İsviçre
İsviçre’de Türkiye’den Gelen Sığınma Başvurularında Azalma: Sığınma Taleplerinde Kötüye
İsviçre, Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir düşüş yaşadığını bildiriyor. Son dönemde yapılan değerlendirmeler, başvuruların büyük bir kısmının sahte veya yasal olmayan belgelerle desteklendiği şüphesini artırdı. Özellikle sahte adli belgeler ve yanlış beyanlar, bu sorunun temel nedenleri arasında öne çıkıyor.
Başvuruların Üçte Birinden Azı Onaylanıyor
Türkiye, İsviçre’de en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda. Ancak, Türkiye’den yapılan başvuruların yalnızca yaklaşık üçte biri kabul ediliyor. İsviçre Federal Yönetimi, Türkiye’den gelen başvuruların artan bir şekilde kötüye kullanıldığını belirtiyor.
Sahte Belgeler ve Yanlış Beyanlar
İsviçre’de Türkiye’den gelen sığınma başvurularında dikkat çekici bir artış ve şüpheli durumlar ortaya çıkmış durumda. Birçok başvurunun ardında benzer bir desen göze çarpıyor: Türkiye’den gelen sığınmacılar, genellikle sosyal medya üzerinden hükümet karşıtı paylaşımlarda bulunarak dikkat çekiyor.
Sığınma Başvurularında Kötüye Kullanım: Türkiye’den Gelen Taleplerde Artan Şüpheler
Son dönemde, Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında benzer bir kötüye kullanım örneği sıkça karşılaşılıyor. Bu vakalarda, genellikle başvurunun reddedilmesinin ardından, başvurucunun sosyal medyada tartışmalı içerikler paylaştığı öne sürülüyor. Örneğin, Türkiye’den gelen bir Kürt sığınmacının olumsuz sonuçlanan sığınma başvurusunda, İsviçre’de Facebook üzerinden Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Adolf Hitler ile benzetip IŞİD militanlarıyla şiddet içeren görüntüler paylaşan içerikler paylaştığı iddia edildi. Bu durum, Türk yetkililerin terör örgütü propagandası suçlamasıyla soruşturma başlatmasına neden oldu. Bu durum tam da sığınmacının istediği durum . İsviçre yetkilileri, sığınmacının bu paylaşımlarını Türk yetkililere kasıtlı olarak gösterdiğini daha doğrusu bildirdiğini ve bu paylaşımların kişinin kimliğini belirlemenin kolay olduğunu vurguladı.
Bu tür vakalar, İsviçre yetkililerinin şüphelerini artırdı. Örneğin, geçtiğimiz Eylül ayında alınan bir BVG (Federal İdare Mahkemesi) kararında, başvurucunun Türkiye’nin bu aktiviteleri tespit etmesini açıkça amaçladığı, ayrıca Facebook hesabında Türkiye’deki eski adresini paylaşarak kolayca bulunabilir tanımlanabilir olduğunu, bulunmasını kolaulaştırdığı gösterdiği belirtildi.
Sahte Belgeler ve Kötüye Kullanım
Mahkeme, son birkaç ayda Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında benzer şekilde olumsuz kararlar verdi. Ayrıca, şüpheli bir şekilde, bazı sığınmacılar tarafından kullanılan belgelerin sahte veya tahrif edilmiş olduğu iddiaları güçleniyor. Şlepper (kaçakçılık) çeteleri tarafından sahte ya da gerçek adli belgelerin düzenlendiği yönündeki bilgiler, bu durumun daha da karmaşıklaştığını gösteriyor. NZZ’nin aktardığına göre, bir sığınmacının başvuru süreci sırasında gerekli belgeleri sunamaması, yetkililerin bu belgelerin hazırlanmasında gecikmeler yaşandığını belirtti. CH Media’nın son dönemdeki raporları, bu tür durumların yaygınlaştığını ve sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili bir pazarın oluştuğunu ortaya koydu.
Sonuç olarak, İsviçre yetkilileri sığınma başvurularını daha dikkatli bir şekilde incelemeye devam ediyor ve sahtecilik vakalarına karşı mücadele ediyor. Ancak, artan sahte belgeler ve kötüye kullanım vakaları, bu sürecin karmaşıklığını artırmakta ve yetkililerin iş yükünü ağırlaştırmaktadır.
