İsviçre
İsviçre Madencilik İhlallerinde Çin’i Geride Bırakıyor
Madencilik alanında insan hakları ihlalleri sıkça yaşanıyor ve bu ihlallerin birçoğu İsviçre merkezli şirketlerde meydana geliyor.
Tamedia’dan İsviçreli Gazeteci Marcel Urech’in altta yazdığı haberin özeti:
Madencilik sektöründe yaşanan insan hakları ihlalleri:
- 2010-2023 arasında 631 insan hakları ihlali bildirildi.
- Çoğu İsviçre merkezli şirketlere ait.
İsviçre’nin rolü:
- İsviçre merkezli şirketler, Çin’den sonra en fazla ihlalle suçlanıyor.
- Özellikle Glencore ve Solway gibi şirketler öne çıkıyor.
Madencilik Sektöründe İnsan Hakları İhlalleri
- İsviçre merkezli şirketlerin liderlik ettiği madencilik sektöründe insan hakları ihlalleri sıkça yaşanıyor.
- Enerji dönüşümü için önemli olan minerallerin çıkarımı sırasında çevre, işçi ve yerli halk haklarına yönelik ciddi ihlaller rapor ediliyor.
İsviçre’nin İnsan Hakları İhlallerindeki Rolü
- BHRRC’ye göre, 2010-2023 yılları arasında İsviçre merkezli şirketler, insan hakları ihlalleri açısından Çin merkezli şirketlerden daha fazla suçlanıyor.
- Özellikle Glencore ve Solway gibi büyük İsviçre merkezli şirketler, ihlallerin odak noktasında bulunuyor.
Şirket Sorumluluğu ve Yasal Düzenlemeler
- İsviçre’nin insan hakları ihlallerinde öne çıkması, yetersiz şirket sorumluluğu yasalarıyla ilişkilendiriliyor.
- Avrupa’daki diğer ülkelerin aksine, İsviçre’de şirketlerin uluslararası faaliyetlerinde insan haklarına yönelik yeterli yasal düzenlemeler bulunmuyor.
Gelecek İçin İyileştirme ve Sorumluluk Artırımı
- İsviçre’nin uluslararası alanda daha etik ve sorumlu bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.
- Şirketlerin sürdürülebilirlik ve insan haklarına saygı konusundaki sorumluluklarını artırması ve yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi gerekiyor.
- Haberin Ayrıntıları:
Enerji dönüşümü için hayati öneme sahip olan boksit, kobalt, bakır, lityum, mangan, nikel ve çinko gibi minerallerin çıkarımı, insan hakları ihlalleriyle gündeme geliyor. Business & Human Rights Resource Centre (BHRRC) tarafından yayınlanan rapora göre, bu ihlallerin büyük bir kısmı İsviçre merkezli şirketlerde yaşanıyor.
İsviçre Negatif Sıralamada Birinci Sırada
2010 ile 2023 yılları arasında BHRRC’ye toplam 631 insan hakları ihlali iddiası bildirildi. Bu iddiaların üçte ikisinden fazlası 20 şirkete ait olup, bu şirketlerin yarısı tüm ihlallerin sorumlusu olarak gösteriliyor. Çin merkezli şirketler 95 ihlalle öne çıkarken, İsviçre merkezli şirketler 96 ihlalle daha kötü bir performans sergiliyor ve sıralamada ilk sıraya yerleşiyor.
İsviçre Merkezli Şirketler İhlallerin Odağında
İsviçre merkezli Glencore ve Solway gibi büyük şirketler, insan hakları ihlalleri konusunda başı çekiyor. Bu şirketler, madencilik faaliyetleri sırasında çevre hakları, yerli halkların hakları ve işçi hakları gibi alanlarda ciddi ihlallerle suçlanıyor. Özellikle, çevreye zarar verme, çalışma koşullarının kötü olması ve yerel toplulukların yaşam alanlarının ihlal edilmesi gibi konular öne çıkıyor.
Küresel Enerji Dönüşümünde İnsan Hakları
Enerji dönüşümü için gerekli olan minerallerin çıkarımı sırasında yaşanan bu ihlaller, küresel ölçekte enerji politikalarının insan haklarına etkisini de gündeme getiriyor. İsviçre’nin bu alanda kötü bir performans sergilemesi, ülkenin uluslararası alanda insan haklarına verdiği önemi sorgulatıyor.
