Connect with us

İsviçre

İsviçre’nin Dağlık Köylerinde Otomobillerin İlk Korku Dalgası: 1900’lerin Başında ‚Modern‘ Araçlara Karşı Şaşırtıcı Direniş

yazar

Published

on

Araştırma Haber : Cemil Baysal

İsviçre’nin en muhafazakar kantonlarından biridir Graubünden.

Tarihte yenilikler her zaman korku ve direnişle karşılanmıştır. Yeni olan her şey, başlangıçta bir tehdit olarak algılanır; örneğin, internetin ilk günlerinde e-banka sistemleri, modern çağın bir tehdidi olarak görülmüştü. Zamanla bu yeniliklere alıştık ve hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldular. İşte, otomobilin Graubünden’de karşılaştığı ilk direniş de bu klasik patikayı izliyor.

Görünüşe göre, otomobiller sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir tarihsel mücadeleye, bir kültürel çatışmaya ve bir kasaba efsanesine dönüştüler. İsviçre’nin Graubünden Kantonunda, 1900’den 1925’e kadar süren bir otomobil yasağı, sadece bir yerel kısıtlama değil, aynı zamanda bir muhafazakar direnişin ve tarihin derinliklerine gömülü bir serüvenin öyküsüdür.

Otomobilin İlk İzlenimleri: Yıldızların Altında Bir Macera

İsviçre’nin dağlık köy yollarında otomobil kullanmak, 19. yüzyılın sonlarında gerçek bir maceraydı. 1896 yılında Cenevre’deki ulusal sergide tanıtılan ilk otomobiller, hem heyecan verici hem de korkutucu bir yenilik olarak görülüyordu. Araçlar sık sık arıza yapıyor ve mevcut yollar otomobil kullanımına uygun değildi. Graubünden’de ilk otomobil sahibi, Davos’tan Gaudenz Issler’dı. Ancak o dönemde bölgedeki yollar, modern araçların ihtiyaçlarını karşılayacak durumda değildi. Dağlık yollar, otomobilin yükünü kaldıramadı ve Issler, aracı kısa süre içinde geri vermek zorunda kaldı. Otomobillerin dağlık bölgelerdeki zorlukları, bu teknolojinin bölge tarafından benimsenmesini zorlaştırdı.

Yasak ve Sebepleri: Otomobilin Tehdit Algısı

24 Ağustos 1900’de, Graubünden’in Küçük Konseyi, kantondaki tüm yolları otomobil kullanımına kapatan bir yasak getirdi. Evet, doğru okudunuz: tüm yollar! O dönemde, motorlu araçlar hız, gürültü ve egzoz gazlarıyla tehdit olarak görülüyordu. Bu yeni teknoloji, sakin kasabanın huzurunu bozuyor ve yerel halk tarafından tehlike olarak algılanıyordu.

Bu yasak, tabii ki büyük bir direnişle karşılandı. Hükümet, birkaç otomobil sahibinin taleplerini karşılamak için birçok istisna izni vermek zorunda kaldı. 1906 yılında, yasağın bazı bölümlerinin açılmasına yönelik bir yasa tasarısı önerildi. Ancak, 1907’de yapılan referandum, yasakların tamamen devam etmesine karar verdi. Bu, hükümetin her istisnayı titizlikle onaylamasını gerektirdi.

Halk Tepkileri ve Referandumlar: Tarihi Çatışmaların Merkezi

Otomobil karşıtı duruş, Graubünden’de dokuz kantonal ve bir ulusal referanduma yol açtı. Bu, bir otomobil yasağı üzerine dokuz kez oylama yapıldığı anlamına geliyor! Tartışmalar oldukça gerilimliydi: Otomobil destekçileri yasakları “ortaçağ kalıntısı” olarak kınarken, karşıtları “Bündner tembelliği” olarak adlandırdı. Bölge halkı, otomobilin getireceği gürültü ve tozdan bıkmıştı. Tatilciler sessiz bir atmosferi tercih ediyordu ve ünlü fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen bile otomobilin atlara etkisini sorguladı. Röntgen ve diğer ziyaretçiler, huzur içinde, atlı arabalarla dağların arasından geçmek istiyordu.

