerden oluşan bir çalışma grubu, S statüsünün geleceğine ilişkin genel stratejiyi hazırlıyor ve raporun 2026 sonbaharında Federal Konseye sunulması bekleniyor. Ancak yerel yönetimler için zaman daralıyor. Mevzuat değişikliklerinin Mart 2027’ye yetişmesinin zor olduğunu belirten Schwyz ve St. Gallen gibi kanton yetkilileri, mevcut hukuki belirsizliğin önümüzdeki yılın bütçe planlamasını imkansız hale getirdiğini ifade ederek acil siyasi karar çağrısında bulunuyor.
Gündem
„Gelecekte Çocuk Doğuracak Kadın Kalmayacak“
İsviçre Sendikalar Birliği Başkanı Maillard: „Göçü Durdurursak Doğum Oranları Çöker, Nüfus Hızla Erir“
SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) 14 Haziran’da halk oylamasına sunacağı “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” (Sürdürülebilirlik Girişimi) referandumu öncesinde, sendikalar cephesinden çok sert bir çıkış geldi. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, 20 Minuten gazetesine verdiği röportajda, göçün sınırlandırılmasının ülkeyi demografik bir felakete sürükleyeceğini savundu.
SENDİKA LİDERİ:
SVP Girişimi: «Siz Hiç ‚Yoğunluk Stresi‘ Yaşamıyor musunuz, Bay Maillard?»
Sendikalar, SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimine karşı en ön safta mücadele ediyor. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, röportajda argümanlarını özellikle demografik verilere dayandırıyor.
Soru: Bay Maillard, ilk anketler SVP’nin “Sürdürülebilirlik Girişimi”ne „Evet“ eğilimi olduğunu gösteriyor. Bu durum, SP (Sosyal Demokrat Parti) lideri Wermuth’un ifade ettiği gibi sizin için de bir „şok“ oldu mu?
Pierre-Yves Maillard: Şöyle söyleyeyim: Geçmişte de göç konusunda defalarca oylama yaptık ve sonuçların her zaman başabaş gittiğini biliyoruz. Önümüzdeki haftalarda yoğun bir tartışma süreci bekliyorum. Bizim tarafın sunduğu somut ve rasyonel argümanların halkı ikna edeceğini umuyorum.
Birçok insan her gün trafikte sıkışıp kalıyor, trende oturacak yer bulamıyor ve kiraları ödemekte zorlanıyor. Tüm bu sorunların kaynağı göç değil mi?
Bu, SVP’nin iddiası. Anayasa’ya yeni bir madde ekleyerek tüm bu gerçek sorunları çözebileceklerine inanıyorlar. Bahsettiğiniz sorunlar göz ardı edilemez ve kesinlikle çözüm gerektirir. Ancak fahiş kiraların daha sıkı denetlenmesi gerekiyor ve SVP buna karşı çıkıyor. Daha fazla uygun fiyatlı konuta ihtiyacımız var, SVP buna da karşı. Yatırım yapmamız gereken altyapı sorunlarımız var, fakat SVP bunun yerine en zenginlerin vergilerini düşürmeyi tercih ediyor.
Ülkede hiç „yoğunluk stresi“ hissettiğiniz anlar olmuyor mu?
Elbette oluyor, ben de sürekli seyahat halindeyim. Ancak şimdiden biliyoruz ki önümüzdeki 25 yıl içinde ülkede bir milyon daha fazla emekli olacak. Eğer önümüzdeki yıllarda nüfusa üst sınır getirirsek, kitlesel olarak emekliliğe ayrılacak bu neslin yeri doldurulamayacak ve çalışan nüfus azalacak. O halde bizim emekli maaşlarımızı kim finanse edecek, yaşlılarımıza kim bakacak? İşte tam da bu nedenden dolayı SVP, emeklilik yaşını 67’ye çıkarmak istiyor.
SVP Başkanı Marcel Dettling, gelecekteki emeklilik sisteminin bir „saadet zinciri“ (kartopu sistemi) olduğunu söylüyor. Nüfusun yaşlanması nedeniyle, yaşlılık ve ölüm sigortasını (AHV) güvence altına almak için sistemin sürekli daha fazla göçmene ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
„Babyboomer (nüfus patlaması) kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar.“ — Pierre-Yves Maillard, SGB Başkanı
Demografi ciddi ve uzun vadeli bir bilimdir. Bu alanda deneyler yapamazsınız; gidin bunu tek çocuk politikası uygulayan Çin’in komünist yönetimine sorun. Babyboomer kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar. Eğer şimdi aktif çalışan nüfusu azaltırsak, bu çok büyük bir aptallık olur. Bu büyük jenerasyon hayatını kaybettiğinde, İsviçre nüfusu zaten muhtemelen kendiliğinden azalacaktır.
Son yıllarda İsviçre’ye yılda yaklaşık 80.000 ek nüfus geldi. Bu durum sürdürülebilir mi?
Bunu gidin çiftçi Marcel Dettling’e, restoran işletmecisi Esther Friedli’ye veya iş kadını Magdalena Martullo-Blocher’e sorun; insanları bu ülkeye getirenler tam da onların temsil ettiği sektörler! Çıplak gerçek şu ki, nüfus ekonominin ihtiyaçlarına göre büyür. Eski kota sisteminde bile yüksek oranlarda göç alıyorduk. Bu durum sadece 70’li ve 90’lı yıllardaki resesyon (ekonomik durgunluk) dönemlerinde değişti. Yani daha az göç istiyorsak, ülkede yapay bir ekonomik kriz yaratmamız gerekir.