İnsan Hakları ve Şirket Sorumluluğu
İsviçre’nin insan hakları ihlallerinde öne çıkması, şirket sorumluluğu yasalarının yetersizliğiyle de ilişkilendiriliyor. İsviçre, Avrupa’da bu konuda etkili bir yasal düzenlemeye sahip olmayan nadir ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu durum, İsviçre merkezli şirketlerin yurt dışındaki faaliyetlerinde insan haklarına yeterince saygı göstermemelerine neden oluyor.
Bu rapor, enerji dönüşümü ve sürdürülebilir madencilik uygulamaları açısından insan haklarının korunmasının önemini bir kez daha vurguluyor. İsviçre’nin bu alanda iyileştirmeler yapması ve şirketlerin sorumluluklarını artırması gerektiği açıkça görülüyor.
En Fazla Şikayet Alan Şirketler
İnsan hakları ihlalleri konusunda en çok şikayet alan on şirket şu şekilde sıralanıyor:
- China Minmetals (Çin, 72 şikayet)
- Glencore (İsviçre, 71 şikayet)
- Grupo México (Meksika, 34 şikayet)
- First Quantum Minerals Canada (Kanada, 25 şikayet)
- Codelco (Şili, 24 şikayet)
- Freeport-McMoRan (ABD, 24 şikayet)
- Solway Group (İsviçre, 21 şikayet)
- Minera Los Pelambres (Şili, 19 şikayet)
- Antamina (Peru, 18 şikayet)
- Tenke Fungurume Mining (Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 14 şikayet)
Geçen yıl, madencilik sektöründe 91 insan hakları ihlali iddiası bildirildi. Bu ihlallerin çoğu yerli halkların hakları, işçi hakları ve ölüm vakalarıyla ilgiliydi. Ayrıca, çevre ve arazi haklarının ihlali de sıkça görüldü. İsviçre’nin bu olumsuz sıralamada yer almasının başlıca nedenleri, Glencore ve Solway gibi şirketlerin 2010-2023 yılları arasında 92 ihlal gerçekleştirmiş olmasıdır.

Merkezleri İsviçre’de bulunan Glencore ve Solway, sektörde önemli iki şirket.
İnsan Hakları İhlallerinde Öne Çıkan Madencilik Lokasyonları
Madencilik faaliyetlerinin insan hakları üzerindeki olumsuz etkileri çeşitli lokasyonlarda yoğunlaşmış durumda. Business & Human Rights Resource Centre (BHRRC) tarafından yapılan araştırmalar, aşağıdaki madencilik sahalarının en fazla insan hakları ihlali bildirilmiş yerler olduğunu gösteriyor:
- Las Bambas (Peru, 68 ihlal)
- Tintaya; Antapaccay (Peru, 23 ihlal)
- Fenix (El Estor, Guatemala, 21 ihlal)
- Los Pelambres (Şili, 19 ihlal)
- Antamina (Peru, 18 ihlal)
- Buenavista del Cobre (Meksika, 15 ihlal)
- Tenke Fungurume (Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 14 ihlal)
- Escobal Mine (Guatemala, 13 ihlal)
- Cerro Matoso (Kolombiya, 12 ihlal)
Şirket Sorumluluğu? İsviçre’de Yok
Business & Human Rights Resource Centre’ın (BHRRC) son raporu, İsviçre merkezli bazı büyük şirketlerin insan hakları ihlallerine karıştığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bu durumu değerlendiren Dominique de Buman, eski Milli Meclis üyesi ve Şirket Sorumluluğu Koalisyonu yönetim kurulu üyesi, „Bu sıralama, İsviçre’de bazı büyük şirketlerin problematik işlere karıştığını açıkça gösteriyor“ dedi.
İsviçre’nin Yasal Eksikliği
De Buman, İsviçre’nin yakında Avrupa’da şirket sorumluluğu konusunda etkili bir yasaya sahip olmayan tek ülke olacağını belirtti. Avrupa’nın diğer ülkeleri şirketlerin insan hakları ve çevresel sorumluluklarına yönelik yasal düzenlemeler yaparken, İsviçre bu konuda geri kalmış durumda. De Buman, „İsviçre’de halen sağlam bir şirket sorumluluğu yasası bulunmuyor“ diye ekledi.
Küresel Standartlara Uyumun Önemi
Bu eksiklik, İsviçre merkezli şirketlerin yurt dışındaki faaliyetlerinde insan hakları ihlallerine yol açan uygulamalar yapmasına neden oluyor. Avrupa Birliği’nin şirketlerin küresel operasyonlarında insan hakları ve çevresel sorumluluklarını düzenleyen yasaları sıkılaştırması, İsviçre’yi bu alanda geride bırakıyor.