Maddi Karşılıkla İhbar
Olayda dikkati çeken bir diğer nokta ise, Türk yetkililerin soruşturma başlatmasının bir Türk avukatın suç duyurusunda bulunmasıyla gerçekleşmiş olması. Bu avukat, daha önce İsviçre’de sığınma başvurusu yapan çeşitli kişileri Türk yetkililere ihbar etmiş. Yani başvurucuların Türk yetkililerle sorunu var süsü vermek için anlaşmalı ihbar. Bu durum, avukatın profesyonel olarak sığınma başvurularını denetleyip karşılığında maddi kazanç sağladığı şüphesini doğurdu. Federal İdare Mahkemesi, bu türden soruşturmaların, normalde başlatılmayacak durumda olan işlemleri tetiklediğini belirtti.
Özellikle dikkat çeken bir olayda, Türk bir avukatın, İsviçre’deki sığınma süreçlerinde bulunan kişileri Türk yetkililere bildirerek maddi kazanç sağladığı tespit edildi. Bu durum, sığınma başvurularının kötüye kullanıldığına ve bu başvuruların çoğunlukla sahte belgelerle desteklendiğine dair ciddi endişelere yol açtı. Mahkeme, avukatın bu şekilde faaliyet gösterdiğine dair güçlü bir şüphe olduğunu ve bunun sonucunda bazı soruşturmaların başlatıldığını belirtti.
İsviçre yetkilileri, bu tür kötüye kullanım vakalarının artması nedeniyle, sığınma başvurularını daha titiz bir şekilde incelemeye devam ediyor. Sahte belgeler ve yanlış beyanlar, başvuruların güvenilirliğini zedeleyerek, bu süreçlerin karmaşıklığını artırıyor. Yetkililer sahte belgeleri bir şekilde denetleyebiliyor, ancak profesyonelce hazırlanmış senaryolar ve hikayelerle kişinin gerçekten Türkiye’de sorunu olup olmadığını bazen tespit etmeleri zorlaşıyor.
Sahte Belgeler ve Güvenlik Açıkları
İsviçre Federal İdare Mahkemesi, son dönemde Türkiye kaynaklı sığınma başvurularında artan sahtecilik ve şüpheli faaliyetlere dair önemli bir durumu gündeme getirdi. Mahkeme, geçtiğimiz aylarda çeşitli durumlarda, başvuruların büyük kısmının sahte belgelerle desteklendiğini ve bu durumun yasal süreçleri nasıl etkilediğini vurguladı.
Bir başka çarpıcı örnek, bir Türk sığınmacının başvurusu sırasında yaşandı. Söz konusu kişi, başvuru süreci için gerekli belgeleri sunamadı çünkü belgeler henüz hazırlanıyordu. Bu durum, sığınma sürecinde belgelerin otantik olup olmadığını değerlendiren yetkililer için ek bir zorluk oluşturdu. İsviçre’deki yetkililer, bu tür olayların artış gösterdiğini ve sahtecilik şüphesiyle daha fazla vakaya rastlandığını ifade ediyor.
Söz konusu sahte belgelerle ilgili olarak, İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM) 2021 yılından itibaren artan bir şekilde sahte adli belgeler tespit ettiğini belirtti. SEM sözcüsü Reto Kormann, bu belgelerin genellikle uzmanlar tarafından kolayca tespit edilebildiğini, ancak gerçek belgelerin kötüye kullanımını tespit etmenin daha zor olduğunu ifade etti.
Ek olarak, bazı gazeteler, son zamanlarda sahte sığınma gerekçeleriyle ilgili düzenli bir pazar oluştuğunu ve bu tür işlemlerin yaygınlaştığını rapor etti. Bu durum, İsviçre’deki sığınma süreçlerinin daha dikkatli bir şekilde incelenmesini ve sahtecilik vakalarının önlenmesini zorunlu kılmakta.
Sahte belgeler ve kötüye kullanım, sığınma başvurularında yeni bir fenomen değil. Farklı ülkelerden gelen başvurularda da benzer durumlar yaşanabiliyor. İsviçre, bu tür başvuruları reddediyor ve ilgili kişileri ülkeye kabul etmiyor. Türkiye ile geri kabul anlaşması olmamasına rağmen, zorunlu geri gönderme işlemleri polis eşliğinde gerçekleştiriliyor.