Ancak şu sıralar işsizlik rakamları yükselişte…
Evet, bu bizi endişelendiren bir durum. Ancak bu endişe, SVP girişiminin talep ettiği gibi bizi en büyük ekonomik ortağımızla (AB) bağları koparma noktasına getirmemeli. 2011 yılından bu yana istihdam artışı, yerleşik nüfus artışından daha yüksek seyretti. %2’lik bir ekonomik büyüme yakaladığımızda, yılda yaklaşık 50.000 yeni istihdam yaratıyoruz. Bu durum iç iş gücü piyasamızın kapasitesini aştığı için şirketler yurt dışından yeni iş gücü istihdam ediyor. Belki gelecekte ekonomik büyüme ve göç konusunda bir frene basılması gerekebilir, ancak bunun için şu an en kötü zaman.
SVP bir sarmal argümanı sunuyor: Yeni gelen göçmenlerin doktorlara, öğretmenlere ve yollara ihtiyacı var; bu da daha fazla göçü tetikliyor. Siz buna katılmıyor musunuz?
Bu ilginç bir argüman; aslında „tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan“ sorusu gibi. SVP, önce göçün geldiğini, ardından ekonominin büyüdüğünü iddia ediyor. Fakat durum tam tersi. İnsanlar güçlü bir ekonomimiz olduğu için burada çalışmak istiyor. Birinin buraya gelebilmesi için öncelikle bir iş pozisyonunun var olması gerekir!
Merkez sağın önemli isimlerinden eyalet milletvekili Heidi Z’graggen gibi isimlerin de artık bu girişimi desteklemesi sizi endişelendiriyor mu?
Hayır, bu onların kendi takdiridir; nihai kararı halk verecektir. Demografi konusunu derinlemesine inceleyen herkes bu girişimi reddedecektir. Doğum oranı korona krizinden bu yana kadın başına 1,3 çocuğun altına düştü. Bu, göç olmaması durumunda yirmi yıl içinde çocuk sahibi olabilecek kadın sayımızın %40 azalacağı anlamına gelir. Uzun vadede bu devasa bir sorundur. Eğer bu süreç böyle devam ederse, SVP’nin uyardığı şeyin tam tersi gerçekleşecek: Nüfusumuz hızla yaşlanıp çökecektir.
Girişimin kabul edilmesi halinde, AB ile yürütülen yeni anlaşma süreçleri açısından sonuçlar sizce ne olur?
Bu durum muhtemelen söz konusu anlaşmaların erkenden sonu olur. Sağ partiler içinde, AB anlaşmalarına açıkça karşı çıkamayan ve şimdi bu 10 milyon girişiminin anlaşmaları durdurmasını umut eden yapıların olmasından endişe ediyorum. Eğer bu yeni anlaşmaları (Bilaterale III) reddedersek, en azından mevcut durumumuzu (statüko) koruruz. Ancak bu girişim, halihazırda sahip olduğumuz ve ekonomimizi ayakta tutan mevcut anlaşmaları da tehlikeye atıyor.
Bazı kesimler, iş ilanlarına daha az kişi başvurduğunda yerli işçilerin ücretlerinin artacağını umuyor. Uzun vadede bu doğru bir mantık değil mi?
Hayır, tam tersi. İşverenler kesinlikle daha fazla sınır ötesi işçi (Grenzgänger) ve daha fazla kısa süreli çalışan istihdam edecektir. Girişimi başlatanlar bunu tamamen „unutmuş“ durumdalar. Ücretler üzerindeki baskı artacaktır; çünkü SVP’nin girişimi aynı zamanda ücret koruma mekanizmalarını da ortadan kaldırmayı hedefliyor. Buna ek olarak, kayıt dışı (kaçak) çalışma da artacaktır. Dolayısıyla bu girişim İsviçre’deki maaşlara kesinlikle yardım etmeyecek, aksine onları daha fazla baskı altına alacaktır.
Eleştirmenler, sendikaların maaş denetimlerinden büyük paralar kazandığı için göçün devam etmesinde çıkarı olduğunu savunuyor. Kendiniz için mi mücadele ediyorsunuz?
Bizim görevimiz işçiler için somut sonuçlar üretmektir. İnşaat işçileri bu yıl yeni Toplu İş Sözleşmesi (GAV) ile ciddi bir maaş artışı elde ettiler. Çok çetin müzakereler yapıldı ve sendikaları sayesinde artık daha yüksek bir alım gücüne sahipler. Ücret koruma denetimlerini işverenlerle ortaklaşa yürütüyoruz; bu tamamen çalışanların çıkarınadır ve yasal olarak bize verilmiş kamusal bir görevdir.
Girişimin kabul edilmesi senaryosunda: Sizce Federal Konsey’in (Hükümet) alması gereken doğru önlemler neler olmalıdır?
Girişimin metni çok net: Nüfus 9,5 milyona ulaştığında, birkaç yıl içinde önlem alınması gerekecek. Aile birleşimi sınırlandırılacak ve bu da kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasının feshedilmesi anlamına gelecek. Bu noktada tartışılacak pek bir şey kalmıyor.
SVP, çözümün sığınmacı sistemine müdahale etmekten geçtiğini söylüyor.
Bu alanda büyük bir hareket alanı olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Sığınmacı akışı, toplam göçün sadece %7’sini oluşturuyor ve İsviçre’nin güçlü bir insani yardım geleneği vardır. İnsanlar zor durumda olduğunda ülkemiz üzerine düşen görevi yapmak zorundadır.
-
Gündem1 Jahr agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem1 Jahr agoERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya1 Jahr agoMETA’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem1 Jahr agoTÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