Birçok turistik bölge de başlangıçta otomobil yasağını destekliyordu. Hamburg, Berlin veya Londra’dan gelen huzur arayan tatilciler, yaz tatillerinde büyük şehir karmaşası, hızla geçen otomobiller, av peşinde koşan sporcular ve toz çıkaran, kötü kokan araçlardan rahatsız oluyorlardı. Bu endişeleri paylaşanlardan biri de Wilhelm Conrad Röntgen (1845-1923) oldu; Röntgen ve eşi, 1893’ten 1913’e kadar düzenli olarak Pontresina’ya tatil yapmaya geliyorlardı.

Altyapı Sorunları ve Ekonomik Yükler: Dağlarda Bir İsyan

Graubünden’in otomobil karşıtı direnişinin bir diğer nedeni, altyapı eksiklikleriydi. Kanton, İsviçre’nin en büyük ve en dağlık bölgesiydi. Yollar, motorlu araçlar için uygun değildi ve otomobillerin getirdiği ek bakım maliyetleri yerel yönetimler için büyük bir yük oluşturdu. Ayrıca, ilk yıllarda yaşanan yüksek kazalar ve ölümler, otomobilin tehdit algısını güçlendirdi.

Sonunda, otomobiller lehine dönülen bu atmosfer, büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı ile ilişkilidir. Atlar kıtlaştığında, kamyonların kullanımı zorunlu hale geldi. Ayrıca, posta otobüslerinin yaygınlaşması da etkili oldu. 1919’da Graubünden’de açılan ilk posta otobüsü hattı, Reichenau ile Flims arasındaki yolculuk süresini iki saat elli dakikadan önemli ölçüde kısalttı. Bu değişiklik, turistik bölgelerin, yasak devam ederse misafir kaybedeceklerini fark etmelerine yol açtı.

Direniş yalnızca Graubünden ile sınırlı değildi. Örneğin, Uri Kanton’u 1901’de Alpler’deki yollarında bir sürüş yasağı getirdi. Gotthard Geçidi, motorlu araçlar için sadece birkaç saatliğine, 1906’da açıldı ve bu sınırlama ancak 1917’de tamamen kaldırıldı. Diğer kantonlarda da Pazar günleri sürüş yasakları uygulanıyordu. Ancak, önemli farklar vardı: Batı İsviçre, özellikle Cenevre, otomobillere karşı daha olumlu bir tutum sergiliyordu. Bunun sebebi, otomobilin erken bir şekilde Fransa’da kabul görmüş olmasıyla ilişkilidir.

Wilhelm Conrad Röntgen, 21 Ağustos 1905’te, otomobillerin yaygınlaşmasının ardından atların hala otomobillerden korkup korkmadığını sormuştu. Çünkü otomobil trafiği o kadar artmıştı ki, güvenilir olmayan atlarla seyahat etmek endişe verici olabilir. Eşi ise, 8 Temmuz 1906’da, kocasının atların otomobillere nasıl tepki verdiğini ve bu araçlarla güvenli bir şekilde seyahat edip edemeyeceklerini öğrenmek istediğini tekrar dile getirdi. Röntgen çifti, 1903’te açılan Albulabahn ile seyahat edebilirdi, ancak özel atlı arabalarını tercih ediyorlardı. Özellikle Wilhelm Conrad Röntgen için, Alpler’de özel bir atlı araba ile seyahat etmek büyük bir doğa zevkiydi. Bu zevk ucuz değildi ve sıradan insanlar, Chur’dan Bellinzona’ya yürüyerek gitmek zorundaydılar.

