Connect with us

İsviçre

İsviçre’de Türkiye’den Gelen Sığınma Başvurularında Azalma: Sığınma Taleplerinde Kötüye

yazar

Published

on

İsviçre, Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir düşüş yaşadığını bildiriyor. Son dönemde yapılan değerlendirmeler, başvuruların büyük bir kısmının sahte veya yasal olmayan belgelerle desteklendiği şüphesini artırdı. Özellikle sahte adli belgeler ve yanlış beyanlar, bu sorunun temel nedenleri arasında öne çıkıyor.

Başvuruların Üçte Birinden Azı Onaylanıyor

Türkiye, İsviçre’de en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda. Ancak, Türkiye’den yapılan başvuruların yalnızca yaklaşık üçte biri kabul ediliyor. İsviçre Federal Yönetimi, Türkiye’den gelen başvuruların artan bir şekilde kötüye kullanıldığını belirtiyor.

Sahte Belgeler ve Yanlış Beyanlar

İsviçre’de Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir artış ve şüpheli durumlar ortaya çıkmış durumda. Birçok başvurunun ardında benzer bir desen göze çarpıyor: Türkiye’den gelen sığınmacılar, genellikle sosyal medya üzerinden hükümet karşıtı paylaşımlarda bulunarak dikkat çekiyor.

Sığınma Başvurularında Kötüye Kullanım: Türkiye’den Gelen Taleplerde Artan Şüpheler

Son dönemde, Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında benzer bir kötüye kullanım örneği sıkça karşılaşılıyor. Bu vakalarda, genellikle başvurunun reddedilmesinin ardından, başvurucunun sosyal medyada tartışmalı içerikler paylaştığı öne sürülüyor. Örneğin, Türkiye’den gelen bir Kürt sığınmacının olumsuz sonuçlanan sığınma başvurusunda, İsviçre’de Facebook üzerinden Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Adolf Hitler ile benzetip IŞİD militanlarıyla şiddet içeren görüntüler paylaşan içerikler paylaştığı iddia edildi. Bu durum, Türk yetkililerin terör örgütü propagandası suçlamasıyla soruşturma başlatmasına neden oldu. Bu durum tam da sığınmacının istediği durum . İsviçre yetkilileri, sığınmacının bu paylaşımlarını Türk yetkililere kasıtlı olarak gösterdiğini daha doğrusu bildirdiğini ve bu paylaşımların kişinin kimliğini belirlemenin kolay olduğunu vurguladı.

Bu tür vakalar, İsviçre yetkililerinin şüphelerini artırdı. Örneğin, geçtiğimiz Eylül ayında alınan bir BVG (Federal İdare Mahkemesi) kararında, başvurucunun Türkiye’nin bu aktiviteleri tespit etmesini açıkça amaçladığı, ayrıca Facebook hesabında Türkiye’deki eski adresini paylaşarak kolayca bulunabilir tanımlanabilir olduğunu, bulunmasını kolaulaştırdığı gösterdiği belirtildi.

Sahte Belgeler ve Kötüye Kullanım

Mahkeme, son birkaç ayda Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında benzer şekilde olumsuz kararlar verdi. Ayrıca, şüpheli bir şekilde, bazı sığınmacılar tarafından kullanılan belgelerin sahte veya tahrif edilmiş olduğu iddiaları güçleniyor. Şlepper (kaçakçılık) çeteleri tarafından sahte ya da gerçek adli belgelerin düzenlendiği yönündeki bilgiler, bu durumun daha da karmaşıklaştığını gösteriyor. NZZ’nin aktardığına göre, bir sığınmacının başvuru süreci sırasında gerekli belgeleri sunamaması, yetkililerin bu belgelerin hazırlanmasında gecikmeler yaşandığını belirtti. CH Media’nın son dönemdeki raporları, bu tür durumların yaygınlaştığını ve sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili bir pazarın oluştuğunu ortaya koydu.

Sonuç olarak, İsviçre yetkilileri sığınma başvurularını daha dikkatli bir şekilde incelemeye devam ediyor ve sahtecilik vakalarına karşı mücadele ediyor. Ancak, artan sahte belgeler ve kötüye kullanım vakaları, bu sürecin karmaşıklığını artırmakta ve yetkililerin iş yükünü ağırlaştırmaktadır.