İsviçre’nin Geleceği ve Şirket Sorumluluğu
İsviçre’nin, uluslararası alanda daha iyi bir insan hakları performansı sergilemesi ve şirketlerinin sorumluluklarını artırması için bu konuda acil adımlar atması gerekiyor. Şirket sorumluluğu yasalarının güçlendirilmesi, İsviçre’nin küresel insan hakları standartlarına uyum sağlamasına yardımcı olacaktır.
Şirket Sorumluluğu Yasası Gerçekten Değişim Yaratır mı? İsviçre Örneği
İsviçre’de şirket sorumluluğu yasasının kabul edilip edilmeyeceği tartışmaları sürerken, Dominique de Buman bu tür bir yasanın Peru, Şili veya Meksika gibi ülkelerdeki durumları değiştirebileceğini belirtiyor. De Buman, „Evet,“ diyerek, İsviçre merkezli şirketlerin insan haklarına riayet etmelerini ve örneğin, zehirli atık sularını nehirlere boşaltmalarını engelleyebileceğini vurguluyor. Şu anda, İsviçre’de bu tür davranışlar için şirketleri sorumlu tutacak bir mekanizma bulunmuyor.
İsviçre Avrupa’da Bir İstisna
De Buman, Kasım 2020’de yapılan şirket sorumluluğu yasası referandumunu hatırlatıyor. Bu girişim, kantonların çoğunluğunun desteğini alamayarak başarısız oldu, ancak halkın %50’den fazlası bu yasa lehine oy verdi. De Buman, „Artık hatalı şirketleri cezalandırma imkanı getirilmelidir“ diyor.
Yasaların Güçlendirilmesi Gerekiyor
İsviçre, Avrupa’da şirket sorumluluğu konusunda etkili bir yasaya sahip olmayan nadir ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. Avrupa Birliği, şirketlerin küresel operasyonlarında insan hakları ve çevresel sorumluluklarını düzenleyen yasaları sıkılaştırırken, İsviçre bu konuda geri kalmış durumda. De Buman, bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini ve İsviçre’nin küresel insan hakları standartlarına uyum sağlaması için acil adımlar atılması gerektiğini savunuyor.
Bu durum, İsviçre’nin enerji dönüşümü ve sürdürülebilir madencilik uygulamaları açısından daha etik ve sorumlu bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor. Şirketlerin faaliyetlerinin çevresel ve sosyal etkilerini dikkate alarak, daha sürdürülebilir ve insan haklarına saygılı bir şekilde hareket etmeleri gerektiği açıkça görülüyor.
İsviçre’nin Avrupa’daki konumu, şirket sorumluluğu konusunda tartışmalara yol açıyor. Federal Hükümet, İsviçre’nin Avrupa’da bir istisna olmaması gerektiği argümanıyla bu girişimi reddetti. Ancak şu anda durumun tam tersi olduğunu söylemek mümkün: Avrupa Birliği (AB), şirketlerden dünya çapında insan hakları ve çevre standartlarına uymalarını talep ederken, İsviçre’de bu konuda etkili bir yasa bulunmuyor.
Gündem
„Gelecekte Çocuk Doğuracak Kadın Kalmayacak“
İsviçre Sendikalar Birliği Başkanı Maillard: „Göçü Durdurursak Doğum Oranları Çöker, Nüfus Hızla Erir“
SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) 14 Haziran’da halk oylamasına sunacağı “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” (Sürdürülebilirlik Girişimi) referandumu öncesinde, sendikalar cephesinden çok sert bir çıkış geldi. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, 20 Minuten gazetesine verdiği röportajda, göçün sınırlandırılmasının ülkeyi demografik bir felakete sürükleyeceğini savundu.
SENDİKA LİDERİ:
SVP Girişimi: «Siz Hiç ‚Yoğunluk Stresi‘ Yaşamıyor musunuz, Bay Maillard?»
Sendikalar, SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimine karşı en ön safta mücadele ediyor. İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Pierre-Yves Maillard, röportajda argümanlarını özellikle demografik verilere dayandırıyor.
Soru: Bay Maillard, ilk anketler SVP’nin “Sürdürülebilirlik Girişimi”ne „Evet“ eğilimi olduğunu gösteriyor. Bu durum, SP (Sosyal Demokrat Parti) lideri Wermuth’un ifade ettiği gibi sizin için de bir „şok“ oldu mu?
Pierre-Yves Maillard: Şöyle söyleyeyim: Geçmişte de göç konusunda defalarca oylama yaptık ve sonuçların her zaman başabaş gittiğini biliyoruz. Önümüzdeki haftalarda yoğun bir tartışma süreci bekliyorum. Bizim tarafın sunduğu somut ve rasyonel argümanların halkı ikna edeceğini umuyorum.