Pahalı Yol Bakımı

Yurt dışında, İsviçre’nin muhafazakar dağ halkını eleştiren sesler vardı; örneğin, Alman yazar Otto Julius Bierbaum, İsviçre halkının otomobil gördüğündeki „şaşkın bakışlarını“ alaycı bir şekilde yazmıştı. Ancak, Graubünden’in otomobile karşı direnişinin sağlam nedenleri vardı. Graubünden, İsviçre’nin en büyük kantonu olup düşük bir nüfus yoğunluğuna sahipti. Geniş yol ağının bakımı çoğunlukla belediyelerin sorumluluğundaydı. Yollar, genellikle topluca ve ücretsiz olarak inşa edilip bakımı yapılıyordu. İlk otomobil kullanıcıları genellikle zengin turistler ya da yabancılardı. Araçlar, motorlu araçlar için değil, atlı arabalar için yapılmış, sıkıştırılmış çakıl, kum ve taşlardan oluşan ve asfaltlanmamış yollarda seyahat ediyordu. Hızlı motorlu araçlar, toz ve pislikleri havaya savuruyordu. Ayrıca, otomobilin ilk dönemlerinde orantısız bir şekilde çok sayıda ölümcül kaza yaşanıyordu.

Değişim ve Yasağın Kaldırılması: Tarihin Akışında Bir Dönüşüm

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, otomobil kullanımı zorunlu hale geldi ve otomobil kabulü teşvik edildi. 1919’da açılan ilk post otobüs hattı, ulaşım sürelerini kısaltarak otomobilin avantajlarını gösterdi. Sonunda, 21 Haziran 1925’te Graubünden’deki otomobil yasağı tamamen kaldırıldı. Ancak, bu dönüşüm süreci kolay olmadı; federal hükümetin yasalar üzerindeki yetkisi 1921’de alındı ve motorlu araçlar ve bisikletler için federal bir yasa ancak 1932’de yürürlüğe girdi.

Graubünden’in otomobil yasağı, yeniliklerin korkutucu olduğu, eski ile yeni arasındaki çatışmaların nasıl yaşandığını gösteren bir örnektir. Bu uzun süren mücadele, teknolojinin toplumsal kabullenme sürecinin karmaşıklığını ve otomobillerin nasıl bir efsaneye dönüştüğünü gözler önüne serer.

Haberin izinsiz kullanımı yasaktır. Yasal işlem yapılır.

Görseller:

  • 1913, Landstraße’da Bir Otomobil: Bu fotoğraf, otomobilin 20. yüzyılın başında nasıl bir macera sunduğunu ve dağlık bölgelerdeki zorlukları gözler önüne seriyor.
  • 1909, Scuol Tarasp: Bir otomobil, kasabadan çekilerek ilerliyor; bu, otomobil yasağının ciddiyetini ve yerel halkın tepkisini yansıtıyor.

Kaynak: Dominik Landwehr’in desteğiyle Detaylı İncelemesinden

Dominik Landwehr, kültür ve medya bilimleri uzmanıdır ve Zürich’te ikamet etmektedir.

#isviçre #isviçrehaberleri #İsviçreTarihi #OtomobilTarihi #Graubünden #DağYolları #YenilikKorkusu #19YüzyılTeknolojisi #OtomobilMacerası #TarihYolculuğu #ModernTeknoloji #KültürelDönüşüm #TarihKültür #EskiYollar #OtomobilDevrimi #İsviçreTarihi #TeknolojiVeKültür

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Gündem

İsviçre’de Türk Ailenin Aile Birleşimi Başvurusu Mahkemelik Oldu: „Daire Çok Küçük“ Gerekçesiyle Başlayan Süreç Beraatle Sonuçlandı

yazar

Published

on

By

AARAU / İSVİÇRE – ( Aargauer Zeitung) İsviçre’nin Aargau kantonunda yaşayan Türk bir ailenin aile birleşimi başvurusu, yetersiz büyüklükteki konut nedeniyle reddedildi. Ailenin daha sonra daha büyük bir daire için kira sözleşmesi sunmasının ardından süreç olumlu sonuçlansa da, planlanan taşınmanın gerçekleşmemesi bu kez „resmî makamları yanıltma“ şüphesini gündeme getirdi. Savcılığa taşınan dosyada aile hakkında para cezası talep edilirken, Aarau Bölge Mahkemesi davanın sonunda aileyi beraat ettirdi.

