Connect with us

İsviçre

İsviçre’nin Dağlık Köylerinde Otomobillerin İlk Korku Dalgası: 1900’lerin Başında ‚Modern‘ Araçlara Karşı Şaşırtıcı Direniş

yazar

Published

on

Araştırma Haber : Cemil Baysal

İsviçre’nin en muhafazakar kantonlarından biridir Graubünden.

Tarihte yenilikler her zaman korku ve direnişle karşılanmıştır. Yeni olan her şey, başlangıçta bir tehdit olarak algılanır; örneğin, internetin ilk günlerinde e-banka sistemleri, modern çağın bir tehdidi olarak görülmüştü. Zamanla bu yeniliklere alıştık ve hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldular. İşte, otomobilin Graubünden’de karşılaştığı ilk direniş de bu klasik patikayı izliyor.

Görünüşe göre, otomobiller sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir tarihsel mücadeleye, bir kültürel çatışmaya ve bir kasaba efsanesine dönüştüler. İsviçre’nin Graubünden Kantonunda, 1900’den 1925’e kadar süren bir otomobil yasağı, sadece bir yerel kısıtlama değil, aynı zamanda bir muhafazakar direnişin ve tarihin derinliklerine gömülü bir serüvenin öyküsüdür.

Otomobilin İlk İzlenimleri: Yıldızların Altında Bir Macera

İsviçre’nin dağlık köy yollarında otomobil kullanmak, 19. yüzyılın sonlarında gerçek bir maceraydı. 1896 yılında Cenevre’deki ulusal sergide tanıtılan ilk otomobiller, hem heyecan verici hem de korkutucu bir yenilik olarak görülüyordu. Araçlar sık sık arıza yapıyor ve mevcut yollar otomobil kullanımına uygun değildi. Graubünden’de ilk otomobil sahibi, Davos’tan Gaudenz Issler’dı. Ancak o dönemde bölgedeki yollar, modern araçların ihtiyaçlarını karşılayacak durumda değildi. Dağlık yollar, otomobilin yükünü kaldıramadı ve Issler, aracı kısa süre içinde geri vermek zorunda kaldı. Otomobillerin dağlık bölgelerdeki zorlukları, bu teknolojinin bölge tarafından benimsenmesini zorlaştırdı.

Yasak ve Sebepleri: Otomobilin Tehdit Algısı

24 Ağustos 1900’de, Graubünden’in Küçük Konseyi, kantondaki tüm yolları otomobil kullanımına kapatan bir yasak getirdi. Evet, doğru okudunuz: tüm yollar! O dönemde, motorlu araçlar hız, gürültü ve egzoz gazlarıyla tehdit olarak görülüyordu. Bu yeni teknoloji, sakin kasabanın huzurunu bozuyor ve yerel halk tarafından tehlike olarak algılanıyordu.

Bu yasak, tabii ki büyük bir direnişle karşılandı. Hükümet, birkaç otomobil sahibinin taleplerini karşılamak için birçok istisna izni vermek zorunda kaldı. 1906 yılında, yasağın bazı bölümlerinin açılmasına yönelik bir yasa tasarısı önerildi. Ancak, 1907’de yapılan referandum, yasakların tamamen devam etmesine karar verdi. Bu, hükümetin her istisnayı titizlikle onaylamasını gerektirdi.

Halk Tepkileri ve Referandumlar: Tarihi Çatışmaların Merkezi

Otomobil karşıtı duruş, Graubünden’de dokuz kantonal ve bir ulusal referanduma yol açtı. Bu, bir otomobil yasağı üzerine dokuz kez oylama yapıldığı anlamına geliyor! Tartışmalar oldukça gerilimliydi: Otomobil destekçileri yasakları “ortaçağ kalıntısı” olarak kınarken, karşıtları “Bündner tembelliği” olarak adlandırdı. Bölge halkı, otomobilin getireceği gürültü ve tozdan bıkmıştı. Tatilciler sessiz bir atmosferi tercih ediyordu ve ünlü fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen bile otomobilin atlara etkisini sorguladı. Röntgen ve diğer ziyaretçiler, huzur içinde, atlı arabalarla dağların arasından geçmek istiyordu.

Birçok turistik bölge de başlangıçta otomobil yasağını destekliyordu. Hamburg, Berlin veya Londra’dan gelen huzur arayan tatilciler, yaz tatillerinde büyük şehir karmaşası, hızla geçen otomobiller, av peşinde koşan sporcular ve toz çıkaran, kötü kokan araçlardan rahatsız oluyorlardı. Bu endişeleri paylaşanlardan biri de Wilhelm Conrad Röntgen (1845-1923) oldu; Röntgen ve eşi, 1893’ten 1913’e kadar düzenli olarak Pontresina’ya tatil yapmaya geliyorlardı.