Maddi Karşılıkla İhbar

Olayda dikkati çeken bir diğer nokta ise, Türk yetkililerin soruşturma başlatmasının bir Türk avukatın suç duyurusunda bulunmasıyla gerçekleşmiş olması. Bu avukat, daha önce İsviçre’de sığınma başvurusu yapan çeşitli kişileri Türk yetkililere ihbar etmiş. Yani başvurucuların Türk yetkililerle sorunu var süsü vermek için anlaşmalı ihbar. Bu durum, avukatın profesyonel olarak sığınma başvurularını denetleyip karşılığında maddi kazanç sağladığı şüphesini doğurdu. Federal İdare Mahkemesi, bu türden soruşturmaların, normalde başlatılmayacak durumda olan işlemleri tetiklediğini belirtti.

Özellikle dikkat çeken bir olayda, Türk bir avukatın, İsviçre’deki sığınma süreçlerinde bulunan kişileri Türk yetkililere bildirerek maddi kazanç sağladığı tespit edildi. Bu durum, sığınma başvurularının kötüye kullanıldığına ve bu başvuruların çoğunlukla sahte belgelerle desteklendiğine dair ciddi endişelere yol açtı. Mahkeme, avukatın bu şekilde faaliyet gösterdiğine dair güçlü bir şüphe olduğunu ve bunun sonucunda bazı soruşturmaların başlatıldığını belirtti.

İsviçre yetkilileri, bu tür kötüye kullanım vakalarının artması nedeniyle, sığınma başvurularını daha titiz bir şekilde incelemeye devam ediyor. Sahte belgeler ve yanlış beyanlar, başvuruların güvenilirliğini zedeleyerek, bu süreçlerin karmaşıklığını artırıyor. Yetkililer sahte belgeleri bir şekilde denetleyebiliyor, ancak profesyonelce hazırlanmış senaryolar ve hikayelerle kişinin gerçekten Türkiye’de sorunu olup olmadığını bazen tespit etmeleri zorlaşıyor.

Sahte Belgeler ve Güvenlik Açıkları

İsviçre Federal İdare Mahkemesi, son dönemde Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında artan sahtecilik ve şüpheli faaliyetlere dair önemli bir durumu gündeme getirdi. Mahkeme, geçtiğimiz aylarda çeşitli durumlarda, başvuruların büyük kısmının sahte belgelerle desteklendiğini ve bu durumun yasal süreçleri nasıl etkilediğini vurguladı.

Bir başka çarpıcı örnek, bir Türk sığınmacının başvurusu sırasında yaşandı. Söz konusu kişi, başvuru süreci için gerekli belgeleri sunamadı çünkü belgeler henüz hazırlanıyordu. Bu durum, sığınma sürecinde belgelerin otantik olup olmadığını değerlendiren yetkililer için ek bir zorluk oluşturdu. İsviçre’deki yetkililer, bu tür olayların artış gösterdiğini ve sahtecilik şüphesiyle daha fazla vakaya rastlandığını ifade ediyor.

Söz konusu sahte belgelerle ilgili olarak, İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM) 2021 yılından itibaren artan bir şekilde sahte adli belgeler tespit ettiğini belirtti. SEM sözcüsü Reto Kormann, bu belgelerin genellikle uzmanlar tarafından kolayca tespit edilebildiğini, ancak gerçek belgelerin kötüye kullanımını tespit etmenin daha zor olduğunu ifade etti.

Ek olarak, bazı gazeteler, son zamanlarda sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili düzenli bir pazar oluştuğunu ve bu tür işlemlerin yaygınlaştığını rapor etti. Bu durum, İsviçre’deki sığınma süreçlerinin daha dikkatli bir şekilde incelenmesini ve sahtecilik vakalarının önlenmesini zorunlu kılmakta.

Sahte belgeler ve kötüye kullanım, sığınma başvurularında yeni bir fenomen değil. Farklı ülkelerden gelen başvurularda da benzer durumlar yaşanabiliyor. İsviçre, bu tür başvuruları reddediyor ve ilgili kişileri ülkeye kabul etmiyor. Türkiye ile geri kabul anlaşması olmamasına rağmen, zorunlu geri gönderme işlemleri polis eşliğinde gerçekleştiriliyor.

