Connect with us

İsviçre

İsviçre’de Türkiye’den Gelen Sığınma Başvurularında Azalma: Sığınma Taleplerinde Kötüye

yazar

Published

on

İsviçre, Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir düşüş yaşadığını bildiriyor. Son dönemde yapılan değerlendirmeler, başvuruların büyük bir kısmının sahte veya yasal olmayan belgelerle desteklendiği şüphesini artırdı. Özellikle sahte adli belgeler ve yanlış beyanlar, bu sorunun temel nedenleri arasında öne çıkıyor.

Başvuruların Üçte Birinden Azı Onaylanıyor

Türkiye, İsviçre’de en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda. Ancak, Türkiye’den yapılan başvuruların yalnızca yaklaşık üçte biri kabul ediliyor. İsviçre Federal Yönetimi, Türkiye’den gelen başvuruların artan bir şekilde kötüye kullanıldığını belirtiyor.

Sahte Belgeler ve Yanlış Beyanlar

İsviçre’de Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir artış ve şüpheli durumlar ortaya çıkmış durumda. Birçok başvurunun ardında benzer bir desen göze çarpıyor: Türkiye’den gelen sığınmacılar, genellikle sosyal medya üzerinden hükümet karşıtı paylaşımlarda bulunarak dikkat çekiyor.

Sığınma Başvurularında Kötüye Kullanım: Türkiye’den Gelen Taleplerde Artan Şüpheler

Son dönemde, Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında benzer bir kötüye kullanım örneği sıkça karşılaşılıyor. Bu vakalarda, genellikle başvurunun reddedilmesinin ardından, başvurucunun sosyal medyada tartışmalı içerikler paylaştığı öne sürülüyor. Örneğin, Türkiye’den gelen bir Kürt sığınmacının olumsuz sonuçlanan sığınma başvurusunda, İsviçre’de Facebook üzerinden Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Adolf Hitler ile benzetip IŞİD militanlarıyla şiddet içeren görüntüler paylaşan içerikler paylaştığı iddia edildi. Bu durum, Türk yetkililerin terör örgütü propagandası suçlamasıyla soruşturma başlatmasına neden oldu. Bu durum tam da sığınmacının istediği durum . İsviçre yetkilileri, sığınmacının bu paylaşımlarını Türk yetkililere kasıtlı olarak gösterdiğini daha doğrusu bildirdiğini ve bu paylaşımların kişinin kimliğini belirlemenin kolay olduğunu vurguladı.

Bu tür vakalar, İsviçre yetkililerinin şüphelerini artırdı. Örneğin, geçtiğimiz Eylül ayında alınan bir BVG (Federal İdare Mahkemesi) kararında, başvurucunun Türkiye’nin bu aktiviteleri tespit etmesini açıkça amaçladığı, ayrıca Facebook hesabında Türkiye’deki eski adresini paylaşarak kolayca bulunabilir tanımlanabilir olduğunu, bulunmasını kolaulaştırdığı gösterdiği belirtildi.

Sahte Belgeler ve Kötüye Kullanım

Mahkeme, son birkaç ayda Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında benzer şekilde olumsuz kararlar verdi. Ayrıca, şüpheli bir şekilde, bazı sığınmacılar tarafından kullanılan belgelerin sahte veya tahrif edilmiş olduğu iddiaları güçleniyor. Şlepper (kaçakçılık) çeteleri tarafından sahte ya da gerçek adli belgelerin düzenlendiği yönündeki bilgiler, bu durumun daha da karmaşıklaştığını gösteriyor. NZZ’nin aktardığına göre, bir sığınmacının başvuru süreci sırasında gerekli belgeleri sunamaması, yetkililerin bu belgelerin hazırlanmasında gecikmeler yaşandığını belirtti. CH Media’nın son dönemdeki raporları, bu tür durumların yaygınlaştığını ve sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili bir pazarın oluştuğunu ortaya koydu.

Sonuç olarak, İsviçre yetkilileri sığınma başvurularını daha dikkatli bir şekilde incelemeye devam ediyor ve sahtecilik vakalarına karşı mücadele ediyor. Ancak, artan sahte belgeler ve kötüye kullanım vakaları, bu sürecin karmaşıklığını artırmakta ve yetkililerin iş yükünü ağırlaştırmaktadır.