Altyapı Sorunları ve Ekonomik Yükler: Dağlarda Bir İsyan

Graubünden’in otomobil karşıtı direnişinin bir diğer nedeni, altyapı eksiklikleriydi. Kanton, İsviçre’nin en büyük ve en dağlık bölgesiydi. Yollar, motorlu araçlar için uygun değildi ve otomobillerin getirdiği ek bakım maliyetleri yerel yönetimler için büyük bir yük oluşturdu. Ayrıca, ilk yıllarda yaşanan yüksek kazalar ve ölümler, otomobilin tehdit algısını güçlendirdi.

Sonunda, otomobiller lehine dönülen bu atmosfer, büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı ile ilişkilidir. Atlar kıtlaştığında, kamyonların kullanımı zorunlu hale geldi. Ayrıca, posta otobüslerinin yaygınlaşması da etkili oldu. 1919’da Graubünden’de açılan ilk posta otobüsü hattı, Reichenau ile Flims arasındaki yolculuk süresini iki saat elli dakikadan önemli ölçüde kısalttı. Bu değişiklik, turistik bölgelerin, yasak devam ederse misafir kaybedeceklerini fark etmelerine yol açtı.

Direniş yalnızca Graubünden ile sınırlı değildi. Örneğin, Uri Kanton’u 1901’de Alpler’deki yollarında bir sürüş yasağı getirdi. Gotthard Geçidi, motorlu araçlar için sadece birkaç saatliğine, 1906’da açıldı ve bu sınırlama ancak 1917’de tamamen kaldırıldı. Diğer kantonlarda da Pazar günleri sürüş yasakları uygulanıyordu. Ancak, önemli farklar vardı: Batı İsviçre, özellikle Cenevre, otomobillere karşı daha olumlu bir tutum sergiliyordu. Bunun sebebi, otomobilin erken bir şekilde Fransa’da kabul görmüş olmasıyla ilişkilidir.

Wilhelm Conrad Röntgen, 21 Ağustos 1905’te, otomobillerin yaygınlaşmasının ardından atların hala otomobillerden korkup korkmadığını sormuştu. Çünkü otomobil trafiği o kadar artmıştı ki, güvenilir olmayan atlarla seyahat etmek endişe verici olabilir. Eşi ise, 8 Temmuz 1906’da, kocasının atların otomobillere nasıl tepki verdiğini ve bu araçlarla güvenli bir şekilde seyahat edip edemeyeceklerini öğrenmek istediğini tekrar dile getirdi. Röntgen çifti, 1903’te açılan Albulabahn ile seyahat edebilirdi, ancak özel atlı arabalarını tercih ediyorlardı. Özellikle Wilhelm Conrad Röntgen için, Alpler’de özel bir atlı araba ile seyahat etmek büyük bir doğa zevkiydi. Bu zevk ucuz değildi ve sıradan insanlar, Chur’dan Bellinzona’ya yürüyerek gitmek zorundaydılar.

Pahalı Yol Bakımı

Yurt dışında, İsviçre’nin muhafazakar dağ halkını eleştiren sesler vardı; örneğin, Alman yazar Otto Julius Bierbaum, İsviçre halkının otomobil gördüğündeki „şaşkın bakışlarını“ alaycı bir şekilde yazmıştı. Ancak, Graubünden’in otomobile karşı direnişinin sağlam nedenleri vardı. Graubünden, İsviçre’nin en büyük kantonu olup düşük bir nüfus yoğunluğuna sahipti. Geniş yol ağının bakımı çoğunlukla belediyelerin sorumluluğundaydı. Yollar, genellikle topluca ve ücretsiz olarak inşa edilip bakımı yapılıyordu. İlk otomobil kullanıcıları genellikle zengin turistler ya da yabancılardı. Araçlar, motorlu araçlar için değil, atlı arabalar için yapılmış, sıkıştırılmış çakıl, kum ve taşlardan oluşan ve asfaltlanmamış yollarda seyahat ediyordu. Hızlı motorlu araçlar, toz ve pislikleri havaya savuruyordu. Ayrıca, otomobilin ilk dönemlerinde orantısız bir şekilde çok sayıda ölümcül kaza yaşanıyordu.

Değişim ve Yasağın Kaldırılması: Tarihin Akışında Bir Dönüşüm

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, otomobil kullanımı zorunlu hale geldi ve otomobil kabulü teşvik edildi. 1919’da açılan ilk post otobüs hattı, ulaşım sürelerini kısaltarak otomobilin avantajlarını gösterdi. Sonunda, 21 Haziran 1925’te Graubünden’deki otomobil yasağı tamamen kaldırıldı. Ancak, bu dönüşüm süreci kolay olmadı; federal hükümetin yasalar üzerindeki yetkisi 1921’de alındı ve motorlu araçlar ve bisikletler için federal bir yasa ancak 1932’de yürürlüğe girdi.

Graubünden’in otomobil yasağı, yeniliklerin korkutucu olduğu, eski ile yeni arasındaki çatışmaların nasıl yaşandığını gösteren bir örnektir. Bu uzun süren mücadele, teknolojinin toplumsal kabullenme sürecinin karmaşıklığını ve otomobillerin nasıl bir efsaneye dönüştüğünü gözler önüne serer.