İki çocuğunu İsviçre’ye getirmek istediler

Mahkemede adı gizli tutulan ve „S.“ olarak anılan Türk aile, 2021 yılından bu yana Aarau bölgesinde üç çocuklarıyla birlikte üç odalı bir dairede yaşıyor.

Kadının önceki evliliğinden olan ve Türkiye’de yaşayan iki çocuğunu da İsviçre’ye getirmek isteyen aile, 2023 yılında Aargau Göç ve Entegrasyon Dairesi’ne (Migrationsamt – MIKA) aile birleşimi başvurusunda bulundu.

Ancak yapılan incelemede, üç odalı dairenin iki yetişkin ve beş çocuğun birlikte yaşayacağı bir aile için uygun olmadığı tespit edildi.

Göçmenlik Dairesi, mevcut konutun İsviçre Yabancılar ve Entegrasyon Yasası kapsamında aranan „ihtiyaca uygun konut“ şartını karşılamadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetti.

Daha büyük ev için kira sözleşmesi sundular

Ret kararının ardından aile çözüm arayışına girdi.

Aynı binada yaşayan emekli bir çiftle daire değişimi konusunda anlaşmaya varıldı. Taraflar, aileye dört odalı dairenin devredilmesini öngören kira sözleşmesini imzaladı.

Bu sözleşmenin Göçmenlik Dairesi’ne sunulmasının ardından yetkililer aile birleşimi başvurusunu onayladı ve Türkiye’deki iki çocuk için gerekli izinler verildi.

Taşınma gerçekleşmeyince şüphe başladı

Ancak olaylar tam bu noktada farklı bir boyut kazandı.

Planlanan taşınma günü geldiğinde aile yeni eve geçmedi.

Durumu fark eden bina yönetimi ve ev sahibi, Göçmenlik Dairesi’ne bilgi vererek taşınmanın hiç başlamadığını bildirdi.

Yetkililerin aktardığına göre;

  • Evde taşınma kolileri bulunmuyordu.
  • Dolaplar sökülmemişti.
  • Taşınmaya yönelik herhangi bir hazırlık yapılmamıştı.

Bu gelişmeler üzerine Göçmenlik Dairesi, ailenin yalnızca daha büyük bir eve taşınacakmış gibi kira sözleşmesi düzenleyerek aile birleşimi iznini aldığı şüphesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.

İsviçre’de bu tür ret kararları oldukça nadir

Aargau Göç ve Entegrasyon Dairesi, mahkemeye sunduğu değerlendirmede aile birleşiminde „uygun konut“ şartının federal yasadan kaynaklandığını belirtti.

Kanton uygulamasına göre bir konutun yeterli sayılması için dairede yaşayacak kişi sayısının, oda sayısını en fazla bir kişi aşması gerekiyor.

Örneğin;

  • 6 kişilik aile için en az 5 odalı,
  • 5 kişilik aile için en az 4 odalı,
  • 4 kişilik aile için ise en az 3 odalı konut uygun kabul ediliyor.

Yetkililer ayrıca, yalnızca konut yetersizliği nedeniyle aile birleşimi başvurularının reddedilmesinin son derece istisnai olduğunu, çünkü başvuru sahiplerinin çoğunun süreç içerisinde daha büyük bir eve taşındığını ifade etti.

Savcılık para cezası istedi

Mahkemede savcılık, ebeveynlerin resmî makamları yanıltarak aile birleşimi izni aldığı iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Dosyada;

  • Baba hakkında günlük 70 İsviçre Frangı üzerinden 120 günlük para cezası,
  • Anne hakkında ise günlük 40 Frank üzerinden 120 günlük para cezası,

talep edilirken, her iki ebeveyn için ayrıca birkaç bin Frank idari para cezası istendi.