Maddi Karşılıkla İhbar

Olayda dikkati çeken bir diğer nokta ise, Türk yetkililerin soruşturma başlatmasının bir Türk avukatın suç duyurusunda bulunmasıyla gerçekleşmiş olması. Bu avukat, daha önce İsviçre’de sığınma başvurusu yapan çeşitli kişileri Türk yetkililere ihbar etmiş. Yani başvurucuların Türk yetkililerle sorunu var süsü vermek için anlaşmalı ihbar. Bu durum, avukatın profesyonel olarak sığınma başvurularını denetleyip karşılığında maddi kazanç sağladığı şüphesini doğurdu. Federal İdare Mahkemesi, bu türden soruşturmaların, normalde başlatılmayacak durumda olan işlemleri tetiklediğini belirtti.

Özellikle dikkat çeken bir olayda, Türk bir avukatın, İsviçre’deki sığınma süreçlerinde bulunan kişileri Türk yetkililere bildirerek maddi kazanç sağladığı tespit edildi. Bu durum, sığınma başvurularının kötüye kullanıldığına ve bu başvuruların çoğunlukla sahte belgelerle desteklendiğine dair ciddi endişelere yol açtı. Mahkeme, avukatın bu şekilde faaliyet gösterdiğine dair güçlü bir şüphe olduğunu ve bunun sonucunda bazı soruşturmaların başlatıldığını belirtti.

İsviçre yetkilileri, bu tür kötüye kullanım vakalarının artması nedeniyle, sığınma başvurularını daha titiz bir şekilde incelemeye devam ediyor. Sahte belgeler ve yanlış beyanlar, başvuruların güvenilirliğini zedeleyerek, bu süreçlerin karmaşıklığını artırıyor. Yetkililer sahte belgeleri bir şekilde denetleyebiliyor, ancak profesyonelce hazırlanmış senaryolar ve hikayelerle kişinin gerçekten Türkiye’de sorunu olup olmadığını bazen tespit etmeleri zorlaşıyor.

Sahte Belgeler ve Güvenlik Açıkları

İsviçre Federal İdare Mahkemesi, son dönemde Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında artan sahtecilik ve şüpheli faaliyetlere dair önemli bir durumu gündeme getirdi. Mahkeme, geçtiğimiz aylarda çeşitli durumlarda, başvuruların büyük kısmının sahte belgelerle desteklendiğini ve bu durumun yasal süreçleri nasıl etkilediğini vurguladı.

Bir başka çarpıcı örnek, bir Türk sığınmacının başvurusu sırasında yaşandı. Söz konusu kişi, başvuru süreci için gerekli belgeleri sunamadı çünkü belgeler henüz hazırlanıyordu. Bu durum, sığınma sürecinde belgelerin otantik olup olmadığını değerlendiren yetkililer için ek bir zorluk oluşturdu. İsviçre’deki yetkililer, bu tür olayların artış gösterdiğini ve sahtecilik şüphesiyle daha fazla vakaya rastlandığını ifade ediyor.

Söz konusu sahte belgelerle ilgili olarak, İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM) 2021 yılından itibaren artan bir şekilde sahte adli belgeler tespit ettiğini belirtti. SEM sözcüsü Reto Kormann, bu belgelerin genellikle uzmanlar tarafından kolayca tespit edilebildiğini, ancak gerçek belgelerin kötüye kullanımını tespit etmenin daha zor olduğunu ifade etti.

Ek olarak, bazı gazeteler, son zamanlarda sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili düzenli bir pazar oluştuğunu ve bu tür işlemlerin yaygınlaştığını rapor etti. Bu durum, İsviçre’deki sığınma süreçlerinin daha dikkatli bir şekilde incelenmesini ve sahtecilik vakalarının önlenmesini zorunlu kılmakta.

Sahte belgeler ve kötüye kullanım, sığınma başvurularında yeni bir fenomen değil. Farklı ülkelerden gelen başvurularda da benzer durumlar yaşanabiliyor. İsviçre, bu tür başvuruları reddediyor ve ilgili kişileri ülkeye kabul etmiyor. Türkiye ile geri kabul anlaşması olmamasına rağmen, zorunlu geri gönderme işlemleri polis eşliğinde gerçekleştiriliyor.