Haberin izinsiz kullanımı yasaktır. Yasal işlem yapılır.

Görseller:

  • 1913, Landstraße’da Bir Otomobil: Bu fotoğraf, otomobilin 20. yüzyılın başında nasıl bir macera sunduğunu ve dağlık bölgelerdeki zorlukları gözler önüne seriyor.
  • 1909, Scuol Tarasp: Bir otomobil, kasabadan çekilerek ilerliyor; bu, otomobil yasağının ciddiyetini ve yerel halkın tepkisini yansıtıyor.

Kaynak: Dominik Landwehr’in desteğiyle Detaylı İncelemesinden

Dominik Landwehr, kültür ve medya bilimleri uzmanıdır ve Zürich’te ikamet etmektedir.

#isviçre #isviçrehaberleri #İsviçreTarihi #OtomobilTarihi #Graubünden #DağYolları #YenilikKorkusu #19YüzyılTeknolojisi #OtomobilMacerası #TarihYolculuğu #ModernTeknoloji #KültürelDönüşüm #TarihKültür #EskiYollar #OtomobilDevrimi #İsviçreTarihi #TeknolojiVeKültür

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Gündem

İsviçre’de Kanton ve Belediyelere Ukraynalı Mülteci Şoku: Milyonlarca Franklık Ek Maliyet Kapıda

yazar

Published

on

By

İsviçre’de kanton ve belediyeler, Ukraynalı sığınmacıların sosyal yardım maliyetleri nedeniyle büyük bir bütçe kriziyle karşı karşıya. Beş yılın ardından Ukraynalı mültecilerin sosyal yardım haklarının İsviçre vatandaşlarıyla eşitlenecek olması ve federal hükümetin finansman desteğini çekmesi, yerel yönetimlerde sert tepkilere yol açtı.

BERN – İsviçre genelindeki belediyeler ve kantonlar, önümüzdeki dönemde ciddi bir mali yükle karşı karşıya kalabilir. Mart 2027 itibarıyla, „S koruma statüsü“ ile İsviçre’ye gelen ilk Ukraynalı sığınmacı grubu ülkede beşinci yılını doldurmuş olacak. Yasal mevzuat gereği bu sürenin sonunda Ukraynalı mülteciler, sürekliliği koruma statüsüne bağlı olan „B tipi oturum izni“ alma hakkına kavuşacak.

Ancak bu statü değişikliği, sosyal yardım sisteminde büyük bir bütçe patlamasını beraberinde getiriyor. Statü değiştiğinde Ukraynalılar, sosyal yardım ödemelerinde İsviçre vatandaşlarıyla tamamen eşit haklara sahip olacak ve mevcut duruma göre çok daha yüksek miktarda maddi yardım alacaklar.

Federal Hükümet Desteğini Çekiyor, Yerel Yönetimler Tepkili

Durumu daha da kritik hale getiren unsur ise federal hükümetin (Bund) mali politikasındaki değişiklik. Normal şartlarda sosyal yardım maliyetlerinin yarısını karşılaması beklenen federal hükümet, tasarruf paketi kapsamında beş yılın ardından bu ödenekleri kesme kararı aldı. Finansmanın tamamen yerel yönetimlerin sırtına kalacak olması, belediye başkanlarını isyan ettirdi.

Thurgau kantonuna bağlı Kradolf-Schönenberg belediyesinin SVP’li (İsviçre Halk Partisi) Belediye Başkanı Heinz Keller (58), federal hükümete kırgın olduğunu belirterek, „Bizi resmen yarı yolda bıraktılar. Ukraynalı sığınmacıları, bu korumanın geçici olduğuna inanarak iyi niyetle kabul etmiştik. Şimdi ise kelimenin tam anlamıyla oyuna getiriliyoruz“ dedi. Keller, kendi belediyelerinde statüsü değişecek 22 kişi nedeniyle yıllık 150 bin ila 250 bin frank arasında ek maliyet çıkacağını, bunu karşılamak için teorik olarak belediye vergilerini yüzde 2,5 oranında artırmaları gerekeceğini vurguladı.

Toplam Ek Maliyet 300 Milyon Frankı Aşabilir

Federal hükümetin verilerine göre, 2027 yılı içerisinde yaklaşık 46 bin Ukraynalı mülteci bu statü değişikliği kriterlerini karşılayacak.

Kantonlardan gelen ilk tahminler ise tablonun vehametini ortaya koyuyor:

  • Vaud (Waadt) Kantonu: 4 binden fazla kişinin statü değiştirmesi bekleniyor. Sosyal yardım artışı tek başına 25 milyon franklık bir yük getirirken, federal hükümetin desteğini çekmesiyle birlikte kantona yansıyacak toplam ek maliyetin 75 milyon frankı bulacağı ve bunun kanton bütçesi için „katlanılamaz“ olduğu ifade ediliyor.
  • Aargau Kantonu: 2027 yılında 30 milyon franklık bir ek maliyet öngörülüyor. Bu rakamın 2029 yılına kadar iki katına çıkabileceği belirtilirken, kanton yönetimi belediyeleri rahatlatacak önlemler üzerinde çalışıyor.