Birçok insan her gün trafikte sıkışıp kalıyor, trende oturacak yer bulamıyor ve kiraları ödemekte zorlanıyor. Tüm bu sorunların kaynağı göç değil mi?
Bu, SVP’nin iddiası. Anayasa’ya yeni bir madde ekleyerek tüm bu gerçek sorunları çözebileceklerine inanıyorlar. Bahsettiğiniz sorunlar göz ardı edilemez ve kesinlikle çözüm gerektirir. Ancak fahiş kiraların daha sıkı denetlenmesi gerekiyor ve SVP buna karşı çıkıyor. Daha fazla uygun fiyatlı konuta ihtiyacımız var, SVP buna da karşı. Yatırım yapmamız gereken altyapı sorunlarımız var, fakat SVP bunun yerine en zenginlerin vergilerini düşürmeyi tercih ediyor.
Ülkede hiç „yoğunluk stresi“ hissettiğiniz anlar olmuyor mu?
Elbette oluyor, ben de sürekli seyahat halindeyim. Ancak şimdiden biliyoruz ki önümüzdeki 25 yıl içinde ülkede bir milyon daha fazla emekli olacak. Eğer önümüzdeki yıllarda nüfusa üst sınır getirirsek, kitlesel olarak emekliliğe ayrılacak bu neslin yeri doldurulamayacak ve çalışan nüfus azalacak. O halde bizim emekli maaşlarımızı kim finanse edecek, yaşlılarımıza kim bakacak? İşte tam da bu nedenden dolayı SVP, emeklilik yaşını 67’ye çıkarmak istiyor.
SVP Başkanı Marcel Dettling, gelecekteki emeklilik sisteminin bir „saadet zinciri“ (kartopu sistemi) olduğunu söylüyor. Nüfusun yaşlanması nedeniyle, yaşlılık ve ölüm sigortasını (AHV) güvence altına almak için sistemin sürekli daha fazla göçmene ihtiyaç duyduğunu savunuyor.
„Babyboomer (nüfus patlaması) kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar.“ — Pierre-Yves Maillard, SGB Başkanı
Demografi ciddi ve uzun vadeli bir bilimdir. Bu alanda deneyler yapamazsınız; gidin bunu tek çocuk politikası uygulayan Çin’in komünist yönetimine sorun. Babyboomer kuşağı artık emekli oluyor ve bu ülke için olağanüstü işler başardılar. Riskli deneyimleri değil, insanca bir emekli maaşını hak ediyorlar. Eğer şimdi aktif çalışan nüfusu azaltırsak, bu çok büyük bir aptallık olur. Bu büyük jenerasyon hayatını kaybettiğinde, İsviçre nüfusu zaten muhtemelen kendiliğinden azalacaktır.
Son yıllarda İsviçre’ye yılda yaklaşık 80.000 ek nüfus geldi. Bu durum sürdürülebilir mi?
Bunu gidin çiftçi Marcel Dettling’e, restoran işletmecisi Esther Friedli’ye veya iş kadını Magdalena Martullo-Blocher’e sorun; insanları bu ülkeye getirenler tam da onların temsil ettiği sektörler! Çıplak gerçek şu ki, nüfus ekonominin ihtiyaçlarına göre büyür. Eski kota sisteminde bile yüksek oranlarda göç alıyorduk. Bu durum sadece 70’li ve 90’lı yıllardaki resesyon (ekonomik durgunluk) dönemlerinde değişti. Yani daha az göç istiyorsak, ülkede yapay bir ekonomik kriz yaratmamız gerekir.
Ancak şu sıralar işsizlik rakamları yükselişte…
Evet, bu bizi endişelendiren bir durum. Ancak bu endişe, SVP girişiminin talep ettiği gibi bizi en büyük ekonomik ortağımızla (AB) bağları koparma noktasına getirmemeli. 2011 yılından bu yana istihdam artışı, yerleşik nüfus artışından daha yüksek seyretti. %2’lik bir ekonomik büyüme yakaladığımızda, yılda yaklaşık 50.000 yeni istihdam yaratıyoruz. Bu durum iç iş gücü piyasamızın kapasitesini aştığı için şirketler yurt dışından yeni iş gücü istihdam ediyor. Belki gelecekte ekonomik büyüme ve göç konusunda bir frene basılması gerekebilir, ancak bunun için şu an en kötü zaman.