Türk Başvurularındaki Düşüş

İsviçre’de Türk Sığınma Başvurularında Değişim ve Artan Kısıtlamalar

İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM), Türk sığınma başvurularının yıllar içinde önemli bir değişim geçirdiğini bildirdi. SEM sözcüsü Reto Kormann, özellikle 2019’dan bu yana Gülen Hareketi’ne bağlı kişilerin başvurularında belirgin bir azalma yaşandığını belirtti. SEM, Türk sığınmacılar için uygulama prosedürlerini sürekli olarak güncellediğini vurguladı.

Türkiye’den İsviçre’ye Sığınma Başvurularında Ekonomik Nedenler ve İnsan Hakları Durumu

Son yıllarda Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında, ekonomik nedenlerle ülkesinden kaçan kişilerin sayısının arttığı gözlemleniyor. Türkiye’deki yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, birçok kişinin daha iyi yaşam koşulları arayışında yurtdışına çıkmasını teşvik etmiş durumda. İsviçre’de büyük bir Türkiye Kökenlilerin diasporasının bulunması da, Türkiye’den gelen sığınmacılar için önemli bir çekim merkezi oluşturduğu belirtiliyor.

Ancak, İsviçre yetkilileri, Türkiye’den gelen her sığınma başvurusunu titizlikle inceliyor. Türkiye’deki insan hakları durumu, 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra ciddi şekilde kötüleştiği bildirilen haberde, “Bu dönemde, özellikle hükümete karşı eleştirisel tutumlar ve muhalefet, baskılara ve insan hakları ihlallerine yol açtı. Bu bağlamda, Türkiye’den gelen sığınmacılar, yalnızca ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda insan hakları ihlalleri ve siyasi baskılar nedeniyle de başvuruda bulunabiliyor.“ ifadelerine yer verildi.

İsviçre’deki yetkililer, bu başvuruları değerlendirirken, başvurucunun insan hakları durumunu ve Türkiye’deki genel siyasi atmosferi göz önünde bulundurarak karar vermekte. Her bir başvurunun ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması, hem sığınmacıların gerçek durumlarının anlaşılması hem de kötüye kullanımların önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.

Türkiye’den ekonomik nedenlerle kaçan kişilerin sayısının arttığına dikkat çekilse de, Türkiye’deki yüksek enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki artışın bu durumu etkilediği ifade ediliyor. İsviçre’de büyük bir Türk diasporasının bulunması da bu durumu etkileyen faktörler arasında yer alıyor denilmekte. Bununla birlikte, İsviçre yetkilileri, her sığınma başvurusunu ayrıntılı olarak incelemeye devam ediyor. 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’de insan hakları durumunun ciddi şekilde kötüleştiği belirtiliyor.

NZZ haberinde geçen ifadelerde, “İsviçreli Mülteci Yardım Derneği (SFH), bir ülkede tehlikede olan kişileri belirlerken, Türkiye’de Terör Örgütü olarak kabul edilen Gülen Hareketi’ne ve yasaklı PKK’ya bağlantısı olanlar, Kürt siyasetçiler veya muhalif medya mensuplarının yanı sıra hükümet karşıtı sosyal medya paylaşımlarında bulunanları da kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor.“ ifaleriyle anlatıldı.

Ancak, son yıllarda Türkiye’den gelen sığınmacıların yasadışı yollarla veya sahte adli belgelerle koruma talep edip etmedikleri hala belirsizliğini koruyor. SEM, yalnızca bu tür kötüye kullanımlarla ilgili somut bulgular elde ettiğinde, sığınma hakkının iptali için işlem başlatıyor.

Başvurulardaki bu kısıtlayıcı yaklaşım, yeni başvuru sayılarına da yansıyor. Türkiye, hâlâ İsviçre’deki en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda olsa da, geçen yılın Kasım ayından itibaren başvuruların sayısında belirgin bir düşüş gözlemlendi. Başvurular şu anda aylık ortalama 300 civarında sabitlenmiş durumda ve bahar döneminde bile artış yaşanmamış olması dikkat çekici.