İsviçre Sosyal Yardım Konferansı (Skos) Genel Müdürü Markus Kaufmann, 2027’den itibaren ülke genelinde yaklaşık 27 bin 500 kişinin finansmanının tamamen kanton ve belediyeler tarafından üstlenilmek zorunda kalacağını tahmin ediyor. Federal yardımların kesilmesiyle birlikte yerel yönetimlere gelecek toplam ek faturanın 300 milyon frankın üzerinde olacağı hesaplanıyor.

Hükümet Son Dakikada „Acil Fren“ Mekanizmasını İnceliyor

Yükselen bu tepkiler üzerine federal hükümet geri adım sinyalleri vermeye başladı. Sosyal Demokrat Partili (SP) Adalet Bakanı Beat Jans (61) liderliğindeki Adalet Departmanı, sosyal yardım sistemindeki bu „vatandaş-mülteci eşitliğini“ bozacak bir düzenleme üzerinde çalışıyor.

Devlet Göç Sekreterliği (SEM) tarafından yapılan açıklamada, kantonların mültecileri iş gücüne entegre ederken destek standartlarını kendilerinin belirleyebilmesi için bir yönetmelik değişikliğinin masada olduğu doğrulandı. Bu hamlenin, hem kantonlarla olan iş birliğini korumak hem de ülkede beş yılı doldurmasına rağmen daha yüksek sosyal yardım alamayan „geçici sığınmacı“ (F kimliği) statüsündeki diğer mültecilerle Ukraynalılar arasında bir eşitsizlik yaratmamak adına planlandığı belirtiliyor.

SVP Statü Değişikliğini Tamamen Engellemek İstiyor

Düzenlemeyi yetersiz bulan sağ popülist İsviçre Halk Partisi (SVP) ise konuyu meclise taşıdı. SVP Ulusal Meclis Üyesi Pascal Schmid (49), „Sosyal yardımdaki bu eşitlik çoktan kaldırılmalıydı. Ancak asıl sorun B tipi oturum iznine otomatik geçiş yapılmasıdır“ diyerek tepki gösterdi. Schmid, B kimliği alan kişilerin daha sonra „insani zorunluluk (Härtefall)“ gerekçesiyle kolayca kalıcı oturum izni alabileceğini, oysa federal hükümetin bu koruma statüsünü en başında „ülkeye geri dönüş odaklı“ olarak ilan ettiğini hatırlattı. SVP, bu statü geçişini tamamen engelleyecek bir yasa önergesi sundu.

Zaman Daralıyor, Bütçeler Belirsiz

Hükümet, kantonlar ve belediyelerden oluşan bir çalışma grubu, S statüsünün geleceğine ilişkin genel stratejiyi hazırlıyor ve raporun 2026 sonbaharında Federal Konseye sunulması bekleniyor. Ancak yerel yönetimler için zaman daralıyor. Mevzuat değişikliklerinin Mart 2027’ye yetişmesinin zor olduğunu belirten Schwyz ve St. Gallen gibi kanton yetkilileri, mevcut hukuki belirsizliğin önümüzdeki yılın bütçe planlamasını imkansız hale getirdiğini ifade ederek acil siyasi karar çağrısında bulunuyor.

Continue Reading

Gündem

„Gelecekte Çocuk Doğuracak Kadın Kalmayacak“

yazar

Published

on

By

İsviçre Sendikalar Birliği Başkanı Maillard: „Göçü Durdurursak Doğum Oranları Çöker, Nüfus Hızla Erir“

SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) 14 Haziran’da halk oylamasına sunacağı “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” (Sürdürülebilirlik Girişimi) referandumu öncesinde, sendikalar cephesinden çok sert bir çıkış geldi. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, 20 Minuten gazetesine verdiği röportajda, göçün sınırlandırılmasının ülkeyi demografik bir felakete sürükleyeceğini savundu.

SENDİKA LİDERİ:

SVP Girişimi: «Siz Hiç ‚Yoğunluk Stresi‘ Yaşamıyor musunuz, Bay Maillard?»

Sendikalar, SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimine karşı en ön safta mücadele ediyor. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, röportajda argümanlarını özellikle demografik verilere dayandırıyor.

Soru: Bay Maillard, ilk anketler SVP’nin “Sürdürülebilirlik Girişimi”ne „Evet“ eğilimi olduğunu gösteriyor. Bu durum, SP (Sosyal Demokrat Parti) lideri Wermuth’un ifade ettiği gibi sizin için de bir „şok“ oldu mu?