Türk Başvurularındaki Düşüş
İsviçre’de Türk Sığınma Başvurularında Değişim ve Artan Kısıtlamalar
İsviçre Göçmenlik Sekreterliği (SEM), Türk sığınma başvurularının yıllar içinde önemli bir değişim geçirdiğini bildirdi. SEM sözcüsü Reto Kormann, özellikle 2019’dan bu yana Gülen Hareketi’ne bağlı kişilerin başvurularında belirgin bir azalma yaşandığını belirtti. SEM, Türk sığınmacılar için uygulama prosedürlerini sürekli olarak güncellediğini vurguladı.
Türkiye’den İsviçre’ye Sığınma Başvurularında Ekonomik Nedenler ve İnsan Hakları Durumu
Son yıllarda Türkiye’den İsviçre’ye yapılan sığınma başvurularında, ekonomik nedenlerle ülkesinden kaçan kişilerin sayısının arttığı gözlemleniyor. Türkiye’deki yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, birçok kişinin daha iyi yaşam koşulları arayışında yurtdışına çıkmasını teşvik etmiş durumda. İsviçre’de büyük bir Türkiye Kökenlilerin diasporasının bulunması da, Türkiye’den gelen sığınmacılar için önemli bir çekim merkezi oluşturduğu belirtiliyor.
Ancak, İsviçre yetkilileri, Türkiye’den gelen her sığınma başvurusunu titizlikle inceliyor. Türkiye’deki insan hakları durumu, 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra ciddi şekilde kötüleştiği bildirilen haberde, “Bu dönemde, özellikle hükümete karşı eleştirisel tutumlar ve muhalefet, baskılara ve insan hakları ihlallerine yol açtı. Bu bağlamda, Türkiye’den gelen sığınmacılar, yalnızca ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda insan hakları ihlalleri ve siyasi baskılar nedeniyle de başvuruda bulunabiliyor.“ ifadelerine yer verildi.
İsviçre’deki yetkililer, bu başvuruları değerlendirirken, başvurucunun insan hakları durumunu ve Türkiye’deki genel siyasi atmosferi göz önünde bulundurarak karar vermekte. Her bir başvurunun ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması, hem sığınmacıların gerçek durumlarının anlaşılması hem de kötüye kullanımların önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Türkiye’den ekonomik nedenlerle kaçan kişilerin sayısının arttığına dikkat çekilse de, Türkiye’deki yüksek enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki artışın bu durumu etkilediği ifade ediliyor. İsviçre’de büyük bir Türk diasporasının bulunması da bu durumu etkileyen faktörler arasında yer alıyor denilmekte. Bununla birlikte, İsviçre yetkilileri, her sığınma başvurusunu ayrıntılı olarak incelemeye devam ediyor. 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’de insan hakları durumunun ciddi şekilde kötüleştiği belirtiliyor.
NZZ haberinde geçen ifadelerde, “İsviçreli Mülteci Yardım Derneği (SFH), bir ülkede tehlikede olan kişileri belirlerken, Türkiye’de Terör Örgütü olarak kabul edilen Gülen Hareketi’ne ve yasaklı PKK’ya bağlantısı olanlar, Kürt siyasetçiler veya muhalif medya mensuplarının yanı sıra hükümet karşıtı sosyal medya paylaşımlarında bulunanları da kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor.“ ifaleriyle anlatıldı.
Ancak, son yıllarda Türkiye’den gelen sığınmacıların yasadışı yollarla veya sahte adli belgelerle koruma talep edip etmedikleri hala belirsizliğini koruyor. SEM, yalnızca bu tür kötüye kullanımlarla ilgili somut bulgular elde ettiğinde, sığınma hakkının iptali için işlem başlatıyor.
Başvurulardaki bu kısıtlayıcı yaklaşım, yeni başvuru sayılarına da yansıyor. Türkiye, hâlâ İsviçre’deki en fazla sığınma başvurusu yapılan ikinci ülke konumunda olsa da, geçen yılın Kasım ayından itibaren başvuruların sayısında belirgin bir düşüş gözlemlendi. Başvurular şu anda aylık ortalama 300 civarında sabitlenmiş durumda ve bahar döneminde bile artış yaşanmamış olması dikkat çekici.