İsviçreSığınmaBaşvuruları #SahteBelgeler #SığınmaKötüyeKullanımı #TürkSığınmaBaşvuruları #GüvenlikSorunları #İsviçreGöçmenlik #SahteBeyanlar #BaşvurularınAzalması #TürkSığınmacılar #SığınmaBaşvurusu #BelgelerinDoğruluğu #İsviçreFederalİdare #SığınmaBaşvurularındaDüşüş #GülenHareketiBaşvuruları #EkonomikNedenler #isviçre #isviçresığınmatalebi #isviçreilticabaşvurusu #isviçrehaberleri #haber #haberler #sondakika asyl


Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert

Avrupa

BAKAN BOLAT’IN AÇIKLAMASI MI, BAKANLIĞIN MEVZUATI MI? YABANCI PLAKALI ARAÇLARDA GURBETÇİLERİN KAFASI KARIŞTI

yazar

Published

on

By

LAHEY – Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın Hollanda’da yaptığı yabancı plakalı araç açıklaması, yurt dışında yaşayan vatandaşlar arasında yeni bir tartışma başlattı. Bakan Bolat’ın, „Araç sahibi araçta bulunduğu sürece direksiyona başka bir kişi geçebilir“ yönündeki açıklaması ile Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan gümrük mevzuatına dayanan resmî bilgiler arasında ortaya çıkan farklılık, gurbetçilerin kafasını karıştırdı.

Özellikle sosyal medyada ve İsviçre’nin Sesi başta olmak üzere haber platformlarında yapılan yorumlarda, gurbetçilerin hangi kurala göre hareket etmeleri gerektiği konusunda ciddi bir belirsizlik yaşandığı görülüyor.

Bakan Bolat Hollanda’da ne dedi?

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2 Temmuz’da Hollanda’da düzenlenen DTİK Avrupa Buluşması’nda gurbetçilerden gelen bir soru üzerine yabancı plakalı araçların Türkiye’deki kullanımına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bolat, yabancı plakalı bir aracın sahibi araç içerisinde bulunduğu sürece direksiyona başka bir kişinin geçebileceğini söyledi. Araç sahibinin ön koltukta ya da arka koltukta oturmasının herhangi bir fark oluşturmadığını belirten Bolat, bu durumda idari para cezası uygulanmayacağını ifade etti.

Bakan Bolat iddialara ne yanıt verdi?

Bakan Bolat, bu konuda sosyal medyada ve bazı basın organlarında yer alan ceza haberlerinin gerçeği yansıtmadığını savundu.

Araç sahibi araçta bulunduğu halde başka bir kişinin direksiyona geçtiği gerekçesiyle ceza kesildiğine ilişkin iddiaların siyasi ve asılsız olduğunu söyleyen Bolat, kamuoyunda dolaşan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Bakanlığın resmî mevzuatı ne diyor?

Ancak Bakan Bolat’ın bu açıklamaları, Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan ve gümrük mevzuatına dayanan resmî kurallarla farklılık gösteriyor.

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan **“Yabancı Plakalı Kara Taşıtları İçin Yolcu Rehberi“**ne göre, geçici ithalat kapsamında Türkiye’ye getirilen yabancı plakalı araçların kimler tarafından kullanılabileceği açık şekilde düzenleniyor.

Yabancı plakalı aracı kimler kullanabiliyor?

Resmî düzenlemeye göre yabancı plakalı aracı yalnızca;

  • Taşıtı Türkiye’ye getirerek kendi adına giriş yaptıran izin hak sahibi,
  • İzin hak sahibinin eşi,
  • Annesi ve babası,
  • Çocukları

kullanabiliyor.

Ancak bunun için de önemli bir şart bulunuyor.

185 gün şartı zorunlu

Mevzuata göre izin hak sahibinin eşi, annesi, babası ve çocuklarının da Türkiye’ye giriş tarihinden geriye doğru son bir yıl içinde en az 185 gün fiilen yurt dışında bulunmuş, yani gümrük mevzuatı açısından yurt dışında yerleşik olmaları gerekiyor.

Dolayısıyla yalnızca birinci derece yakın olmak tek başına yeterli sayılmıyor.

Araç sahibi içeride olsa bile…

Tartışmanın merkezindeki konu ise tam da bu noktada yer alıyor.