Pierre-Yves Maillard: Şöyle söyleyeyim: Geçmişte de göç konusunda defalarca oylama yaptık ve sonuçların her zaman başabaş gittiğini biliyoruz. Önümüzdeki haftalarda yoğun bir tartışma süreci bekliyorum. Bizim tarafın sunduğu somut ve rasyonel argümanların halkı ikna edeceğini umuyorum.

Birçok insan her gün trafikte sıkışıp kalıyor, trende oturacak yer bulamıyor ve kiraları ödemekte zorlanıyor. Tüm bu sorunların kaynağı göç değil mi?

Bu, SVP’nin iddiası. Anayasa’ya yeni bir madde ekleyerek tüm bu gerçek sorunları çözebileceklerine inanıyorlar. Bahsettiğiniz sorunlar göz ardı edilemez ve kesinlikle çözüm gerektirir. Ancak fahiş kiraların daha sıkı denetlenmesi gerekiyor ve SVP buna karşı çıkıyor. Daha fazla uygun fiyatlı konuta ihtiyacımız var, SVP buna da karşı. Yatırım yapmamız gereken altyapı sorunlarımız var, fakat SVP bunun yerine en zenginlerin vergilerini düşürmeyi tercih ediyor.

Ülkede hiç „yoğunluk stresi“ hissettiğiniz anlar olmuyor mu?

Elbette oluyor, ben de sürekli seyahat halindeyim. Ancak şimdiden biliyoruz ki önümüzdeki 25 yıl içinde ülkede bir milyon daha fazla emekli olacak. Eğer önümüzdeki yıllarda nüfusa üst sınır getirirsek, kitlesel olarak emekliliğe ayrılacak bu neslin yeri doldurulamayacak ve çalışan nüfus azalacak. O halde bizim emekli maaşlarımızı kim finanse edecek, yaşlılarımıza kim bakacak? İşte tam da bu nedenden dolayı SVP, emeklilik yaşını 67’ye çıkarmak istiyor.

SVP Başkanı Marcel Dettling, gelecekteki emeklilik sisteminin bir „saadet zinciri“ (kartopu sistemi) olduğunu söylüyor. Nüfusun yaşlanması nedeniyle, yaşlılık ve ölüm sigortasını (AHV) güvence altına almak için sistemin sürekli daha fazla göçmene ihtiyaç duyduğunu savunuyor.

„Babyboomer (nüfus patlaması) kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar.“ — Pierre-Yves Maillard, SGB Başkanı

Demografi ciddi ve uzun vadeli bir bilimdir. Bu alanda deneyler yapamazsınız; gidin bunu tek çocuk politikası uygulayan Çin’in komünist yönetimine sorun. Babyboomer kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar. Eğer şimdi aktif çalışan nüfusu azaltırsak, bu çok büyük bir aptallık olur. Bu büyük jenerasyon hayatını kaybettiğinde, İsviçre nüfusu zaten muhtemelen kendiliğinden azalacaktır.

Son yıllarda İsviçre’ye yılda yaklaşık 80.000 ek nüfus geldi. Bu durum sürdürülebilir mi?

Bunu gidin çiftçi Marcel Dettling’e, restoran işletmecisi Esther Friedli’ye veya iş kadını Magdalena Martullo-Blocher’e sorun; insanları bu ülkeye getirenler tam da onların temsil ettiği sektörler! Çıplak gerçek şu ki, nüfus ekonominin ihtiyaçlarına göre büyür. Eski kota sisteminde bile yüksek oranlarda göç alıyorduk. Bu durum sadece 70’li ve 90’lı yıllardaki resesyon (ekonomik durgunluk) dönemlerinde değişti. Yani daha az göç istiyorsak, ülkede yapay bir ekonomik kriz yaratmamız gerekir.

Ancak şu sıralar işsizlik rakamları yükselişte…

Evet, bu bizi endişelendiren bir durum. Ancak bu endişe, SVP girişiminin talep ettiği gibi bizi en büyük ekonomik ortağımızla (AB) bağları koparma noktasına getirmemeli. 2011 yılından bu yana istihdam artışı, yerleşik nüfus artışından daha yüksek seyretti. %2’lik bir ekonomik büyüme yakaladığımızda, yılda yaklaşık 50.000 yeni istihdam yaratıyoruz. Bu durum iç iş gücü piyasamızın kapasitesini aştığı için şirketler yurt dışından yeni iş gücü istihdam ediyor. Belki gelecekte ekonomik büyüme ve göç konusunda bir frene basılması gerekebilir, ancak bunun için şu an en kötü zaman.

SVP bir sarmal argümanı sunuyor: Yeni gelen göçmenlerin doktorlara, öğretmenlere ve yollara ihtiyacı var; bu da daha fazla göçü tetikliyor. Siz buna katılmıyor musunuz?

Bu ilginç bir argüman; aslında „tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan“ sorusu gibi. SVP, önce göçün geldiğini, ardından ekonominin büyüdüğünü iddia ediyor. Fakat durum tam tersi. İnsanlar güçlü bir ekonomimiz olduğu için burada çalışmak istiyor. Birinin buraya gelebilmesi için öncelikle bir iş pozisyonunun var olması gerekir!