Türk Başvurularındaki Düşüş

İsviçre’de Türk Sığınma Başvurularında Değişim ve Artan Kısıtlamalar

İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM), Türk sığınma başvurularının yıllar içinde önemli bir değişim geçirdiğini bildirdi. SEM sözcüsü Reto Kormann, özellikle 2019’dan bu yana Gülen Hareketi’ne bağlı kişilerin başvurularında belirgin bir azalma yaşandığını belirtti. SEM, Türk sığınmacılar için uygulama prosedürlerini sürekli olarak güncellediğini vurguladı.

Türkiye’den İsviçre’ye Sığınma Başvurularında Ekonomik Nedenler ve İnsan Hakları Durumu

Son yıllarda Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında, ekonomik nedenlerle ülkesinden kaçan kişilerin sayısının arttığı gözlemleniyor. Türkiye’deki yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, birçok kişinin daha iyi yaşam koşulları arayışında yurtdışına çıkmasını teşvik etmiş durumda. İsviçre’de büyük bir Türkiye Kökenlilerin diasporasının bulunması da, Türkiye’den gelen sığınmacılar için önemli bir çekim merkezi oluşturduğu belirtiliyor.

Ancak, İsviçre yetkilileri, Türkiye’den gelen her sığınma başvurusunu titizlikle inceliyor. Türkiye’deki insan hakları durumu, 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra ciddi şekilde kötüleştiği bildirilen haberde, “Bu dönemde, özellikle hükümete karşı eleştirisel tutumlar ve muhalefet, baskılara ve insan hakları ihlallerine yol açtı. Bu bağlamda, Türkiye’den gelen sığınmacılar, yalnızca ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda insan hakları ihlalleri ve siyasi baskılar nedeniyle de başvuruda bulunabiliyor.“ ifadelerine yer verildi.

İsviçre’deki yetkililer, bu başvuruları değerlendirirken, başvurucunun insan hakları durumunu ve Türkiye’deki genel siyasi atmosferi göz önünde bulundurarak karar vermekte. Her bir başvurunun ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması, hem sığınmacıların gerçek durumlarının anlaşılması hem de kötüye kullanımların önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.

Türkiye’den ekonomik nedenlerle kaçan kişilerin sayısının arttığına dikkat çekilse de, Türkiye’deki yüksek enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki artışın bu durumu etkilediği ifade ediliyor. İsviçre’de büyük bir Türk diasporasının bulunması da bu durumu etkileyen faktörler arasında yer alıyor denilmekte. Bununla birlikte, İsviçre yetkilileri, her sığınma başvurusunu ayrıntılı olarak incelemeye devam ediyor. 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’de insan hakları durumunun ciddi şekilde kötüleştiği belirtiliyor.

NZZ haberinde geçen ifadelerde, “İsviçreli Mülteci Yardım Derneği (SFH), bir ülkede tehlikede olan kişileri belirlerken, Türkiye’de Terör Örgütü olarak kabul edilen Gülen Hareketi’ne ve yasaklı PKK’ya bağlantısı olanlar, Kürt siyasetçiler veya muhalif medya mensuplarının yanı sıra hükümet karşıtı sosyal medya paylaşımlarında bulunanları da kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor.“ ifaleriyle anlatıldı.

Ancak, son yıllarda Türkiye’den gelen sığınmacıların yasadışı yollarla veya sahte adli belgelerle koruma talep edip etmedikleri hala belirsizliğini koruyor. SEM, yalnızca bu tür kötüye kullanımlarla ilgili somut bulgular elde ettiğinde, sığınma hakkının iptali için işlem başlatıyor.

Başvurulardaki bu kısıtlayıcı yaklaşım, yeni başvuru sayılarına da yansıyor. Türkiye, hâlâ İsviçre’deki en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda olsa da, geçen yılın Kasım ayından itibaren başvuruların sayısında belirgin bir düşüş gözlemlendi. Başvurular şu anda aylık ortalama 300 civarında sabitlenmiş durumda ve bahar döneminde bile artış yaşanmamış olması dikkat çekici.