İsviçreSığınmaBaşvuruları #SahteBelgeler #SığınmaKötüyeKullanımı #TürkSığınmaBaşvuruları #GüvenlikSorunları #İsviçreGöçmenlik #SahteBeyanlar #BaşvurularınAzalması #TürkSığınmacılar #SığınmaBaşvurusu #BelgelerinDoğruluğu #İsviçreFederalİdare #SığınmaBaşvurularındaDüşüş #GülenHareketiBaşvuruları #EkonomikNedenler #isviçre #isviçresığınmatalebi #isviçreilticabaşvurusu #isviçrehaberleri #haber #haberler #sondakika asyl
İsviçre
50 Yıllık Efsane: Montreux Caz Festivali Dünya Yıldızlarını Aynı Sahnede Buluşturdu
MONTREUX – İsviçre’nin dünyaca ünlü Montreux Caz Festivali, 2016 yılında 50. kuruluş yıl dönümünü görkemli etkinliklerle kutladı. 1-16 Temmuz tarihleri arasında Cenevre Gölü kıyısında düzenlenen festival, iki hafta boyunca on binlerce müzikseveri ağırlarken, dünyanın dört bir yanından gelen sanatçılar unutulmaz performanslara imza attı.
1967 yılında Claude Nobs tarafından yalnızca bir caz festivali olarak kurulan organizasyon, yarım asır içinde rock, pop, soul, blues, elektronik müzik ve dünya müziğini de kapsayan dev bir uluslararası kültür etkinliğine dönüştü. Bugün Montreux, Avrupa’nın en prestijli müzik festivalleri arasında gösteriliyor.
Festivalin en çok konuşulan konserlerinden biri İngiliz rock grubu Muse oldu. Güçlü sahne performansı, etkileyici ışık gösterileri ve hit parçalarıyla binlerce izleyiciyi büyüleyen grup, 50. yıl kutlamalarının simge konserlerinden birine imza attı.
Kutlamaların odak noktasında ise festivalle uzun yıllardır yakın bağları bulunan efsane müzisyen ve yapımcı Quincy Jones vardı. Onun onuruna düzenlenen özel gecelerde A$AP Ferg, elektronik müziğin önemli isimlerinden Flume ve Fransız synth-pop grubu M83 sahne aldı. Bu özel konserler uluslararası platformlarda yayımlanarak festivalin küresel prestijini bir kez daha gözler önüne serdi.
50. yıl programında ayrıca caz, rock ve pop dünyasının birçok seçkin sanatçısı da izleyiciyle buluştu. Farklı müzik türlerini aynı çatı altında buluşturan festival, genç yeteneklere de uluslararası sahnede kendilerini gösterme fırsatı sundu.
Eşsiz Cenevre Gölü manzarası, tarihi atmosferi ve yüksek organizasyon kalitesiyle öne çıkan Montreux Caz Festivali, yalnızca konserlerden ibaret bir etkinlik değil; İsviçre’nin kültürel kimliğini dünyaya tanıtan önemli bir marka olarak kabul ediliyor. Yarım asırlık geçmişini büyük bir coşkuyla kutlayan festival, müzik tarihindeki yerini bir kez daha sağlamlaştırırken, gelecek nesiller için de ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.
İsviçre
Lord Byron Chillon Şatosu’na 200 Yıl Sonra Yeniden Döndü: Tarih ve Edebiyat Aynı Çatıda Buluştu
MONTREUX / İSVİÇRE – İsviçre’nin Cenevre Gölü kıyısında yer alan ve ülkenin en önemli tarihi yapılarından biri kabul edilen Chillon Şatosu (Château de Chillon), 2016 yazında edebiyat dünyasının unutulmaz isimlerinden Lord Byron anısına düzenlenen özel sergiyle uluslararası ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. “1816–2016 Byron is Back!” (Byron Geri Döndü) başlıklı etkinlik, ünlü İngiliz şairin şatoda kaleme aldığı “Chillon Mahkûmu” (The Prisoner of Chillon) adlı eserinin 200. yılı dolayısıyla hayata geçirildi.
Temmuz ayı boyunca düzenlenen sergi, Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden gelen edebiyat tutkunlarını, tarih meraklılarını ve kültür gezginlerini Chillon Şatosu’nda buluşturdu. Ziyaretçiler, Byron’un İsviçre seyahati sırasında yaşadığı ilham sürecini anlatan arşiv belgelerini, tarihi objeleri, el yazmaları, multimedya sunumlarını ve döneme ait özel koleksiyonları yakından inceleme fırsatı buldu.