Merkez sağın önemli isimlerinden eyalet milletvekili Heidi Z’graggen gibi isimlerin de artık bu girişimi desteklemesi sizi endişelendiriyor mu?

Hayır, bu onların kendi takdiridir; nihai kararı halk verecektir. Demografi konusunu derinlemesine inceleyen herkes bu girişimi reddedecektir. Doğum oranı korona krizinden bu yana kadın başına 1,3 çocuğun altına düştü. Bu, göç olmaması durumunda yirmi yıl içinde çocuk sahibi olabilecek kadın sayımızın %40 azalacağı anlamına gelir. Uzun vadede bu devasa bir sorundur. Eğer bu süreç böyle devam ederse, SVP’nin uyardığı şeyin tam tersi gerçekleşecek: Nüfusumuz hızla yaşlanıp çökecektir.

Girişimin kabul edilmesi halinde, AB ile yürütülen yeni anlaşma süreçleri açısından sonuçlar sizce ne olur?

Bu durum muhtemelen söz konusu anlaşmaların erkenden sonu olur. Sağ partiler içinde, AB anlaşmalarına açıkça karşı çıkamayan ve şimdi bu 10 milyon girişiminin anlaşmaları durdurmasını umut eden yapıların olmasından endişe ediyorum. Eğer bu yeni anlaşmaları (Bilaterale III) reddedersek, en azından mevcut durumumuzu (statüko) koruruz. Ancak bu girişim, halihazırda sahip olduğumuz ve ekonomimizi ayakta tutan mevcut anlaşmaları da tehlikeye atıyor.

Bazı kesimler, iş ilanlarına daha az kişi başvurduğunda yerli işçilerin ücretlerinin artacağını umuyor. Uzun vadede bu doğru bir mantık değil mi?

Hayır, tam tersi. İşverenler kesinlikle daha fazla sınır ötesi işçi (Grenzgänger) ve daha fazla kısa süreli çalışan istihdam edecektir. Girişimi başlatanlar bunu tamamen „unutmuş“ durumdalar. Ücretler üzerindeki baskı artacaktır; çünkü SVP’nin girişimi aynı zamanda ücret koruma mekanizmalarını da ortadan kaldırmayı hedefliyor. Buna ek olarak, kayıt dışı (kaçak) çalışma da artacaktır. Dolayısıyla bu girişim İsviçre’deki maaşlara kesinlikle yardım etmeyecek, aksine onları daha fazla baskı altına alacaktır.

Eleştirmenler, sendikaların maaş denetimlerinden büyük paralar kazandığı için göçün devam etmesinde çıkarı olduğunu savunuyor. Kendiniz için mi mücadele ediyorsunuz?

Bizim görevimiz işçiler için somut sonuçlar üretmektir. İnşaat işçileri bu yıl yeni Toplu İş Sözleşmesi (GAV) ile ciddi bir maaş artışı elde ettiler. Çok çetin müzakereler yapıldı ve sendikaları sayesinde artık daha yüksek bir alım gücüne sahipler. Ücret koruma denetimlerini işverenlerle ortaklaşa yürütüyoruz; bu tamamen çalışanların çıkarınadır ve yasal olarak bize verilmiş kamusal bir görevdir.

Girişimin kabul edilmesi senaryosunda: Sizce Federal Konsey’in (Hükümet) alması gereken doğru önlemler neler olmalıdır?

Girişimin metni çok net: Nüfus 9,5 milyona ulaştığında, birkaç yıl içinde önlem alınması gerekecek. Aile birleşimi sınırlandırılacak ve bu da kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasının feshedilmesi anlamına gelecek. Bu noktada tartışılacak pek bir şey kalmıyor.

SVP, çözümün sığınmacı sistemine müdahale etmekten geçtiğini söylüyor.

Bu alanda büyük bir hareket alanı olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Sığınmacı akışı, toplam göçün sadece %7’sini oluşturuyor ve İsviçre’nin güçlü bir insani yardım geleneği vardır. İnsanlar zor durumda olduğunda ülkemiz üzerine düşen görevi yapmak zorundadır.

Continue Reading

İsviçre

SVP Başkanı: “İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”

yazar

Published

on

By

SVP Başkanı: “İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”

20 Minuten gazetesine verdiği röportajda Marcel Dettling, İsviçre’de 14 Haziran’da yapılacak “10 milyonluk İsviçre’ye hayır” halk oylamasıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. SVP tarafından hazırlanan girişim, İsviçre nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu geçmemesini hedefliyor.

SVP Başkanı Dettling, özellikle kontrolsüz göçün ülkenin geleceğini tehdit ettiğini savunarak:

“İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”

ifadelerini kullandı.