Bakanlığın yayımladığı yolcu rehberinde, araç sahibi taşıtın içinde bulunsa dahi, yurt dışında yerleşik eşi, annesi, babası ve çocukları dışında hiç kimsenin yabancı plakalı aracı kullanamayacağı açık şekilde belirtiliyor.

Başka bir ifadeyle, araç sahibinin ön koltukta ya da arka koltukta oturması sonucu değiştirmiyor. Direksiyondaki kişinin hem mevzuatta belirtilen yakınlardan biri olması hem de 185 gün şartını sağlaması gerekiyor.

Mevzuatta yalnızca belgelendirilebilen acil sağlık halleri ve mücbir sebepler istisna kapsamında değerlendiriliyor.

Kurallara uyulmaması halinde ne oluyor?

Yetkisiz bir kişinin direksiyonda olduğunun tespit edilmesi halinde;

  • Araç trafikten men edilerek gümrük gözetimine alınabiliyor,
  • Araç gümrük ambarına çekilebiliyor,
  • Aracı kullanan kişiye idari para cezası uygulanabiliyor,
  • Aracı kullanmasına izin veren izin hak sahibine de idari para cezası kesilebiliyor.

Yazılı mevzuat ile Bakan’ın açıklaması arasındaki fark

Mevcut yazılı mevzuatta belirleyici ölçüt „birinci derece yakınlık ve yurt dışında yerleşiklik (185 gün şartı)“ olarak düzenlenirken, Bakan Bolat’ın Hollanda’daki açıklamasında belirleyici ölçütün „araç sahibinin araç içinde bulunması“ olduğu yönündeki ifadeler öne çıkıyor.

Bu nedenle iki yaklaşım arasında uygulamayı doğrudan etkileyebilecek bir farklılık bulunduğu değerlendiriliyor.

Bakanlığın yazılı mevzuatı çok açık, şimdi ne olacak?

Öte yandan Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan **“Yabancı Plakalı Kara Taşıtları İçin Yolcu Rehberi“**nde yer alan hükümler, yabancı plakalı araçların kimler tarafından kullanılabileceği konusunda açık hükümler içeriyor.

Rehberde, araç sahibi taşıtın içinde bulunsa dahi yalnızca yurt dışında yerleşik eşi, annesi, babası ve çocuklarının aracı kullanabileceği belirtiliyor. Bunun dışındaki kişilerin direksiyona geçemeyeceği açıkça ifade ediliyor.

Bu nedenle şimdi en çok merak edilen konu, Bakan Bolat’ın Hollanda’da yaptığı açıklamanın uygulamada yeni bir düzenleme anlamına mı geldiği, yoksa yazılı mevzuatta herhangi bir değişiklik yapılmadığı sürece mevcut kuralların uygulanmaya devam edip etmeyeceği.

Özellikle yaz tatili döneminde Türkiye’ye yabancı plakalı araçlarıyla gelen binlerce gurbetçi, olası denetimlerde hangi uygulamanın esas alınacağını merak ediyor.

Gurbetçiler resmî açıklama bekliyor

Sosyal medya ve haber sitelerindeki yorumlarda da görüldüğü üzere, gurbetçiler konuya ilişkin açık ve yazılı bir açıklama bekliyor.

Bakan Bolat’ın Hollanda’da dile getirdiği uygulamanın geçerli olması halinde bunun Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesindeki „Yabancı Plakalı Kara Taşıtları İçin Yolcu Rehberi“ ve ilgili bilgilendirme metinlerine de yansıtılması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Aksi halde, sözlü açıklama ile yürürlükteki yazılı mevzuat arasındaki farklılığın devam etmesi nedeniyle vatandaşların hangi kurala göre hareket edeceği konusunda belirsizlik yaşanabileceği ifade ediliyor.

Sonuç

Mevcut durumda Ticaret Bakanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan yazılı mevzuat yürürlükte bulunuyor ve yabancı plakalı araçların kimler tarafından kullanılabileceğini ayrıntılı şekilde düzenliyor.

Bakan Bolat’ın Hollanda’daki açıklaması ise kamuoyunda farklı bir uygulamanın hayata geçirilip geçirilmediği sorusunu gündeme getirmiş durumda.

Gözler şimdi Ticaret Bakanlığı’nın yapacağı resmî açıklamada ve gerek görülmesi halinde yazılı mevzuatta yapılabilecek olası bir güncellemede.