„Biz kimseyi kandırmadık“

Mahkemede ifade veren aile ise suçlamaları kesin bir dille reddetti.

Babaya göre taşınmanın gerçekleşmemesinin nedeni tamamen emekli çiftin son anda karar değiştirmesiydi.

İlk olarak Ekim 2025 için planlanan taşınma, tarafların tatil programları nedeniyle Kasım ayına ertelendi.

Daha sonra emekli kadının hastalanması üzerine aileden on günlük ek süre istendi.

Türk aile bu talebi kabul etti.

Hafta sonu emekli çift taşınmaya hazır olduklarını bildirse de, pazartesi sabahı binaya gelen ev sahibi yalnızca emekli çiftin eşyalarını topladığını gördü.

Türk ailenin ise henüz hazırlığa başlamamış olması şüpheleri artırdı.

Mahkeme Başkanı’nın „Neden hiç taşınma kolisi hazırlamadınız?“ sorusuna baba şu yanıtı verdi:

„Hafta sonunda komşuları rahatsız edecek gürültü yapmak istemedim.“

Avukatın tavsiyesi süreci daha da karmaşık hale getirdi

Dava dosyasına göre emekli çift daha sonra daire değişiminden tamamen vazgeçti.

Türk aile bunun üzerine Türkçe konuşan avukatına danıştı.

Avukatın, çocukların yine de İsviçre’ye getirilmesini tavsiye ettiği belirtildi.

Ancak aile, daha büyük konut şartının aile birleşimi kararının temel gerekçelerinden biri olduğunu yeterince kavrayamadı.

Göçmenlik Dairesi ise gerçekleşmeyen taşınmayı, baştan beri planlanmış bir aldatma girişimi olarak değerlendirdi.

İşini de kaybetti

Mahkeme sürecinde ailenin ekonomik durumu da kötüleşti.

Baba, inşaat sektöründeki geçici işini kaybetti.

Anne ise yalnızca çağrıldıkça temizlik işlerine gidebildiğini anlattı.

Mahkemede konuşan baba, ekonomik sıkıntılar nedeniyle yeni ev bulamadıklarını belirterek şunları söyledi:

„Bu şartlarda bize kimse ev vermiyor.“

Aile, yaşanan gelişmelerin ardından Türkiye’den getirilen iki çocuğu yeniden büyükannelerinin yanına göndermek zorunda kaldıklarını da mahkemeye bildirdi.

Anne gözyaşlarına boğuldu

Duruşmanın sonunda mahkeme başkanı son sözü anneye verdi.

Konuşurken gözyaşlarını tutamayan anne şu ifadeleri kullandı:

„Ben sadece bir anne olarak çocuklarımla birlikte İsviçre’de yaşamak istedim. Buradaki yasaları bilmiyorum. Sadece avukatımızın söylediklerini yaptım.“

Mahkeme salonunda duygusal anlar yaşandı.

Mahkemeden beraat kararı

Aarau Bölge Mahkemesi, dosyadaki delilleri değerlendirdikten sonra ailenin resmî makamları aldatma kastıyla hareket ettiğinin ispatlanamadığına hükmetti.

Kararda;

  • Ailenin gerçekten imzalanmış geçerli bir kira sözleşmesine sahip olduğu,
  • Dosyada emekli çiftin daha sonra taşınmaktan vazgeçtiğine ilişkin kayıtların bulunduğu,
  • Yaşananların planlı bir dolandırıcılık değil, karmaşık ve başarısız bir taşınma süreci olduğu

vurgulandı.

Bu gerekçelerle mahkeme, Türk aileyi „yetkilileri aldatma“ suçlamasından beraat ettirdi.

Karar ne anlama geliyor?