İsviçre’de son yılların en tartışmalı siyasi konularından biri yine göç ve nüfus artışı oldu. Şimdi ise ülke, 14 Haziran’da yapılacak çok önemli bir referanduma hazırlanıyor. Oylamada, SVP tarafından hazırlanan ve kamuoyunda “10 milyonluk İsviçre’ye hayır” girişimi olarak bilinen öneri halkın önüne gelecek.

Bu girişim, İsviçre nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu geçmemesini hedefliyor. Parti yönetimi, özellikle yoğun göç nedeniyle ülkenin altyapısının, sosyal sisteminin ve yaşam kalitesinin zarar gördüğünü savunuyor.

Röportaj veren SVP Başkanı Marcel Dettling, kampanyanın neden bu kadar önemli olduğunu uzun uzun anlattı.

Referandum tam olarak neyi değiştirmek istiyor?

Bugün İsviçre’nin nüfusu yaklaşık 9 milyon civarında. Son yıllarda özellikle:

  • Avrupa Birliği ülkelerinden gelen çalışanlar,
  • sığınmacılar,
  • Ukrayna savaşı sonrası gelen mülteciler
    nedeniyle nüfus hızlı şekilde arttı.

SVP’ye göre bu artış kontrol edilemez hale geliyor.

Partinin önerisine göre:

  • İsviçre’nin nüfusu 2050’ye kadar 10 milyonu aşmamalı.
  • Eğer bu sınır yaklaşırsa hükümet göçü azaltacak önlemler almak zorunda kalmalı.
  • Özellikle iltica ve serbest dolaşım politikaları sıkılaştırılmalı.

SVP bu öneriyi “Nachhaltigkeitsinitiative” yani “Sürdürülebilirlik Girişimi” olarak adlandırıyor. Parti, nüfus artışının sürdürülebilir olmadığını savunuyor.

SVP neden bu kadar sert konuşuyor?

SVP uzun yıllardır göç karşıtı politikalarıyla tanınıyor. Parti, İsviçre’nin kültürel yapısının değiştiğini düşünüyor.

Dettling röportajda şunu söylüyor:

“İsviçre’nin İsviçre olarak kalmasını istiyoruz.”

Bu cümle aslında kampanyanın ana sloganı haline gelmiş durumda.

Partiye göre kontrolsüz göç:

  • İsviçre’nin geleneksel yapısını değiştiriyor,
  • şehirleri aşırı kalabalıklaştırıyor,
  • kiraları yükseltiyor,
  • trafik sorununu artırıyor,
  • okulları zorluyor,
  • doğayı ve tarım alanlarını yok ediyor.

Küçük köylerde bile değişim hissediliyor

Dettling yalnızca büyük şehirlerin değil küçük köylerin bile değiştiğini söylüyor.

Kendisi Schwyz kantonundaki Oberiberg köyünde yaşıyor. Röportajda:

  • çocukluğundan beri nüfusun üçte bir oranında arttığını,
  • çevredeki bölgelerden baskının geldiğini,
  • artık köylerde bile sığınmacılar için ev ayrıldığını
    anlatıyor.

Ona göre eskiden sakin olan dağ köyleri bile artık göç baskısını hissediyor.

Eğitim sistemiyle ilgili eleştirileri

Röportajın en dikkat çeken bölümlerinden biri okullarla ilgiliydi.

Dettling’in üç çocuğu var:

  • 10 yaşında,
  • 12 yaşında,
  • 14 yaşında.

Hepsi İsviçre’de devlet okuluna gidiyor.

SVP lideri, sınıflarda artık çok farklı ülkelerden öğrencilerin bulunduğunu söylüyor:

  • Türkiye,
  • Sri Lanka,
  • Ukrayna,
  • Suriye gibi ülkelerden gelen çocukları örnek veriyor.

Ona göre:

  • bazı öğrenciler Almanca bilmeden geliyor,
  • öğretmenler zorlanıyor,
  • sınıflarda ek yardımcı personel gerekiyor,
  • eğitim kalitesi düşüyor.

Hatta bazı sınıflarda öğretmenden çok yardımcı personel olduğunu iddia ediyor.

Dettling, bunun sonucunda İsviçreli çocukların:

  • matematikte,
  • yazmada,
  • temel eğitimde
    eskisine göre daha geride kaldığını savunuyor.

Bu görüş İsviçre’de oldukça tartışmalı çünkü eğitim uzmanlarının önemli bir kısmı sorunun yalnızca göç olmadığını düşünüyor.

Asıl hedef: İltica sistemi

Röportajın en sert kısmı sığınmacılar hakkındaydı.

Dettling’e göre hükümet öncelikle iltica sistemini değiştirmeli.

Şu iddialarda bulunuyor:

  • her yıl yaklaşık 30 bin sığınmacı geliyor,
  • bunların büyük kısmı sosyal yardım alıyor,
  • bazıları suç oranlarını artırıyor,
  • konut krizini büyütüyor.