T.C. Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan resmî „Yabancı Plakalı Kara Taşıtları İçin Yolcu Rehberi“ ve ilgili gümrük mevzuatında, yabancı plakalı bir aracın Türkiye’deki kullanım şartları ve kimler tarafından sürülebileceği net ve tavizsiz kurallarla şu şekilde düzenlenmiştir:

1. Aracı Kimler Kullanabilir? (Resmî Kural)

Mevzuata göre, geçici ithalat (turistik kolaylıklar) kapsamında Türkiye’ye getirilen yabancı plakalı bir taşıt yalnızca şu kişiler tarafından kullanılabilir:

  • İzin Hak Sahibi: Taşıtı pasaportuna işleterek Türkiye’ye giriş yaptıran kişi.
  • Birinci Derece Yakınlar: İzin hak sahibinin eşi, anne-babası (üst soy) ve çocukları (alt soy).

2. Kritik Şart: „Yurt Dışında Yerleşik Olma“ Zorunluluğu

Mevzuat, aracı kullanacak birinci derece yakınlar için de çok sıkı bir şart koşmaktadır: Yurt dışında yerleşik olmak.

  • Bu yakınların da aracı sürebilmeleri için, Türkiye’ye giriş yaptıkları tarihten geriye doğru son 1 yıl içinde en az 185 gün fiilen yurt dışında yaşamış olmaları zorunludur.
  • Eğer eşiniz veya çocuğunuz son bir yılda 185 gün yurt dışında kalmadıysa (yani gümrük hukuku açısından Türkiye’de yerleşik kabul ediliyorsa), birinci derece yakınınız olsalar bile aracı kesinlikle kullanamazlar.

3. Araç Sahibinin İçeride Olması Kuralı Değiştirir mi?

Mevzuat bu konuda yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır:

„Yabancı plakalı taşıtın adına kayıtlı olduğu kişi (izin hak sahibi) taşıtın içinde olsa bile, yukarıda belirtilenlerden (yurt dışında yerleşik eş, anne, baba ve çocuklardan) başka hiç kimse taşıtı kullanamaz.“

Yani araç sahibinin yan koltukta, arka koltukta oturuyor olması ya da direksiyon başında olmaması durumu değiştirmez. Sürücü koltuğundaki kişi mevzuattaki şartları (akrabalık + 185 gün yurt dışı ikameti) sağlamıyorsa, araç sahibi içeride olsa dahi bu durum mevzuat ihlali sayılır. Tek istisna, belgelendirilebilir çok acil tıbbi durumlar (sağlık acil durumları) ve mücbir sebeplerdir.

4. Kurallara Uyulmamasının Cezası Nedir?

Gümrük muhafaza veya emniyet güçlerince yapılan denetimlerde, aracı kullanmaya yetkisi olmayan bir kişinin direksiyonda olduğu tespit edilirse:

  • Araç gümrük mevzuatına aykırı kullanımdan dolayı trafikten menedilerek gümrük ambarına çekilir.
  • Hem aracı haksız kullanan sürücüye hem de aracı kullanmasına izin veren hak sahibine Gümrük Kanunu uyarınca yüksek miktarda idari para cezası kesilir.
  • İzin sahibinin yurt dışına araçsız çıkması gerektiğinde araç gümrük gözetimine bırakılmamışsa veya usulsüz kullanım devam ediyorsa, hak sahibinin taşıt getirme yetkileri ve süreleri üzerinde de kısıtlamalar uygulanabilir.

Özetle; Ticaret Bakanlığı’nın yürürlükteki yazılı gümrük mevzuatı, sadece ve sadece „yurt dışında yerleşik (185 gün şartını sağlayan) eş, anne, baba ve çocukların“ aracı sürmesine izin vermektedir. Bunun haricindeki arkadaş, uzak akraba veya Türkiye’de yerleşik kişilerin, araç sahibi arabanın içinde oturuyor olsa dahi direksiyona geçmesi yasal olarak yasaktır.

T.C. Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği ve resmî Gümrük Rehberi uyarınca mevzuatın tam, yazılı ve yasal maddeleri şu şekildedir:

1. Temel Kriter: Yurt Dışında Yerleşik Olmak

Türkiye’ye yabancı plakalı bir araç getirebilmek ve bu aracı yasal olarak sürebilmek için en temel şart „yurt dışında yerleşik olma“ durumudur.