1816 yılında Cenevre Gölü kıyısına gelen Lord Byron, Chillon Şatosu’nun zindanlarında yıllarca hapsedilen Cenevreli din adamı François Bonivard’ın dramatik yaşam öyküsünden etkilenerek dünya edebiyatının klasikleri arasında yer alan “Chillon Mahkûmu” şiirini kaleme aldı. Eser, kısa sürede Avrupa’da büyük yankı uyandırırken Chillon Şatosu’nu da uluslararası bir edebiyat simgesine dönüştürdü.
Bugün her yıl yüz binlerce kişinin ziyaret ettiği Chillon Şatosu, yalnızca Orta Çağ mimarisiyle değil, Victor Hugo’dan Jean-Jacques Rousseau’ya kadar birçok önemli yazara ilham veren kültürel mirasıyla da öne çıkıyor. Byron’un 200. yılı anısına düzenlenen bu özel sergi ise İsviçre’nin kültürel zenginliğini ve dünya edebiyatındaki yerini bir kez daha gözler önüne serdi.
#İsviçre#ChillonŞatosu#ChateauDeChillon#LordByron#ByronIsBack
İsviçre
İsviçre’de eğitim sistemi yeniden tartışılıyor: Çocuklar 12 yaşında okul türlerine ayrılıyor
ZÜRİH – Tages-Anzeiger gazetesinin geniş analiz haberine göre, İsviçre’de öğrencilerin henüz 12-13 yaşındayken akademik başarılarına göre farklı okul türlerine yönlendirilmesi yeniden tartışmaların odağına yerleşti. İsviçre Okul Müdürleri Birliği’nin (VSLCH) hazırladığı uluslararası karşılaştırma, İsviçre’nin çocukları en erken yaşta farklı eğitim yollarına ayıran ülkeler arasında bulunduğunu ortaya koyarken, eğitim uzmanları bu uygulamanın bilimsel bir dayanağı olmadığını, fırsat eşitsizliğini artırdığını ve birçok yeteneğin kaybedilmesine yol açtığını savunuyor.
İsviçre en erken yönlendirme yapan ülkeler arasında
İsviçre’de öğrenciler ilkokulun sonunda, yaklaşık 12-13 yaşında, akademik başarılarına göre farklı ortaokul seviyelerine yerleştiriliyor. Bu karar, öğrencilerin gelecekte izleyecekleri eğitim ve meslek yolunu büyük ölçüde belirliyor.
VSLCH’nin hazırladığı uluslararası karşılaştırmaya göre Almanya, Avusturya, Belçika ve Hollanda da benzer şekilde erken yönlendirme uygulayan ülkeler arasında yer alıyor.
Buna karşılık birçok ülkede öğrenciler 14, 15 hatta 16 yaşına kadar aynı eğitim sistemi içinde öğrenim görüyor. Avustralya, Yeni Zelanda, ABD ve Kanada gibi ülkelerde ise zorunlu eğitim sürecinde öğrencileri resmi olarak farklı okul türlerine ayıran bir sistem bulunmuyor.
Uzmanlar: “12 yaşındaki çocuk için karar vermek çok erken”
İsviçre Okul Müdürleri Birliği Başkanı Thomas Minder, çocukların bu kadar erken yaşta farklı okul seviyelerine ayrılmasının ciddi riskler taşıdığını belirtti.
Minder’e göre 12 yaşında verilen kararlar yanlış değerlendirmelere yol açabiliyor ve özellikle dezavantajlı ailelerden gelen çocukların eğitim hayatını olumsuz etkiliyor.
Bern Üniversitesi Eğitim Sosyolojisi Profesörü Rolf Becker ise erken yönlendirmeyi destekleyen bilimsel bir gerekçe bulunmadığını söyledi.
Zürihli gelişim pediatristi Prof. Oskar Jenni de çocukların gelişim süreçlerinin henüz tamamlanmadığını belirterek, okul sisteminin öğrencileri çok erken sınıflandırdığını ifade etti.
Ailenin sosyal yapısı eğitim yolunu etkiliyor
İsviçre Eğitim Raporu ve çeşitli bilimsel araştırmalar, öğrencilerin hangi okul seviyesine yerleştirileceğinin yalnızca akademik başarılarına bağlı olmadığını ortaya koyuyor.