İsviçreSığınmaBaşvuruları #SahteBelgeler #SığınmaKötüyeKullanımı #TürkSığınmaBaşvuruları #GüvenlikSorunları #İsviçreGöçmenlik #SahteBeyanlar #BaşvurularınAzalması #TürkSığınmacılar #SığınmaBaşvurusu #BelgelerinDoğruluğu #İsviçreFederalİdare #SığınmaBaşvurularındaDüşüş #GülenHareketiBaşvuruları #EkonomikNedenler #isviçre #isviçresığınmatalebi #isviçreilticabaşvurusu #isviçrehaberleri #haber #haberler #sondakika asyl


Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Gündem

İsviçre Federal Polisinde Köstebek Skandalı: Uluslararası Büyük Para Aklama Ağı Çökertildi

yazar

Published

on

By

İsviçre Federal Polisi (Fedpol) ve Federal Savcılık, organize suç örgütlerine yönelik uluslararası çapta büyük bir operasyona imza attı. Operasyon kapsamında, suç örgütlerine para karşılığı gizli bilgi sızdırdığı belirlenen bir Fedpol çalışanının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi tutuklandı. Soruşturmanın merkezinde ise İsviçre merkezli küresel bir para transfer şirketi yer alıyor.

Koordineli Baskınlar ve Fedpol’de „Köstebek“ Yakalanması

CH Media kaynaklı Christian Mensch imzalı habere göre; 28 Nisan Salı günü, İsviçre’nin birçok kantonunda ve komşu ülkelerde koordineli büyük bir polis operasyonu gerçekleştirildi. Basel sokaklarında bir zanlı, emniyet güçlerince silah doğrultularak aracından indirilip gözaltına alınırken; Basel Bankenplatz civarında konuşlanan polis ekipleri, eş zamanlı olarak çok sayıda adrese baskın düzenleyerek ev aramaları gerçekleştirdi.

Aynı gün Fedpol ve Federal Savcılık, organize suçla mücadele kapsamında altı kişinin tutuklandığını duyurdu. Tutuklananlar arasında en dikkat çeken isim ise Fedpol’ün güvenlik biriminde görev yapan bir personel oldu. Bu çalışanın, gizli ve hassas soruşturma bilgilerini maddi menfaat karşılığında suç örgütlerine sızdırdığı (köstebeklik yaptığı) iddia ediliyor.

Tages-Anzeiger ve SRF tarafından yapılan medya araştırmalarına göre, açığa alınan bu şahsın daha önce Basel kanton polisinde görev yaptığı, operasyon kapsamında eşinin de gözaltına alındığı öğrenildi. Basel milis ortamında, emniyet içerisindeki istihbarat ve soruşturma bilgilerinin adeta bir „abonelik sistemi“ gibi farklı süre ve tarifelerle suç şebekelerine sunulduğu konuşuluyor.

Para Transfer Şirketi ve Milyonlarca Franklık Kara Para

İlk etapta basına „uyuşturucu mafyasına yönelik bir operasyon“ olarak yansıyan baskınların arka planında, çok daha büyük bir kara para aklama (Geldwäscherei) şebekesi olduğu ortaya çıktı. Soruşturma dosyasındaki arama emirlerine ve iki bağımsız kaynağa göre, operasyonun asıl hedefi İsviçre merkezli faaliyet gösteren küresel bir para transfer şirketi.

Zürih başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, sistemli bir şekilde siber dolandırıcılık, aşk dolandırıcılığı (Romance Scam) ve uyuşturucu ticaretinden elde edilen milyonlarca franklık suç gelirinin bu şirket üzerinden yurt dışına transfer edildiği belirtildi. 28 Nisan günü Zürih merkezli yürütülen paralel baskınlarda, aralarında dokuzunun bir Nijerya kardeşlik örgütüne (bruderschaft) üye olduğu belirtilen ve siber dolandırıcılıkla suçlanan şahısların da bulunduğu toplam 15 kişi yakalandı. Başsavcılık ve Fedpol, soruşturma güvenliği gerekçesiyle bu üç operasyon arasındaki bağlantıyı henüz resmen doğrulamadı veya yalanlamadı.

Şirketin Yapısı ve Türkiye Bağlantısı

Elimizdeki belgeler para aklama ağının arka planını net bir şekilde ortaya koyuyor. Söz konusu şebekenin ana merkezi Zürih’te bulunsa da, şirketin en aktif ve önemli İsviçre şubelerinin Cenevre’de Rue de Berne ve Basel’de Clarastrasse üzerinde yer aldığı belirlendi.