SVP bir sarmal argümanı sunuyor: Yeni gelen göçmenlerin doktorlara, öğretmenlere ve yollara ihtiyacı var; bu da daha fazla göçü tetikliyor. Siz buna katılmıyor musunuz?
Bu ilginç bir argüman; aslında „tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan“ sorusu gibi. SVP, önce göçün geldiğini, ardından ekonominin büyüdüğünü iddia ediyor. Fakat durum tam tersi. İnsanlar güçlü bir ekonomimiz olduğu için burada çalışmak istiyor. Birinin buraya gelebilmesi için öncelikle bir iş pozisyonunun var olması gerekir!
Merkez sağın önemli isimlerinden eyalet milletvekili Heidi Z’graggen gibi isimlerin de artık bu girişimi desteklemesi sizi endişelendiriyor mu?
Hayır, bu onların kendi takdiridir; nihai kararı halk verecektir. Demografi konusunu derinlemesine inceleyen herkes bu girişimi reddedecektir. Doğum oranı korona krizinden bu yana kadın başına 1,3 çocuğun altına düştü. Bu, göç olmaması durumunda yirmi yıl içinde çocuk sahibi olabilecek kadın sayımızın %40 azalacağı anlamına gelir. Uzun vadede bu devasa bir sorundur. Eğer bu süreç böyle devam ederse, SVP’nin uyardığı şeyin tam tersi gerçekleşecek: Nüfusumuz hızla yaşlanıp çökecektir.
Girişimin kabul edilmesi halinde, AB ile yürütülen yeni anlaşma süreçleri açısından sonuçlar sizce ne olur?
Bu durum muhtemelen söz konusu anlaşmaların erkenden sonu olur. Sağ partiler içinde, AB anlaşmalarına açıkça karşı çıkamayan ve şimdi bu 10 milyon girişiminin anlaşmaları durdurmasını umut eden yapıların olmasından endişe ediyorum. Eğer bu yeni anlaşmaları (Bilaterale III) reddedersek, en azından mevcut durumumuzu (statüko) koruruz. Ancak bu girişim, halihazırda sahip olduğumuz ve ekonomimizi ayakta tutan mevcut anlaşmaları da tehlikeye atıyor.
Bazı kesimler, iş ilanlarına daha az kişi başvurduğunda yerli işçilerin ücretlerinin artacağını umuyor. Uzun vadede bu doğru bir mantık değil mi?
Hayır, tam tersi. İşverenler kesinlikle daha fazla sınır ötesi işçi (Grenzgänger) ve daha fazla kısa süreli çalışan istihdam edecektir. Girişimi başlatanlar bunu tamamen „unutmuş“ durumdalar. Ücretler üzerindeki baskı artacaktır; çünkü SVP’nin girişimi aynı zamanda ücret koruma mekanizmalarını da ortadan kaldırmayı hedefliyor. Buna ek olarak, kayıt dışı (kaçak) çalışma da artacaktır. Dolayısıyla bu girişim İsviçre’deki maaşlara kesinlikle yardım etmeyecek, aksine onları daha fazla baskı altına alacaktır.
Eleştirmenler, sendikaların maaş denetimlerinden büyük paralar kazandığı için göçün devam etmesinde çıkarı olduğunu savunuyor. Kendiniz için mi mücadele ediyorsunuz?
Bizim görevimiz işçiler için somut sonuçlar üretmektir. İnşaat işçileri bu yıl yeni Toplu İş Sözleşmesi (GAV) ile ciddi bir maaş artışı elde ettiler. Çok çetin müzakereler yapıldı ve sendikaları sayesinde artık daha yüksek bir alım gücüne sahipler. Ücret koruma denetimlerini işverenlerle ortaklaşa yürütüyoruz; bu tamamen çalışanların çıkarınadır ve yasal olarak bize verilmiş kamusal bir görevdir.
Girişimin kabul edilmesi senaryosunda: Sizce Federal Konsey’in (Hükümet) alması gereken doğru önlemler neler olmalıdır?
Girişimin metni çok net: Nüfus 9,5 milyona ulaştığında, birkaç yıl içinde önlem alınması gerekecek. Aile birleşimi sınırlandırılacak ve bu da kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasının feshedilmesi anlamına gelecek. Bu noktada tartışılacak pek bir şey kalmıyor.
SVP, çözümün sığınmacı sistemine müdahale etmekten geçtiğini söylüyor.
Bu alanda büyük bir hareket alanı olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Sığınmacı akışı, toplam göçün sadece %7’sini oluşturuyor ve İsviçre’nin güçlü bir insani yardım geleneği vardır. İnsanlar zor durumda olduğunda ülkemiz üzerine düşen görevi yapmak zorundadır.