Özellikle İsviçre Adalet Bakanı Beat Jans’ı hedef aldı ve hükümetin yeterince sert davranmadığını söyledi.

SVP’nin temel isteği:

  • daha az sığınmacı kabul edilmesi,
  • sınırların daha sıkı korunması,
  • iltica başvurularının zorlaştırılması.

Ukraynalılar hakkındaki sözleri neden tartışma yarattı?

Dettling’in Ukraynalılar hakkında söyledikleri İsviçre’de büyük tartışma yarattı.

İsviçre, Ukrayna savaşı sonrası çok sayıda Ukraynalıya “S koruma statüsü” verdi. Bu sistem sayesinde insanlar hızlı şekilde ülkeye kabul edildi.

Ancak Dettling:

  • bazı Ukraynalıların İsviçre’de yaşayıp tatil için ülkelerine gidip geldiğini,
  • bu nedenle tüm Ukrayna’nın savaş bölgesi sayılamayacağını
    savundu.

Bern’de Ukrayna plakalı bir turist otobüsü gördüğünü anlatarak bunu örnek gösterdi.

Bu yüzden:

  • koruma statüsünün kaldırılmasını,
  • mümkün olanların geri gönderilmesini
    istiyor.

Muhalifler ise bunun insani olmadığını ve savaşın hâlâ devam ettiğini söylüyor.


Ekonomi tarafı neden endişeli?

İş dünyasının önemli bir kısmı girişime karşı çıkıyor.

Örneğin eski SVP milletvekili ve ünlü iş insanı Peter Spuhler bile girişimi desteklemiyor.

Çünkü İsviçre ekonomisi:

  • yabancı işçilere,
  • mühendis ve sağlık çalışanlarına,
  • teknik uzmanlara,
  • inşaat ve hizmet sektöründeki göçmen emeğine
    çok bağımlı.

Muhalifler diyor ki:

  • göç azalırsa şirketler eleman bulamaz,
  • ekonomi yavaşlar,
  • sağlık sistemi zorlanır,
  • yaşlı nüfusun emeklilik sistemi tehlikeye girer.

Emeklilik sistemi tartışması

İsviçre’de nüfus yaşlanıyor. Daha az çalışan, daha fazla emekli oluşuyor.

Muhaliflere göre göçmen çalışanlar:

  • vergi ödüyor,
  • emeklilik sistemine katkı yapıyor,
  • sistemi ayakta tutuyor.

Ancak Dettling buna karşı çıkıyor.

Ona göre bu bir “kartopu sistemi”:

  • bugün gelen göçmenler de yaşlanacak,
  • onlar için daha fazla göçmen gerekecek,
  • sorun sürekli büyüyecek.

Bu nedenle çözümün sürekli dışarıdan insan getirmek olmadığını söylüyor.

Avrupa Birliği konusu neden önemli?

İsviçre AB üyesi değil ama Avrupa Birliği ile çok yakın ekonomik anlaşmaları var.

Bunların en önemlilerinden biri:
kişilerin serbest dolaşımı.

Bu sistem sayesinde AB vatandaşları İsviçre’de daha kolay çalışabiliyor.

Muhalifler korkuyor ki:

  • bu girişim kabul edilirse,
  • İsviçre ile AB arasındaki ilişkiler bozulabilir,
  • ekonomik anlaşmalar zarar görebilir.

SVP ise:

  • İsviçre’nin kontrolü yeniden eline alması gerektiğini,
  • AB’nin de İsviçre’ye ihtiyacı olduğunu
    savunuyor.

Çiftçiler neden tartışmanın içinde?

Dettling aynı zamanda çiftçi olduğu için tarım konusu da gündeme geldi.

Eleştirilerden biri şu:
“Tarım sektörü yabancı işçiler olmadan nasıl çalışacak?”

Özellikle:

  • mevsimlik işçiler,
  • hasat çalışanları
    çoğunlukla yabancı.

Dettling ise bunların çoğunun kısa süreli geldiğini ve “kalıcı nüfus” sayılmadığını söylüyor.

Ayrıca nüfus artışı nedeniyle tarım arazilerinin betonlaşmasının da büyük sorun olduğunu savunuyor.

Oylama neden tarihi önemde görülüyor?

Bu referandum yalnızca göç meselesi değil.

Aynı zamanda:

  • İsviçre’nin gelecekte nasıl bir ülke olacağı,
  • Avrupa ile ilişkileri,
  • ekonomik büyüme modeli,
  • sosyal sistemin sürdürülebilirliği
    hakkında bir karar olarak görülüyor.

Bu yüzden ülkede çok sert bir siyasi kampanya yürütülüyor.

Şu an anketler yarışın oldukça çekişmeli geçtiğini gösteriyor. Özellikle:

  • kırsal bölgeler,
  • muhafazakâr seçmenler
    girişime daha sıcak bakıyor.

Büyük şehirlerde ve iş dünyasında ise karşı çıkanların daha fazla olduğu belirtiliyor.

Continue Reading
Advertisement

Trendler