  • Basel Yönetimi ve Türkiye Detayı: Şirketin resmi ticaret siciline kayıtlı yönetim kurulu başkanı H.K.’nin Basel’de yaşadığı ve Türkiye doğumlu olduğu tespit edildi. H.K.’nin geçmişte diskotek işletmeciliği, ithalat-ihracat ve gayrimenkul danışmanlığı gibi alanlarda faaliyet gösterdiği biliniyor.
  • Merkezi Figür Rus Asıllı Hukukçu: Şebekenin arkasındaki asıl beyin ve yönetici figürün ise Macaristan’da yaşayan, yeni belgelere göre Romanya vatandaşlığına geçmiş Rus asıllı hukukçu S.S. olduğu iddia ediliyor. Parayı en zorlu kriz ve ambargo koşullarında (zorlu konstellasyonlarda) bile transfer etmesiyle tanınan eğitimli hukukçu S.S., 2015 yılında Rus işgali altındaki Ukrayna bölgesi Donetsk’te Lübnan menşeili bir bankanın temsilcisi olarak yaptırımları delmiş, para transferi organize ettiği için Ukrayna devletinin kara listesine girmişti. 2022 yılında Moskova Bölge Mahkemesi’ndeki bir borç davasıyla da adı geçen S.S., İsviçre’de 2020 yılından bu yana aktif. Zürih’te satın aldığı bir döviz bürosunun adını değiştirerek küresel bir ağ kuran S.S.’nin, İsveç ve Güney Amerika ortaklı bağlantılarının yanı sıra Dubai’den operasyon yürüten Hindistan kökenli bir ortak üzerinden Brezilya ve Senegal’de de uzantıları bulunuyor. Ticaret sicili kayıtlarına göre S.S., geçtiğimiz Kasım ayında yönetim kurulundan ayrılmış olsa da şirket halen kendisine ait görünüyor.

Yunanistan Lisansını İptal Etti, İsviçre İzledi

Adında „Swiss“ ibaresini taşıyan şirketin Yunanistan üzerinden Almanya’ya uzanan yapılanması, geçtiğimiz Şubat ayında Yunan denetim makamlarının dikkatini çekti. Yunan makamları, „kara paranın aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi“ mevzuatına yönelik ağır ihlaller tespit ederek şirketin ülkedeki lisansını iptal etti.

Buna karşın, İsviçre’deki finansal özdenetim kuruluşu Polyreg, yöneltilen soru üzerine şirketin İsviçre’deki üyeliğinin ve lisansının halen geçerli olduğunu ve herhangi bir sakınca taşımadıklarını onayladı.

Mevcut Durum: Gözaltına alınan tüm şüpheliler için masumiyet karinesi geçerliliğini korurken, Fedpol çalışanı görevden uzaklaştırıldı. Soruşturmanın odağındaki para transfer şirketinin Basel’deki şubesi ise kapılarını kapatmadı ve faaliyetlerine halen devam ediyor.

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de „10 Milyon İnisiyatifi“ Tartışması: Federal Aile Birleşimi Verilerinde Türkiye İkinci Sırada

yazar

Published

on

By

İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından sunulan ve ülke nüfusunun 2050 yılından önce 10 milyona ulaşmasını engellemeyi amaçlayan „10 Milyon İnisiyatifi“ (10-Millionen-Initiative), federal siyasetteki göç ve nüfus tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İnisiyatif kapsamında, nüfusun 2050 yılından önce 9,5 milyona ulaşması halinde federal hükümetin acil önlemler alması ve bir „nüfus freni“ mekanizmasını devreye sokması istenirken, kısıtlamaların odak noktası olarak „aile birleşimi“ ve „iltica alanı“ işaret ediliyor.

Bu siyasi tartışmaların gölgesinde, Federal Göç Sekreterliği (SEM) 2008-2025 yıllarını kapsayan resmi aile birleşimi verilerini ilk kez detaylı bir rapor halinde yayınladı. İsviçre’de iş gücü göçünün ardından ikinci en büyük göç gerekçesi olan aile birleşimine dair istatistikler, Türkiye kökenli göçün yapısal dinamiklerini, demografik etkilerini ve olası yasal değişikliklerin Türk toplumuna yansımalarını somut verilerle ortaya koyuyor.