  • 185 Gün Şartı: Bir kişinin yurt dışında yerleşik sayılabilmesi için, Türkiye’ye giriş yapmak istediği tarihten geriye doğru son 1 yıl içinde en az 185 gün fiilen yurt dışında bulunmuş olması zorunludur. Yılın yarısından fazlasını Türkiye’de geçiren gurbetçiler veya Türkiye’de yaşayan yerleşik vatandaşlar bu kapsama girmez.

2. Aracı Yasal Olarak Kimler Kullanabilir?

Gümrük mevzuatı yabancı plakalı aracı Türkiye içinde kimlerin sürebileceğini net bir şekilde sınırlandırmıştır. Bu kişiler dışında hiç kimse aracı kullanamaz:

  • İzin Hak Sahibi: Aracı pasaportuna işleterek Türkiye’ye girişini gerçekleştiren asıl şahıs.
  • Birinci Derece Yakınları: İzin hak sahibinin eşi, annesi, babası ve çocukları.

Çok Kritik İstisna: İzin sahibinin eşi, annesi, babası veya çocukları dahi olsa, bu kişilerin aracı sürebilmesi için kendilerinin de „yurt dışında yerleşik olma (185 gün)“ şartını gümrük kapısında sağlaması gerekir. Türkiye’de yaşayan veya son bir yılda 185 gün yurt dışında kalmamış olan bir çocuk veya eş, izin sahibinin arabasını kesinlikle kullanamaz.

3. „Araç Sahibi İçeride Olsa Bile“ Maddesi

Mevzuat metninde, son dönemde yaşanan kafa karışıklıklarına doğrudan cevap veren resmî hüküm tam olarak şu şekildedir:

„Yabancı plakalı taşıtın adına kayıtlı olduğu kişi (izin hak sahibi) taşıtın içinde olsa bile, yukarıda belirtilenlerden (yurt dışında yerleşik eş, anne, baba ve çocuklardan) başka hiç kimse taşıtı kullanamaz.“

  • İstisna Durum: Mevzuata göre bu kuralın tek istisnası, yolculuk esnasında sürücünün aniden rahatsızlanması gibi belgelendirilebilir „acil durumlar ve mücbir sebeplerdir“. Bu tür bir ani sağlık krizinde, araç sahibi içinde bulunmak şartıyla acil durum süresince araç başkası tarafından sürülebilir. Ancak bu durum keyfi sürüşleri veya rutin seyahatleri kapsamaz.

4. Kuralların İhlali ve Cezai Yaptırımlar

Mevzuatta belirlenen bu hak sahipleri dışındaki kişilerin (Türkiye’de yerleşik akrabalar, arkadaşlar, komşular vb.) yabancı plakalı aracı kullanırken yakalanması durumunda 4458 sayılı Gümrük Kanunu devreye girer:

  • Araç Bağlanır: Taşıt, gümrük mevzuatına aykırı kullanımdan dolayı derhal trafikten menedilir ve gümrük ambarına çekilir.
  • Çift Taraflı Para Cezası: Usulsüz kullanımı tespit edilen sürücüye ayrı, aracı bu kişiye tahsis eden izin hak sahibine (araç sahibine) ayrı olmak üzere idari para cezası kesilir.
  • Yurt Dışına Çıkarma Zorunluluğu: Cezalar ödense dahi usulsüz kullanım nedeniyle rejimi ihlal edilen araç serbest dolaşıma giremez ve yasal süre gözetilmeksizin yurt dışı edilmesi istenir.

Özetle; Yazılı hukuka göre belirleyici tek şey „akrabalık bağı + bu akrabaların da yurt dışında yerleşik olmasıdır“. Bunun dışındaki tüm senaryolar (araç sahibinin arka koltukta oturması, arkadaşının arabayı sürmesi vb.) mevcut resmî rehbere ve kanuna göre usulsüzlük teşkil etmektedir.