Araştırmalara göre;
* Göçmen kökenli öğrenciler,
* Düşük gelirli ailelerin çocukları,
* Eğitim seviyesi düşük ailelerden gelen öğrenciler,
aynı akademik başarıya sahip olsalar bile daha düşük seviyeli okul türlerine yönlendirilme riskiyle daha sık karşılaşıyor.
Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre ortaöğretime geçiş kararlarının yalnızca yüzde 60’ı öğrencinin başarısı ve motivasyonuna dayanıyor. Kararların kalan yüzde 40’ında ise aile geçmişi, göçmen kökeni ve cinsiyet gibi faktörler etkili oluyor.
Bern Üniversitesi’nin uzun yıllara dayanan araştırmaları da İsviçre’de akademisyen ailelerin çocuklarının üniversite mezunu olma olasılığının diğer çocuklara göre yaklaşık iki kat daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Erken yönlendirme ülkeye yetenek kaybettiriyor
Uzmanlara göre çocukların daha uzun süre aynı eğitim ortamında kalması hem bireysel gelişim hem de ülkenin geleceği açısından daha büyük fayda sağlıyor.
2023 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, öğrencilerin daha geç yönlendirildiği veya hiç ayrıştırılmadığı eğitim sistemlerinde matematik, bilişim, fen bilimleri ve teknoloji (STEM) alanlarında kariyer yapma olasılığının yüzde 15 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, bunun çocukların ilgi ve yeteneklerini daha uzun süre geliştirebilmelerinden kaynaklandığını belirtiyor.
UNICEF: Kaliteli eğitim var, ancak fırsatlar eşit değil
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), İsviçre’nin eğitim kalitesinin yüksek olduğunu ancak tüm çocukların bu eğitimden eşit şekilde yararlanamadığını vurguluyor.
Son PISA araştırmasına göre varlıklı ailelerden gelen 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 91’i matematik ve okuma alanında başarılı olurken, dezavantajlı ailelerden gelen öğrencilerde bu oran yüzde 46’da kalıyor.
İki grup arasındaki 45 puanlık başarı farkı, OECD ülkeleri içindeki en yüksek farklardan biri olarak değerlendiriliyor.
UNICEF’in eğitimde eşitsizlik sıralamasında İsviçre, 41 ülke arasında 31’inci sırada yer alıyor.
Bir kez verilen karar çoğunlukla değişmiyor
İsviçre’de öğrencilerin daha sonra okul seviyelerini değiştirmesi teorik olarak mümkün olsa da uygulamada bunun çok nadir gerçekleştiği belirtiliyor.
2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin ilk yerleştirildiği okul seviyesi kararlarının yaklaşık yüzde 80’i değişmeden kalıyor. Bu nedenle 12 yaşında verilen karar, öğrencinin eğitim ve meslek hayatını uzun yıllar etkileyebiliyor.
Bazı kantonlar değişim istiyor
VSLCH Başkanı Thomas Minder, mevcut sistemin uzun yıllardır uygulandığını ve toplumda kökleştiğini belirterek değişimin kolay olmayacağını söyledi.
Bununla birlikte Bern, Luzern ve Uri kantonlarında öğrencilerin daha geç yönlendirilmesini öngören modeller tartışılıyor. Thurgau ile Appenzell Ausserrhoden kantonlarında ise daha esnek geçiş imkânı sağlayan uygulamalar bulunuyor.
Tessin modeli örnek gösteriliyor
Uzmanların dikkat çektiği örnek ise Tessin Kantonu oldu.
Ulusal eğitim araştırmalarına göre Tessin, ebeveynlerin gelir ve eğitim düzeyinin çocukların eğitim başarısını belirgin şekilde etkilemediği tek kanton olarak öne çıkıyor.
Bunun başlıca nedenleri arasında üç yıllık anaokulu eğitimi, kapsayıcı eğitim anlayışı ve ortaokulda öğrencilerin büyük ölçüde birlikte eğitim görmesi yer alıyor. Ayrıştırma yalnızca matematik ve ilk yabancı dil olan Almanca derslerinde uygulanıyor.
Thomas Minder, Tessin modelinin tüm İsviçre için örnek olabileceğini belirterek, öğrencilerin daha geç yaşta yönlendirilmesinin hem fırsat eşitliğini güçlendireceğini hem de ülkenin gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli insan kaynağını artıracağını ifade etti.
-
Gündem2 Jahren agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem2 Jahren ago
ERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya2 Jahren ago
META’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem2 Jahren ago
TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