İltica Kaynaklı Aile Birleşiminde Türkiye 2. Sırada

Raporda öne çıkan en önemli bulgulardan biri, iltica (sığınma) statüsü üzerinden gerçekleştirilen aile birleşimi verilerinde görüldü. İltica alanında aile birleşimi süreçleri, İsviçre genelinde yıllık ortalama 3.000 kişi seviyesinde gerçekleşiyor. Ülke bazlı dağılıma bakıldığında ise Türkiye; Eritre’nin ardından dünya genelinde 2. sırada yer alıyor ve Suriye ile birlikte istatistiklerin en üst sırasını paylaşıyor.

Son yıllarda İsviçre’ye yönelik gerçekleşen sığınma başvurularının ve yasal kabul süreçlerinin ardından, hak sahiplerinin geride kalan aile bireylerini yanlarına getirmesi bu tablonun ana nedenini oluşturuyor.

Üçüncü Ülkeler, „Evlilik Göçü“ ve Kuzey Makedonya İstatistiği

İltica dışındaki düzenli göç kategorisinde (çalışma ve yerleşik oturum izinleri kapsamında) İsviçre, AB/EFTA dışındaki ülkeleri „Üçüncü Ülkeler“ olarak sınıflandırıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu grupta aile birleşimi oranları, ülkelerin toplam göç hareketleri içinde çok büyük bir ağırlığa sahip.

Burada en dikkat çekici veri Kuzey Makedonya istatistiklerinde göze çarpıyor. Verilere göre, 2008’den bu yana İsviçre’ye göç eden yaklaşık 27.000 Kuzey Makedonya vatandaşının %92’si ülkeye aile birleşimi yoluyla giriş yaptı. Kuzey Makedonya’nın başı çektiği bu göreceli listede Kosova ve Türkiye de benzer şekilde çok yüksek aile birleşimi oranlarıyla öne çıkıyor. Bu yapısal durum iki temel etkene dayanıyor:

  • Yerleşik Diaspora Bağları: İsviçre’den vatandaşlık almış veya oturum hakkı kazanmış yerleşik Türkiye ve Balkan kökenli nüfusun, köken ülkeleriyle olan ailevi ve kişisel bağları resmi başvurularda canlılığını koruyor.
  • Katı İş Gücü Kotaları: İsviçre’nin üçüncü ülkelerden doğrudan iş gücü alımını son derece sınırlı kotalara bağlaması nedeniyle, bu ülkelerden gerçekleşen yasal göçün en büyük kısmını evlilik yoluyla yapılan aile birleşimleri oluşturuyor.

Kuzeyden Çocuklar, Türkiye gibi Üçüncü Ülkelerden Genç Eşler Geliyor

SEM’in detaylı analizi, aile birleşimiyle İsviçre’ye gelenlerin demografik yapısındaki uçurumu da netleştiriyor. Almanya gibi AB ülkelerinden gelen aileler genellikle kariyer odaklı ve doğrudan çocuklarıyla birlikte (bütünsel bir aile olarak) İsviçre’ye göç ederken; Türkiye, Kosova ve Brezilya gibi ülkelerden yapılan aile birleşimlerinde neredeyse hiç çocuk gelmiyor.

Türkiye ve benzeri statüdeki ülkelerden gelenlerin çok büyük bir çoğunluğunu genç ve çocuksuz eşler oluşturuyor. Bu evlilik göçüyle İsviçre’ye giriş yapan genç çiftlerin çocukları ise çoğunlukla İsviçre’ye geldikten sonra dünyaya gözlerini açıyor. Dolayısıyla Türk göçü, İsviçre’deki yerleşik nüfusun doğal artış oranını da doğrudan besliyor.

SVP’nin Planları Türk Toplumunu Nasıl Etkileyecek?

SVP, İsviçre nüfusunun 2050 yılından önce 9,5 milyonu aşması halinde federal hükümetin „özellikle iltica alanında ve aile birleşiminde“ acil fren mekanizmasını devreye sokmasını istiyor.

  • İlk Sınırlandırma İltica Kontenjanına: SVP lider kadrosunun (Marcel Dettling ve Sandra Sollberger) öncelikli hedefi iltica alanındaki aile birleşimlerini tamamen kısıtlamak. Bu durum, İsviçre’de mülteci statüsünde bulunan ve Türkiye’deki ailesini yanına getirmek isteyen binlerce Türk vatandaşını doğrudan vuracak.
  • Geniş Aile Engeli: SVP’li Thomas Matter’ın hedef aldığı, anne, baba veya büyükanne/büyükbaba gibi geniş aile üyelerinin İsviçre’ye getirilmesi hakkı da kısıtlanmak istenenler arasında. Her ne kadar veriler bu yolla gelenlerin (2008-2025 arası tüm dünyadan toplam 1.447 kişi) çok az olduğunu gösterse de, Türkiye’deki yaşlı ebeveynlerini yanına almak isteyen gurbetçiler için şartlar çok daha ağırlaşacak.