Continue Reading

Gündem

İsviçre’de plaka numarasıyla kadınların ev adresini bulan yabancılar endişe yaratıyor

yazar

Published

on

By

İsviçre’de bazı kantonlarda araç plakası üzerinden yapılan sorgulamayla araç sahibinin isim ve adres bilgilerine ulaşılabilmesi, kadınların güvenliğiyle ilgili tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Trafikte ya da benzin istasyonunda görülen kadınların, plakaları üzerinden ev adreslerinin bulunması ve istenmeyen ziyaretlerle karşılaşması birçok kadını daha temkinli davranmaya yöneltti.

A.K. (27), gece eğlence çıkışında iki erkeğin telefon numarasını istemesi üzerine tekliflerini reddetti. Eve döndüğünde aynı erkeklerin apartmanının önünde beklediğini gördü. Adresini nasıl bulduklarını sorduğunda, plaka sorgulaması yaptıklarını söylediler. Olayın ardından uzun süre korku yaşayan A.K., plaka bilgilerini hemen gizletti.

B.D. (33) ise çalıştığı benzin istasyonunda kendisini gören bir erkeğin plakasından adresini bulduğunu ve posta kutusuna telefon numarasının da bulunduğu bir mektup bıraktığını anlattı. Kim olduğunu bilmediği kişinin ev adresine ulaşmasının kendisini günlerce tedirgin ettiğini belirten kadın, mektuba hiçbir şekilde yanıt vermedi.

C.Y. (43) de çalıştığı benzin istasyonunun müdavimlerinden birinin ilgisini reddetmesine rağmen plakasından adresini öğrenerek akşam saatlerinde evinin kapısını çaldığını söyledi. Ertesi gün bunu itiraf eden adamın davranışını „sınır ihlali“ olarak nitelendiren C.Y., yaşadığı korku nedeniyle plaka bilgilerini gizletti, daha sonra ise kendisini güvende hissetmediği için aracını sattı.

D.E. (30) ise trafikte kendisini gören erkeklerden sosyal medya üzerinden mesajlar aldığını, daha sonra ise posta kutusunda hediyeler ve mektuplar bulmaya başladığını anlattı. Birilerinin sırf plaka numarasından ev adresine ulaşabilmesinin kendisini güvensiz hissettirdiğini söyleyen D.E., olaydan sonra sürekli takip edilip edilmediğini kontrol ettiğini ifade etti.

Kadınların ortak noktası ise yaşadıkları olayların ardından plaka sahibi bilgilerini kamuya kapattırmaları oldu. Yaşananlar, İsviçre’de plaka sorgulama sistemi ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Continue Reading

Ekonomi

İsviçre AVM’lerinde yabancı markalar yükselişte: Bazı merkezlerde mağazaların yüzde 62’si yabancı

yazar

Published

on

By

İsviçre’deki alışveriş merkezlerinde yabancı markaların sayısı hızla artıyor. Yapılan bir analize göre, ülkenin en büyük dokuz alışveriş merkezinde faaliyet gösteren mağazaların en az üçte biri yabancı markalara ait. Ticaret merkezi Centro Lugano Sud‘da ise bu oran yüzde 62’ye ulaştı.

Son dönemde Almanya merkezli Rossmann, Hollanda’nın Action, Fransa’nın Kiabi ve Çinli Miniso gibi zincirler İsviçre pazarına giriş yaparak yeni mağazalar açtı. Uzmanlara göre, İsviçre’nin Avrupa’nın en yüksek satın alma gücüne sahip ülkeleri arasında yer alması, uluslararası markaları cezbediyor.

Perakende uzmanı Marcel Stoffel, alışveriş merkezlerinin başarısında milliyet değil, doğru mağaza karmasının önemli olduğunu belirterek, uluslararası markalar ile güçlü yerel markaların birlikte yer almasının ziyaretçi ilgisini artırdığını söyledi.

Öte yandan İsviçre Perakende Federasyonu, yabancı markalara karşı olmadıklarını ancak tüm şirketlerin aynı kurallara tabi olması gerektiğini vurguladı. Federasyon özellikle Çin merkezli çevrim içi alışveriş platformu Temu‘nun İsviçre’deki kurallara tam olarak uymadan faaliyet gösterdiğini savunurken, federal hükümetin bu platformlara yönelik denetimleri sıkılaştırmaya hazırlandığı belirtildi.

#schweiz#isviçre#suisse#haber#switzerland

Continue Reading

Trendler