İsviçre
SVP Başkanı: “İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”
SVP Başkanı: “İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”
20 Minuten gazetesine verdiği röportajda Marcel Dettling, İsviçre’de 14 Haziran’da yapılacak “10 milyonluk İsviçre’ye hayır” halk oylamasıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. SVP tarafından hazırlanan girişim, İsviçre nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu geçmemesini hedefliyor.
SVP Başkanı Dettling, özellikle kontrolsüz göçün ülkenin geleceğini tehdit ettiğini savunarak:
“İsviçre’nin İsviçre olarak kalması için uğraşıyoruz”
ifadelerini kullandı.
İsviçre’de son yılların en tartışmalı siyasi konularından biri yine göç ve nüfus artışı oldu. Şimdi ise ülke, 14 Haziran’da yapılacak çok önemli bir referanduma hazırlanıyor. Oylamada, SVP tarafından hazırlanan ve kamuoyunda “10 milyonluk İsviçre’ye hayır” girişimi olarak bilinen öneri halkın önüne gelecek.
Bu girişim, İsviçre nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu geçmemesini hedefliyor. Parti yönetimi, özellikle yoğun göç nedeniyle ülkenin altyapısının, sosyal sisteminin ve yaşam kalitesinin zarar gördüğünü savunuyor.
Röportaj veren SVP Başkanı Marcel Dettling, kampanyanın neden bu kadar önemli olduğunu uzun uzun anlattı.
Referandum tam olarak neyi değiştirmek istiyor?
Bugün İsviçre’nin nüfusu yaklaşık 9 milyon civarında. Son yıllarda özellikle:
- Avrupa Birliği ülkelerinden gelen çalışanlar,
- sığınmacılar,
- Ukrayna savaşı sonrası gelen mülteciler
nedeniyle nüfus hızlı şekilde arttı.
SVP’ye göre bu artış kontrol edilemez hale geliyor.
Partinin önerisine göre:
- İsviçre’nin nüfusu 2050’ye kadar 10 milyonu aşmamalı.
- Eğer bu sınır yaklaşırsa hükümet göçü azaltacak önlemler almak zorunda kalmalı.
- Özellikle iltica ve serbest dolaşım politikaları sıkılaştırılmalı.
SVP bu öneriyi “Nachhaltigkeitsinitiative” yani “Sürdürülebilirlik Girişimi” olarak adlandırıyor. Parti, nüfus artışının sürdürülebilir olmadığını savunuyor.
SVP neden bu kadar sert konuşuyor?
SVP uzun yıllardır göç karşıtı politikalarıyla tanınıyor. Parti, İsviçre’nin kültürel yapısının değiştiğini düşünüyor.
Dettling röportajda şunu söylüyor:
“İsviçre’nin İsviçre olarak kalmasını istiyoruz.”
Bu cümle aslında kampanyanın ana sloganı haline gelmiş durumda.
Partiye göre kontrolsüz göç:
- İsviçre’nin geleneksel yapısını değiştiriyor,
- şehirleri aşırı kalabalıklaştırıyor,
- kiraları yükseltiyor,
- trafik sorununu artırıyor,
- okulları zorluyor,
- doğayı ve tarım alanlarını yok ediyor.
Küçük köylerde bile değişim hissediliyor
Dettling yalnızca büyük şehirlerin değil küçük köylerin bile değiştiğini söylüyor.
Kendisi Schwyz kantonundaki Oberiberg köyünde yaşıyor. Röportajda:
- çocukluğundan beri nüfusun üçte bir oranında arttığını,
- çevredeki bölgelerden baskının geldiğini,
- artık köylerde bile sığınmacılar için ev ayrıldığını
anlatıyor.
Ona göre eskiden sakin olan dağ köyleri bile artık göç baskısını hissediyor.
Eğitim sistemiyle ilgili eleştirileri
Röportajın en dikkat çeken bölümlerinden biri okullarla ilgiliydi.
Dettling’in üç çocuğu var:
- 10 yaşında,
- 12 yaşında,
- 14 yaşında.
Hepsi İsviçre’de devlet okuluna gidiyor.
SVP lideri, sınıflarda artık çok farklı ülkelerden öğrencilerin bulunduğunu söylüyor:
- Türkiye,
- Sri Lanka,
- Ukrayna,
- Suriye gibi ülkelerden gelen çocukları örnek veriyor.
Ona göre:
- bazı öğrenciler Almanca bilmeden geliyor,
- öğretmenler zorlanıyor,
- sınıflarda ek yardımcı personel gerekiyor,
- eğitim kalitesi düşüyor.