Genel Rakamlar ve Siyasi Taleplerin Arka Planı

SEM verilerine göre, iltica dışı düzenli göç alanında aile birleşimi sayıları uzun yıllardır yıllık ortalama 44.000 kişi düzeyinde dengeli bir seyir izliyor ve toplam göç içindeki payı %31’den %25’e gerilemiş durumda.

SVP lider kadrosunun nüfus freni olarak ilk aşamada kısıtlanmasını talep ettiği yıllık 3.000 kişilik iltica kaynaklı aile birleşimi, analistlere göre genel nüfus artışını durdurmada sınırlı bir etkiye sahip. Ancak yasal olarak atılacak bu radikal adımlar sayısal etkisinden ziyade, İsviçre’deki Türk toplumunun hem evlilik yoluyla eş getirme süreçlerini hem de mülteci statüsündeki aile birleşimi haklarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Analistler, inisiyatifte nihai olarak hedeflenen nüfus sınırlandırmasının, ancak AB ile olan Serbest Dolaşım Anlaşması’nın tamamen iptal edilmesiyle radikal bir boyuta ulaşabileceğini vurguluyor.

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de Kanton ve Belediyelere Ukraynalı Mülteci Şoku: Milyonlarca Franklık Ek Maliyet Kapıda

yazar

Published

on

By

İsviçre’de kanton ve belediyeler, Ukraynalı sığınmacıların sosyal yardım maliyetleri nedeniyle büyük bir bütçe kriziyle karşı karşıya. Beş yılın ardından Ukraynalı mültecilerin sosyal yardım haklarının İsviçre vatandaşlarıyla eşitlenecek olması ve federal hükümetin finansman desteğini çekmesi, yerel yönetimlerde sert tepkilere yol açtı.

BERN – İsviçre genelindeki belediyeler ve kantonlar, önümüzdeki dönemde ciddi bir mali yükle karşı karşıya kalabilir. Mart 2027 itibarıyla, „S koruma statüsü“ ile İsviçre’ye gelen ilk Ukraynalı sığınmacı grubu ülkede beşinci yılını doldurmuş olacak. Yasal mevzuat gereği bu sürenin sonunda Ukraynalı mülteciler, sürekliliği koruma statüsüne bağlı olan „B tipi oturum izni“ alma hakkına kavuşacak.

Ancak bu statü değişikliği, sosyal yardım sisteminde büyük bir bütçe patlamasını beraberinde getiriyor. Statü değiştiğinde Ukraynalılar, sosyal yardım ödemelerinde İsviçre vatandaşlarıyla tamamen eşit haklara sahip olacak ve mevcut duruma göre çok daha yüksek miktarda maddi yardım alacaklar.

Federal Hükümet Desteğini Çekiyor, Yerel Yönetimler Tepkili

Durumu daha da kritik hale getiren unsur ise federal hükümetin (Bund) mali politikasındaki değişiklik. Normal şartlarda sosyal yardım maliyetlerinin yarısını karşılaması beklenen federal hükümet, tasarruf paketi kapsamında beş yılın ardından bu ödenekleri kesme kararı aldı. Finansmanın tamamen yerel yönetimlerin sırtına kalacak olması, belediye başkanlarını isyan ettirdi.

Thurgau kantonuna bağlı Kradolf-Schönenberg belediyesinin SVP’li (İsviçre Halk Partisi) Belediye Başkanı Heinz Keller (58), federal hükümete kırgın olduğunu belirterek, „Bizi resmen yarı yolda bıraktılar. Ukraynalı sığınmacıları, bu korumanın geçici olduğuna inanarak iyi niyetle kabul etmiştik. Şimdi ise kelimenin tam anlamıyla oyuna getiriliyoruz“ dedi. Keller, kendi belediyelerinde statüsü değişecek 22 kişi nedeniyle yıllık 150 bin ila 250 bin frank arasında ek maliyet çıkacağını, bunu karşılamak için teorik olarak belediye vergilerini yüzde 2,5 oranında artırmaları gerekeceğini vurguladı.