Karar, aile birleşimi başvurularında yalnızca sonucun değil, başvuru sahibinin gerçek niyetinin de hukuken büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor.

Mahkeme, taşınmanın gerçekleşmemesinin tek başına aldatma suçunun oluşması için yeterli olmadığına dikkat çekerken, kasıt unsurunun somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurguladı.

Uzmanlara göre karar, İsviçre’de aile birleşimi başvurularında „uygun konut“ şartının önemini korurken, idarenin aldatma iddialarını ortaya koyabilmesi için güçlü delillere ihtiyaç duyduğunu da gösteren dikkat çekici bir emsal niteliği taşıyor.

Continue Reading

Gündem

Bern’deKadınlara Özel Çıplaklar Plajında Polis Müdahalesi Tartışma Yarattı: Belediye Kararı Hatalı Buldu

yazar

Published

on

By

İsviçre’nin Bern kentindeki Marzilibad yüzme tesisinde bulunan ve yalnızca kadınların kullanabildiği “Paradiesli” isimli FKK (çıplak güneşlenme) alanında yaşanan olay, ülke genelinde geniş yankı uyandırdı.

Pazar günü yaşanan olayda, kadın bölümünde bulunan trans bir kadın hakkında bazı kadın ziyaretçiler tesis yönetimine şikâyette bulundu. Şikâyetlerin ardından tesis görevlileri trans kadından alanı terk etmesini istedi. Ancak talebin reddedilmesi üzerine olay yerine polis çağrıldı.

Polisin müdahalesi sırasında çevrede bulunan bazı kişiler trans kadına destek verirken kısa süreli arbede yaşandı. Bern Kanton Polisi, müdahale sırasında bir kadın polis memurunun hafif yaralandığını açıkladı. Trans kadın ise polis merkezine götürüldükten sonra işlemlerinin tamamlanmasının ardından serbest bırakıldı.

Belediye: “Alanı Kullanma Hakkı Vardı”

Olayın ardından Bern Belediyesi dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Belediye, polis çağrılması kararının yanlış bir değerlendirme sonucu alındığını belirterek yaşananlardan üzüntü duyduklarını açıkladı.

Açıklamada ayrıca, söz konusu trans kadının mevcut kurallara göre kadınlara ayrılan FKK alanını kullanma hakkına sahip olduğu vurgulandı. Belediyeye göre kadın olarak yaşayan ve resmî kayıtlarda cinsiyeti kadın olarak yer alan kişiler, Paradiesli bölümünden yararlanabiliyor. Olaydaki kişinin de bu şartları karşıladığı belirtildi.

Polis Müdahalesi Tartışma Yarattı

Olaya tanıklık eden kişiler, polis müdahalesinin sert olduğunu öne sürerken, trans birey haklarını savunan kuruluşlar yaşananları eleştirdi.

İsviçre’deki Transgender Network Switzerland (TGNS), Pink Cross ve Lesbenorganisation Schweiz (LOS) ortak açıklama yaparak, yüzme tesislerinde görevli personel ile polis ekiplerine trans bireylerin hakları konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğini savundu.

Yaşanan olayın ardından Bern şehir merkezinde izinsiz bir protesto gösterisi düzenlenirken, olay İsviçre’de kadınlara özel alanlar ile trans bireylerin kamusal alanlara erişim hakları konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
#bern#fkk#trans#lgbt#isviçre

Continue Reading

İsviçre

İklim Uzmanından Çarpıcı Uyarı: „Bu sicakliklar daha başlangıç“

yazar

Published

on

By

İsviçre’de son günlerde etkili olan rekor sıcaklıklar, iklim değişikliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Çevre filozofu ve iklim uzmanı Dominique Bourg, mevcut küresel ısınma eğiliminin devam etmesi halinde önümüzdeki 20 yıl içinde Cenevre’de 50 dereceye ulaşan sıcaklıkların görülebileceği uyarısında bulundu.