Hatta bazı sınıflarda öğretmenden çok yardımcı personel olduğunu iddia ediyor.
Dettling, bunun sonucunda İsviçreli çocukların:
- matematikte,
- yazmada,
- temel eğitimde
eskisine göre daha geride kaldığını savunuyor.
Bu görüş İsviçre’de oldukça tartışmalı çünkü eğitim uzmanlarının önemli bir kısmı sorunun yalnızca göç olmadığını düşünüyor.
Asıl hedef: İltica sistemi
Röportajın en sert kısmı sığınmacılar hakkındaydı.
Dettling’e göre hükümet öncelikle iltica sistemini değiştirmeli.
Şu iddialarda bulunuyor:
- her yıl yaklaşık 30 bin sığınmacı geliyor,
- bunların büyük kısmı sosyal yardım alıyor,
- bazıları suç oranlarını artırıyor,
- konut krizini büyütüyor.
Özellikle İsviçre Adalet Bakanı Beat Jans’ı hedef aldı ve hükümetin yeterince sert davranmadığını söyledi.
SVP’nin temel isteği:
- daha az sığınmacı kabul edilmesi,
- sınırların daha sıkı korunması,
- iltica başvurularının zorlaştırılması.
Ukraynalılar hakkındaki sözleri neden tartışma yarattı?
Dettling’in Ukraynalılar hakkında söyledikleri İsviçre’de büyük tartışma yarattı.
İsviçre, Ukrayna savaşı sonrası çok sayıda Ukraynalıya “S koruma statüsü” verdi. Bu sistem sayesinde insanlar hızlı şekilde ülkeye kabul edildi.
Ancak Dettling:
- bazı Ukraynalıların İsviçre’de yaşayıp tatil için ülkelerine gidip geldiğini,
- bu nedenle tüm Ukrayna’nın savaş bölgesi sayılamayacağını
savundu.
Bern’de Ukrayna plakalı bir turist otobüsü gördüğünü anlatarak bunu örnek gösterdi.
Bu yüzden:
- koruma statüsünün kaldırılmasını,
- mümkün olanların geri gönderilmesini
istiyor.
Muhalifler ise bunun insani olmadığını ve savaşın hâlâ devam ettiğini söylüyor.
Ekonomi tarafı neden endişeli?
İş dünyasının önemli bir kısmı girişime karşı çıkıyor.
Örneğin eski SVP milletvekili ve ünlü iş insanı Peter Spuhler bile girişimi desteklemiyor.
Çünkü İsviçre ekonomisi:
- yabancı işçilere,
- mühendis ve sağlık çalışanlarına,
- teknik uzmanlara,
- inşaat ve hizmet sektöründeki göçmen emeğine
çok bağımlı.
Muhalifler diyor ki:
- göç azalırsa şirketler eleman bulamaz,
- ekonomi yavaşlar,
- sağlık sistemi zorlanır,
- yaşlı nüfusun emeklilik sistemi tehlikeye girer.
Emeklilik sistemi tartışması
İsviçre’de nüfus yaşlanıyor. Daha az çalışan, daha fazla emekli oluşuyor.
Muhaliflere göre göçmen çalışanlar:
- vergi ödüyor,
- emeklilik sistemine katkı yapıyor,
- sistemi ayakta tutuyor.
Ancak Dettling buna karşı çıkıyor.
Ona göre bu bir “kartopu sistemi”:
- bugün gelen göçmenler de yaşlanacak,
- onlar için daha fazla göçmen gerekecek,
- sorun sürekli büyüyecek.
Bu nedenle çözümün sürekli dışarıdan insan getirmek olmadığını söylüyor.
Avrupa Birliği konusu neden önemli?
İsviçre AB üyesi değil ama Avrupa Birliği ile çok yakın ekonomik anlaşmaları var.
Bunların en önemlilerinden biri:
kişilerin serbest dolaşımı.
Bu sistem sayesinde AB vatandaşları İsviçre’de daha kolay çalışabiliyor.
Muhalifler korkuyor ki:
- bu girişim kabul edilirse,
- İsviçre ile AB arasındaki ilişkiler bozulabilir,
- ekonomik anlaşmalar zarar görebilir.
SVP ise:
- İsviçre’nin kontrolü yeniden eline alması gerektiğini,
- AB’nin de İsviçre’ye ihtiyacı olduğunu
savunuyor.
Çiftçiler neden tartışmanın içinde?
Dettling aynı zamanda çiftçi olduğu için tarım konusu da gündeme geldi.