Toplam Ek Maliyet 300 Milyon Frankı Aşabilir

Federal hükümetin verilerine göre, 2027 yılı içerisinde yaklaşık 46 bin Ukraynalı mülteci bu statü değişikliği kriterlerini karşılayacak.

Kantonlardan gelen ilk tahminler ise tablonun vehametini ortaya koyuyor:

  • Vaud (Waadt) Kantonu: 4 binden fazla kişinin statü değiştirmesi bekleniyor. Sosyal yardım artışı tek başına 25 milyon franklık bir yük getirirken, federal hükümetin desteğini çekmesiyle birlikte kantona yansıyacak toplam ek maliyetin 75 milyon frankı bulacağı ve bunun kanton bütçesi için „katlanılamaz“ olduğu ifade ediliyor.
  • Aargau Kantonu: 2027 yılında 30 milyon franklık bir ek maliyet öngörülüyor. Bu rakamın 2029 yılına kadar iki katına çıkabileceği belirtilirken, kanton yönetimi belediyeleri rahatlatacak önlemler üzerinde çalışıyor.

İsviçre Sosyal Yardım Konferansı (Skos) Genel Müdürü Markus Kaufmann, 2027’den itibaren ülke genelinde yaklaşık 27 bin 500 kişinin finansmanının tamamen kanton ve belediyeler tarafından üstlenilmek zorunda kalacağını tahmin ediyor. Federal yardımların kesilmesiyle birlikte yerel yönetimlere gelecek toplam ek faturanın 300 milyon frankın üzerinde olacağı hesaplanıyor.

Hükümet Son Dakikada „Acil Fren“ Mekanizmasını İnceliyor

Yükselen bu tepkiler üzerine federal hükümet geri adım sinyalleri vermeye başladı. Sosyal Demokrat Partili (SP) Adalet Bakanı Beat Jans (61) liderliğindeki Adalet Departmanı, sosyal yardım sistemindeki bu „vatandaş-mülteci eşitliğini“ bozacak bir düzenleme üzerinde çalışıyor.

Devlet Göç Sekreterliği (SEM) tarafından yapılan açıklamada, kantonların mültecileri iş gücüne entegre ederken destek standartlarını kendilerinin belirleyebilmesi için bir yönetmelik değişikliğinin masada olduğu doğrulandı. Bu hamlenin, hem kantonlarla olan iş birliğini korumak hem de ülkede beş yılı doldurmasına rağmen daha yüksek sosyal yardım alamayan „geçici sığınmacı“ (F kimliği) statüsündeki diğer mültecilerle Ukraynalılar arasında bir eşitsizlik yaratmamak adına planlandığı belirtiliyor.

SVP Statü Değişikliğini Tamamen Engellemek İstiyor

Düzenlemeyi yetersiz bulan sağ popülist İsviçre Halk Partisi (SVP) ise konuyu meclise taşıdı. SVP Ulusal Meclis Üyesi Pascal Schmid (49), „Sosyal yardımdaki bu eşitlik çoktan kaldırılmalıydı. Ancak asıl sorun B tipi oturum iznine otomatik geçiş yapılmasıdır“ diyerek tepki gösterdi. Schmid, B kimliği alan kişilerin daha sonra „insani zorunluluk (Härtefall)“ gerekçesiyle kolayca kalıcı oturum izni alabileceğini, oysa federal hükümetin bu koruma statüsünü en başında „ülkeye geri dönüş odaklı“ olarak ilan ettiğini hatırlattı. SVP, bu statü geçişini tamamen engelleyecek bir yasa önergesi sundu.

Zaman Daralıyor, Bütçeler Belirsiz

Hükümet, kantonlar ve belediyelerden oluşan bir çalışma grubu, S statüsünün geleceğine ilişkin genel stratejiyi hazırlıyor ve raporun 2026 sonbaharında Federal Konseye sunulması bekleniyor. Ancak yerel yönetimler için zaman daralıyor. Mevzuat değişikliklerinin Mart 2027’ye yetişmesinin zor olduğunu belirten Schwyz ve St. Gallen gibi kanton yetkilileri, mevcut hukuki belirsizliğin önümüzdeki yılın bütçe planlamasını imkansız hale getirdiğini ifade ederek acil siyasi karar çağrısında bulunuyor.

Continue Reading
Advertisement

Trendler