İsviçre devlet televizyonu RTS’ye konuşan Bourg, son günlerde ölçülen 39 derecelik sıcaklıkların gelecekte yaşanabilecek daha büyük iklim krizlerinin yalnızca başlangıcı olduğunu söyledi.

„Henüz Yolun Başındayız“

Uzman Bourg’a göre bugün yaşanan aşırı sıcaklar, iklim değişikliğinin ilk ciddi sinyalleri. İnsanlığın henüz sürecin başında olduğunu belirten Bourg, küresel ısınmanın etkilerinin önümüzdeki yıllarda çok daha ağır hissedileceğini ifade etti.

„Cenevre’de 20 yıl içinde 50 dereceye ulaşan sıcaklıklar artık ihtimal dışı değil.“ diyen Bourg, bunun günlük hava tahmini değil, mevcut iklim değişikliği hızının devam etmesi halinde ortaya çıkabilecek bilimsel bir senaryo olduğunun altını çizdi.

İsviçre Dünya Ortalamasından İki Kat Daha Hızlı Isınıyor

İsviçre Bilimler Akademisi’nin verilerine göre ülke, küresel ortalamaya kıyasla yaklaşık iki kat daha hızlı ısınıyor.

Bu durum sadece insan sağlığını değil, doğayı da ciddi şekilde etkiliyor. Bourg, özellikle 40-45 dereceyi bulan sıcaklıklarda bitki örtüsünün zarar gördüğünü, kuşların ise aşırı sıcak nedeniyle öldüğünü veya ciddi şekilde etkilendiğini söyledi.

En Büyük Tehlike Geceleri Bitmeyen Sıcaklık

Uzmanlara göre asıl risk yalnızca gündüz sıcaklıkları değil.

Bourg, gelecekte şehirlerde 60 gün boyunca gündüz sıcaklığının 35 dereceyi aştığı, gece ise sıcaklığın 25-27 derecenin altına inmediği dönemlerin yaşanabileceğini belirtiyor.

Gece boyunca serinleyemeyen insan vücudu dinlenemiyor. Bu durum özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalar ve kalp-damar rahatsızlığı bulunan kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Uzmanlar, bu seviyedeki sıcaklıkların insan vücudunun fizyolojik sınırlarını zorlayabileceğine dikkat çekiyor.

Şehirler Yeniden Tasarlanmalı

Dominique Bourg, betonlaşmanın yoğun olduğu şehirlerin aşırı sıcaklardan en fazla etkilenen bölgeler olduğunu belirterek, kentlerin iklim değişikliğine uyum sağlayacak şekilde yeniden planlanması gerektiğini söyledi.

Yeşil alanların artırılması, gölgelik bölgelerin oluşturulması, su kaynaklarının korunması ve şehirlerin serinletici çözümlerle yeniden tasarlanmasının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.

„Sorumluluk Siyaset ve Ekonomi Dünyasında“

İklim krizinin bugünkü noktaya gelmesinde en büyük sorumluluğun siyasi karar vericiler ile ekonomik güç merkezlerinde olduğunu ifade eden Bourg, bilim insanlarının küresel ısınma konusunda onlarca yıl önce uyarılarda bulunduğunu ancak yeterli önlemlerin alınmadığını söyledi.

Gençlere Çağrı

Gençlere de seslenen Bourg, iklim değişikliği karşısında umutsuzluğa kapılmak yerine harekete geçilmesi gerektiğini belirtti.

„Endişeyi eyleme dönüştürmeliyiz. Dünyayı daha yaşanabilir ve daha akılcı bir yer haline getirmek için hep birlikte sorumluluk almalıyız.“ ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, son yıllarda İsviçre’de art arda kırılan sıcaklık rekorlarının iklim değişikliğinin etkilerini açık şekilde ortaya koyduğunu belirterek, önümüzdeki yıllarda aşırı sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süre etkili olabileceği uyarısında bulunuyor.

Continue Reading

Trendler