Eleştirilerden biri şu:
“Tarım sektörü yabancı işçiler olmadan nasıl çalışacak?”
Özellikle:
- mevsimlik işçiler,
- hasat çalışanları
çoğunlukla yabancı.
Dettling ise bunların çoğunun kısa süreli geldiğini ve “kalıcı nüfus” sayılmadığını söylüyor.
Ayrıca nüfus artışı nedeniyle tarım arazilerinin betonlaşmasının da büyük sorun olduğunu savunuyor.
Oylama neden tarihi önemde görülüyor?
Bu referandum yalnızca göç meselesi değil.
Aynı zamanda:
- İsviçre’nin gelecekte nasıl bir ülke olacağı,
- Avrupa ile ilişkileri,
- ekonomik büyüme modeli,
- sosyal sistemin sürdürülebilirliği
hakkında bir karar olarak görülüyor.
Bu yüzden ülkede çok sert bir siyasi kampanya yürütülüyor.
Şu an anketler yarışın oldukça çekişmeli geçtiğini gösteriyor. Özellikle:
- kırsal bölgeler,
- muhafazakâr seçmenler
girişime daha sıcak bakıyor.
Büyük şehirlerde ve iş dünyasında ise karşı çıkanların daha fazla olduğu belirtiliyor.
İsviçre
Zürich’te STBC Genel Kurulu ve Ekonomi Forumu Düzenlendi
12 Mayıs 2026 tarihinde Swiss Turkish Business Council (STBC) tarafından Zürich Opfikon’daki Dorint Airport-Hotel Zürich’te düzenlenen Genel Kurul toplantısı ve Swiss–Turkish Business Forum programı yoğun katılımla gerçekleştirildi.
Üyelere özel gerçekleştirilen Genel Kurulda derneğin faaliyetleri değerlendirilirken, yeni dönem hedefleri ve İsviçre–Türkiye ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik stratejik konular ele alındı. Yapılan seçim sonucunda Beat Wechsler, STBC Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
Genel Kurul kapsamında ayrıca 1 Aralık tarihinde düzenlenecek forum programının konu başlığı katılımcılara duyuruldu. Bu kapsamda, 1 Aralık etkinliği kapsamında Türkiye’nin yerli otomobil markası Togg’un tanıtımının yapılacağı ve katılımcılara aracı yakından görme ve inceleme fırsatı sunulacağı ifade edildi.
Genel Kurulun ardından düzenlenen Swiss–Turkish Business Forum kapsamında dünya ekonomisinin güncel görünümü ve Türkiye’deki yatırım fırsatları masaya yatırıldı.
Forumun konuşmacıları arasında:
Dr. Osman Nuri Beyhan
T.C. Bern Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri olarak görev yapan Dr. Beyhan, Türkiye’nin dış ticaret politikaları ve İsviçre–Türkiye ekonomik ilişkilerinin gelişim potansiyeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ricardo Castillo
Mirabaud Wealth Management’ta Yatırımlardan Sorumlu Direktör (Directeur des investissements) olarak görev yapan Castillo, küresel yatırım trendleri, sermaye piyasalarındaki gelişmeler ve Avrupa ekonomik görünümüne dair analizlerini paylaştı.
Etkinlik, Hotel Dorint bünyesindeki “Basilico” restoranında gerçekleştirilen yemekli networking programı ile devam etti.





-
Gündem1 Jahr agoTELEGRAM’DA ŞOK EDEN GRUPLAR: TECAVÜZ AĞLARI VE K.O. DAMLALARI
-
Ekonomi2 Jahren agoİsviçre’de Maaş Dengesi: Ortalama bir Kişinin Maaşı 6788 CHF
-
E-Dergi2 Jahren agoİsviçre’nin Sesi Şubat 2024
-
İsviçre2 Jahren agoDünyanın En İyi Sağlık Kurumları: İlk 250 Hastane Sıralamasında İsviçre’den 10 Hastane
-
Yaşam2 Jahren agoKıskanç Kaynana Belirtileri: Gözden Kaçırmamanız Gereken 10 İşaret
-
Gündem1 Jahr agoERDOĞAN KARŞITI PAYLAŞIMLARI SIĞINMA BAŞVURUSUNDA HAKLI GEREKÇE OLARAK GÖRÜLMEDİ
-
Dünya1 Jahr agoMETA’NIN COVİD-19 AŞILARIYLA İLGİLİ YANILTICI BİLGİ KARARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYOR MU?
-
Gündem1 Jahr agoTÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMA BAŞVURULARINA GETİRİLEN SERT UYGULAMALARA TEPKİ


